1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 2  |
 |
hurşit saral
16 yıl önce - Pts 01 Oca 2007, 12:49
Merhaba arkadaşlar.
Sizlere, aşagıda yazılı özel adları veriyorum.
Bu adlar, size neyi çağrıştırıyor / anımsatıyor.
Elbette ki, bilmeme hakkınız saklıdır.
Ama, konumuzla çok ilgili.
Sevgilerimle
Büyük Afşın
Aşnaş et-Türki
Boğa es-Sagir
Kasımoğlu Şuca
Vasıf et-Türki
Otamış
Bagir et-Türki
Samerra.
|
 |
MürselErsagun
16 yıl önce - Pts 01 Oca 2007, 13:22
Türk - Arap ilişkileri konusu beni de çok düşündürmüştür.
Birçok Arap ülkesine gittim. Çok iyi dostlarım var Arap. Onlarla da bu konusuyu tartıştım hep. Bizi sevmemekte haklı oldukları yönleri var. Biz kendi tanıtımımızı iyi yapamayoruz. Müslüman kardeşlerimiz diyoruz ama onların açısından baktığımızda Türkiye hiç de öyle görünmüyor. Mesela Kuzey Afrika. Fransa çok kısa sürede dilini öğretmiş bu sayede çok kolay dejenere etmiş onları. İzledikleri uydu kanalları arasında hiçbir Türk televizyonu yok. Ne gariptir ki Kürt tv leri Arapların izledikleri uydularda. Elçiliklerimiz iyi çalışmıyor. Onların bizi kötü tanımasının en büyük sebebinin yine biz olduğumuz kanısındayım. Araplar hep başkaları tarafından yönetilmeye alışık milletler. İngilizler, Fransızlar bunda çok başarılı olmuşlar. Osmanlılının yüzyıllarca Araplara yardım etmesine ve daha sonraları İngiliz, Amerikan ve Fransızların onları sömürmelerine katliamlara varan işgencelerine rağmen hala onları seviyor ve bizden nefret ediyor olmaları bizim başarısızlığımız. Bunun yanında eski kuşaklardan aklı başında az da olsa bize muhabbet besleyenleri de yok değil. Istanbul'da bir Fas'lı ile konuştum : ''Benim İstanbul'a gelmeme, O muhteşeme Devlet Osmanlı'nın başkenti nasıl bir yer acaba'' düşüncesiydi. ''O aşk beni buraya getirdi'' diyordu. Adamdaki Osmanlı sevgisini düşünebiliyor musunuz? Yine Cidde de bir Ürdünlü ile karşılaştım. Bir yerde oturuyordum. Geldiyanıma oturdu. Biraz konuştuk. Nereli olduğumu sordu. Türkiye dediğimde ayağa kalktı ve beni kucaklamak istedi. Osmanlının torunun yanında oturmaktan haya ederim dedi. Saygının bu kadarı beni çok şaşırttı doğrusu.
2 farklı düşünce var hakkımızda.
1-) Osmanlı iyiydi, Cumhuriyetle birlikte Türkler islamdan uzaklaştı, bize sırtını döndü Avrupalı hristiyanlarla birlikte hareket ediyor.
2-) Osmanlı yüzyıllarca bizisömürdü. Şuanda da Türkiye'nin Avrupalı herhangibir hristiyan ülkeden bir farkı yok.
Evet maalesef onların penceresinden bakıldığında bizim durumumuz bu. Böyle olmadığını ancak biz anlatabiliriz.
Biz yıllarca Araplar bizi arkamızdan vurdu deyip koskoca Arap alemine sırtımızı dönmüşüz. Küsmüşüz onlara. Oralardaki nüfuzumuzu ve o çok büyük pazarı kaybetmişiz. Çok alıngan ve duygusal bir millet olduğumuz açık. Ama bu bize çok şey kaybettirmiş halen de kaybettiriyor.
|
 |
halil2006
16 yıl önce - Pts 01 Oca 2007, 21:20
| Alıntı: |
| Biz yıllarca Araplar bizi arkamızdan vurdu deyip koskoca Arap alemine sırtımızı dönmüşüz. Küsmüşüz onlara. Oralardaki nüfuzumuzu ve o çok büyük pazarı kaybetmişiz. Çok alıngan ve duygusal bir millet olduğumuz açık. Ama bu bize çok şey kaybettirmiş halen de kaybettiriyor. |
Dünkü yazımda bahsetmek istediğim şey buydu,maalesef bu bize birçok firsat kaybettiriyor,üstelik bunun böyle olmasını yani Araplarla aramızın soğuk olmasını,işbirliği içinde olmamamızı Batı herşeyden daha fazla istiyor,yani biz Batı`nın ekmeğine yağ sürüyoruz bu şekilde davranmakla.
|
 |
hurşit saral
16 yıl önce - Çrş 03 Oca 2007, 16:05
mrh. Arkadaşlar.
Türk-Arap ilişkileri üzerine pekçok arkadaşımız görüşlerini belirttiler.
Ben, sizlere, olabildiğimce nesnel bakış açısıyla yazmak istiyorum.
Türkler İslam olduktan sonra, İslam İmparatorluğuyla bazı ilişkiler içinde olurlar. Özellikle İnanönder Mutasım dönemi ve yüzelli yıl sonrasında bu ilişkiler Askeri anlamda çok gelişir. Nehirötesi'nden toplanan bu Türkler; İnanönder / Halife'nin özel korumalığını yapıyorlardı.
İmparatorluktaki özel kuvvet sayısı bazı dönemler, 12-40 bin kişilik güç durumuna gelir. Bugünkü Samerra kenti Türkler için kurulur.
Tarih Toplumbilimi'nin kurucusu İbn Haldun'un da belirttiği gibi; İmparatorlukların ortalama gelişim hizi 100-150 yıldır. Sonrasında Saray ve çevresinde "zafiyet" başlar. [Bazı ayrık durumlar; Osmanlı, Çin, İngiliz, Harsburg vb İmparatorluklar özel koşulları gereği, görülebilir]. Bu da, aşağıya doğru halk'a değin sürer gider. İslam İmp. Abbasılerle birlikte artık genişleyememe hastalığına düşmüştü.
Emevilerde biçimlenen; "Soylu Arap-Diğerleri Mevali" anlayışı, Abbasiler'de de sürer. Türkler, Saray'a geldikten sonra [varoluşları gereği], hemen önemli konumlara gelir. Kısa sürede İmparatorluk Başkomutanlığı orunu'nun sahibi olurlar. Erinç'e ve Kibir'li yaşama alışık olan arap soylu sınıfı ve kısmen halk bu yeni konumdan hoşnut olmaz.
Bir önceki yazımda belirttiğim gibi, Afşın, Boğa, Aşnaş vb. Türk komutanlar çok erklidir. Artık İmparatorlukta, Türk Fırkası / Partisi-Arap Fırkası savaşımı vardır. [ Aslında bu tür savaşım tüm imparatorlukların genel özgünlüğüdür. Selçuklular'da Türk-Acem, Osmanlılar'da Türkmen-Devşirme savaşımı biçimindedir. Aynı olgular Hristiyan İmparatorlukların'da da görülür.]
Türk Fırkası ve komutanlar İnanönderleri kukla gibi oynatırlar. Kah azlederler, kah Halife yaparlar. Kıpırdanışları ise kanla yokederler. Bu dönemde ya doğrudan asılarak / boğularak ya da dolaysız yönlerden halifeleri öldürtürler. Bu 150 yıl içinde yatakta ölen inanönder pek görülmez.
Halk Türklerden nefret eder.
Elden birşey gelmeyince bu nefret kuşaklar boyu sürer. Eski görkemiyle dünyanın sayılı uygarlığını kuran, kısa sürede Arap vahasından İspanya bağlarına; sanat, felsefe, yontu, şiir, kitap, bilim götüren bu uygarlık halkı; şimdi mutsuzdur.
Selçuklu'da da durum değişmez. İnanönder göstermeliktir.
Osmanlı'da durum değişir mi? Sizce. Hele Yavuz'un da Halife katletmesi, işin tuzu biberi olur.
Aşiret reisinin Osmanlı protokolündeki yeri; yeniçeri çavuşuyla yanyanadır. Mekke emiri'nin muhatabı Bugünkü Asb. Bş.Çvş. tur. Ve Osmanlı, devlet protokolüne çok sıkı bağlıdır.
En sonunda Cemal Paşa, savaş gereği olduğunu söylese de, Kudüs, Beyruy ve Şam'da çok fazla Arap soylusunu astırır. bunların pek çoğu Osmanlı karşıtı da değildi. Üstelik. Bu son yıkım çok büyük karşı-anlayışlar doğurur Türk-Arap ilişkilerine.
Kurtuluş Savaşı sonrasında İngiliz, Fransız ihanetini gören Araplar / özellikle Şerif Hüseyin Çocukları; Mustafa Kemal'e, "Bizi kurtar, yine başımızı geç" der. Atatürk'ün yanıtı şöyle. "Önce kurtuluş savaşınızı yapın, ulus devlet olun, sonrasında her tür ilişkiye hazırız" der.
Yakın Tarih ilişkilerimizi, doğrusu, biliyorsunuz.
Geldik bugüne.
Not: Merak eden ya da kuşku duyan her arkadaşıma, özel ileti'den Türk-Batı-Arap kaynaklarından, Kaynakçalarımı gösterebilirim.
sevgilerimle.
Hurşit Saral
|
 |
diga
16 yıl önce - Cmt 06 Oca 2007, 02:43
Bize araptan ne kadar dost olacagini tarih gösterdi bundan sonra olmasak ne olur.?
|
 |
Hakan86
16 yıl önce - Cmt 06 Oca 2007, 04:49
Benim Bir sürü Arap arkadasim var aslinda Halk icinde Türkler seviliyor ama Türkiye laik devlet olduktan sonra arap devletlerle arasi acilmistir.Ama osmanlinin da o dönemde yanlisliklari olmustur.
|
 |
gezginn
16 yıl önce - Cmt 06 Oca 2007, 05:35
Hursit bey'in yazdiklarina baktigimiz zaman, bizim zemzem suyu gibi berrak olmadigimiz ortaya cikiyor. Ozellikle de bu insanlarin ileri gelenlerinin maruz kaldigi uygulamaya bakarsak, ne ektiysek onu bicmisiz. Tabi bu olaylar 1000 yillik surecte olusan olaylar. Turkiye'de oyle bolgeler var ki, dunyada insanlik bakimindan esi benzeri yok, ama ne yazikki bunun tersinin oldugu bolgelerde hayli fazla.
Bolgemizde gelisen son olaylari ele aldigimizda, bugun MIT mustesarininda dedigi gibi, konumumuz ve tarihsel sorumlulugumuzdan dolayi bazi olaylara sirtimizi donemiyoruz. Ama Turkiye Cumhuriyeti ve insanlari buyuk bir ulke ve bunlarin ustesinden gelebilecek güçtedir. Gecmiste yaptigimiz hatalari tekrar etmedigimiz surece, icinde bulundugumuz cografyaya essiz katkilarimizin olacagi bir gercek. Burada da Husnu bey gibi tarihçilerimize buyuk gorev dusuyor.
Yoğunluğumdan dolayi sitede fazla yorumlara katilamiyorum. Ama gozlemledigim bir sey var ki, aşiri uçlara eğilimler soz konusu. Türkiye, bu yapıda oluşumları geçmişte yasadi ve bize en az bir 20 yila mal oldu. Turk'un Turk'ten başka dostu yoktur gibi sozler bana çok gulunç geliyor, buna karşilik Turk'un Turk'e yaptigini bir baskasi yapmaz diyesim geliyor tecrubesini de yasiyarak.
Yurtta sulh, cihanda sulh diye Atamizin lafi var ama son 5 yila kadar hic bir komsumuzla aramiz iyi degildi. Bizede ilkokulda bunu ogretirlerdi ovunerek.Cok sukur ki son yillarda bunu gorenler cikti ve bu lafi gururla soyleyebiliriz. Osmanlinin kontrolunde kalmis ulkelerden tanistigim cogu insanin Osmanli'ya karsi bi onyargisi var. Belki uzak cografyada ki insanlara o kadar etkimiz olmamis olabilir ve Osmanli'ya karsi bir nefretleri soz konusu olmayabilir. Ama yakin cografyadaki insanlarin cogu, diyebilirim ki Osmanli'yi anmak bile istemiyor. Burada da aklima, hadi biri yanlis, ikisi yanlis ama hepsi mi yanlis diyesim geliyor. Bu arada bazi tanistigim Turklerden de Osmanli icin, "Osmanli farkli bir devletti, biz Turkiye Cumhuriyetiyiz.Onlarin yaptiklari bizi baglamaz" gibi gulunc aciklamalar duydum.
Osmanli yonetiminde bulunan ulkelerdeki insanlarla tanistiktan sonra ve Husnu Hocamin iletisini okuduktan sonra gorunen o ki, bizimde sorumlulugumuz altindaki insanlara karsi yanlislarimiz varmis. Umuyorum, ulkenin yonetimine gececek insanlarin bilinclenerek ayni hatalari yapmasi soz konusu olmaz. Konu icin tesekkur ederim. Saygilarimla.
|
 |
omcelik
16 yıl önce - Cmt 06 Oca 2007, 12:08
Her ne kadar olay başka yönlere çekilmek istensede benim bakış açım bu istiklal vaat edilen milletin önüne engel konulmaz
Köksal ÇELİKTEN Bey çok güzel yazmış.Belki yorumuma çok kızan arkadaşlar olacak ancak Osmanlı tarihini içerisinde savaş olmayan bir sahife okumadan geçebiliyormusunuz, Türkiye ile problemi olmayan hiç bir sınır komşumuz varmı düşünmek lazım bence galiba bundan iki yıl önce TRT 1 de bir programdı yunanistanda çekim yapmışlar bir yunan vatandaşına Türklere karşı neden bu kadar kin duyuyorsunuz diye bir soru yöneltti spiker ,yunanlı da siz 600 yıl başka bir devletin yönetiminde kalsanız yada esiri olsanız kin duymazmıydınız diye cevap verdi.Çoğu arkadaşım şimdi bana biz onlara adaletli davrandık diyebilirler ama herşeyin başı kendi vatanında hür ,özgür ve kendi seçtiğin insan tarafından yönetilmektir.Ben şahsım adına bir ingiliz yada amerikan sömürgesi olmak istemezdim dünyaları önüme serseler bile.Saygılarımla;
|
 |
Kemal Bayır
16 yıl önce - Pzr 07 Oca 2007, 15:14
Umarım yararlı olabilirim.
Hiçbir olayı kendi yaşandığı koşullar haricinde irdeleyerek, doğru karar vermek mümkün değildir.
İnsanoğlu bu küçücük dünyada, yaradılıştan bu yana, hep bir taraflara gitmiştir. Kuzeye, güneye,
batıya, doğuya, hatta denizler ötesine, şimdilerde uzaya. Bu yürüyüşleri, karın doyurma (avcılık ),
iklim bozulmaları, daha bereketli toprak gereksinimi, bulundukları yere sığışamama, bulundukları
yerdeki tehditler, merak, ganimet veya çapulculuk sevdası... gibi konular gerektirmiştir.
Bütün bunlar, ulus bilincinin, kendi egemenliklerini, büyüklüklerini ve dini inançlarını başkalarına
kabul ettirme amaçlarının olmadığı çağlarda başlamıştı. Aslında insanoğlunun bu yürüyüşü,
farkında olmadan "Uygarlık kapılarını" arama yürüyüşleri idi.
Biri tekerleği bulmuştu ama sadece çocuk oyuncaklarında kullanabiliyordu, çünkü bulunduğu yerde
koşuma uygun hayvan türü yoktu. Biri yazıyı bulmuştu ama yaygınlaşması için diğer alt koşullar
yoktu. Yontma taştan-Ateşe, Tekerlekten-Arabaya, Yazıdan-Bilime, Metal İşlemeden-Füzeye...
Hep insanoğlunun birbirleri ile yakın ilişkileri (dostluk, ticaret, savaş) sonucu zincirin halkaları birbirini
tamamlamıştır. Diğer insan gurupları ile ilişkiden uzak kalan guruplar, 18.-19. ve 20. yüzyıllarda bile
hala yontma taş devrini yaşıyorlardı.
Doymadığı, öldürmediği sürece öleceğini, işgal etmediğinde işgale uğrayacağını, sömürmediğinde
de sömürüleceği kavrayan insanoğlu, gücünün nispetinde o günün koşullarını yaşamak zorunda
kalmıştı. Savaşçı olmayan kavim ve ırklar yeryüzünden silinmiş, diğerleri de doğanın bu yasasına
uymak zorunda kalıp, savaşçı yönlerini geliştirmişlerdir. Bu gün geriye baktığımızda dilediğimize
barbar diyebiliriz, bize de isteyen istediğini söyleyebilir ama en başta ne dedik, geçmişin, bu
günkü değerlerle yargılanması, en büyük hatadır.
Şimdi kalkıp da, Türk’lere Asya'da oturmak varken ne işin vardı da dünyaya yayıldın
denilemeyeceği gibi, İslam İmparatorluğu'na İspanya'da ne işin vardı, Haçlı seferlerini yapanlara
Orta Doğu'da ne işin vardı, Osmanlı'lara Avrupa'da ne işin vardı, İspanyollara Güney Amerika'da
ne işin vardı, Batı Avrupalılara Kuzey Amerika'da ne işin vardı... konuya gelecek olursak,
yine Osmanlı'lara Arabistan'da ne işin vardı, denilemez.
Ama bütün bu hareketler, güle oynaya, gönül rızası ile olmuş hareketler değildi tabi.
Haçlılarla Kudüs’te Kan Selleri akarken, İspanyol'lar ve Batı Avrupalılar Amerika kıtasında
ırkları yok etmişlerdir. Sınır boylarındaki akıncılarımızın yapmak zorunda oldukları görevleri
hatırlatmakta (Nobel'e falan aday değilim) yarar umarım.
Hep sıkışıldığında söylenir:
Resmi tarihe bakmayın. Falanca yazara bakmayın. Gerçeği tarihe bırakalım.
Olaylara bakmak istediği taraftan bakmak isteyenler, her çeşit tarihi belge, yazılmış kitap veya
söylence bulabilirler. Hatta bazıları objektif-tarafsız olmak da istemeyebilir. Bazıları bilimsel
yaklaşım tarafında da olmak istemeyebilirler. Hatta ben, şu satırlarımla taraflı veya bilimsel
yaklaşıma ters düşüyor da olabilirim. Ancak hiç kimse bir fincana bir fincanın alabileceğinden daha
fazla, bir varile de bir varilin alabileceğinden daha fazla madde koyamaz. Dikkat ederseniz her kabın alabileceği madde miktarı farklıdır.
Dünya'da bir kan davası sürüp gidiyor. Bizde de öyle. Kan davasına son verilmediği, sizinkiler,
bizimkiler tartışmasını sürdürdüğümüz sürece, diğer yazılarımda da belirttiğim gibi, "başkalarının
ekmeğine yağ sürmekten" öteye gidemeyiz.
1912 yılında Sadaret kaleminde katip, 1. Dünya Savaşı öncesi bir yazar olan Falih Rıfkı Atay,
savaşla birlikte, 4 yıl Cemal Paşa’nın yanında çalışmış, ZEYTİNDAĞI isimli kitabında
Osmanlı’nın Arap Yarımadası’ndaki son durumunu bizlere bütün samimiyeti ile aktarmıştır.
Konuyu, kitabı fazla deşifre etmeden bir iki alıntı ile bağlayacağım :
"Osmanlı İmparatorluğunda itibar, azınlığın imtiyazı olduğu için ve Türk unsuru imtiyazsız olduğu
için herhangi bir Müslüman azınlığın çocuğu olmak, Türk olmaktan faydalı idi."
"Suriye, Filistin ve Hicaz'da :
- Türk müsünüz?
Sorusunun birçok defalar cevap :
- Estağfurullah! İdi."
"Osmanlı imparatorluğu buralarda, ücretsiz tarla ve sokak bekçisi idi."
"Birkaç devlet bir memlekette adam tüccarlığına başladığı zaman, altına avuç açanlar çok olur.
Fakat bunları ciddi bir hareketin şefleri diye saymak doğru değildir. Biz bu hatada bulunduk."
"Hele çöl bedevilerinin altın ve kıymetli taştan başka dinleri yoktur.
Şeyh size kim olduğunuzu sorar. İngiliz misiniz :
-Yaşa İngiliz!
Türk müsünüz,
-Yaşa Türk!"
Kitapta bir gerçek daha vurgulanmakta, Osmanlılarda Türk unsuruna, CESARETİ, KAHRAMANLIĞI ve
SAVAŞÇILIĞI ile bu günkü terimle "tetikçi" olarak bakılmış, bütün Anadolu, Kanıyla, Canıyla, eti,
sütü ve alın teri ile bu gün bizim olmayan Avrupa ve Asya'daki toprakların mamur ve müreffeh
olması için kullanılmış, Anadolu ve Anadolu İnsanı her açıdan çok ama çok ihmal edilmiştir.
Okumak değil, bilmek değil muhakeme ve tartışabilme yeteneklerimizi geliştirmeliyiz.
Hele, okumadan, bilmeden söylemlerde bulunmaktan kesinlikle kaçınmalıyız.
Böylece hem birbirimize, hemde Ülkemize çok daha fazla katkımız olabilir, kanısındayım
|
 |
ftmalan
16 yıl önce - Cmt 13 Oca 2007, 16:59
Araplar hakkındaki düşüncem bize resmi tarihle verilmiş olan "ihanet eden bedeviler"di yıllarca. Hem de biz onların yüzyıllarca hamisi olduğumuz halde!
O zaman bugün yaşadıklarını da haketmişlerdi!!!.......
Ama yine de bu şekilde dışlamak beni rahatsız ediyordu.
Nihayetinde bizleri birbirimize bağlayan başka büyük bir manevi bağ daha vardı; din.
Aynı dine yani İslama inanmış iki millettik. Gerçi buna da bir cevap vardı;
Türk İslam'ı ile Arap İslam'ı çok farklıydı ve bize göre onların inandığı şekil sapıklıktı.
Yani onlardan nefret etmekte vicdanen huzursuz edecek bir unsur kalmıyordu bizler için.
Farklı İslami inanç kısmının itikadi bir tartışma olduğu ve bu başlık için geçerli olmadığı düşüncesi ile bir tarafa bırakarak, siyasi ve sosyal ilişkiler çerçevesinde kendimce bulduğum cevapları paylaşmak isterim.
Ben 12 Eylül İhtilalinin sonucunda okutulan Milli Tarih dersleriyle yetişen nesildenim.
Gerçi hala bu anlayış devam etmek ya...
Adı üstünde okutulan tarih Milli olduğu için konuların hepsi sadece ve sadece Türk devletleriydi.
Bu arada yanlış anlaşılmasın "Milli" kavramına veya "milliyetçi"
olmaya herhangi bir düşmanlığım yoktur ve hatta oldukça milliyetçiyimdir de
Ancak bugün kafamı karıştıran sorular ve bunların cevapları karşısında bu eleştirileri yapma ihtiyacı hisseden bir Türküm.
Türk Devletleri dışında bir dünya pek yoktu bu ders programlarında.
Olanlar bir paragraflık anlatımlarla geçiştirilmekteydi.
Çin denen binlerce yıllık medeniyet aramıza sızmış çinli prensesler çerçevesinde düşmanlardı,
bugünkü İran'ın ataları olan Persler sadece isim olarak vardı,
Batı dünyası bizimle giriştikleri savaşlar kadar dünyamızdaydı ve
elbette Araplar da Osmanlılar öncesi bir kaç hanedandan
oluşmuş(Emeviler, abbasiler gb) devletçiklerdi.
Biz cengaver korkusuz Türkler halifenin korumasında aktif rol alarak
askeri gücünü oluşturmuş, zamanı geldiğinde de kendi medeniyetimizi kurmuştuk.
Ortaokul ve lise yıllarında hatırladığım tarih bu şekildeydi........
Ama şu sıralar biraz özel merak biraz da yaşadığımız dünyayı yorumlayabilme çabaları çerçevesinde tarihin bu olmadığı anlamış bulunmaktayım. Bu müfredat çerçevesinde yetişmiş nice insan için hala yukarıdaki kabuller geçerli ve tabi Araplar da hain!
Araplarla ilişkiler içinde yaptıklarını savunmuyorum ama
olayı tek bir bakış açısıyla değerlendirmenin
kimsenin özellikle de bizim yararımıza olmadığını düşünüyor
ve bu durumu da farklı bir çok açıdan değerlendirmemiz gerektiğine inanıyorum.
Sadece Türklerle değil kendi içinde yer alan farklı kabile inançlarla da iyi ilişkiler
kurulmasının istenmediğini, bunun ise bu gün bütün arap topraklarında yaşanan olaylarla açık seçik ortada olduğunun herkes farkında. Arapların kabilecilik inadının varlığının buna tuz biber olduğu da gerçek.
Osmanlı'nın yönetim rejiminde de bir şeylerin yanlış olduğu açıktır ki, sömürdüğü dahi iddia edilmekte.
Babasının görevi nedeniyle Bağdatta doğmuş ve
hayatının uzun bir dilimini Bağdat, Şam, Cidde gibi şehirlerde geçirmiş
arkadaşımla bu konuları konuşurken arkadaşım
Osmanlının bu ülkelerin insanlarıyla ilişkilerinin kabile-aşiret reisi bünyesinde kalmış olduğunu
ve halkla diyaloğunun olmadığını ve dolayısıyla iletişim konusunda yaşanan bu kopukluğun geri dönüşünün her iki taraf içinde iyi olmadığını söylemişti.
İlginç ve dikkate alınması gereken bir görüş olarak görüyorum bu açıklamayı.
Karşılıklı yaşanan olumsuz bakış açısının kısa vade de pek değişek gibi görülmemekte. Ancak diplomasi yoluyla devletlerin karşılıklı menfaatle irtibat kurarak ilişki tesis etmeleri gerektiğini düşünüyorum.
Çünkü bugün bu bölgede yaşanan her olayın bizi de yakından ilgilendirdiği gerçektir ve
duygusal ve hamasi kabul ve laflarla ilerlemek ve yarar sağlamak devletler ve pek tabi insanları için geçerli değildir.
En son ftmalan tarafından Cmt 13 Oca 2007, 19:25 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
|
 |
sayfa 2  |
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
|