Ana Sayfa 1 milyon Türkiye fotoğrafı
emreddr
13 yıl önce - Cum 22 Arl 2006, 03:02
AB misyoneri üniversitelerde ağzının payını aldı


AB misyoneri üniversitelerde ağzının payını aldı

Mehmet Ali Birand geçtiğimiz günlerde önce Marmara Üniversitesi Nişantaşı kampüsünde ve sonrasında da İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde Avrupa Birliği'ni merkeze koyan etkinlikler gerçekleştirdi. "AB'ye tamam mı, devam mı?" sorusu üzerinden şekillenen ve üniversite öğrencilerine AB'yi yutturmaya çalışan Birand her iki üniversitede de ağzının payını almaktan başka bir şey yapamadı ve programını erken bitirmek zorunda kaldı.
Marmara Üniversitesi'ndeki etkinliğe Kanal D'in propagandasını yaparak başlayan Birand'ın konuşması sorularla birlikte AB propagandasına ve Türkiye'nin dış politikası tartışmasına dönüştü. Birand'ın öğrencilerin sorularını geçiştirmeye çalışması, hakarette bulunması ve yanlış bilgi vermesi gözlerden kaçmadı.
İranlı bir öğrencinin, ABD'nin İran'a müdahalesi hakkında ne düşündüğünü sorması üzerine Birand, "Yanıbaşımızda bir komşumuzun nükleer silah sahibi olmasına kayıtsız kalamayız" şeklinde cevap verdi. Öğrencilerin, Türkiye'deki ABD üslerinde bulunan nükleer silahları ve İsrail'in sahip olduğu silahları hatırlatması üzerine "bilgim yok, siz söylüyorsunuz" diye kaçamak bir cevap verdi.
Öğrencilerin Yunanistan'ın AB ile beraber yoksullaştığını hatırlatması üzerine "AB'ye girip yoksullaşan ülke yok" diyen Birand'ın, Fransa'nın Fildişi Sahilleri'ne yaptığı müdahaleyi soran bir öğrenciye gülerek "Fildişi Sahilleri mi? Öyle bir ülkeden haberim yok" demesi tepkiyle karşılandı.
Birinci sınıfta okuyan bir Kürt öğrencinin "egemenliğin Brüksel'e devredilmesini istemiyoruz" demesi üzerine Mehmet Ali Birand'ın bütün öğrencileri kastederek "çok cahilsiniz, bilmeden konuşuyorsunuz" demesi salonda tansiyonu yükseltti. Öğrencinin tekrar söz isteyip, "Esas cahil sizsiniz. Benim dedem Kurtuluş Savaşı sırasında can verdi. Bu topraklar için kanını dökenler oldu; bu toprakları, ülkeyi satamazsınız" şeklinde müdahalede bulunması üzerine Birand, "görüş bildirme, soru sor" dedi.
Birand, tartışmalarda güç durumda kalması üzerine "işim var, bitirmem lazım" diyerek 1,5 saatin sonunda salonu terketti. Yurtsever Cepheli Öğrenciler'in "Kaleminiz satılık, bu ülkeyi pazarlayamazsınız, burası Aydın Doğan'ın kanalı değil" şeklindeki protestoları salonda bulunan öğrenciler tarafından alkışlarla desteklendi.
Birand'ın İstanbul Üniversitesi'ndeki "AB ve iletişim" başlıklı panelinde de sonuç farklı olmadı. Konuşmasına yine Kanal D propagandasıyla başlayan Birand, öğrencilere "çalışmaya başladığınız yerlerde her işi yapın, sakın şikayet etmeyin" türü nasihatlerde bulunmayı ihmal etmezken, "iletişim sektöründe eleman talebinin çok olmadığını" da eklemeyi unutmadı. AB başlığında, Marmara Üniversitesi'nde yaşadıklarını unutmayan Birand, "karşı gelen ve itirazda bulunan olacaktır, ama ne yapalım" diyerek AB bahsini açtı. Bunun üzerine söz alan bir Yurtsever Cepheli öğrencinin, "Yahoo'dan Google'dan bahsediyorsunuz ama Türkiye'de arama motorlarında en çok Britney Spears aranıyor ve bunun adı da çürüme motorudur" diyerek başladığı konuşmasında sorduğu "Yazılarınızda ‘AB karar vermeli, Ortadoğu'da ve Kafkaslarda etkili olmak istiyorsa Türkiye konusunda olumlu bir karar vermeli' diyorsunuz. Birkaç ay önce Alman askerlerinin Afganistan'da kuru kafalarla çektirdiği ve Doğan medyasında da çıkan fotoğrafın başka ülkelerde de çektirilmesini mi istiyorsunuz" sorusuna "Almanın da Amerikalının da iyisinin ve kötüsünün bulunduğunu, elma ile armutları karıştırmamak gerektirdiğini" söyleyerek yanıt verirken, "elma armut değil, insan hayatı" denilmesini suskunlukla karşıladı. Sonraki konuşmalarında "Amerika bizden çok şey istiyor ama nükleer silah sahibi İran tehdittir" diyen Birand'a "nükleer silah sahibi İsrail, Fransa Amerika tehdit değil, İran mı tehdit? Irak konusunda da aynı yalanı attınız ve 650 bin insan öldü" cevabı verilince, Birand yine susmayı tercih etti ve sorulara sadece mimikleriyle cevap verdi. Bir öğrencinin, Versay Sarayı'nın camından değil, geçen yıl yanan Paris gettolarından bakarak AB'nin değerlendirilmesi gerektiğini, "1945-91 aralığında Sovyetler Birliği'nin varlığında işçilerin ciddi haklar kazandığını ama ‘91 sonrası ciddi gerileme olduğunu söylemesine, "Çin ne alaka?" diye soran Birand'ı salondakiler "işçi işçi" diye uyarırken başka bir öğrenci de "tabi çok yabancısınız işçilere" diyerek tepki gösterdi. Birand devam eden konuşmalarda da bir yandan Fildişi Sahilleri'ni aşağılarken, bir yandan Gümrük Birliği'ni "bugünün sorunu değil" diye geçiştirirken, bir yandan da "IMF olmadan mali disiplini sağlayamıyoruz" diyerek misyonerliğinin gereklerini yerine getirmeye çalıştı. Ama nafile... Birand İstanbul Üniversitesi'nden de eli boş döndü. Görünen o ki, Birand bundan sonra üniversitelerde AB'cilik yapmaya kalkıştığında en az iki defa düşünecek...


emreddr
13 yıl önce - Cum 22 Arl 2006, 13:25
Fiji değil, Fildişi Sahili cahil!


Mehmet Ali Birand, İstanbul ve Marmara Üniversitelerinin iletişim fakültelerinde öğrencilere AB ahkamı kesti.

Öğrenciler, Birand’ın gevezeliklerine pek meraklı değillerdi.

Ona o pek demokratik Avrupa Birliği’nin askeri müdahalelerini, saldırılarını sordular.

Fransa’nın Fildişi Sahili’ne asker yollamasından bu ülkenin Fransa tarafından bombalanmasından söz ettiler.

Birand, “ben öyle bir şey bilmiyorum” dedi. “Önemsiz bir ülkedir, bilmiyorum” dedi. “Öyle bir şey yok” dedi. Öğrencileri cehaletle suçladı!
Bununla kalmadı ertesi gün yazdığı köşe yazısında suçlamaya devam etti. Öğrenciler cahildi. Fransa’nın Fiji’yi bombaladığını sanıyorlardı. Oysa Fiji dünyamızın “küçücük şirin bir beldesiydi. Turizm ülkesiydi.”

Müthiş!


Birand Fildişi Sahili’nde geçtiğimiz yıllarda yaşananları bilmediği gibi, ülkenin adını da yanlış hatırlıyordu. Öğrencilerin kendisine sorduğu ülkeyi Fiji olarak hatırlamıştı!

Sahi ne olacak bu iletişim öğrencilerinin cehaleti!


***

Fildişi Sahili, Batı Afrika’da 322 bin 463 kilometrekarelik bir alana yayılmış bir ülke. Küçük sayılmaz, turizm ülkesi de değil. Türkiye’deki köşe yazarlarının AB’den müzakereler için tarih alınması sürecinde çığlık çığlığa fikir yarıştırdığı bir dönemde bu ülkedeki iç savaşa Fransa müdahale etti. Müdahaleye yönelik tepkilerse, Fransız hava bombardımanıyla yanıtlandı. AB’ci köşe yazarları bunu farketmedi.


Mehmet Ali Birand’ın “Çok küçük bir ada ve turizm ülkesi” olarak bildiği Fiji’nin ise, konumuzla ilgisi yok. Turizm ülkesi olabilir, ancak “çok küçük bir ada” değil. Hadi bu kadarını cehalet olarak nitelemeyelim.


Ama, Fildişi Sahili’ni Fiji olarak algılamak/anlamak/hatırlamak için özel bir beceri gerekiyor. İşte o “beceriye” cahil cesareti diyoruz! Bu durumdaki bir köşe yazarının başkalarını “cahil” olmakla suçlamasını ise “Amerikan küstahlığı” olarak niteleyebiliriz.


***


Köşe yazarı Mehmet Ali Birand, Marmara ve İstanbul üniversitelerinin iletişim fakültelerinde düzenlediği AB konferanslarında yaşadıklarından kendi cehaletine dair çıkarması gereken dersleri çıkar(a)mamış. Bununla da yetinmiyor ve köşesinden AB karşıtı öğrencileri cahil olmakla suçluyor: “İnanılmaz bir bilgi yetersizliği yaşanıyor. Doğru olmayan haberlere, bazı köşe yazarlarında gördüğümüz ideolojik ve sloganlı yorumlara inanıp, AB projesini yerden yere vuran bu gencecik insanlara kimse sahip çıkmıyor. Yalan yanlış bilgileri ne düzelten var, ne de farklı görüşle karşılarına çıkan. Öğrencilerin çoğunluğunun kafası karışık ve sesini yükselten AB aleyhtarlarıyla itişmekten çekiniyorlar.


Çarpıcı bir örnek. Her iki üniversitede de kendilerini ‘Yurtseverler’, ‘Ülkücüler’, ‘İşçi Partililer’ ve ‘Ulusalcılar’ diye tanıtan bazı gençler, ısrarla ‘Geçen yıl Fransa, sömürgesi olan Fiji adasını, bağımsızlık istediği için bombaladı ve yerle bir etti...’ dediler.


Buna öylesine inanmışlar ki, böyle bir olayın gerçekleşmediğini, tümüyle yanlış olduğunu anlatamadım. ‘Nasıl olur da, böylesine gaddar bir Fransa'nın bulunduğu bir AB'ye gireriz’ diye tepki gösterdiler.”


Nerden başlamak gerekiyor? Yanıtı zor...


İletişim fakültelerindeki cehalete örnek olarak gösterilen “Fiji vakası”nın ne kadar olabilirse düzeltilmiş hali yukarıda. Bu arada Birand’ın Marmara Üniversitesi’ndeki konferans sırasında “Fildişi Sahilleri mi? Ben Fildişi Sahilleri’nin bombalandığını ilk defa duyuyorum” dediğini, aynı konu ertesi gün İstanbul Üniversitesi’nde gündeme geldiğinde “orası küçük bir ada ve turizm ülkesi” diyerek konuyu önemsizleştirmeye çalıştığını hatırlatalım. Birand yalnızca Fildişi Sahili’nin Fransa tarafından bombalanmasını değil, varlığını dahi kabullenememektedir. Onun yerine Fiji’yi geçirince ise, zaten “bombalanma” sorunu çözülüvermiştir. Köşe yazısındaki öyküde buna eklenmesi gereken “böyle bir olayın gerçekleşmediğini, tümüyle yanlış olduğunu önyargılı, bilgisiz öğrencilere anlatamamış” olmasıdır. Tabi Fildişi Sahili’nin Fiji haline gelmesine karşın Fransa sömürgesi olarak kalması da, yine öğrencilere maledilen bir “cehalet” olmaktadır. “Yalan” ya da “sahtekarlık” kavramları durumu açıklamaya yetmemektedir.


Yurtseverler ile ülkücülerin bir torbaya dolduruluvermesi ise, elbette ki köşe yazarının keyfine kalmış bir tercih sorunudur. Buna ilişkin bir “cehalet” aranışına gerek bulunmuyor.


***


Birand, köşesindeki değerlendirmede cehaletle suçladığı iletişim fakültesi öğrencilerine yaptığına benzer şekilde, yazısında da Aydın Doğan medyası reklamı yapmayı ihmal etmiyor. Yazıda tarif edilen ve Birand’ın “Kanal D haber” ile gurur duymasına yol açan “farklılıkları”, ya da gazetecilik-reklamcılık ve etik gibi başlıkları tartışmak bir başka yazının konusu.


Köşe yazarı, telaş içinde ve bu telaşı yayma gayretiyle, AB ve üniversitelerle ilgili yetkililere çağrı yapıyor: “Aman üniversitelerin AB düşmanı olmasını engelleyin.”


Bu konuda samimi olduğu açık. Ancak üzücü olan, bir; bu çağrının karşılığının olmaması, iki; Birand’ın yapamadığını çağrıda bulunduğu yetkililerin yapma şansının bulunmamasıdır. Çünkü AB sözkonusu olduğunda sorun Birand’ın bilinçli ya da bilinçsiz biçimde çarpıttığı “bilmeme” sorunu değildir. Aksine daha fazla bilindikçe, AB’nin gerçekte ne olduğu daha açık görülmektedir.


Cahil cesareti ve Amerikan küstahlığı ise, bu temeldeki bir AB karşıtlığının önüne dikilemez. Dikilemeyeceğini 18-19 Aralık günlerinde Mehmet Ali Birand da görmüştür. Bunu gördüğü içindir ki, üniversitelerde kendi “halledemediği” sorunun halli için cümle devlet büyüğünü yardıma çağırmaktadır.


İletişim fakültesi öğrencilerinin soru ve saptamaları çok yalın ve nettir:
- AB’ye girildiğinde ülkenin zenginleşeceği yalandır. Bunun somut örnekleri de mevcuttur...
- AB’ye girildiğinde ülkenin egemenliği Brüksel’e devredilecektir. Bunun somut pratiği son 2 yıldır gözlenmiştir...
- AB’ye girildiğinde bölgeye ve dünyanın farklı coğrafyalarına savaş ve bomba götüren bir ortaklığın içinde bulunulacaktır. (Fildişi Sahili, Fiji’den farklı bir ülkedir ve eski Fransız sömürgesidir. Afganistan ise, Alman askerlerinin vahşetine sahne olunan bir işgal coğrafyasıdır)...
- ABD İran’a saldırmaya hazırlanmakta, demokrasi havarisi AB buna ses çıkaramamaktadır.


Sadece bir bölümüne yer verdiğimiz bu sorular, köşelerde yapıldığı gibi “kıvırtarak” üstünden atlanması mümkün olmayan sorulardır. Gerçek yanıtları vardır ve kürsüye çıkan köşe yazarı tarafından verilemeyecek yanıtlardır.


Bu yanıtları veremeyenler, köşeden cehalet suçlaması yapmadan önce biraz daha tedbirli olmalı, biraz daha “çalışıp gelmeli”dirler.


Hele ki cehaletten hiç bahsetmemelidirler.


Birand’ın köşesinde Fiji olarak hatırladığı Fildişi Sahili ile ilgili Marmara Üniversitesi’nde yaşanan tartışmanın bant çözümü:

Öğrenci: Burası üniversite, burası Brüksel değil kıvırmayın. Benim arkadaşıma hakaret etmeye hakkınız yok. Benim arkadaşıma cahil diyemezsiniz cahil sizsiniz. (alkışlar)
...
Öğrenci: Demokrasiden bahsettiniz, şunu soracağım size...
Birand: Sen soru soracaksan sor, konuşma yapacaksan çocukları toplayıp konuşma yaparsın daha sonra. ( protestolar)
Öğrenci: Küçük bir soruyla başlayacağım. Geçen sene Fransa'nın birebir sömürgesi olan ve bombaladığı ülke Fildişi Sahili miydi? Geçen sene Fransa hatırlarsanız...
Birand: Evet hatırlıyorum.
Öğrenci: Fransa hâlâ birebir sömürgesi olan tek ülkedir, Avrupa Birliği'nin de merkez ülkelerinden bir tanesidir kendisi. Geçen sene bombaladığı ülke ve bağımsızlık istediği için bombaladığı ülke Fildişi Sahilleri miydi?
Birand: Fildişi Sahilleri mi? Ben Fildişi Sahilleri’nin bombalandığını ilk defa duyuyorum.
Öğrenci: ...Cehalet budur işte.
Birand: Bana ne Fransa'nın politikasından, ben Fransa'nın politikasını bilmiyorum.
Öğrenci: Siz demokrasi olarak bize Avrupa Birliği'ni gösteriyorsanız ben de size Avrupa Birliği'nin bombalarını gösteririm.

Mehmet Ali Birand'ın ilgili yazısı için:
http://www.milliyet.com.tr/2006/12/21/yazar/zbirand.html


fuatt
13 yıl önce - Cum 22 Arl 2006, 13:52

Sevgili emreddr,

Sizinde cok guzel belirttiginiz gibi, bana kalirsada Birand denen kisilik AB sevdasina fazla kapilmis ve turkiye'deki bir cok kisiyi kendi cizdigi yola suruklemeye calisan birisi.. Anladigim kadariyla stratejik bir hata yapmis ve bu bahsettiginiz universitelerdeki panelleri duzenlemis. Ordaki ogrencileri takdir etmek gerekir. Ama diger bir yandanda olaya biraz daha objektif yaklasmak gerekir.. Konu AB ve Turkiye.. Isin dogrusu onemli olan biz AB'ye girmek istiyormuyuz yoksa istemiyormuyuz? Bu sorunun cevabi dogrultusunda kendimize bir yol cizmemiz gerekir.. Ben kisisel olarak Turkiye'nin AB uyeligine karsiyim. Bunun bir cok nedeni var.. Ekonomik, kulturel, politik, sosyal yonleri bir yana, bu konunu aslinda cok basit bir aciklamasi var.. Biz istenmedigimiz bir eve zorla girmek istemiyoruz.. Ev sahibi istemiyor bunu.. Ancak biz diretiyoruz. Direttikce taviz veriyoruz, kucuk dusuyoruz.. AB su an zaten kendi icinde bir cok problemle karsi karsiya. Birlige uye ulkelerin vatandaslari bile bir cok konudan sikayetci.. Bizim kendimize alternatif yaratmamiz lazim.. AB olmasada turkiye var olmaya devam eder. Ancak daha fazla gelismek istiyorsak ve uluslararasi arenada sesimizin daha fazla duyulmasini istiyorsak kendimize baska bir hedef koymamiz gerekir.. Bu bir Rusya, ya da Çin'e yaklasma olabilir.. AB su an cok buyuk bir kriz icinde, hem ekonomik, hemde sosyal olarak. Issizlik halen onemli bir problem, euro gecisten sonra alim gucu dustu, sosyal refahin devam etmesi icin vergiler cok yuksek tutuluyor, bu da kisisel yatirimlari engelliyor. Adam 10 kazansa 4'u devlete gidiyor. Turkiye'nin bu konularida dusunmesi lazim.. Bizim cogu vatandasin derdi AB'ye girip serbest dolasim hakkinda yararlanabilmek.. Bizi alsalar bile o hakki hemen vermeyecekler.
Uzun kafin kisasi sizin gibi turkiye'de olan genclerin bu konular daha ciddi yaklasmasi Turkiye'nin ilerdeki durumunu iyi ya da kotu yonde etkileyecektir.. Su andaki hukumet AB icin cok calisti ama sonuc sifir.. Ne yaparsak yapalim bu degismeyecek.. Onemli olan alternatif cozumler uretebilmek..

Sevgiler



ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET