Ana Sayfa  



Atilla DÜNDAR



Çrş 27 Arl 2006, 11:13   Atatürk'ün Ankara'ya Gelişi



Birinci Dünya Savaşı sonunda yurdumuz yenilmiş sayıldı. Düşmanlar dört bir yandan vatanımıza saldırdılar. Sevr Antlaşmasına göre yurdumuzun düşmanlar tarafından bölünmesi kararlaştırıldı.
Urfa, Antep, Maraş, Adana, Antalya ve Osmanlı Devleti’nin merkezi İstanbul işgal edildi. Yunanlılar 15 Mayıs 1919’da İzmir’e girdiler.

Yurdumuzu bu durumdan kurtarmak ve halkla el ele vermek için, Atatürk 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktı. Halk tarafından büyük bir coşkuyla karşılanan Atatürk, 12 Haziran 1919’da Amasya’ya geldi. Burada alınan kararlar 22 Haziran 1919’da Amasya Genelgesi olarak yayınlandı.
Daha sonra Erzurum’a geçen Atatürk, 23 Temmuz 1919’da Erzurum Kongresini, 4 Eylül 1919’da da Sivas Kongresini topladı. Bu kongrelerde milli iradeye dayalı hükümet kurulması ilk hedef olarak belirlendi. Tüm illere telgraflar çekilerek halkın kendi adına karar verecek temsilcileri seçmesi istendi. Seçilen temsilcilerin toplanacağı bir yer gerekliydi. Ankaralılar Atatürk’ü ve temsil heyetine seçilenleri Ankara’ya davet ettiler.
(Kaynak : Ankara Valiliği)

Atatürk Kurtuluş Savaşı’nın en iyi Ankara’dan yönetileceği inancındaydı. Yurdumuzun tam ortasında ve cephelere de eşit uzaklıktaydı. Tüm illerde haberleşme ve ulaşım olanağı yoktu. Bu düşüncelerle Atatürk ve temsil heyetinin üyeleri 27 Aralık 1919’da saat 14.00’de Dikmen sırtlarından Ankara’ya geldi.
Ankara ve çevresinin tüm halkı, Atatürk’ü ve temsil heyeti üyelerini büyük sevgi ve sevinç gösterileri ile karşıladılar.davullar çalındı, oyunlar oynandı, seğmenler gösteriler yaptı.
Bu karşılama Ata’yı çok duygulandırmış, tüm karşılayanlara teşekkür ederek içinde bulunduğumuz durumu, bundan nasıl kurtulacağımızı belirten bir konuşma yapmıştı.
Atatürk’ün Ankara’ya gelişi, Kurtuluş Savaşı dönemindeki en önemli olaylardan biridir. Çünkü Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kuruluşu Türk ordusunun kurulup hazırlanması çalışmaları Ankara’da yapıldı. Ankara milli mücadelenin merkezi haline geldi. Kısaca Ankara o günlerde başkentlik görevini üstlenmiş oluyordu.
Her 27 Aralık günü Ankaralılar için bayram gibidir. Her yıl hazırlanan programlar çerçevesinde. Seğmenler gösteriler yaparlar. Şehir baştan başa bayraklarla süslenir. Atatürk koşusu yapılır. Okullarda törenler yapılır. Şehirde çeşitli şenlikler yapan halk bu mutlu günü sevgi ve coşku ile kutlar. İşte bugün 27 Aralık 2006...Atatürk'ün Ankara'ya gelişinin 87 nci yıl dönümü...


 mesajı beğendiniz mi?
Alev06




Prş 28 Arl 2006, 14:56   Seğmen Kostümleri

Atatürk'ün Ankara'ya gelişinin 87. yılı dolayısıyla tarihi Abidinpaşa konağında,Ankara Kulübü tarafından,Seğmen kostüm ve aksesuarları sergisi açıldı.Yarın akşama kadar açık.İlgilenen arkadaşlarıma duyurmak istedim.

 mesajı beğendiniz mi?
galpay




Prş 28 Arl 2006, 15:16  

.
 
.


 mesajı beğendiniz mi?
güçlükaya



Cum 26 Arl 2008, 22:33   Atatürk'ün Ankara'ya Gelişinin 89. Yıl Dönümü

Takvim, 27 Aralık 1919 Cumartesi.
Hava açık, ılık. Birkaç gün önce sepeleyen kar tutmamış.
Halk, Çankaya bağlarının batısındaki Kırşehir yoluna açılan yokuş boyunca akın akın yollarda. Kulaklar minarelerde. O tarihi anı, selalarla bütün Ankara’ya müezzinler duyuracaktı.
Mustafa Kemal’i karşılamaya çıkanlar arasında bölük bölük seymenler göz alıcı bir biçimde. Hepsi de çakı gibi. Kimi atlı, kimi yaya. Kiminin sağ omzunda baltaları asılı, kiminin “Martini” tüfekleri çapraz. Şal kuşaklarında hançerleri parlıyor. Gözleri gibi.
Elbas köyünden usta davulcular gelmiş. Abdal Hasan’lar, Deli Haydar’lar, Kara Mahmut’lar, Mohaç’tan, Çaldıran’dan, ya da bir başka er meydanından.
Sabırsız bir bekleyiş bu.
Saatler öğleden sonra üçü on geçeyi gösterirken, o selalar duyuldu. Cümle halk arasında bir dalgalanma oldu. Yokuş başına doğru bir yüklendi Ankara. Bir sevinçli telaş, bir büyük heyecan.
Uzaklarda bir motor gürültüsü vardı. Sonra, korna sesleri. Evet, geliyordu Mustafa Kemal.
“Bandırma” vapuruyla Samsun’a gelen Osmanlı Paşası o “Miralay Mustafa Kemal Hazretleri” değildi bu gelen. Anadolu hareketini başlattığı için boynunda sarayın “idam fermanını” taşıyan, bütün rütbelerinden istifa etmiş ve “Milletin bağrına dönmüş bir fert olarak” sadece Mustafa Kemal’di.
Kutsal kavgamızın. “Kurtuluş Savaşı”nın hazırlığını tamamlamıştı. Ankara, bu hazırlığın doruk noktasıydı. Yaralı bir ulus, artık onun önderliğinde buradan şahlanacaktı.
Samsun’da bir hurdalıktan alınan, her parçası bir başka yerde bulunmuş, üstü açık, köhne otomobili yaklaşınca heyecan son haddine varmıştı. Davullar çok daha coşkuyla vuruyor, cümle tezahurat birbirine karışıyordu.
Gülümsüyordu Mustafa Kemal, henüz 38 yaşındaydı ama, yüzünde, nice savaş meydanının tandırında yoğrulmuş bir başka olgunluk vardı. Mavi gözleri çelik pırıltısıyla yanıyor, kalpağının iki kenarında, şakaklarında uçuşan başak rengi saçları, güzel yüzüne bir başka anlam veriyordu.
Yokuş başında, seymenlerin önünde durdu. Otomobilden indi. Onlara doğru ağır ağır yürüdü.
Hepsi bir anda esas duruşa geçtiler. Her soluk tek can olmuştu. Bütün gözler, onun gözlerinde düğümlüydü. Vakur ve sert bir sesle:
- Merhaba efendiler! dedi.
- Sağol Paşa Hazretleri...
- Arkadaşlar! Buraya neden geldiniz?
- Millet yolunda can vermeye geldik!
- Fikrinizde sabit misiniz?
- And olsun.
... Ve, işte o zaman Mustafa Kemal’in gözleri ilk kez yaşardı. Zincir kabul etmeyen bu ulus, onun peşinde, gerekirse ölüme bile, göz kırpmadan gidebilirdi.
Metin SOYSAL
(Yıllarboyu Tarih Dergisinden Alıntıdır.)


Atatürk'ün Ankara'ya gelişi ile ilgili ayrıtılı bir makale http://www.atam.gov.tr/index.php?Page=DergiIcerik&IcerikNo=517 yine http://www.atam.gov.tr/index.php?Page=DergiIcerik&IcerikNo=494 bu makalede mevcut.

Atatürk'ün Ankara'ya Geliş Yıldönümünü Kutlarım.


 mesajı beğendiniz mi?
İ.Hakkı Erdoğan



Cmt 26 Arl 2009, 00:42  

Alıntı:
Atatürk’ün Ankara’ya Gelişinin 90. Yılı Etkinlikleri…

Ankara Büyükşehir Belediyesi, Atatürk’ün Ankara’ya Gelişinin 90.Yılını Çeşitli Etkinliklerle Kutlayacak
- Program (25 Aralık Cuma), “Atatürk Ve Kurtuluş Savaşı Fotoğrafları” Sergisinin Açılışı İle Başlayacak.
- Program Çerçevesinde, Pazar Günü Anıtkabir’e Çelenk Koyma Töreni İle Dikmen Keklik Pınarı’nda Temsili Karşılama Töreni Düzenlenecek.
Başkan Gökçek, Kutlama Resepsiyonuna Evsahipliği Yapacak


Ankara Büyükşehir Belediyesi, Mustafa Kemal Atatürk’ün Ankara’ya geldiği 27 Aralık gününün 90. yıldönümünü çeşitli etkinliklerle kutlayacak. Atatürk’ün Dikmen sırtlarından seğmenlerin oyunları ve Ankaralılar’ın karşılamaları ile kente girişinin coşkusu aynı duygularla yeniden canlanacak. Sergiden konsere bir dizi etkinliğin yapılacağı bu özel gün için Başkan Gökçek de bir resepsiyon verecek.
- FOTOĞRAF SERGİSİ O GÜNLERE GÖTÜRECEK
Kutlama programı, Büyükşehir Belediyesi BELYA AŞ tarafından Zafer Çarşısı Güzel Sanatlar Galerisi’nde hazırlanan “Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Fotoğrafları” sergisi ile başlayacak. Atatürk’ün ve Kurtuluş Savaşı’nın zafer coşkusunu yansıtan fotoğrafların yer aldığı sergi yarın (25 Aralık Cuma) saat 14.00’da açılacak. Başkentliler, 2 Ocak 2010 tarihine kadar ziyaret edebileceği sergide 100’ü aşkın büyük boy fotoğrafı görebilecek.
- PAZAR GÜNÜ İLK TÖREN ANITKABİR’DE
Büyükşehir Belediyesi’nin 27 Aralık Pazar günü etkinlikleri ise saat 10.00’da Anıtkabir’e çelenk koyma töreni ile başlayacak. Ardından Atatürk’ün Ankara’ya gelişinde ilk karşılandığı nokta olan Dikmen Keklikpınarı’nda bir tören düzenlenecek. Saat 13.00’de başlayacak törende Öğretmenler korosunun seslendireceği marşların ardından protokol konuşmaları yer alacak. Beynam Ormanlarından izci ateşi yakan izcilerin Cumhuriyet fidanını ve Türk Bayrağı’nı Vali Kemal Önal’a sunmasının ardından seğmen gösterileri yer alacak ve törene katılanlar 27 Aralık Atatürk Parkına fidan dikecekler. Ardından 74. Büyük Atatürk Koşusu’nun startı verilecek.
- BAŞKAN GÖKÇEK RESEPSİYON VERECEK
Büyükşehir Belediyesi’nin 27 Aralık etkinlik programı, Ulus Atatürk Heykeli önünde Mehteran ekibinin halka açık konseri ile devam edecek. Saat 15.00’de başlayacak konser, Başkentliler’e unutulmaz bir gün yaşatacak.
Kutlama programı Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in Sherton Oteli’nde ev sahipliği yapacağı resepsiyonla sona erecek.

PROGRAM :
25 ARALIK CUMA
“ATATÜRK VE KURTULUŞ SAVAŞI FOTOĞRAFLARI”SERGİSİ Saat: 14.00
Yer: Zafer Çarşısı Güzel Sanatlar Galerisi

27 ARALIK PAZAR
ATATÜRK’ÜN ANKARA’YA
GELİŞİNİN YILDÖNÜMÜ ETKİNLİKLERİ

ANITKABİR’E ÇELENK KOYMA TÖRENİ
Tarih: 27 Aralık Pazar
Saat: 10:00

DİKMEN KEKLİKPINARI TÖRENİ
Saat: 13.00
Yer: Dikmen Caddesi/Keklikpınarı

74. BÜYÜK ATATÜRK KOŞUSU
Saat: 14.00
Yer: Dikmen Caddesi/Keklikpınarı

BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ MEHTERAN EKİBİ KONSERİ
Saat: 15.00
Yer: Ulus Atatürk Heykeli Önü

90.YIL RESEPSİYONU
Saat: 18.00
Yer: Sheraton Otel

http://www.ankara.bel.tr/Haberler/ataturk_sergi_241209.aspx

Atatürk'ün Ankara'ya gelişi ve Milli Mücadele'nin dönüm noktalarından biri olan 27 Aralık'ın 90.Yılı kutlu olsun.

“Ankara'nın ve Ankaralıların benim gönlümde bambaşka bir yeri vardır”
Atatürk


 mesajı beğendiniz mi?
İ.Hakkı Erdoğan



Pzr 26 Arl 2010, 23:17  

Alıntı:
Ulu Önder Atatürk'ün Ankara'ya gelişi dolayısıyla her yıl düzenlenen ve atletlerin zorlu etap kadar Ankara'nın soğuğuyla da mücadele ettikleri "Büyük Atatürk Koşusu" 27 Aralık günü saat 14.20'de yapılacak.

Ankara Valiliği'nden yapılan açıklamaya göre geleneksel 75. Büyük Atatürk Koşusu saat 14.20'de başlayacak. 27 Aralık 1936 tarihinde "Atatürk Koşusu" adıyla düzenlenen yarış bugüne değin aralıksız yapıldı. Yarışın özgün parkuru Ankara Dikmen sırtlarındaki Keklikpınarı mevkiinden, Atatürk'ün otomobilinden indiği yer olan Ulus Meydanı'ndaki Vilayet Konağı arasındaki 12 kilometreden oluşuyordu. Parkur bugün ise 10 bin 500 metre olarak koşuluyor.

-İLK ŞAMPİYON GALİP DARILMAZ İDİ-

75 yıl önce ilk kez düzenlenen yarışmanın galibi Ankara Demirspor atletlerinden Galip Darılmaz oldu. Darılmaz 12 kilometrelik mesafeyi 41 dakika 8 saniye de almıştı. İlk yıllarda kulüpler arasında yapılan ve Türkiye'nin simge sayılabilecek atletizm olaylarından biri olan koşu, atletizmin karşılaştığı ilgisizliğin de bir parçası olarak zamanla ilgi görmemeye başladı. Büyük Atatürk Koşusu kesintiye uğramadı ancak katılmak isteyen kulüpler, lise, meslek okulları, iki yıllık yükseköğretim okulları ve fakültelerin kız ve erkek öğrencilerine de açıldı. Bireysel olarak isteyen sporcularla yabancı uyruklu sporcular da koşuya katılabiliyor. Koşu sonunda bireysel, il bazında ve kulüp bazında sıralama yapılıyor. Pazartesi günü yapılacak koşu sonucunda dereceye giren atletlere ödülleri saat 15.30'da Ulus'taki Vilayet binası önünde verilecek.

http://www.ankarahaber.com/haber/Baskent-te-Buyuk-Ataturk-Kosusu-heyecani/77225

91 yıl önce Anadolu'nun kurtuluş mücadelesinin merkezi Ankara'ya gelen Atatürk'ümüzün “Ankara'nın ve Ankaralıların benim gönlümde bambaşka bir yeri vardır” sözü milli mücadelemizde Ankara'dan ve Ankaralılardan görmüş olduğu desteğin kendi üzerinde bıraktığı tesirin en güzel ifadesidir.


 mesajı beğendiniz mi?: +1
İ.Hakkı Erdoğan



Pts 27 Arl 2010, 20:36  

Alıntı:
Atatürk’ün Ankara’ya Gelişinin 91. Yılı Etkinlikleri…

Kurtuluş mücadelesinin en önemli günlerinden biri olan Atatürk’ün Ankara’ya gelişinin 91. yılı nedeniyle düzenlenen etkinlikler çerçevesinde Ulus Atatürk Anıtı’nda ki törende Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek anıta çelenk koydu.

-Atatürk’ün Ankara’ya Gelişinde Karşılandığı Dikmen Keklik Pınarı’nda Düzenlenen Törende
Konuşan Başkan Gökçek:
“Ankaramız Çok Daha Güzel Günlere Gidiyor”
“Belli Konularda Kararlılığımız Var. Diyoruz ki Expo Mutlaka Ankara’ya Gelmeli”

Atatürk’ün 91yıl önce Ankara’ya ilk gelişinde coşkuyla karşılandığı Dikmen Keklikpınarı’nda yapılan törende konuşan Ankara Büyükşehir belediye başkanı Melih Gökçek, “Ankara’mız çok daha güzel günlere gidiyor. Önümüzdeki günlerde Ankara için çok güzel adımlar atılacak. Belli konularda kararlılığımız var. Diyoruz ki EXPO mutlaka Ankara’ya gelmeli” dedi.

Keklikpınarı’nda yapılan törene, Ankara büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, Ankara Valisi Alaaddiin Yüksel, 4. Kolordu ve Ankara Garnizon Komutanı Korgeneral Yaşar Güler, Milletvekilleri, öğrenciler ve çeşitli sivil toplum örgütlerinin temsilcileri katıldılar.

Törende bir konuşma yapan Başkan Gökçek, Atatürk’ün Ankara’ya gelişinde Seğmenlerin gösterdikleri coşkunun Ankara’ya Başkent olma onurunu kazandırmada önemli payı olduğunu hatırlatarak, “Seğmenler Mustafa Kemal’in gönlüne girdi. Mustafa Kemal’de Ankara’yı Başkent yaparak taçlandırdı. Bunun için Atatürk’e teşekkür ediyor ve Ankara’ya tekrar hoş geldin diyoruz” dedi.

Ankara’nın son zamanlarda hızla geliştiğine dikkat çeken Başkan Gökçek, “Örnek bir kent niteliğine kavuşan Ankara 2009 yılında özellikle Avrupa Büyük Ödülü’ne layık görüldü. Geçtiğimiz ay Akdeniz Parlamenterler Asamblesi tarafından mükemmellik ödülü aldı. Biraz önce Tunus Belediye Başkanı Ankara’daydı gazetecilere Ankara’ya olan hayranlığını çok açık ifadelerle dile getirdi” diye konuştu.

“Ankara’mız çok daha güzel günlere gidiyor” Diyen Başkan Gökçek konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Sayın Valime teşekkür ediyorum. Sayın valim Ankara’ya geldiğinden beri sanki Ankara’da doğmuş ve yetişmiş, bütün ömrünü Ankara için feda etmiş bir kişi gibi bizlerle işbirliği halinde, çok güzel şeyler yapmaya çalışıyor. Bugünkü Mustafa Kemal Atatürk’ün Ankara’ya gelişi kutlamalarına da bir yenilik getirdi. Ulus’ta hep birlikte yeni bir tören daha yaptık.

Sayın Valimle birlikte ATO, ASO, Esnaf Odaları Birliği, Ticaret Borsası ile birlikte çok güzel toplantılar yaptık bu toplantıların bazılarına milletvekillerimiz katıldı. Önümüzdeki günlerde Ankara için çok güzel adımlar atılacak. Belli konularda kararlılığımız var. Diyoruz ki EXPO mutlaka Ankara’ya gelmeli, 2011 yılı içerisinde Ankara’da mutlaka dev bir fuar alanı bitmeli. Bilişim Vadisi mutlaka Ankara’da olmalı.
Ayrıca Ulus tarihi Kent Merkezi önümüzdeki 3 yıl içerisinde özellikle bir inanç ve turizm merkezi olarak da turizmimizi tetikleyen bir yer olmalı. Hayvanat Bahçesi ve Disneyland’te buna ilave edildiğinde Ankara’nın ekonomisine çok büyük katkılar sağlanacağını düşünüyorum. Bizler bunu elbirliği ile Ankaralılık ruhu ile yapacağız. Ben burada emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.
Gelecek sene burada buluştuğumuzda çok daha güzel bir Ankara ile karşılaşacağınızdan kuşkunuz olmasın. Bu yaz aylarında o kadar güzel bir sürprizimiz var ki, gördüğünüzde hepiniz hayran olacaksınız.”


Daha sonra törene katılanlara “Kahraman Ankaralılar” diyerek seslenen Ankara Valisi Alaattin Yüksel 91 yıl önce istiklal ve hürriyet aşkının Atatürk’ün 15 Mayıs 1919’da Anadolu’ya çıkmasıyla başladığını ifade etti.

Yaşanan süreci tarihten örneklerle anlatan Yüksel, Türkiye Cumhuriyeti’nin temelinin Ankara’da atıldığını vurgulayarak, “Ankara buluşması bir milletin yeniden doğuşunu ifade eder. Bu önemli buluşma dalga dalga Anadolu’ya yayıldı ve Türkiye Cumhuriyeti kuruldu” dedi.

Seymenlerin gösterileriyle devam eden törenin ardından Atatürk’ün Ankara’ya gelirken konakladığı Beynam’da Ata’ya saygı Kampı yapan Ankaralı izciler, Ankara Valisi Alaattin Yüksel’e Bayrak, Flama ve çam fidanları sundular.

Kutlama töreni, İzcilerin sunduğu çam fidanlarının, Ankara Valisi Alaaddin Yüksel, Ankara Garnizon Komutanı Yaşar Güler, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, Ankara Üniversitesi Rektörü Prof Dr. Celmal Talu, Ankara Kulübü Derneği Başkanı Metin Özarslan tarafından dikilmesi ile tamamlandı.

http://www.ankara.bel.tr/Haberler/haber_5.aspx

Alıntı:
Büyükşehir’den “Kızılca Gün Ve Ankara Şehri” Fotoğraf Sergisi…

Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin, Atatürk’ün Ankara’ya gelişinin 91. yıldönümü nedeniyle düzenlediği “Kızılca Gün ve Ankara Şehri” adlı sergi, Kızılay Metro Sanat Gelerisi’nde Başkentlilerin ziyaretine açıldı. .

Serginin ev sahipliğini yapan Büyükşehir Belediyesi Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Daire Başkanı Ahmet Recep Tekcan, açılışta yaptığı konuşmada, 27 Aralık 1919 tarihinin Kurtuluş mücadelesinin en önemli günlerinden biri olduğunu belirtti.

Atatürk’ün Ankara’ya gelişinin 91. Yıldönümünü fotoğraflarla anlatarak tarihe tanıklık yapmayı amaçladıklarını belirten Ahmet Recep Tekcan, “1919 yılına kadar olan eski Ankara fotoğraflarını sergiliyoruz.
“Kızılca Gün ve Ankara Şehri” sergisinde, Kurtuluş mücadelesinin önemli duraklarından biri olan Başkent’te 27 Aralık 1919 tarihini anlatan büyük ebatlarda hazırlanmış 110 fotoğraf yer alıyor. Sergide ayrıca tüm fotoğrafların açıklamalarıyla yer aldığı bir kitapçık hediye ediliyor.
Büyükşehir Belediyesi tarafından, Kızılay Metro İstasyonu Sanat Galerisi’nde açılan fotoğraf sergisi, 10 Ocak 2011 Pazartesi gününe kadar Ankaralıların ziyaretine açık kalacak.

http://www.ankara.bel.tr/Haberler/haber7.aspx

Atatürk'ün Ankara'ya gelişi bu güzel olaya yakışır biçimde kutlandı.


 mesajı beğendiniz mi?: +2
Süha



Pts 27 Arl 2010, 22:09  



 mesajı beğendiniz mi?
ufuk06



Çrş 23 Şub 2011, 22:50   Mustafa Kemal Atatürk ve Ankara



Atatürk’ün Ankara’ya Gelişi
ve Ankara’nın Başkent Olma Nedenleri


Dr. Metin Özaslan

Ankara Kulübü Derneği Genel Başkanı

(Bu makale, Bilge Dergisi’nin 35’nci sayısında (Kış 2002) yayımlanmıştır)





"27-Aralık" tarihi, Ulusumuz ve Cumhuriyet tarihimiz açısından son derece önemli bir gündür... 27-Aralık-1919'da Ulu Önder Atatürk Samsun'dan başlayan Anadolu yolculuğunu Ankara'ya gelerek tamamladı. Bu yolculuk aynı zamanda Milli Mücadele Projesinin hazırlıklarının yapıldığı bir süreçti... Ve Proje bozkırın ortasında, Ankara'da uygulamaya konuldu...

1919 yılında Anadolu'daki manzara genel hatlarıyla şöyleydi: Orta Anadolu'daki bir avuç toprak parçası dışında Anadolu, dönemin emperyalist güçlerince paylaşılmıştı... Hükümet Merkezi İstanbul işgal altındaydı ve Yunan orduları durmadan İç Anadolu’da ilerliyordu... Ülkenin her bir yanından işgalci güçlerin yaptığı zulme ilişkin acı haberler geliyordu... Fakat, bu haksızlık, bu zulüm bir büyük Ulusa yapılmaktaydı ve aynı Ulus, işgalci güçlere yem olamayacak kadar onurluydu ve şanlı bir geçmişe sahipti... Nitekim, Batı Anadolu'da Zeybekler, Güney'de, Güneydoğu'da ve Doğu Anadolu'da yerel milisler işgalci güçlere karşı tüm güçleriyle direniyor ve bu ağır cezanın hiçbir şekilde hazmedilemeyeceğinin işaretlerini veriyorlardı... Bağımsızlık kaçınılmazdı fakat bunu yerel milislerle ve yerel çarpışmalarla başarmak bir o kadar güçtü... Milli Mücadeleyi Ulusal Kurtuluş Savaşına dönüştürecek ve yerel güçleri toparlayacak bir lider, bir Önder gerekiyordu...



İşte bu Önder, 27 Aralık 1919'da Dikmen sırtlarında belirdi... Ankaralıların "Kızılca Gün" dediği bu tarihi günde, Ankara'nın köylerinden kasabalarından akıp gelen binlerce atlı ve yaya Seymen ile Ankara halkı Büyük Önder'i Dikmen Sırtlarında bağrına bastı... Şaşıran ve duygulanan Ulu Önder'in "Merhaba Efeler! Niye zahmet ettiniz, neden geldiniz?" sorusuna Ulu Önder'in etrafinda çember olan Seymenler hep bir ağızdan "Uğrunda Ölmeye, Millet yolunda kanımızı akıtmaya geldik Paşam!" diye cevap verdiler... Ulu Önder “Fikrinizde sabit misiniz?” diye yeniden sorduğunda Seymenler büyük bir kararlılıkla “Andolsun!” diyerek karşılık verdiler... Bunun üzerine gözleri yaşaran Mustafa Kemal “Varolun Yiğitler!” diyerek şükranlarını bildirdi... Peşisıra davullar, zurnalar çalınmaya başladı... Ve uzun yıllardır semalarına kara bulutların çöktüğü, umutların tükendiği Anadolu'da, zeybekler yeniden dönülmeye başlandı.
Silindi mi maşrapamın kalayı
Dizildi mi Seymenlerin Alayı
Düşmanları öldürmenin kolayı
Koç gibi meydanlarda dönenlerdeniz
Biz Vatan uğruna ölenlerdeniz






Ankaralılar ve Seymenler binlerce yıllık Oğuz Türkleri geleneğinde olduğu gibi Seymen Alayı tertip ettikleri 27 Aralık 1919’da yeni Önderini böyle seçmiştir... Atatürk’ün karşılandığı 27 Aralık’ta düzenlenen “Seymen Alayı” basit bir karşılama töreninden öte, ülkeyi içinde bulunduğu karanlıktan kurtaracak yeni bir liderin, dağınık olarak sürdürülen Milli Mücadele hareketini şahsında toplayacak Önder’in, Ankara halkı ve Seymenler tarafından seçilmesidir... Bu sivil oluşum ve tarihte eşine az rastlanır bu halk desteği, Milli Mücadeleyi taşıyacak olan Ulu Önder’e ve Kuvayı Milliyecilere olağanüstü bir moral güç vermiştir... Ve Ankara bundan böyle yüzyıla damgasını vuracak olan ve dünyadaki bütün ezilmiş halklara bir model oluşturacak Ulusal Kurtuluş Savaşımızın merkezi durumuna gelmiştir.
Nitekim Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk anılarında Ankara’da karşılanışını şöyle anlatmaktadır: “Ankara’ya ilk kabul olunduğum gün (27 Aralık 1919), sadece bir vatandaş, ulusun bir bireyi idim. Hiçbir sıfatım, selahiyetim ve ünvanım yoktu. Böyle olmakla beraber Ankara ve havalisi tamamıyla çocuklarıyla, kadınlarıyla, ihtiyarlarıyla beraber Ankara şehrinden Dikmen Tepesine kadar bütün sahrayı doldurmuş ve beni karşılamıştır. İstasyondan Hükümet dairesine kadar uzayan caddenin iki tarafı eski Türk kıyafetine girmiş, bıçakları ve tabancaları ellerinde Ankara gençleriyle (Seymenleriyle) dolmuştu. Seymenler ve onlarla beraber bütün halk: “Vatanı ve milleti düşmandan kurtarmak için hepimiz ölmeye hazırız, emrinizi bekliyoruz” diye bağırıyorlardı... O zaman Ankara İstasyonu işgalci subay ve askerlerin işgali altında bulunuyordu. O güne kadar Ankaralılar’ı ölü ve Ankara’yı bir harabe zanneden bu yabancılar (ecnebiler), bu yüce tezahür karşısında kaygılarını belirtmekten kendilerini alamamışlardır.”


Erzurum ve Sivas Kongrelerinden sonra, Türk Milletinin ümit kaynağı haline gelmiş olan Mustafa Kemal Paşa’nın, Heyeti Temsiliye Merkezini Ankara’ya taşıması, Türk tarihinin seyrini ve Ulusun kaderini değiştiren önemli bir olaydır. Peki Mustafa Kemal Paşa neden Ankara’yı seçmiştir? Bu seçim, olayların sürüklediği bir tesadüf midir yoksa Mustafa Kemal Paşa’nın çok önceden tasarladığı bir projenin yaşanan gelişmeler karşısında hayata geçirilmesi midir?… Sorunun yanıtını kendi anlattıklarından dinleyelim:


“Nihayet Ankara’da durdum ve memleket işlerini, milletin arzusu veçhile sevk ve idare etmek için başka yere gitmeye lüzum hissetmedim. Türkiye’nin ve Türk milletinin menfaatlerinin en emin müdafaası da ancak Ankara’dan olabileceği, hadiselerle sabit olmuştur. Bunun en kuvvetli etkenleri (amilleri) arasında Ankara’nın coğrafi yeri de vardır... Ankara’nın doğal ve coğrafi konumuna (mevk-i tabii ve coğrafisine) kıyket ilave eden bir başka yön (cihet) daha vardır. En acı ve felaketli günlerde millet her taraftan zehirlenirken (tesmim olunurken) Ankaralılar, memleket ve milletin gerçek kurtuluşuna yönelik girişimler (halas-ı hakikisine müteveccih teşebbüsler) hakkındaki iman ve güvenlerini (itimatlarını) bir an dahi sarsmamışlardır... Ben Ankara’yı coğrafya kitabından ziyade tarihten öğrendim ve cumhuriyet merkezi olarak öğrendim. Hakikaten, Selçuki idaresinin bölünmesi (inkisamı) üzerine Anadolu’da teşekkül eden küçük hükümetlerin isimlerini okurken bir “Ankara Cumhuriyeti”ni görmüştüm. Tarih sahifelerinin bana bir cumhuriyet merkezi olarak tanıttığı Ankara’ya ilk defa geldiğim o gün de gördüm ki aradan geçen asırlara rağmen Ankara’da hala o cumhuriyet kabiliyeti devam ediyor. Türkiye’nin hemen bütün bölgelerini (menatıkını) gezdiğim ve gördüğüm için hükmettim ki, o zaman isimleri cumhuriyet olmayan diğer yerlerin bugünkü halkı da aynı kabiliyetten asla uzak değildir... Beni, Türkiye’nin en münasip merkez Ankara olabileceğini düşünmeye sevkeden ilk vesile çok eskidir ve bilimseldir (fennidir).”


Ankara’nın önce Heyeti Temsiliye Merkezi, daha sonra da Başkent seçilmesinin nedenlerini, Ankara’nın tarihine ve sosyal dokusuna dayandıran ve bilimsel (fenni) olduğunu belirten Mustafa Kemal Atatürk yukarıdaki ifadelerinde başlıca üç neden üzerinde durmaktadır. Bunlar sırasıyla: (1) Ankara’nın doğal ve coğrafi konumu, (2) Ülkenin en kötü günlerinde dahi Ankaralılar’ın Milli Mücadele ruhlarını kaybetmemeleri, (3) Selçuklu Devleti yıkıldıktan sonra Ankara’da Ahiler tarafından kurulan “Ankara Cumhuriyeti”nin varlığı. Diğer bir deyişle Ankara’nın geçmiş dönemlerde bir Cumhuriyet Merkezi oluşundan kaynaklanan demokrasi tecrübesi ve kabiliyeti... Bunlardan ilk neden Ankara’nın doğal ve coğrafi konumu olmakla beraber, Ulu Önder bu etmeni nedenler arasında tali bir önemle belirtmektedir. Zira, “Ben Ankara’yı coğrafya kitabından ziyade tarihten öğrendim ve cumhuriyet merkezi olarak öğrendim” ifadesi bunun en güzel kanıtıdır. Bu seçimde Ankara’nın coğrafi öneminden ziyade tarihte üstlendiği rollerin ve tarihsel deneyimlerinin daha ayırıcı bir yeri bulunmaktadır... Tekrarlama pahasına bu iki etmen; 27 Aralık 1919 öncesinde Ankara’daki yoğun Milli Mücadele Ruhu ve Ankara Ahiler Cumhuriyeti ile somutlaşmış tarihten devşirilen Cumhuriyet ve Demokrasi geleneğidir.


Ulu Önder’in önemle altını çizdiği bu iki nedeni daha iyi anlamak için, Ankara’nın Milli Mücedele dönemindeki yakın ve Osmanlı öncesi Ahiler dönemindeki uzak geçmişine dönelim şimdi de...


27 Aralık 1919 Öncesinde Ankara’da Milli Mücadele Ruhu…


1919 yılında Ankara’da işgal kuvvetlerine bağlı; İngiliz, İskoçyalı ve Fransız askerler bulunmaktaydı. İngilizler, İstasyon civarında, Fransızlar ise Birinci Millet Meclisinde karargah kurmuşlardı. İleride Türk istiklal ve bağımsızlığının karargahı olacak bu bina, acıdır ki, Fransız askerlerine karargahlık yapıyordu ve üstünde Fransız bayrağı asılıydı… Ankara’da bulunan işgalci askerler ile gayrı-müslimler iyi geçiniyor, diğer yandan Türk nüfusa baskı yapılıyordu… İngilizler yer yer Türklerle yakınlaşmaya çalışıyor fakat, Türkler İngilizler’den uzak duruyorlardı. Bir seferinde Alagöz Köyü’nde Türkoğlu Ali Ağa’nın evine gelen İngiliz askerlerinin komutanı Mister Vitol, Ali Ağa’ya: “Biz ta uzaklardan buralara geldik, bizimle niçin görüşmekten çekiniyorsunuz” sorusuna Ali Ağa’nın verdiği yanıt “Sizi davet eden biz değildik” olmuştur. İngiliz Komutan “Evinize misafir geldik, ev sahipleriyle görüşmek istiyoruz!” diye ısrar edince, Ali Ağa Sivas’tan Ankara’ya gelecek olan Mustafa Kemal Paşa’yı ima ederek “Biraz sabredin, pek yakında evin gerçek sahibiyle sizi tanıştırırız” diye ince bir zeka ürünü cevabıyla karşılık verir.


Nitekim, Erzurum ve Sivas kongreleri devam ederken, Ankaralılar, sürekli Mustafa Kemal’le haberleşmekteydiler. Damat Ferit Paşa Hükümetinin Ankara’daki Valisi Muhittin Paşa ise İstanbul’dan aldığı emirlerle Ankara’daki ulusal hareketleri söndürmek istiyordu. Büyük bir icraat olmak üzere Vali Muhittin Paşa Ankaralı 190 İttihatçıyı tutuklattırdı. Bu olay böylesine sancılı bir dönemde Ankaralılar’da derin üzüntü yarattı. Üstelik, İngilizler’in Ankara’da İngiliz Muhripleri Cemiyetini kurma çalışmaları İstanbul Hükümeti ve Vali tarafından desteklenirken, tüm Milli Mücadele hareketlerinin bu tür baskılarla söndürülmeye çalışılmasına Ankaralılar anlam veremiyordu. Buna rağmen, Ankaralı gençler Milli Azim (Azm-ı Milli) Cemiyeti’ni kurdular. Vali Muhittin Paşa’nın böylesine acı günlerde yapmakta olduğu baskı ve haksızlıklar, Ankaralılar’ın vicdanında Osmanlı saltanatına karşı derin bir kin uyandırmıştı. Halk, aciz hükümetin ve atadığı Vali’nin icraatlarından bıkmış usanmıştı... Ankaralı’nın özlü sözüyle, “gari bıçak kemiğe dayanmıştı…”


Nitekim, harekete geçmek için beklenilen gün geldi. Vali Mühittin Paşa, 11 Eylül 1919’da yerine vekil olarak Mektupçu Halet Bey’i bırakarak Kırşehir ve Kırıkkale civarına teftişe gidmiştir... Bunu fırsat bilen Ankaralılar icraatlarına anlam veremedikleri Valiyi Padişaha şikayet etmek isterler ve bu amaçla o zamanlar Samanpazarı’nda bulunan Müftülük Dairesinde bir toplantı yaparlar. Toplantı sonucunda Padişaha telgraf çekilmesi gerektiği karara bağlanır ve bu görev Müftü Hoca Atıf, Defterdar Yahya Galip ve Hoca Hatip Ahmet Efendi’ye verilir... Toplantı sonucunda belirlenen Temsilciler telgrafhaneye gelerek, Sadrazam Ferit Paşa’yı ulaşırlar ve Ferit Paşa’ya: “Ankaralılar Zat-ı Şahane ile mühim bir mesele hakkında görüşmek istiyorlar!” diye bildirirler. Bir müddet sessizlikten sonra Damat Ferit Paşa: “Halk doğrudan doğruya Zat-ı Şahane ile görüşemezler. Diyeceğinizi bana söyleyiniz, ben arz edeyim.” der. Israrcı olan Temsilciler: “Biz Padişahımızı istiyoruz!” diyerek taleplerini yinelerler. Ferit Paşa sert bir şekilde: “Hayır! Millet Padişahla görüşemez” diyerek talebi geri çevirir. Bunun üzerine hiddetlenen Hoca Atıf Efendi: “Öyleyse Ankaralılar da ne senin gibi Sadrazamı, ne de senin Padişahını tanımıyor” diye son sözü söyleyerek görüşmeyi sonlandırır. Ankara’nın Milli Mücadele günlüğüne “Telgrafhane Vakıası” olarak geçen bu olay aynı zamanda Anadolu’dan Padişaha karşı çekilen ilk isyan telgrafı olur.


Telgrafhanede yaşanan bu görüşme ile Ankara halkının temsilcileri Padişahı tanımadığını resmen bildirmiştir... Peşisıra bu olay derhal Sivas’ta bulunan Mustafa Kemal’e iletilir. Gelişmelere sevinen Mustafa Kemal Paşa büyük bir heyecanla memurların da Padişahı tanımadıklarını bildirmelerini ister. Bunun üzerine; Kadı Aşir Molla, Mektupçu Halet, Yahya Galip, Umuru Hukukiye Müdürü Süreyya Kip Valinin odasında toplanırlar. Alınan karar şudur: “Ankara Halkı gibi, vilayet memurları da Sivas Kongresinin çizdiği esaslar dahilinde hareket edeceklerdir. Bundan sonra İstanbul Hükümetiyle değil, sadece Temsilciler Heyetiyle temas edeceklerdir.” Bu tarihi kararın kaleme alınmasını ve Sadrazama’a bildirilmesini ise Süreyya Bey üstlenir.


Alınan kararlar derhal uygulamaya geçirilir. Zaman kaybetmeden Hamitli Rıza Efe ile Polatlı’nın Hacı Tuğrul Köyünden Kara Sait Efe’ye bağlı Seymenler, Vali Mühittin Paşa’yı tutuklamak üzere görevlendirilir. İşgal kuvvetlerinin bir kuklası durumuna gelen Osmanlı Hükümetinin Ankara’daki son valisi olan Vali Mühittin Paşa, 12 Eylül 1919’da kazaları teftiş ederken, Elmadağ ile Yahşıhan arasındaki Kılıçlar Beli’nde tutuklanır ve Sivas’a gönderilir. Valisiz kalan Ankara’ya halk, yeni Vali olarak Defterdar Yahya Galip’i seçer. Ankara halkı kendi seçtiği yeni Vali’ye de “Hakan” adını verir[1]. Vali Yahya Galip göreve gelir gelmez bütün tutukluları derhal serbest bırakır. Böylece Ankara, kukla durumuna düşmüş Osmanlı Hükümetinin son kırıntılarından bu şekilde temizlendikten sonra, yeni bir tarih sayfası açmak üzere Kuvay-ı Milliye ve Kurtuluş savaşı için güvenli bir üs duruma gelir...


Vali sorununun çözümlenmesini takip eden günlerde Ankara’da Anadolu Müdafa-i Hukuk Cemiyeti kurulur. Cemiyet Başkanı olarak ise Cumhuriyet kurulduktan sonra uzun süre Diyanet İşleri Başkanı olarak görev yapacak olan Rıfat (Börekçi) Efendi seçilir ve Ankara’nın genel durumuna bundan sonra Rıfat Börekçi önderliğindeki vatansever grup hakim olur. Ankara’da bu gelişmeler yaşanırken, İstanbul Hükümeti (Rıza Paşa Kabinesi), Ziya Paşa adlı birisini Ankara’ya vali olarak atar. Bu gelişme üzerine Rıfat Efendi henüz yolda olan yeni valiye sert bir üslupla mektup yazarak, gelmemesi konusunda uyarır. Vali de Ankara’ya gelmeden Eskişehir’den geri dönmek durumunda kalır. Bunun üzerine İstanbul Hükümeti Rıfat Efendi’yi idama mahkum eder ve Bab-ı Meşihatteki siciline idam kararı kaydedilir. Yaşanılan olaylar sonucunda tamamıyle güvenliğin sağlandığı Ankara’da Mustafa Kemal Paşa, Müftü Rıfat Efendi’ye Ankara’ya geleceğini bildirir.


Ankara’da bu gelişmeler yaşanırken, Yunan orduları Ege’den Orta Anadolu’ya ilerlemekte ve ele geçirdikleri yerlerde halka zulüm yapmaktadırlar... Bunun üzerine Ankara’daki Anadolu Müdafaai Hukuk Cemiyeti Rıfat Efendi’nin başkanlığında bir toplantı yaparak, cepheye gönderilmek üzere Ankara’da bir Kuvay-ı Milliye Müfrezesi oluşturulmasına karar verir. Atlı ve yaya olarak teçhiz edilen Ankara Müfrezesi; Ankara’da bulunan 400 jandarma talebesi, Ankara Seymenlerinden bir grup ve civardan gelen 3000 mahkumdan oluşur. Başlarında kara kalpak, bazıları Seymen kıyafetinde olan Müfreze, Yunan kuvvetleriyle çarpışmak üzere Batı cephesine gönderilir.


Nitekim, umutların tükendiği Anadolu’da, Ankara halkı, Milli Mücadele ruhundan ödün vermeden, azimli bir biçimde Ankara’yı; Mustafa Kemal Paşa’ya, Kuvay-ı Milliye hareketine ve Ulusal Kurtuluş Savaşımız’a güvenilir bir merkez olarak hazırlamıştır. Mustafa Kemal Paşa’nın Ankara’nın seçiminde ikinci neden olarak belirttiği "En acı ve felaketli günlerde millet her taraftan zehirlenirken (tesmim olunurken) Ankaralılar, memleket ve milletin gerçek kurtuluşuna yönelik girişimler (halas-ı hakikisine müteveccih teşebbüsler) hakkındaki iman ve güvenlerini (itimatlarını) bir an dahi sarsmamışlardır...” ifadesi işte kısaca bu durumu özetlemektedir.

Ankara Ahiler Cumhuriyeti: Tarihten Devşirilen Cumhuriyet Geleneği ve Demokrasi Kabiliyeti…

Ulu Önder’in Ankara’yı önce Milli Mücadele ve Ulusal Kurtuluş Savaşımızın üssü, daha sonra da yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti seçmesinin üçüncü ve en önemli nedeni Ankara’nın 14’ncü yüzyılda yaşadığı Cumhuriyet ve demokrasi tecrübesidir. Selçuklu Devleti yıkıldıktan sonra Anadolu’nun diğer yörelerinde Beylikler kurulurken, Ankara’da Ahiler tarafından “fütüvvet”[2] olarak nitelenen bir anayasa temelinde demokratik esaslar ve paylaşım felsefesine dayalı bir Cumhuriyet devleti kurulmuştur. Bu dönemden aktarılan cumhuriyet ve demokrasiye dayalı organizasyon (örgütlenme) kabiliyeti ve tecrübesi Ankara halkını kendi ayakları üzerinde durmaya sevkederken, Ulu Önder’in Ankara’yı seçmesinde başlıca etkenlerden birisi olmuştur.


13’ncü yüzyılda Anadolu Selçuklu Devleti yıkıldıktan sonra Ankara, 1304-1343 yılları arasında İlhanlıların hakimiyeti altında kalmıştır. Yaklaşık 40 yıl süren bu dönemde, İlhanlılar Devleti’ne ait ordunun bir karargahı Ankara yakınlarında bulundurulmuştur. Bu bağımlı dönemlerde Ankara’da Ahilik; dini, iktisadi ve sosyal bir kurum olarak gelişmiştir. Ankara, İlhanlılar’ın hakimiyetinden Osmanoğulları’nın idaresine geçinceye kadar süren ve devlet otoritesinin olmadığı 10 yıllık ara dönemde (1344-1354), Ahiler tarafından yönetilmiştir. Ahiler, bu dönemde dini ve iktisadi bir teşekkül (örgütlenme) olarak kalmamış, içinde yaşanılan koşullar gereği, şehrin asayişini (güvenliğini) koruma ve dışarıdan gelen saldırılara karşı şehri savunma görevini de üzerlerine almışlardır. Bu amaç doğrultusunda Ahi organizasyonunun askeri kanadı olan ve Ankara’da bugün de yaşayan ve Seymenlik geleneğinin biçimlenmesinde etkin olan “Ahi Alayları” diğer bir adıyla da “Yiğit Alayları” kurulmuştur. Nitekim bu dönemde Anadolu küçük beyliklere bölündüğü sıralarda “dini-iktisadi” bir kurum olan Ahilik, esnaf loncalarına dayanarak, Ankara’yı Batı’daki Venedik Cumhuriyeti benzeri bağımsız bir şehir cumhuriyeti halinde yönetmiştir (Uluğ, 1997). Ahiler’in Ankara’daki egemenlikleri 1354 yılında, I’inci Murat’ın Ankara’yı Osmanlı topraklarına eklemesiyle sona ermiştir[3].



Ankara’da askeri ve siyasal boyutları da içeren bir devlet olarak somutlaşan Ahi örgütlenmesi, Anadolu’nun birçok yerinde esnaf teşkilatlarına dayalı olarak gelişmiştir. Orta Asya’daki Alperenlik geleneği ile Arap ve Fars kültürlerindeki Akı teşkilatlarının Anadolu’daki uzantısı olan Ahilik[4]; Karahanlılar Devleti zamanından başlayarak, Osmanlı Türkleri devrine kadar, Türk esnaf ve işçilerini içine alan bir düzen (örgütlenme) olarak ortaya çıkmıştır. Avrupa’daki lonca sistemine benzeyen Ahi Teşkilatı’nın en güçlü olduğu ve bağımsız bir şehir devleti kurduğu şehir Ankara’dır. Bu konuda Erdoğdu (1999: s. 27) şunları belirtmektedir.


“..Ahiler Ankara’da kuvvetli idiler, yiğit alayları kurarak düşmanlarına karşı koymuşlardır... Ankara Ahileri tamamen demokratik esasa dayanıyordu. Aralarında sınıf farkı yoktu. Sosyal adalet bunlarla yürümekte idi. Bir de Fütüvvetname adını taşıyan anayasaları vardı”


Ahilik, Selçuklular döneminden başlayarak Türklerin en güçlü sivil toplum kuruluşlarından biri olarak devlet ve toplum hayatında önemli roller oynamıştır. "Türkler'in Rönesansı" (Demir, 2000) olarak da nitelenen Ahiler döneminde; toplumda yaşayan fertlerin birbirine yakınlaştırılması ve aralarında dayanışma kurulması amaçlanmıştır. Demir Anadolu’daki Ahi örgütlenmesinin önemi konusunda şunları dile getirmektedir:


"Bir toplumda birlik ve dayanışmayı sağlamak ancak müşterek değerlerin korunması ile mümkündür. Türklerin Anadolu'da bin yıldan beri varlığını sürdürmelerindeki sır, Ahilik anlayışı içerisinde bu değerlere saygı göstermeleridir. Bu anlayışa göre din, dil ırk farkı gözetmeksizin herkese eşit muamele yapılmıştır."


Cömertliğe, el açıklığına, mertliğe, yardımlaşmaya, dostluğa dayanan Ahilik kurumunun vazgeçilmez kurallarından biri, üyelerinin birbirini kardeş görmeleridir. Ahiler arasında kardeşlik sadece bir anadan doğmadan ibaret değildir. Zira, Ahi örgütlenmesi, Erken’in (2002) deyimiyle son derece ileri bir model olan ve kardeşlik, eşitlik gibi yatay ilişkilerin ön planda olduğu bir örgütlenmeydi. Ahi sisteminde hiyerarşi ve bürokrasi yerine yatay ilişkiler egemendi.


Ahilik felsefesi ve örgütlenmesi her yönüyle mükemmel bir toplum düzeni oluşturmayı amaçlamaktaydı ve bu kapsamda bireyin eğitimine son derece önem verilmekteydi. Ahilik kurumu üyelerinin toplum içinde güçlü ve güvenilir kişiler olabilmeleri için, bu örgüte ilk girişten başlayarak bazı özellikleri benimsemeleri gerekmekteydi. Ahilik eğitim sisteminde birey, basitten karmaşığa doğru yol almaktaydı. Önce feta (yiğit), sonra Ahi, en sonunda şeyh statüsüne sahip olunmaktaydı ancak, şeyhlik makamına çok az kişi ulaşmaktaydı.


Ahilik felsefesinde ve örgütlenmesinde önemli bir yeri olan Kırşehir’de yaşadığı bilinen Ahi Evren'in felsefesi ve öğütlediği fikirler, Ahiliğin misyonu haline gelmişlerdir. Ahi Evren'in öngördüğü amaçlara ulaşılabilmesi, ancak çok işlevli bir örgütle gerçekleşebilirdi. Bu sebepledir ki Ahi Evren, çok işlevli bir örgüt oluşturma yoluna gitmiştir. Ahi Evren tarafından oluşturulan Ahilik örgütünün işlevleri; dini-ahlaki, askeri, siyasi, sosyal ve kültürel olmak üzere beş kategori şeklinde sıralanabilir.


Dini fonksiyonu itibariyle Ahilik Anadolu’nun İslamlaşmasında ve Türkleşmesinde önemli bir işlev görmüştür. Ahilikte din ve ahlak öğretileri çerçevesinde kamil insanın yetiştirilmesine odaklanılmıştır


Ahiler’de siyasal fonksiyon, siyasal otoritenin tam gelişmemiş olduğu dönemlerde ve özellikle Moğol istilaları sırasında, yerel siyasal otoritenin sağlanması amacıyla ortaya çıkmıştır. Nitekim İbn-i Batuta (1971) Seyahatnamesi’nde, “devlet otoritesinin zayıfladığı yerlerde Ahilerin siyasal fonksiyonunun daha açık bir şekilde ortaya çıktığını” belirtmektedir. Bunun devlet olarak somutlaştığı tek şehir ise Ankara’dır. Diğer yandan, sonraki dönemlerde Osmanlı’nın özellikle kuruluş aşamasında merkezi otoritesi oluşurken meydana gelen yönetim kademelerinde genellikle Ahiler görevlendirilmiştir. Bu durum, Ahilerin siyasal faaliyetlerdeki etkinliği olarak ifade edilmektedir (Güllülü, 1977). Ayrıca Fuat Köprülü (1991) ve çok sayıda tarihçi Yeniçeri Teşkilatı’nın oluşumunda Ahiler’in önemli bir etkisi olduğunu ve Yeniçeri ordusunun organizasyon yapısının Ahi örgütlenmesine benzetildiğini belirtmektedir .


Diğer yandan, Osmanlı İmparatorluğunun kuruluşu tamamlandıktan ve devlet kurumları oluşturulduktan sonra, Ahilerin siyasi etkileri azalarak, sadece esnaf kesiminde bir örgütlenme olarak devam etmiştir. Dolayısıyla Ahilik Kurumundaki siyaset ve yönetim anlayışını iki aşama halinde incelenmesi gerekir. İlki, Ahilik kurumunun ortaya çıkışından itibaren Osmanlı Devletinin I. Murat dönemine kadar olan dönemi, ikincisi ise Ahilik kurumunun esnaf teşkilatına dönüştüğü dönemi kapsayacak şekilde olmalıdır. Bu iki safha arasında büyük farklılıklar bulunmaktadır. Sonuç olarak; Ahiliğin siyasal fonksiyonu, dönemin koşullarına göre Bağımsız Ankara Cumhuriyeti örneğinde olduğu gibi artmış veya azalmıştır. Merkezi yönetimin kuvvetli olduğu zamanlarda Ahiliğin siyasal fonksiyonu zayıflamış, bunun tersi durumlarda, devlet otoritesinin olmadığı zamanlarda artmıştır.


Ahiliğin en önemli işlevlerinden bir diğeri kuşkusuz, sosyal işlevidir. Ahiler’de sosyal yardımlaşma ve dayanışma boyutu son derece gelişmiştir. Ahiler’in geliştiridiği sosyal dayanışma geleneği birçok yönleriyle günümüze kadar devam etmiştir (bkz. Aksoy, 1980). Ahiliğin sosyal fonksiyonu, dini inanç ve sembollerle belirlendiği için, Ahiler arasında kin ve düşmanlık gelişmemiştir. Sosyal düzen aleyhinde faaliyetin olmayışı, Ahiler arasında yaygın, dini ve tasavvufi düşüncelerden kaynaklanan; dayanışmacı ve başkasını düşünücü sosyal kuralların varlığıyla açıklanmaktadır (Yaman, 1974). Ahiliğin sosyal fonksiyonu, sosyal ahlaka dayanırken, ahlak prensipleri "bireyci" değil, bireyin toplum içerisinde kişiliğini koruyacak şekilde "toplumcu"dur. Ahiliğin sosyal fonksiyonunun prensipleri gereğince ne birey topluma, ne de toplum bireye ezdirilmiştir. Ahiliğin sosyal dayanışma ruhu sayesinde, devletin hiç bir etkisi olmadan; şehir esnafı ve halkı, kendi kendisini idare etmiş, en küçük bir suistimal, yolsuzluk ve geleneğe aykırı harekete fırsat verilmemiştir.


Ahiler, ayrıca kendi bünyelerinde yardımlaşma sandıkları kurmuşlar ve aralarındaki dayanışma ve sosyalleşmeyi bütün faaliyetlerine yaygınlaştırmaya çalışmışlardır. Kendi kendilerini kontrol ederek toplum düzeninin korunmasına yardımcı olan Ahiler’de sosyal fonksiyon, dayanışma kadar kontrol özellikli olmuştur.


Anadolu'nun Türkleşmesinde ve İslamlaşmasında çok önemli rol oynayan Ahilik kurumu, görevlerini yerine getirebilmek için askeri bir fonksiyon da taşıyordu. Ahiler, özellikle savunmaya dönük olmak üzere cihat idealine sahip oluşları nedeniyle, askeri özelliklere sahiptiler. Onlar, devlet fetihle meşgul olurken, içeride emniyet ve asayişi sağlıyorlardı. Ahiliğin askeri fonksiyonu, Osmanlı Beyliği'nin devletleşmeden ve kurumlaşmadan önceki dönemine rastlamaktadır. Uzunçarşılı (1967), Ahilerin beylikler dönemindeki askeri fonksiyonlarını şöyle anlatmaktadır:


“Bu beylikler dahilindeki Ahîlerin de askerî teşkilata benzer silahlı teşkilatları olduğu malumunuzdur... Mamafih bunlar, ordu kuvveti olmayıp, mahallî muhafaza kuvvetidir”


Uzunçarşılı’nın da belirttiği gibi Ahilerin sahip oldukları askeri güç, düzenli bir ordu kuvveti değildir. Ahiler, başlarında reisleri olduğu halde iç karışıklıklara ve uçlardaki ayaklanmalara karşı bölükler oluşturmuşlardır. Sivillerden ve gönüllülerden oluşan Ahi Alayları, şehirde asayişi sağlamak ve saldırılara karşı şehri korumak amacını taşımaktaydı. Günümüze kadar Ankara’da yaşayan Seymenlik geleneği ve sonuncusu 27 Aralık 1919’da Atatürk’ün Ankara’ya gelişinde kurulan Seymen Alayı, Ahilerin askeri birliklerinin ve Ahi Alayları’nın benzeri ve devamıdır. Ankara Ahileri, Seymenlik geleneğinin Anadolu’da yeniden biçimlenmesinde ve kurumsallaşmasında önemli bir rol oynamıştır..


Fuat Köprülü’ye (1991) göre ise Ahilerin askeri bir fonksiyonu; Anadolu Selçukluları döneminde saltanat kavgalarında taraf olmaları, Moğol idaresi ve onları benimseyenlerle savaşmaları ve Osmanlı Devleti'nin kuruluşunda faal rol oynamaları olaylarında kendini göstermektedir. Yukarıda da yer yer değinildiği gibi, Köprülü Osmanlı Devleti’nin doğup büyümesinde ve Yeniçeri Ordusunun kurulmasında Ahiliğin büyük etkisi olduğunu belirtmektedir. Tüm bunlardan çıkarılacak sonuç, Ankara’nın 14’ncü yüzyılda Ahiler Devleti ile Cumhuriyet’e dayalı bir rönesans dönemi yaşamış olmasıdır. Kardeşlik, eşitlik, dayanışma ve paylaşım esasları temellerinde oluşan bu bağımsız devlet geleneğinin varisleri olarak Ankaralılar, Mustafa Kemal Atatürk’ün ifade ettiği “cumhuriyet kabiliyeti” ve kendi kendini idare etme yetisini bünyesinde barındırmaktaydı. Ayrıca, o dönemlerde Ahi Alayları, ve Atatürk’ün karşılanmasında da varlığını sürüdüren Seymen Alayı, Ankara şehrinin sivillerden oluşan bir askeri birliğiydi.


Nitekim, 27 Aralık 1919’da Dikmen sırtlarında somutlaşan emsalsiz karşılama töreni, Ankaralılar’ın kollektif hafızasında yeralan önsezilerin Milli Mücadele esnasında hareke geçmesidir. Karakterinde ve sosyal dokusunda; bağımsızlığı, özgürlüğü, fedakarlığı ve dayanışmayı barındıran Ankara halkı, Ulu Önder’i 27 Aralık 1919 tarihinde Keklikpınarı’nda büyük bir sevgi ve itaatle bağrına basacaktır. Ankaralılar Mustafa Kemal Atatürk’ün Ankara’nın seçiminde üçüncü ve en önemli neden olarak belirttiği ve “Ben Ankara’yı coğrafya kitabından ziyade tarihten öğrendim ve cumhuriyet merkezi olarak öğrendim. Hakikaten, Selçuki idaresinin bölünmesi (inkisamı) üzerine Anadolu’da teşekkül eden küçük hükümetlerin isimlerini okurken bir “Ankara Cumhuriyeti”ni görmüştüm. Tarih sahifelerinin bana bir cumhuriyet merkezi olarak tanıttığı Ankara’ya ilk defa geldiğim o gün de gördüm ki aradan geçen asırlara rağmen Ankara’da hala o cumhuriyet kabiliyeti devam ediyor” sözleriyle ifade ettiği görüşler Ankara’nın Ahiler Döneminde yaşadığı demokrasi ve paylaşım temelinde gelişen Cumhuriyet geleneğine ve Ankaralılar’ın bu dönemden devraldığı mirasa dayanmaktadır.

Kızılca Gün: 27 Aralık 1919
Atatürk’ün Ankara’ya Gelişi ve Seymen Alayı…


Kısa bir tarih yolculuğundan sonra yeniden geldik 27 Aralık 1919’a... Yani Kızılca Gün’e… 27 Aralık 1919 Cumartesi güneşli bir kış sabahıdır Ankara’da... Bugünün sabahında bütün Ankaralılar’ı çıngırak, davul ve zurna sesleri ayaklandırır. Ankara’nın meşhur ihtiyar dilsizi Ahras İbrahim, elinde çıngırağı kırk para karşılığında sattığı ajansında Mustafa Kemal Paşa’nın Ankaraya geleceğini haber verir... Ankara’nın meşhur tellallarından Ali Dayı gür sesiyle “Mustafa Kemal Paşa ve Yeşil Ordu geliyor! Herkes aşağı yüze insin!” diye çarşıdan bağırmaktadır... Esasen Ankara Halkı Mustafa Kemal Paşa ve Yeşil Ordunun[5] geleceğini, iki gün önce Perşembe günü Sivas’tan hareket ettiği gün öğrenmiştir ve sabırsızlıkla Konguru Paşasını[6] beklemektedir…


Kızılca günde öğleye varmadan herkes sokağa dökülür... Aslında bir haftadan beri Ankara’nın kasabalarından ve köylerinden atlı ve yaya çok sayıda Seymen ile kalabalık bir halk grubu Ankara’yı doldurmuştur. O za­manlar 15-17 bin olan Ankara'nın nüfusu, kazalardan ve çevre illerden gelenlerle birlikte 80 bin kişiyi bulmuştur. 3000 atlı ve 700 yaya Seymen büyük bir coşkuyla Mustafa Kemal Paşa’nın yolunu gözlemeye başlar. Bu tarihte benzerine az rastlanır bir galeyandır... Ankaralılar’ın dedikleri gibi bugün Ankara’da gerçekten kızılca bir gün olmuştur.


Kurtarıcının 27 Aralık 1919'da karşılandığı yer, bugün Ata­türk Parkı'nda 44 heykel figürüyle sembolize edilen Dikmen sırtlarıdır. Mustafa Kemal Paşa ülkeyi kurtarmak için kişisel kararlılığı kitlesel direnişe dönüştürebilecek ortamı Ankara'da bulmuştur. 27 Aralık 1919 Cumartesi, Ankara’nın en büyük günüdür... Ankaralılar’ın “Kızılca Gün” olarak tanımladığı bu önemli gün, bir lidere, bir vatan kurtarıcısına olan sevginin, desteğin tüm dünyaya gösterildiği emsalsiz bir gündür. 27 Aralık aynı zamanda Ankaralılar’ın geleleceğe bir mirasıdır... İşte bu mirası Ankara’nın sivil temsilcisi olan Ankara Kulübü aynı heyecanla yaşatmaya ve yarınlara aktarmaya çalışmaktadır.


Özetle, Ankara; Anadolu’nun sönmeyen bağımsızlık ve özgürlük ateşini taşıyan insanların kentidir. Milli Mücadelenin başlangıç günlerinde Ankaralılar tarihlerinden gelen güçlü bir önsezi ve inançla Mustafa Kemal’i coşkulu bir biçimde karşılamışlar ve Kurtuluş Savaşı’nda ve devrimler sırasında da verdikleri olağanüstü destekle Atatürk’ün gönlünde müstesna bir yer kazanmışlardır. Bu değeri Mustafa Kemal “Ankara’nın ve Ankaralıların benim gönlümde bambaşka bir yeri vardır” sözleriyle ifade etmiştir. Nitekim Ankara yalnız bir il, bölgesel bir merkez ve başkent değil, aynı zamanda Cumhuriyet’in sembolü ve ülkenin geleceğinin simgesidir.

Kaynakça
Ahmet Tevhid (1332) “Ankara'da Ahîler Hükümeti” Tarih-i Osmani Encümeni Umumi Mecmuası: İstanbul
Akgün, Nejat (1996) Burası Ankara. Ankara Kulübü Yayınları. No:3. ankara.
Aksoy, M. (1980) "Gezek Geleneği", Töre Dergisi, Sayı 113.
Babacan, Sami (1980) “Alp-Eren ve Gazi Dervişlerin Anadolunun Türkleşmesindeki Yeri”, Milli Eğitim ve Kültür Dergisi, Sayı. 6, Ankara.
Barkan, Ömer Lütfi (1942) İstila Devirlerinin Kolonizatör Türk Dervişleri ve Zaviyeler, "Vakıflar Dergisi", Sayı. 2, Ankara.
Bayram, Mikâil (1981) Anadolu Selçukluları Devrinde Anadolu Bacıları (Baciyan-i Rum) Örgütünün kurucusu Fatma Bacı Kimdir?, "Belleten".
Demir, Galip (2000) OsmanlıDevleti'nin Kuruluşu ve Ahilik. Ahi Kültürünü Araştırma ve Eğitim Vakfı: İstanbul
Erken, Veysi (2002). Bir Sivil Örgütlenme Modeli Olarak Ahilik.
Erdoğdu, Şeref (1999) Ankaram. T.C. Kültür Bakanlığı Kültür Eserleri. Ankara.
Halil Ethem (1332) Ankara Ahîlerine Ait İki Kitabe, "Tarih-i Osmani Encümeni Umumi Mecmuası", 41. Cüz, İstanbul.
İbn Batuta (1971) Seyahatname-i İbni Batuta. İstanbul,
Güllülü, S., (1977) "Ahî Birlikleri", İstanbul.
Kutlu, Şevket (1954) Ankara Ahîleri, "Ankara Belediye Dergisi" , Ankara
Köprülü, M.F. (1991) Osmanlı Devleti’nin Kuruluşu. Türk Tarih Kurumu Yayınları. 4. Baskı. TTK Basımevi, Ankara.
MEB (1993) Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü. İstanbul
ODTÜ-THBT (1997) Ankara Yöresi Halkbilim Araştırması. Ercan Matbaası: Ankara.
Okhan, M.A. (1950) Hacı Bayram Veli Münakaşaları Münasebetiyle, Ankara,
Ögel, Bahattin (2000), Türk Kültür Tarihine Giriş. Kültür Bakanlığı Kültür Eserleri. Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Yayınları: Ankara.
Şapolyo, Enver Behnan (2002) Atatürk ve Seymen Alayı, Ankara Kulübü Yayınları. 2. Baskı: Ankara.
Şapolyo, Enver Behnan (1967) Kırşehir Büyükleri, Ankara,
Şapolyo, Enver Behnan (1964) Mezhepler ve Tarikatlar Tarihi, İstanbul, 1964
Turhan, Şerafettin (1990) Türk Kültür Tarihi. Bilgi Yayınevi: Ankara
Uluğ, Naşit Hakkı (1997) Hemşehrimiz Atatürk. Türkiye İş Bankası Yayınları. 3. Baskı: Ankara.
Uzunçarşılı, İsmail Hakkı (1967) Anadolu Beylikleri ve Akkoyunlu Karakoyunlu Devletleri, Ankara
Yaman, A. (1974) "Osmanlı Toplumunda Ticaret ve Zanaatin Organizasyonu", Gerçek Dergisi, Cilt II, Sayı 6, İstanbul.




--------------------------------------------------------------------------------




--------------------------------------------------------------------------------

[1] Hakan sözünü duyan Padişah Vahdettin: “Hakan benim amma, bu Ankara’daki yeni Hakan kimdir?” diye sormuştur.
[2] İyi davranışlar toplamı bir kurallar manzumesi olan Fütüvvet; nefis temizliğine, yüksek ahlaka ve cömertliğe dayanmaktadır. Başkalarının yararını ve toplum çıkarlarını kendi nefsine tercih etmek (altruism) şeklinde ifadesini bulan bir yaşam biçimidir. Diğer bir deyişle Fütüvvet; kişinin kendini değil başkasını düşünmesi, insanların kusur ve eksikliklerini aramaması, nefsi duygularına sahip olması, mert, yiğit ve kerem sahibi olmasıdır.
[3] Birinci Murat bir Ahi merkezi olan Ankara’yı Osmanlı topraklarına katmak için oğlu Süleyman Paşa’yı bir ordu ile Ankara üzerine göndermiştir. Kendileri gibi bir Ahi olan Birinci Murat’ın ordusunu Ahiler hararetle karşılamışlar ve karşılık vermeden şehrin anahtarlarını teslim etmişlerdir. Böylece Ankara, 1354 yılında Osmanlı Devletine dahil olmuştur. Ankara’daki Ahilik kurumları ve devlet geleneği Osmanlı Devleti zamanında da devam etmiştir. Bunun başlıca nedeni ise I’nci Murat’ın Ahi olmasıdır (bkz. Erdoğdu, 1999).
[4] Arap yarımadasında Hz Muhammed döneminde sosyal bir kurum olarak Hıdf’ul-Fudul isimli bir fütüvvet teşkilatı kuurlmuştur. Bu Teşkilat; ahlak kurallarının geliştirilmesi ve uygulanması ile haksızlıkla mücadele etmek gibi erdemleri içermekteydi. Diğer yandan 10’uncu asırda Maveraünnehir Bölgesindeki Türkler arasında “Gaziler” (Alpler-Alperenler)” adını taşıyan örgütün varlığı bilinmektedir. Ahilik bu tür kurum ve geleneklerden beslenen bir toplumsal organizasyon olarak tanımlanabilir
[5] Yeşil Ordu Mustafa Kemal Paşa’nın arkasında olduğuna inanilan tasavvura dayalı mucizevi bir ordudur.
[6] Konguru Paşası “Kongre Paşası”dır. Erzurum ve Sivas kongrelerine referansla Mustafa Kemal Paşa’ya Ankaralılar tarafından Ankara’ya gelişinden önce verilen addır.



 mesajı beğendiniz mi?
İ.Hakkı Erdoğan



Sal 27 Arl 2011, 18:03  

Atatürk'ün Ankara'ya gelişinin 92. yıl dönümü kutlu olsun.

Atatürk'ün 92 yıl önce geldiği Ankara bugün dünyanın sayılı şehirlerinden birisi oldu ve geleceği de oldukça umut verici. Anadolu'nun kalbinden bir dünya şehri yaratılmasının ilk kıvılcımını yakan Atatürk'ü saygı ve şükranla bir defa daha anıyor, Ankara'ya ayak basışının 92. yıl dönümünü en içten dileklerimle kutluyorum.


 mesajı beğendiniz mi?: +1
Mesajları seç: