Ana Sayfa  



Akın Alan



Prş 14 Arl 2006, 03:36   Bursa Evliyaları-1: Somuncu Baba (Şeyh Hamid-i Veli)

SOMUNCU BABA

Somuncu Baba olarak bilinen Hamid Hamidüddin (1331-1412), Yıldırım Bayezid zamanında Kayseri, Bursa ve Aksaray'da yaşamış bir İslam tarikatı lideridir.

Hayatı

Kayseri'nin Akçakaya köyünde doğmuştur. Anadolu'yu manevi fetih için gelen Horasan erenlerinden Şemseddin Musa Kayseri'nin oğludur. Soyu Peygamber Efendimiz (s.a.s)'e ulaşır, 24. kuşaktan torunudur, Şeyh Hamid-i Veli ilk tahsilini babası Şemseddin Musa Kayseri'den almıştır. Bilge kişiliği olan Şeyh Hamid-i Veli, ilim alanındaki çalışmalarını Şam, Tebriz ve Erdebil'de sürdürmüştür. Alaaddin Erdebili'den ve Bayezid-i Bistami'nin ruhaniyetinden manevi terbiye almıştır.

Dini ve dünyevi ilimlerle ilgili icazet alarak, irşad vazifesi için Anadolu'ya dönmüş Bursa'ya yerleşmiştir. Bursa'da çilehanesinin yanında yaptırdığı ekmek fırınında somun pişirip çarşı pazar dolaşarak "Somunlar Müminler" nidasıyla insanlara ekmek dağıtmıştır. Bu sebeple Şeyh Hamid-i Veli , Somuncu Baba ve Ekmekçi Koca olarak da tanınmıştır. Yıldırım Beyazıd Niğbolu zaferini kazanınca Allah'a şükür nişanesi olarak Bursa Ulu Camiini yaptırmıştır.

Ulu Cami’nin açılış hutbesini Şeyh Hamid-i Veli Hazretleri okumuş, hutbede Fatiha Suresini yedi farklı şekilde yorumlamıştır. Bu olağanüstü hutbeyi dinleyen cemaat Şeyh Hamid-i Veli Hazretlerine büyük bir teveccüh ve tazim göstermiştir. Manevi kişiliği ve bilgelik yönü ortaya çıkan Şeyh Hamid-i Veli Hazretleri şöhretten korktuğu için talebeleriyle birlikte Bursa'dan ayrılarak Aksaray'a gelmiştir. Aksaray'da Hacı Bayramı Veli Hazretlerini dünyaya ve ahirete ait ilimlerde eğiterek yetiştirmiş, irşad vazifesi için Ankara'ya görevlendirmiştir. Şeyh Hamid-i Veli kabri Malatya'nın Darende ilçesindedir.

Talebeleri

Somuncu Baba ve en meşhur talebesi Hacı Bayram Veli'nin Osmanlı Devletinde yeni Anadolu ve Rumeli üzerinde çok büyük etkileri vardır. Osmanlı kültürünü etkileyen bu önemli simaların hizmetlerini ve kültürümüze katkılarını anlamak için yetiştirmiş oldukları bazı isimleri zikretmemiz gerekir. Böylece kültürümüz için ne kadar önemli olduklarını ve büyük değerler ifade ettiklerini anlamaya çalışabiliriz. Bu önemli isimler ve medfun oldukları yerler şunlardır:

-Halil Taybi Darende
-Baba Yusuf Hakiki Aksaray
-Akşemseddin Beypazarı Göynük
-Ömer Dede Göynük
-Hızır Dede Bursa
-Akbıyık Sultan Bursa
-İnce Bedreddin Darende
-Yazıcıoğlu Gelibolu
-Şeyh Lutfullah Balıkesir
-Şeyhî Kütahya
-Şeyh Üftade Bursa
-Aziz Mahmud Hüdayi İstanbul
-Muslihiddin Halife İskilip
-Uzun Selahaddin Bolu

Somuncu Baba Hazretlerinin günümüze kadar gelen uzantıları ve yansımaları o kadar mükemmel ki Anadolu'nun her köşesinde bir parçasını bulmak ve yüreklerde hissetmek mümkündür. Âlim ve tasavvuf ehli kimseler üzerinde emeği ve etkisi bulunan Somuncu Baba Hazretleri için kültürümüzün temel taşlarından biridir diyebiliriz. Öyle ki uzantılarının günümüze kadar devam etmesi neseb-i aliyesinin halen etken olması günümüz insanları için Allah'ın bir lütfudur.

Eserleri

Somuncu Baba, zâhirî ve bâtınî ilimlerdeki derin bilgisine rağmen, çok az eser vermiş veya çok az eseri bize ulaşmış bir alim kişidir. Onun fazla eser vermiş olmaması, daha evvel işâret ettiğimiz melâmet meşrebinden de kaynaklanmış olabilir. Nitekim onun yanında yetişmiş bulunan ve halifesi olan Hacı Bayram Veli de, müderris olmasına rağmen eser yazmamış ve hatta Muhammediyye müellifi halifesi Yazıcıoğlu, eserini kendisine takdim ettiğinde, “Mehmet, bununla uğraşacağına bir gönül haketseydin; bir gönle girip onun terbiyesiyle meşgul olsaydın, daha iyi olmaz mıydı?” diyerek kendi düşüncesini de dile getirmiştir. Bu zikredilen hakikata rağmen, Somuncu Baba’nın bize kadar ulaşan Şerh-i Hadis-i Erba‘în, Zikir Risalesi, Silâh’u-l Mürîdîn ve Kâşif’u-l-Estar an Vechi-l Esrar eserleri mevcuttur.

Şeyh Hamid-i Veli Hazretlerinin soyu Darende'de; Halil Taybi ile günümüze kadar devam etmektedir. Prof. Dr. Ahmet Akgündüz "Arşiv Belgeleri Işığında Somuncu Baba ve Nesebi Alisi" adlı eserinde arşiv kayıtlarına dayanarak Şeyh Hamid-i Veli Hazretlerinin nesebi, nesli ve kabri şerifi hakkında genişçe bilgiler vermektedir.

Şeyh Hamid-i Veli neslinden büyük devlet adamları, âlim ve fâzıl zatlar yetişmiştir. Es-Seyyid Osman Hulusi Efendi de bunlardan birtanesidir.


Akın Alan


 mesajı beğendiniz mi?: +2
metinn



Prş 14 Arl 2006, 22:12  

Eline saglik arkadasim... Birazda guzel ulkemizin ruhani liderlerini taniyalim.

 mesajı beğendiniz mi?
Alper Bozkurt




Cum 15 Arl 2006, 14:46  

ÜFTADE HAZRETLERİ

Hayatı ve Şahsiyeti
Mehmed Muhyiddin Üftade 895 (1490) yılında Bursa'da dünyaya gelmiş, 988 (1580)'de yine Bursa'da vefat eylemiştir. Üftade, Bursa'da kurulup teşkilatlanan ve daha sonra Anadolu ve Balkanlar'a yayılan Celvetiye Tarikatı'nın Piri ve Aziz Mahmud Hüdayi'nin de şeyhidir.

Üftade Adını Alışı
Gençlik yıllarında Ulucami ve Doğanbey Mescidi'nde fahri müezzinlik yapan Mehmed Muhyiddin'in sesi çok güzeldi. Halk O'nu dinleyebilmek için ezandan önce caminin etrafında erkenden toplanırlardı. Bir gün yaptığı bu hizmete mukabil caminin mütevellisi kendisine bir kaç akcelik maaş tayin etti. 0 gece rüyasında "mertebenden üftade oldun (düştün) itabına maruz kalan Mehmed Muhyiddin, derhal maaşı terk ederek kendisine "Üftade" lakabını taktı. Daha sonraları da bazı şiirlerinde kullandığı sanılan "Muhyiddin" mahlasını bırakıp Üftade mahlasını kullanmaya başladı. Bu gün elimizdeki Divan'ı bu mahlasla kaleme alınmıştır.

Hocaları ve İlk Tahsili
Hz. Üftade ilk tahsilini Selçuk Hatun Camii imamı Muslihiddin Efendi adında bir zatın yanında yapmıştır. Yine ilk tasavvufi zevk ve neşveyi de muhtemelen bu zat vasıtasıyla tadmış, birçok keşif ve kerametlerine şahit olmuştur. Hatta O'nun tarikatına intisab etmek istemiş, fakat hocası o yaşta bir çocuğu kabul etmeyerek ileride arzu ettiği yüce makamlara erişeceğini işaret etmekle yetinmişti. Üftade bunun yanısıra Abdal Mehmed adında bir meczubdan da istifade etmiştir. Saçlarını uzatarak Abdal Mehmed'i taklid eden Üftade, Bu zat gibi zaman zaman Gökdere semtinde Cenk Kayası adında bir kayanın üzerine çıkar, saçlarını öne doğru dağıtarak Arap, İran, Hind ve Rum illerini keşfederdi.

Şeyhi Hızır Dede
Üftade'nin tasavvufi hayatı on yaşında iken tanıdığı Hızır Dede (öl. 913/1507) ile yeni bir mecraya girmiştir. Bayramiye şeyhlerinden olan Hızır Dede, Hacı Bayram Veli'nin (833/1429) halifesi Akbıyık Meczub'dan (öl.860/1507) icazet almıştır. Mihalıç kasabasında koyun çobanlığı yaparken soğuktan ayakları donarak kötürüm olunca Bursa'ya yerleşmiş, Ulucami çevresinde Vaiziye Medresesi'nde ikamet etmiştir. Üftade, Hızır Dede'nin yanında bir yandan riyazet, mücahede ve ilim tahsiline devam ederken diğer taraftan da babasının zoruyla ipekçilik mesleğinde çalışmıştır. Şifalı sulara ihtiyacı olan Hızır Dede'yi yıllarca sırtında kaplıcaya taşıyan Üftade, sekiz yıl şeyhine hizmet ettikten sonra on sekiz yaşında iken O'nu kaybetmiştir. Hayatını ibadet, riyazet ve mücahedeyle geçiren Hızır Dede, Kuzgunlukta yahut da Pınarbaşı'nda Üçkozlar zaviyesi altında bir yere defnedilmiştir.
Üftade şeyhinden icazet almasına rağmen O'nun ölümüyle birlikte çok meşakkat ve çile çekmiştir. İsmail Hakkı Bursavi'ye göre daha sonra Üveysi tarikle kemale ererek keşfi açılmıştır. Üftade seyr-ü sülükunun bu bölümünü şöyle anlatmaktadır:
"..Andan sonra alem-i istigraka düşüp altı-yedi günde seyreyledüm. Ne nefsüm kaldı ve ne siva kaldı".
Müezzinlik, İmamlık ve İrşad Hizmetleri
On altı yaşlarında Ulucami'de fahri müezzinliğe ve muhtelif camilerde imamlığa başlayan Üftade, bu vazifeleri on sekiz yıl sürdürdükten sonra vaaz ve irşad hizmetlerine başlamıştır. Doğanbey, Namazgah ve Kayhan Camilerinde hitabette bulunmuş, Aziz Mahmud Hüdayi de kendisini Kayhan Camli'nde tanıyarak intisab etmiştir.
Üftade, halkın ısrarı ve Emir Sultan Hazretleri'nin rüyada ricası üzerine Emir Sultan Camii Hatipliğine tayin edilmiş ve bu vazifeyi ömrünün sonuna kadar sürdürmüştür. Aldığı maaşı da dervişlere dağıtmıştır, Fakat daha sonraları dağın eteğinde yaptırdığı tekke ve bitişiğindeki camide Celvetiye Tarikatı'nin talimiyle meşgul olmaya başlayınca yerine yardımcısı Haleblizade Mahmud Efendi'yi görevlendirmiştir.

Velilikdeki Mertebesi
Hz. Üftade, hayatı boyunca ibadet, zühd ve takvaya son derece önem vermiş, şüpheli şeylerden uzak durmuştur. O daima halk içerisinde Hakk'ı aramış, uzlet yerine celveti tercih etmiştir. İsmail Hakkı Bursevi'nin ifadesiyle Üftade, fena ve beka mertebelerini cem eylemiş, fark ve cem makamlarından yüce sözler söylemiştir. Zulmani ve nurani yetmiş bin perdeyi geçerek her nesnenin sırrına vasıl olmuştur. 0 hem malumdur yani zahirde beşeriyet mertebesindedir ve hem de meçhuldür ki sırrı gaybü'l-gaybdedir. Hak'dan başka O'na kimse muttali olamamıştır. Bu yüzden Hz. Üftade: "Beni ehl, evlad ve etbadan hiç kimse bilmemiştir" demektedir. Üftade'nin kendi usulüyle Hakk'a vasıl olduğuna şu şiiri delalet etmektedir:
Geçesin alem-i ferşi
Dahi hem Kürsi ve Arşı
Gele muştucular karşı
Digil ya hu ve ya men hu
Hz. Üftade keşifle alakalı olarak müridi Hüdayiye ders verirken riyazeti esnasında çarşıda ölüleri dirilerden daha ziyade müşahede ettiğini haber vermektedir. Bundan başka süluku esnasında kendisine bir hal arız olduğunu, bütün mahlukatın gözünden kaybolduğunu, halkın içerisinde yürürken halkı görmediğini söylemektedir. Elini öperek ruz-i cezada kendisini unutmamasını istirham eden bir komşusuna Üftade'nin verdiği şu cevap O' nun insanlara karşı sevgi ve merhametini göstermesi açısından manidardır:
"Değil komşularımızı, bütün vilayetimizin halkını cehennemden kurtarmaya çalışalım. Lütf-ü İlahi'den istirham eyleyelim."

HALİFE ve POSTNİŞİNLERİ
Üftade çok sayıda mürid ve birçok halife yetiştirmiştir. Bildiğimiz halifeleri şunlardır: Aziz Mahmud Hüdayi (öl.1038/1628), Üftadezade Şeyh Mehmed Efendi (öl.994/1586), Üftadezade Mustafa Efendi (öl.1017/1608), Muabbir Veli Dede ( öl.1010/1601), İşkembeci Dede Can Alim Efendi, Tirevi İbrahim Efendi,, Hayreddin Efendi el-Bursevi


 mesajı beğendiniz mi?: +2
Alper Bozkurt




Cum 15 Arl 2006, 15:07  

AZİZ MAHMUT HÜDAYİ

Aslında İstanbulda yaşamıştır. Bursa Kadısı olduğu dönemde Üftade Hazretlerinin talebesi olmuştur ve şeyhinin isteği üzerine İstanbula gitmiştir. Bu nedenle Bursa Evliyalarına yazabiliriz diye düşündüm.

Şerefli Koçhisar'da doğdu. Çocukluğu Sivrihisar'da geçti. Medrese eğitimini istanbul'da tamamladı. Edirne, Mısır, Şam ve Bursa'da Kadılık ve Müderrislik yaptı. Bursa'da Üftade Hazretleri'nin müridi ve halifesiydi. İstanbulda halka şeyh, sultanlara mürşid oldu. Üsküdar'da vefat etti. Külliyesi içinde bulunan bu türbeye defnedildi. Eserleri,Sohbetleri, Şiirleri, Vaaz ve nasihatları ile padişahtan herkese yol gösterdi. Devrini idrak ettiği sekiz padişahtan bilhassa Sultan III. Murad ve I. Ahmed'in saygısını kazandı.
  Yedisi Türkçe, otuz kadar eser yazdı. Zengin vakıflar ve manevi miraslar bırakarak ebediyet alemine göçtü.

  Sevenleri için şu duası meşhurdur: "Sağlığımızda bizi, vefatımızdan sonra kabrimizi ziyaret edenler ve türbemizin önünden geçtiğinde Fatiha okuyanlar bizimdir. Bizi sevenler denizde boğulmasın ahir ömürlerinde fakirlik çekmesin, imanlarını kurtarmadıkça göçmesin."

www.hudayivakfi.org


 mesajı beğendiniz mi?: +2
Fahri




Cum 08 Hzr 2007, 19:35  

Somuncu Baba'nın somun pişirdiği fırınlar


(+)


Somuncu Baba türbesinin dıştan görünümü
 

(+)


 mesajı beğendiniz mi?: +1
Göksel Güngör



Sal 12 Hzr 2007, 10:17   İsmail Hakkı Bursevi

İsmail Hakkı Bursevi

1653'de bugunku Bulgaristan'ın Aydos kasabasında dünyaya gelmiştir. Uzun süre Bursa'da yasadığı ve orada vefat ettigi için Bursevî diye meşhur olmuştur. Küçük yaşta iken tasavvuf ve tarikat çevreleriyle irtibata geçmistir. 1664'de geldiği Edirne'de Abdülbaki Efendi'den çeşitli ilimlerle ilgili dersler aldı. 1672'de Osman Fazlı Efendi'den ders almak icin İstanbul'a geldi. Tasavvuf ve diğer ilimlerdeki olgunlaşması bu devrede olmuştur. 1675'te 'halifelik' aldı ve vaaz ve irşad için Üskub'e gönderildi. 1681'de Köprülü'ye, Edirne'ye geldi. Bu esnada Bursa halifesi Şeyh Sun'ullah el-Amasevi'nin vefati üzerine, yerine Bursa halifesi olarak tayin edildi. Meşhur tefsir kitabı Ruhu'l-Beyan'ı burada kaleme aldı. Çok hareketli bir hayat süren Bursevî, 20 Temmuz 1725'de Bursa'da vefat etti.
Tuzpazarı Mahallesi İsmail Hakkı Caddesi No:23 deki kendi adıyla anılan vakıfın arka bahçesinde medfundur.

136 Kitabı vardır ancak en ünlüleri :

Kitabü'n-Netice
Kırk Hadis Şerhi
Kitabü'l-Envar
Seyr-i Süluk


Hicri 1134 senesinde kaleme aldığı aşağıdaki dizelerin son mısrası ebced hesabı ile öleceği 1137 senesini göstermekte.

Aşk ile tut kuşe-i daman-i şer'i Ahmed'i (SAV.)
Abd-ı mahz ol bulmak ister isen felah-ı sermedi
Cam-ı feyzi vahdet-i Zatiyye'den nuş eyle kim,
Olasın bu bizim hassan (haslar) içre merd-i evhadi.
Sidre-i tuba'yı kılma cilvegahı can-u dil,
Alem-i ervaha ir gör ta sırrı, sirr vakti
Aşıka zahid gözüyle eylem hergiz nazar,
Alim ve dana ile bir görme tifl-i ebcedi
Ateş-i tevhidi her kim yaktı kanunu dile
Hakkı'ya envar-i Hak'kiyle pür oldu merkadi... (1137)
Mesnevi Şerhi


 mesajı beğendiniz mi?
kıvanç




Sal 26 Hzr 2007, 15:42   üftade hazretleri türbesi



(+)


 mesajı beğendiniz mi?: +2
Mehmet BAYA




Prş 28 Hzr 2007, 11:18  

Molla Fenari

Abıl adı Fenari Şemseddin Mehmed'dir. Molla Fenârî, Osmanlıların ilk Şeyhülislamıdır. Yüzden fazla eser yazmış bir bilim adamıdır.Babasının adı Hızır’dır. 1350’de doğdu. Nerede doğduğu kesin olarak belli değildir. İlk öğrenimini bitirdikten sonra döneminin en büyük bilginleri olan Alâeddin Esved ve Cemaleddin Aksarayî’den ders aldı. Onda ilme karşı büyük bir aşk vardı. Din bilgilerini öğrendikten sonra diğer bilimler alanında da çalıştı. Özellikle astronomi ile matematik alanında kendisini yetiştirdi.Molla Fenârî daha sonra medreselerde müderrislik yapmaya başladı. Bursa’da, Hicaz’da ve Mısır’da çeşitli medreselerde dersler okuttu. Bilgi alanında ünü yayılmağa başladı. Çelebi Sultan Mehmet onu Bursa’ya çağırdı. II. Murad, onun bilim alanındaki gücünü takdir ederek 1424 yılında Osmanlılarda ilk defa Şeyhülislamlık görevine getirdi. Altı yıl kadar bu görevi yürüttü. Sonra Hicaz’a gitti. Dönüşte Bursa’da 1430 yılında öldü.Fenârî Şemseddin, zamanının en güçlü ve büyük bilginlerindendi. Faziletli, sağlam karakterli, yüksek ahlaklı üstün bir insandı. Hayatı kitaplar arasında geçmişti. Kütüphanesine on bin cilt kadar eser yazdı. Bunların birçoğu dini konulara değinen şerhler, tefsirler ve haşiyelerden yapılmıştır. Eserlerinin en önemlilerinden biri bütün ilimlerden söz eden ve ansiklopedik bir eser olan Enmuzecü’l-ulum’dur. En büyük eseri Fusûlü’l-Bedâyi fi Usûlü’ş-Şerâyi’dir. Fenari Şemseddin birçok değerli insanlar yetiştirdiği gibi, bilim, ahlak ve fazilet bakımından çevresindekilere örnek olmuş büyük bir insandı.

Molla Gürani  ( 09.10.1409)- (28.10.1487)

Osmanlı âlimlerinden ve büyük velî. Dördüncü Osmanlı şeyhulislâmı. İsmi, Ahmed bin İsmâil bin Osman Gürânî, lakabı Şerefüddîn, Şihâbüddîn ve Molla Gürânî'dir. Daha çok Molla Gürânî lakabıyla tanınıp, meşhûr oldu. 1410 (H.813) senesinde, Sûriye'nin Gürân kasabasına bağlı bir köyde doğdu. Doğduğu yere nisbetle "Gürânî" denilmiştir.

Molla Gürânî, küçük yaşta Kur'ân-ı kerîmi ezberledi. Sarf, nahiv, beyân, meânî gibi âlet ve kırâat ilmini öğrendi. Sonra ilim öğrenmek için Bağdât, Diyarbakır, Hıns ve Hayfa şehirlerine gitti. On yedi yaşında iken de Şam'a gidip, bir müddet oradaki âlimlerden ders alıp, ilim tahsîl etti. Şam'dan Kâhire'ye gitti.Kâhire'de zamânın âlimlerinden ders alarak; kırâat, tefsîr, hadîs ve fıkıh ilimlerini öğrendi ve bu ilimlerde icâzet aldı. O devrin en meşhûr âlimi İbn-i Hacer Askalânî'den hadîs ve fıkıh ilmine dâir eserler okudu. Bu hocasından okuduğu eserler arasında, Sahîh-i Buhârî ve fıkıh ilminde meşhûr eserler vardı.Hadîs ilminde İbn-i Hacer Askalânî'den icâzet aldı. Molla Gürânî bu şekilde çalışarak tahsîlini tamamladıktan sonra; tefsîr, kırâat, hadîs ve fıkıh ilimlerinde değerli bir âlim olarak yetişti.Yavaş yavaş tanınmaya ve Kâhire'deki medreselerde ders vermeye başladı. Memlûk Devleti hükümdarları ile devletin ileri gelenlerinin kurdukları ilim meclislerine katılıp, münâzaralara girdi. İlmi ve fesâhati, güzel konuşmasıyla kısa zamanda tanındı. Hattâ Kâhire'de herkese açık bir ders verdi. Dersini dinleyen âlimler, onun ilimdeki üstünlüğünü takdîr ettiler. Hocası İbn-i Hacer Askalânî ona icâzet verdikten sonra, Sahîh-i Buhârî'yi gâyet güzel bir mahâretle okuttuğunu bizzat görüp, şâhid oldu. Bundan sonra hayâtının bir bölümünü Kâhire ve Şam taraflarında geçirip İstanbul'a geldi. İstanbul'a gelişi, hayâtında değişikliğe yol açtı. Önce Şâfiî mezhebindeydi. Sonradan Hanefî mezhebine geçti.

Kabri Emirsultan camiinin 100 mt. doğusunda bulunan Zeyniler camiinin arkasındaki kabristandadır...


 mesajı beğendiniz mi?
Göksel Güngör



Prş 28 Hzr 2007, 18:04   Güranlı Dede

Üftade Türbesine giren sokağın diğer tarafındaki sokakta 20m. ileride sağda bir türbe var. Kapısında Güranlı Hazretleri (Dede) yazıyor.Başka bir bilgi yok. Açıkçası Molla Gürani'yi şimdiye kadar hep burası zannediyordum. Acaba bu hazret kim ?

 mesajı beğendiniz mi?
ugurcavac



Prş 12 Tem 2007, 18:30  



(Somuncu Babaya Gidiş Dik bir yokuştur.)



 



 

(Somuncuyu arayan bir kişi)

 

(Ve buluş anı)







(Fırın olarak kullanılmış kısım)





 

(Bu binanın Erken Osmanlı mimarisinin
günümüze ulaşan tek bina olduğu söylenir.)






 

(Halılar çok eskidir.)



 mesajı beğendiniz mi?: +2
Mesajları seç: