Ana Sayfa 882 bin Türkiye Fotoğrafı
HAYAT Nedir? - [FELSEFE]
sayfa: 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14  Sonraki
Ana Sayfa -> HABERLER ve SOHBET
cevap yaz
(üye olmadan da mesaj yazabilirsiniz)
sercan_10
7 yıl önce - Cmt 09 Arl 2006, 20:15
HAYAT Nedir? - [FELSEFE]


HAYAT NEDİR?

Bir gün zengin bir iş adamının yolu küçük bir köye düşmüş.İş adamı burada her gün balığa çıkan ve yarım saat içinde küçük kovasını ağzına kadar kadar balılka dolduran bir balıkçıyla karşılaşmış.Onun bu her sabah küçük kayığına binip fazla açılmadan bir yerlere demir atmasını ve yarım saat içinde cokça balık tutup tekrar geri dönmesini bir kaç gün merakla takip etmiş.En sonunda dayanamayan iş adamı bu orta yaşlı balıkçıyla tanışmaya karar vermir ve gene bir gün balıkçının denizden dönme saatini denk getirip yanına gitmiş.Kendisini adama tanıtmış ve ve adamın burada neler yaptığını sormuş.Adam ağır ağır konuşarak:''Ben bu köye 5 yıl önce yerleştim.Ve her sabah balığa çıkıp karım ave bana yetecek kadar balık tutarım.Sonra karımla sabah yürüyüşüne cıkar ve eve döndüğümüzde öğle uykusu uyuruz.Akşam olunca ise tuttuğumuz balıkları pişirip sahilde gitar eşliğinde her gece şarap içeriz.Günlerim bu şekilde geçer gider.'' demiş.
    Bunun üzerine işadamı balikçıya dönüp aslında sen çok zengin olabilirsin demiş.Balıkçı biraz gülümseyerek nasıl olacak o diye sormuş.İşadamı hararetli bir şekilde anlatmaya başlamış:''İlk önce balık tutma zamanını genişleteceksin ve hatta gerekirse akşama kadar balık tutacaksın.Tuttuğun bu balıkları balık haline satıp biritirdiğin parayla daha büyük bir kayık alacaksın.Tabi ki tuttuğun balık çogalacak böylece.Ve sen de kazandığın bu paralarla büyük bir balıkçı teknesi alacaksın.Fakat bu arada çalışmaya devam edeceksin.en sonunda biriktirdiğin paralarla bir balıkçı filosu kuracaksın.Ve buradan kazandığın büyük paralarla borsaya gireceksin ve hisse senetleri alacaksın.Aradan bir 3 yıl geçecek ve bu senetleri halka acacaksın:İşte bukadar.'' demiş.Balıkçı gene gülümseyerek sormuş:''Sonra ne olacak?''.İşadamı:''Ne mi olacak?İşte ozaman karını alır küçük bir köye yerleşirsin ve artık zevk için balık tutmaya başlarsn.Sabahları karınla yürüyüşe çıkar öğlenleri uyursun.Akşam ise tuttuğun balıkları gitar eşliğinde sarapla yersin.Güzel bir emekli hayatın olur.''

İşte bu hikayede gördüğümüz gibi bazıları para hırsından hayatı unutuyor.Yani hayat amacı para oluyor ve onlar dünya güzeliklerini farkedemeden bu dünyadan ayrılıyor.Halbuki paradan daha fazla değerli birsürü şey var etrafımızda.Önemli olan onları farkedebilmek.Hayatımızın her bölümünde bu güzelliklerle yaşayabilmek önemli olan.Yoksa güzel bir emeklilik hayaliyle ömrümüzü tüketiriz fakat sonçta emeklilik dahi yaşayamayız.

  İşte simdi soruyorum:Size göre hayat nedir?


BARIŞ+ŞEN

7 yıl önce - Cmt 09 Arl 2006, 20:23

HAYAT
Hayat: Çetele tutmak değildir. Seni kaç kişinin aradığı, kiminle çıktığın, çıkıyor olduğun veya çıkacağın ya da sevgilisiz kaldığın demek de değildir. Kimi öptüğün, hangi sporu yaptığın veya kimlerin seni sevdiği de değildir. Hayat ayakkabıların, saçın, derinin rengi değildir. Nerede yaşadığın veya hangi okula gittiğin de değildir. Aslında hayat, notlar, para, giysiler, girmeyi başardığın ya da başaramadığın okullar da değildir. Hayat: Kimi sevdiğin ve kimi incittiğindir. Kendin için neler hissettiğindir. Güven, mutluluk ve şefkattir. Arkadaşlarına destek olmak ve nefretin yerine sevgiyi koymaktır. Hayat kıskançlığı yenmek, önemsemeyi öğrenmek ve güven geliştirmektir.  Ne dediğin ve ne demek istediğindir. İnsanların sahip olduklarını değil, kendilerini olduğu gibi görmektir. Her şeyden önemlisi, hayatı, başkalarının hayatını olumlu yönde etkilemek için kullanmayı seçmektir. İşte hayat bu seçimden ibarettir!


Mine Beyaz
7 yıl önce - Cmt 09 Arl 2006, 20:38

Hayat...Doğumdan ölüme kadar olan zaman...Herkesin öncelikle en önem verdiği şeylerin başını sokacak bir dam, karnını doyuracak iki lokma aradığı bir süreç...Onemli olanı bundan sonrasının nasıl değerlendirildiği.

Yaşamı sürdürebilmek için ana  ihtiyaçlar sağlandıktan sonra önemli olan şey nicelik değil nitelik...Her yaşı yaşın gerektirdiği şeyleri yaparak yaşamak. Yıllar sonra geriye dönüp baktığımızda, akılda kalanların  güzel anılar olması. Yaşlanmaya başladığımızda 'keşke'lerle boğulmamak, hayata tekrar baştan başlayıp değişik şekilde yaşamış olmayı istememek...Geçmiş değerlendirildiğinde başkalarının hayatlarına yaptığımız olumlu etkilerden gurur duyma...

Kısacası hayatı dolu dolu yaşarken geride maddiyattan çok manevi birşeyler bırakabilmenin keyfi.


İsmail TAŞLI

7 yıl önce - Cmt 09 Arl 2006, 20:49

Hayat; bize verilen emanetleri, onlara ihanet etmeden gerçek sahibine teslim edene kadar geçirmemiz gereken süredir. Bu anlamda sürdürebilenlere ne mutlu...

Oktay Kasman

7 yıl önce - Cmt 09 Arl 2006, 21:28

Bu sorunun cevabını yaşlanmaya başlamış kişiler tecrübelerine dayanarak daha iyi verebilirler diye düşünüyorum. Benim gibi gençlerin biraz daha tecrübe kazanmaları gerekir ama genede bildiğim kadar cevap vereyim;
1- Hayat halen içinde okuduğumuz okuldur.
2- Hayat (Keşke ) kelimesinin az kullanılması gereken bir yerdir.
3- Hayat çok çabuk geçen bir Trendir.
4- Hayat Treninin yolcularından bir kısmı Yataklıda,bir kısmı kuşetlide,bir kısmı pulman koltukta,büyük bir
   kısmı da ayakta yolculuk yaparlar.
5- Hayat Trenine binmek ve inmek yolcunun elinde değildir.Yolcunun yapması gereken tek şey ayakta
   kalmamaktır.


Atilla DÜNDAR
7 yıl önce - Cmt 09 Arl 2006, 21:48

Hayat nedir?
Bir yazar demiş ki "Hayat, silgi kullanmadan resim çizebilme sanatıdır" yaptığınız her hata silgi kullanmanızı gerektirir. Dolayısıyla hata silinse bile izi kalır kırılan kalplerde, beyinlerde.

Hayat insanoğlunun önüne serilmiş, kendi isteği dışında dünyaya geldiği ve yine kendisinin belirleme yetkisi ve şansı bulunmayan bir sonla biten iki nokta arasındaki bir çizgidir. Kader denilen bir belirleyiciye emanettir hayat; o ne derse bu çizgi de ona göre şekil alır. Bazen uzar, bazen kısalır. Bazen iner, bazen yükselir. Kimi zaman gelir kesik kesik çizgilere dönüşür. Son noktaya gelindiğinde ise artık çizgilerde birer nokta olmuş ve tamamlanmıştır.

Hayat; yaşarken kıymeti bilinmeyen, insanların O'na ihanet ettikleri bir kavramdır. İnsanlar ihanetlerinin özünü bilmeselerde, hayat mutlaka insanlara bu ihanetlerinin bedelini ödetmektedir. Bu nedenledir ki; insanın tek hükmedemediği ve kendisine göre yön veremediği bir gerçektir.


Name

7 yıl önce - Pzr 10 Arl 2006, 01:16
Hayatın anlamı...


İnsanın hayatın anlamını sorgulayabilmesi için öncelikle kendisini bütün yönleriyle tanıyor olması gerekir diye düşünüyorum. Kendini tanımaktan aciz olan bir insanın, kendi hayatının anlamını bilmesi mümkün görünmüyor.

Hayatın anlamı herkese göre değişir. Bu tamamen kişinin bakış açısı ile anlam kazanır. Eğer sadece bir noktayı görüyorsa insan yani at gözlüğü ile dünyaya bakıyorsa, hayat avuçlarının içinden akıp gider ve 80'ine geldiğinde hala farkına bile varamazsın hayatın... Geriye dönüp baktığında aslında başladığın yerde olduğunu farkedersin.. ve geçip giden hayat sana hiç bir şey katmamıştır...
Bence hayat, derin bir nefes aldığında içine dolan havanın ciğerlerinin gözeneklerine temas ettiğini hissedebilmektir. Bir bayram sabahı sımsıcak bir aile ortamına uyanıp sevdiklerinle sıkı sıkı sarılabilmek ve sarılabilecek insanlarının olmasıdır..Kaybettiklerini,yanında olamayanları yüreğin titreyerek anımsamaktır..Hayatın anlamı yaşamaktır ve paylaşmaktır..

Aslına bakarsanız hayat o kadar kısaki.. Hayatı anlamaya vaktimiz bile olmuyor çoğu zaman.. Sonu hissettiğimiz zaman da aslında yapacak çok şeyimiz olduğunu ama vaktimizin kalmadığını anlıyoruz.. ve boşa geçen zamanı...

Anton Çehov kendisine "Hayatın anlamı nedir" sorusunu yönelten bir dostuna: “Bir havucun anlamı nedir? Havucun anlamı neyse, hayatın da o!” diye cevap vermiş.
O halde soruyu "Hayatın anlamı nedir " yerine  "Hayatı nasıl anlamlı kılabiliriz" diye değiştirebiliriz. Bu tamamen bizim elimizde...

Can Dündar'ın çok sevdiğim bir şiiri var.. uzun bir şiir .. Eminim bir çoğunuz biliyorsunuzdur..Ama yinede sıkılmadan okuyabilirsiniz sanırım Çok güzel özetlemiş hayatı..


"Hayat ve Ben

Otuzbeşime bastım geçen hafta...
İlk yarı bitti : Hayat:1 - Ben:0...!!!...
Ama belliydi böyle olacağı
Nicedir başlamıştı belirtiler:
Yolda çocuklar "Amca şu topu atıversene" diye seslendiklerinde kuşkulanmıştım ilkin...
Sonra saçlarımdaki beyaz teller tescilledi yarı yolun ufukta göründüğünü,
Baktım; lise fotoğraflarım sararmış, sınıf arkadaşlarım yaşlanmış.
Eş dost sohbetlerinde sağlık ve çocuk konuşulur olmuş, seyahat ve aşk yerine...
Gök gibi gürlemeye alışkın müzik setimin ses düğmesini kısar olmuşum, içimdeki uçurtmanın ipini çekercesine...
Bizim zamanımızda diye başlayan nutuklar atmaya başlamışım mezuniyet törenlerinde,
-Hayret daha dün değil miydi benimkisi?-
Yıllar yılı dudak büktüğüm "ölümden sonra hayat" masallarına kulak kabartmaya başlamışım gizliden gizliye...
İple çektiğim Haziranlara sırt çevirmişim.
Yaşamın orta sahasına girmişim, irkilmişim...
Ruhumun ikizleri yine çekiştiriyorlar kollarımdan;
Biri, "daha ne gördün ki" diyor yüzünde papatyalarla, asıl şimdi başlıyor hayat!... Bundan sonrası rahat!"
Lakin "Buydu görüp göreceğin" diye efkarlanıyor öteki... ikinci yarı geçer hızla, yaşlanırsın zamanla...
Yaşı genç olanlar 35'e uzak durduklarını sanarak "Sahi oldu mu o kadar? Hiç göstermiyorsun" tesellisindeler.
35'le çoktan tanış olanlarsa "Hayata hoşgeldin" pankartlarıyla karşılamadalar...
İlk yarı sadece bir ısınmaymış meğer: asıl ikinci yarıda anlaşılırmış tadı, hayatın... kavganın... aşkın...
Bense şaşkın... devre arası bilançolarındayım.
Son dönemde kimbilir kaç kez eski anıları yaralı ele geçirdim, belleğimin derinliklerinde?...
Kimbilir kaç kez kendime yakalandım, kendimden kaçarken?...
Ve sustum vicdan sorgularında...
Aksi sedamla bile dertleşmedim. Meğer ne yaman serüvenmiş hayat?
Bazen yediveren gülleri gibi bereketli...
Sanki hayat değil, Körfez Krizi mübarek: Bir koyup, beş alıyorsun...
Yaşıyor, seviyor ve seviliyorsun... Bazense kıtlıktan kırılıyor ortalık, şaşıp kalıyorsun...
Oysa -herkes bilmezden gelse de- skoru belli oyunun:
30'larda dedeni ve nineni kaybediyorsun, 40'larda anneni ve babanı... Ve 70'lerde kendini...
Şimdi devre arası, yolun yarısı...
Bugüne dek ancak tanıştık hayatla... Ben ona kendimi tanıttım, O bana kendini...
Göğsüme madalya gibi dizdim hatalarımı...
Zaferlerim onlar benim, olgunluğumun yapı taşları...
Ve derin bir yara gibi sakladım başarılarımı...
Asansör çıkarken yukarı, dönüp bakmadım bile aşağı...
Dönmesin diye başım...
Ben istikballe arkadaşım...
Ne var ki herşey yarım...
Hayat da yarım, sevdalar da...
Daha diyeti ödenmedi sevinçlerin...
İhanetlerin hesabı sorulmadı...
Nazım'ın dediği gibi "Kopardım portakalı dalından ama, kabuğu soyulmadı, sevdalara doyulmadı..."
"Doydum diyen görmedim ki ben zaten..."
Lakin gel de zamana anlat bunu...
Sahi nedir bu telaş, bu kin? Sanki ölüye can yetiştireceksin...
Baktım ikinci yarı kapıda... ve hayatın ceza sahası yakın...
Doldurdum bir kara kutuya 35 yılın hesabını.
Acılar, sancılar bir çekmecede sevdalar diğerinde...
Bir yerde hüzünler ve korkular, bir üstte sevinçler ve zaferler...
Kat kat, dizi dizi dizdim kullanılmıştakvimlerimi,
Sabırla kapattım kutuyu, sevgiyle mühürledim ağzını...
İlk yarı bilançom o benim: Yangında ilk kurtarılacak... Kazada ilk açılacak...
Yarımlar tam olduğunda kara kutuyu açıp bakanlar teşhis koyacaklar halime...
"Çok mutlu olmuş, fazla yüksekten uçmuş zavallı" diyecekler
Ya da,
"Sebepsiz alçalmış... Bile bile vurmuş kendini dağlara!..."
Fakat kara kutu ancak bir kısmını söyleyecek hikayenin...
Kalanı benimle gelecek...
Dağların yamaçlarına savuracağım en mahrem hatalarımı...
Reyhanlar saklayacak sırlarımı...
Skoru birtek Ege'nin suları bilecek...
Denize kavuşabilirse eğer içimdeki nehir...
 
HAYAT : 0   -   BEN: 1

CAN DÜNDAR


Fatih227
7 yıl önce - Pzr 10 Arl 2006, 01:27

Hayat,  sen planlar yaparken başına gelenlerdir.

Fatih
7 yıl önce - Pzr 10 Arl 2006, 01:29

Hayat bir döngüdür.

saadet_mersin

7 yıl önce - Pzr 10 Arl 2006, 02:06

Hayat, ne olacağını bilmeden yaşadığın anların hepsidir.
İstediğin, istemediğin, yaptığın, karar verdiğin, yapamadığın, kaçırdığın, kırılıp dağıldığın, gülerek var olduğun, hayat vererek büyüdüğün, anlayamadığın, anlaşılmadığın, anladığın, anlaşıldığın, fırtınalar estirdiğin, durulduğun, kızdığın, insan olduğun…
Dünle yarın arasında kalan ve süresi belli olmayan bir “bugün”den ibarettir hayat.
Geç kalmışlıkların pişmanlıkları arasında yaşanmayacak kadar kısa olabilir hayat.
Her şeyi yerine, dozuna göre istediğin gibi yaşayabilmen dileğiyle…




Ali Poyrazoğlu yazmış....

"Şunları bir araya toplayayım. Bir güzel muhabbet edelim" diye düşündüm.
Mutfak işinden de anlarım. Donattım sofrayı. Bayağı uğraştım.
Hepsinin, ayrı ayrı ne yemekten, ne içmekten hoşlandığını iyi bilirim.
Bayağı da para gitti. Birinin yediğini öbürü yemez.
Ötekinin içtiğini beriki içmez. Dört kişilik sofra kurdum.
Mumları da yaktım. Bak hepsi, Erick Satie severdi. Hatırladım.
Müziği de ayarladım. Geldiler.
20 yaşında ben, 35 yaşımda ben, 40 yaşımda ben ve bugünkü ben dördümüz.
Birden yirmi yaşımı, otuz beş yaşımın karşısına oturttum.
Kırk yaşımın karşısına da, ben geçtim.
Yirmi yaşım, otuz beş yaşımı tutucu buldu.
Kırk yaşım ikisinin de salak olduğunu söyledi.
Yatıştırayım dedim.
"Sen karışma moruk" dediler. Büyük hır çıktı.
Komşular alttan üstten duvarlara vurdular.
Yirmi yaşım kırk yaşıma bardak attı.
Evin de içine ettiler. Bende kabahat.
Ne çağırıyorsun tanımadığın adamları evine.

Ömür dediğin üç gündür,dün geldi geçti yarın meçhuldür,
O halde ömür dediğin bir gündür,o da bugündür.
.



En son saadet_mersin tarafından Pzr 10 Arl 2006, 02:09 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi


cevap yaz
(üye olmadan da mesaj yazabilirsiniz)
Ana Sayfa -> HABERLER ve SOHBET