Merhaba,
Abi demenin hiç bir mahsuru yok teşekkür ederim.
Yenileri gelse bile Eski emektarlar Denize elverişsiz olana kadar hizmete devam edecekler. Ancak bir aracın denizde hizmete elverişsiz olduğuna yıllık ölçümler ve incelemeler sonunda TÜRK LLOYDU denen (aynen araç muayene kururluşu gibi) denetleme kuruluşu karar verecek. Onarım ve yenileme makul ölçüler içindeyse hizmete devam eder. Ancak masraf çok fazlaysa yani onarım ekonomik değilse maalesef yapacak birşey yok...
Belediyenin Katamaran tipi tekneye ısrar etmesine yorum yapamam ama, Kompozit malzemede özellikle ısrar etmesini kısmen anlayabiliyorum. Saç (demir) tekneler nekadar boyanırsa boyansın bir şekilde tuzlu deniz suyunun aşındırıcı ve yıpratıcı etkisinden kurtulması mümkün değildir. Gemi her sene havuza çıktığında yasa gereği geminin tüm tekne kısmının saçları ve kaynak yerleri santim santim çok özel rontgen cihazları ile kalınlık ve sızdırmazlık ölçümüne tabi tutuluyor ve uygun olmayan kısımlar kesilip yerine 15mm kalınlığında yeni saç levhalar kaynatılıyor. BU çok zor, uzun süren zahmetli bir iş. Tabii bunun yanında işin süresi kadar gün için askeri tersanedeki havuza ödenen yüzlerce dolar havuz kirasi da cabası...
Kompozit de tam burada belediyeye bu işlerden kurtulmak için şahane bir çözüm gibi görünüyor...
Bilgilerin bir kısmını düzeltmeye gerek var.
Saç (demir) teknelerin deniz suyunun aşındırıcı ve yıpratıcı etkisinden kurtulması mümkün değil ancak, son yıllarda kullanılan kaliteli boyalar ile bu aşınma minimuma iner, eğer boya usulüne uygun (grit/kum raspası yapıldıktan sonra) boya koruma süreleri 5 yıl'a kadar uzuyor ve boya üreticileri garanti veriyor. Gerçi Loyd Kurallarına göre tüm gemilerin belli periyodlarla havuza alınması gerekiyor. Bu gemi saç, alüminyum, kompozit malzemede olsa aynı periyodlarla havuza alınarak Loyd Kontrolü yapılması gerekiyor. (Otomobillerde nasıl aracınız yerli bir marka yada çok lüks bir araba olsa bile aynı sürede araç muayenesi yaptırmanız gibi)Bu nedenle gemi kompozit malzemeden de yapılmış olsa havuz ücreti ödenecektir.
Gemi her havuza çıktığında röntgen çekilmesine gerek yoktur, ultrasonik cihazla saç kalınlık muayenesi yapılır, bu muayenenin ücreti (Loyd isteği alınacak ölçü nokta sayısına bağlı olarak) 1.000(bin) TL'yi geçmez. Röntgen ancak geminin belli bölgelerinde yapılan kaynaklarda belli şartlarda veya Loydun şüphelendiği kaynak pozisyonlarında çekilir, bu kaynak çekim ücreti kaynak bölgesi başına 100(yüz)TL'yi geçmez ve tamirat gemilerinde çekilecek kaynak sayısı en fazla 15-20'dir.
İstanbul'da şehirhatlarına ait gemilerin su altı kesimi (karina, borda) saçlarının kalınlığı(şaftların bağlı olduğu A braket çevresi biraz farklıdır) 8 mm'dir. Loyd kuralları gereği ölçü sonucu (yerine ve loyd takdirine bağlı olarak) % 30 incelmeye kadar tolerans payı vardır.
Birde kompozit açısından bakmak gerekir. Şöyleki saç teknelerde saç, elektrod, saç kesimi için oksijen/asetilen, kaynak makineleri v.s. ekipmanların hepsi ülkemizde imal ediliyor ve bu tamiratları yapacak yetişmiş insan gücü var. Gemi karinasında veya herhangi bir yerinde acil yara/yırtık durumunda bir parça saç ile yama(dablin) yapılabilir ve bu işi kaynak işinden az bile anlayan birisi hatta meslek lisesinin ilgili bölümünde okuyan bir öğrenci bile yapabilir. Ancak kompozit malzeme ülkemizde üretiliyormu, bununla ilgili diğer kaynak/kesim malzemeleri makineleri üretilebiliyormu, yetişmiş insan gücü varmı? bunların sorgulanması gerekir.
Ayrıca ülkemizde yolcu taşıma anlamında daha önce hiç denenmemiş bir gemi tipi için bir anda bu kadar büyük partide imalat risk değilmidir?
Katamaran olması konusu ise ayrıca sıkıntı, daha önce yazdığım gibi konserve kutusu gibi insanlar sıkıştırılacak ferah bir yolculuk ortamı olmayacaktır. Ayrıca bu tip teknelerdeki yüksek devirli makinelerin yakıt tüketimi, işletme giderleri de daha yüksek olacaktır.
Burada denizcilik konusunda bilgili kişileri bulmuşken aklımda olan ve tartışılan bir şeyi sorayım o zaman
Bu kompozit malzeme konusu ortaya çıktığı zaman bir takım üreticiler belediyeye gövde malzemesi olarak alüminyumu önermişlerdi. Alüminyum gövdenin artılarını eksilerinini yazabilir misiniz?
Bu kompozit malzeme konusu ortaya çıktığı zaman bir takım üreticiler belediyeye gövde malzemesi olarak alüminyumu önermişlerdi. Alüminyum gövdenin artılarını eksilerinini yazabilir misiniz?
Gemilerin tekne kısımlarının alüminyum'dan olması, genel olarak gemiyi hafifletir, sürati artırır. Ancak buna karşın herhangi bir sürtünme/vurma gibi durumlarda ise saç teknelere göre daha çabuk deforme olur. Ayrıca işin diğer bir boyutu ise teknelerde kullanılan alüminyumun deniz suyuna dayanıklı tipte (almg 4,5 ve üzeri) olması gerekir, (yakın zamanlara kadar) bu evsafta alüminyum saç ülkemizde üretilmiyordu(şu an için bilemiyorum).
Bu nedenlerle klasik tipte su altı kesimi bulunan yolcu gemilerinin alüminyumdan yapılması pek rantabl olmamaktadır. Ancak katamaran tipi gemilerde alüminyum kullanılmaktadır.
İstanbul'da çalışan deniz otobüslerinin süratleri 20 deniz milinin üzerinde olmasına kurallar gereği liman içerisinde 15 deniz milinin üzerinde sürat yapmamakta hatta Marmara denizi içerisinde çalıştığı Yalova, Avşa, Marmara adası gibi hatlarda ise yüksek süratten dolayı dalgalar kıyıları, küçük balıkçı teknelerini etkiledikleri için iskelelere belli mesafelerde süratlerini düşürmektedirler, bu nedenle yolculuk süresi uzamaktadır. Hatta bir dönemde İDO şehirhatları vapurlarının çalışığı güzergahlara da deniz otobüsü seferi koymasına rağmen, şehirhatları vapurları ile aynı sürede gitmesine rağmen işletme maliyetleri nedeniyle yüksek ücretli olduğu için yeterli yolcu bulamamış ve bu hatları iptal etmişti. Şu anda İDO deniz otobüsleri şehirhatları vapurlarının çalışmadığı uzak hatlarda çalışıyor.
İzmir'e birkaç kez gelmeme rağmen, gemilerin çalışacağı güzergahı net olarak bilemiyorum. Alınması düşünülen bu vapurların çalışacağı iskeleler arasında halen çalışan gemiler 20-30 dakikalık mesafede kat ediyorsa, alınması düşünülen deniz otobüsleri yukarıda yazdığım nedenlerden dolayı süreyi fazla kısatmayacaktır, birde bu yönüyle düşünülmesi gerekir.
Arkadaşlar öncelikle bilgim dahilinde konuya bende görüşlerimi yazmak istedim. Öncelikle neden katamaran diye sorulacak olursa, verilebilecek tek cevap su direncinin az olması dolayısıyla yakıt tüketiminin daha düşük olması. Neden kompozit diye sorulacak olursa; kompozit çeliğe göre daha dayanıklı bir malzeme,işletme ömrü daha fazla. Tek eksisis kırılganlığı. Şuan İzmir.bel.tr deki ihale dökümanını incelerseniz bu durum içinde iskelelere yanaşma yeri olan baş taraftaki bölgenin ekstra karbon ve kevlarla güçlendirilmesi, geminin etrafının komple usturmaçalarla kaplanılması ve gemilerin baş tarafına iskelelerle uyumlu bir tampon sisteminin yapılarak darbe emilimini minimum düzeye indirilmesi ile ilgili gerekli çalışmalar yapılmış. Ben kesinlikle illaki çelik olsun aluminyum olsun görüşlerini anlayamıyorum. Şuan karbon kompozitten savaş gemileri deniz altılar yapılmakta, teknoloji bu yönde ilerlerken neden yeniliğe ayak uydurmayalım?? İhaleye katılan tek Hollandalı firmanın gemileri orhangazideki bir tersanede yaptıracağından, ve ilgili türk makamlarının "bu gemiler bu malzemeler ile Türkiye'de üretilebilir" şeklinde kapasite raporu verdiğinden haberimiz var mı acaba? kaldı ki bu malzeme büyük oranda Türkiye'de üretilen bir malzeme,muhtemelen ben de dahil olmak üzere bundan pek haberimiz yok. Kompozit Aluminyum malzemeye göre toplamda yaklaşık %30 daha hafif bir malzeme. buda direkt olarak yakıt tüketimine yansıyacaktır diye düşünüyorum. Servis ömrünün yüksek olması diğer malzemelere göre bir avantaj. Bence muhalefetin esas sorunu gelişen teknolojiye uzak kalmalarından dolayı pastadan gerekli payı alamayacaklarını düşünmeleri olsa gerek.
Bence güzel bir çalışma yapılmış,desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum.
Bence muhalefetin esas sorunu gelişen teknolojiye uzak kalmalarından dolayı pastadan gerekli payı alamayacaklarını düşünmeleri olsa gerek.
Bence güzel bir çalışma yapılmış,desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum.
muhalefetin esas sorunu 15-20 dk ferah ferah martılara simit ata ata süren vapur sefası yerine, sıkışık sıkışık kümes gibi yerlere oturturulup, hiç deniz havası alamadan 5 dk da karşıya çececek olmamız !
Öncelikle neden katamaran diye sorulacak olursa, verilebilecek tek cevap su direncinin az olması dolayısıyla yakıt tüketiminin daha düşük olması.
Katamaran tipte teknelerin su üzerinde sürtündüğü alan az olduğu için su direncinin az olduğu doğrudur, ancak katamaran tipi teknelerde yüksek devirli makineler kullanıldığından yakıt, bakım, işletme giderleri diğer makinelere göre daha yüksektir.
Alıntı:
Neden kompozit diye sorulacak olursa; kompozit çeliğe göre daha dayanıklı bir malzeme,işletme ömrü daha fazla. Tek eksisis kırılganlığı. Şuan İzmir.bel.tr deki ihale dökümanını incelerseniz bu durum içinde iskelelere yanaşma yeri olan baş taraftaki bölgenin ekstra karbon ve kevlarla güçlendirilmesi, geminin etrafının komple usturmaçalarla kaplanılması ve gemilerin baş tarafına iskelelerle uyumlu bir tampon sisteminin yapılarak darbe emilimini minimum düzeye indirilmesi ile ilgili gerekli çalışmalar yapılmış.
Öncelikli soru İzmir'in bu tipte teknelere ihtiyacı varmıdır? yoksa mevcut gemilerin daha moderni mi yapılmalıdır?
Kompozit çeliğe göre yalnızca korozyon(paslanma konusunda) dayanıklıdır, işletme ömrü fazla gibi gözükmesine rağmen, bu gemiler hergün defalarca iskelelere yanaşıp/kalkıp yolcu almakta olduğundan risk yüksek olup herhangi bir kaza, darbe, hasar durumunda ise (saç tamirat ekipman/malzeme/işçiliğine göre) kompozit tamirat ekipman/malzeme/işçiliği daha pahalı olacaktır.
Alıntı:
Ben kesinlikle illaki çelik olsun aluminyum olsun görüşlerini anlayamıyorum. Şuan karbon kompozitten savaş gemileri deniz altılar yapılmakta, teknoloji bu yönde ilerlerken neden yeniliğe ayak uydurmayalım??
Elbette dünyadaki her teknolojik gelişmeye yeniliğe ayak uyduralım, açık olalım, ancak yatırım yaparken ülkemiz gerçeklerinide unutmayalım. Ülkemizde de (genelde) savunma sanayi amaçlı kompozit malzemeden daha küçük boyutlu tekneler üretilmekte ve ihraç edilmektedir. Ancak bu büyüklükte kompozit malzemeden yolcu taşımaya yönelik tekneler imal edilmemiştir, kullanılmamıştır, dünyada ise kompozit malzemeden üretilmiş teknelerle şehir içi yolcu taşımacılığı yapan kaç ülke vardır? Varsa bile büyük ihtimalle (ülkemiz corafiğ şartlarında olmayan) açık deniz/okyanus'da adalara yüksek süratle/kısa sürede ulaşım için kullanılmaktadır.
Alıntı:
İhaleye katılan tek Hollandalı firmanın gemileri orhangazideki bir tersanede yaptıracağından, ve ilgili türk makamlarının "bu gemiler bu malzemeler ile Türkiye'de üretilebilir" şeklinde kapasite raporu verdiğinden haberimiz var mı acaba? kaldı ki bu malzeme büyük oranda Türkiye'de üretilen bir malzeme,muhtemelen ben de dahil olmak üzere bundan pek haberimiz yok.
İlk ihaleye tek firma katıldığı için rekabet şartları oluşmamıştır. 2. ihaleye de tek firma katılması durumunda büyük ihtimalle yine rekabet şartları oluşmayacaktır. Dünya gemi inşa/ihracat anlamında (kriz öncesi) ilk 10 içerisinde bulunan ülkemizdeki tersaneler işsizlikten kırılırken/kapılarına kilit vururken tek bir firmanın teklif vermesi hukuki olarak doğru/uygun olsa bile ne derece etik'tir.
Alıntı:
Kompozit Aluminyum malzemeye göre toplamda yaklaşık %30 daha hafif bir malzeme. buda direkt olarak yakıt tüketimine yansıyacaktır diye düşünüyorum. Servis ömrünün yüksek olması diğer malzemelere göre bir avantaj.
Kompozit kullanılması nedeniyle geminin tekne kısmının alüminyum malzemeye göre hafif olduğu doğrudur, ancak bu tür teknelerde yüksek devirli makina kullanıldığı için yakıt tüketimi/işletme giderleri yüksektir. Ayrıca daha önce hiç denenmemiş bir gemi tipi için bu kadar çok sayıda sipariş verilmesi ne derece doğrudur? İlla bu tipte tekne isteniyorsa deneme amaçlı 1-2 tekne sipariş verilip verim durumuna göre siparişlerin devam ettirilmesi daha doğru olmaz mıydı?(İstanbul'da yaşanan metrobüs fiyaskosu gibi sonuçlar doğabilir)
Yüksek teknolojiyi getirelim derken insanları konserve kutusu gibi katamaran teknelerle yolculuğa zorlamanın ne derece mantığı olabilir?
Eğer insanlar muhalefet yapmaya kalksa gemilere ne gerek vardı? türünden yaklaşımda bulunurlar, ülkemiz gerçekleri ile doğru projeleri dile getirmek demekki muhalefet oluyormuş?
Alıntı:
muhalefetin esas sorunu 15-20 dk ferah ferah martılara simit ata ata süren vapur sefası yerine, sıkışık sıkışık kümes gibi yerlere oturturulup, hiç deniz havası alamadan 5 dk da karşıya çececek olmamız !
Tekneniz ne kadar hızlı olursa olsun, 5 dakikada karşıya geçemezsiniz çünkü Liman kuralları gereği Liman içerisinde belirlenmiş knot/saat üzerinde hız yapamazsınız. Yani 20 dakikalık yolculuk en fazla 5-6 dakika arasında kısalabilir, o da geminin hızından değil eski gemilere göre manevra kabiliyetinin yüksek olması nedeniyle iskeleye yanaşma ve kalkışdan kaynaklanan süredir..
Tüm bu soruların cevabı insanların ulaşımdan ne bekledikleri ile bağlantılıdır. Benim ulaşımdan beklentim; konforlu bir şekilde gitmek istediğim yere en kısa sürede ulaşmamdır. Verilen ulaşım hizmetinde de esas kriterlerin bu olduğunu düşünüyorum. bunlar gezinti teknesi değil ki kaşıyakadan konağa 25 dakikada salına salına geçilsin.
Katamaran teknelerin su direncinin düşük olması ve kullanılacak malzeme dolayısıyla hafif olacak olması dolayısıyla yakıt giderleri klasik vapurlara göre daha düşük olacaktır.
Kaza ihtimali var diye mercedes ve bmw nin hiç satmaması gerekirdi eğer malzeme pahalı diye düşünülecek olursa. Burda yapılması gereken hasar olacak diye malzemeden vazgeçmek değil, oluşabilecek hasarların nasıl minimize edilmesi gerektiğidir.
İskandinav ülkelerin çoğunda bu malzemeden tekneler kullanılıyor bildiğim kadarıyla. Ki bu ülkelerin deniz şartlarını düşünecek olursak, İzmir Limanı Dünyada 365 gün konteynır operasyonu yapılan tek liman olması dolayısıyla İzmir körfezi gayet uygundur.
Kamu ihalelerinde ihalenin sonuçlanması için katılan firma sayısının bir önemi yoktur, 1 firmada girse 1000 firma da girse herzaman en düşük teklif kazanır. Dolayısıyla rekabet şartları oluşmaması dolayısıyla ihalenin iptali gibi bir durum söz konusu olamaz. Ayrıca ihalede yerli malına %5 fiyat avantajı sağlanmıştır ki bu oldukça büyük bir rakamdır. Ayrıca yurtiçinden bir firmanın ihaleyi alması halinde gemilerin Türkiye'ye ulaşım maliyetinin hemen hemen sıfır olacağını düşünürsek bu yerli firmalarıa yabancı firmalar karşısında oldukça önemli bir avantaj sağlar. Tüm bu avantajlara rağmen kalkıpta bir Türk firması bir yabancı firmadan daha yüksek teklif veriyorsa ihalenin yurt dışına gitmesi kamu yararına olacaktır.
Bu noktada tershanelerin ve mühendislerin bence öncelikli olarak irdelemesi gereken nokta dünyada kullanım alanı çok yaygın olan bir malzemeyle ilgili olarak neden hala kendilerini yetiştirip geliştiremedikleri noktasıdır.
İzmir körfezindeki hız sınırı 18 knottır. sözkonusu iç körfez gemilerininde hızının 18 knot olması planlanmaktadır. Kısa mesafede hız faktörü önemli değil görüşü son derece yanlıştır. Karşıyaka-Konak hattında 10 knot hızla şuan 15 dakikada bir sefer yapmak için 3 gemi çalışırken, 18 knot hız ile bu gemi sayısı 2 ye düşürülebilir. 1 gemi eksik olması=1 gemi maliyeti+personel maliyeti+yakıt-sigorta-yağ giderleri demektir. Toplamda alınırsa önemsiz denilen hız sayesinde oldukça büyük bir meblağdan tasarruf edilebilecektir. Ayrıca yine hız arttırılması sonucunda sefer sayılarında artış olacaktır.
Benim ihale ilgili kafama yatmayan tek nokta 15 geminin de sistership olmasıdır. Yoğun hatlarda da yoğunluğu az olan hatlarda da aynı özellikte gemileri çalıştırmak doğru değildir. Burda yapılması gereken farklı boy ve kapasitelerde gemiler için ihaleye çıkılmasıdır. Bu yapılmamış, eğer izmir yeni gemilerine biran evvel kavuşacaksa çokta takılmıyorum buna. Çünkü şu bir gerçekki ihalenin iptal olması demek yeni gemilerin İzmire gelişini oldukça ileri bir tarihe atacaktır.
ben bu gemi tekne işinden hiç anlamıyorum ama dediğin baya bana yatkın geldi tek sorunu tekne boylarında görmüşsün ama bence tekneler hızlanınca vatandaşlarımız vapurlarla karşıdan karşıya geçmeyi yeni açılcak iskelelerle tercih edicektir bence bundan dolayı farklı boy yerine tek boy bence daha makul saygılar..
Verilen ulaşım hizmetinde de esas kriterlerin bu olduğunu düşünüyorum. bunlar gezinti teknesi değil ki kaşıyakadan konağa 25 dakikada salına salına geçilsin.
Halen çalışmakta olan o günün teknolojisiyle üretilmiş, sürati, manevra kabiliyeti düşük, yakıt tüketimi yüksek gemiler karşıyaka konak arasını 25 dakikada kat etmektedir. Ancak klasik tekne üslubunda, manevra kabiliyeti yüksek, yakıt tüketimi düşük, 16 knot deniz mili sürat yapacak tekne yapılması günümüz teknolojisi ile mümkündür. Böyle bir tekne ile 25 dakikalık süre 17-20 dakika arasına rahatlıkla indirilebilir. (İstanbul'da İBB'nin yaptırdığı haliç hattı motorları buna en güzel örnektir)
Alıntı:
Kaza ihtimali var diye mercedes ve bmw nin hiç satmaması gerekirdi eğer malzeme pahalı diye düşünülecek olursa. Burda yapılması gereken hasar olacak diye malzemeden vazgeçmek değil, oluşabilecek hasarların nasıl minimize edilmesi gerektiğidir
İnsan unsurunun olduğu her yerde hasarları minimize etmek önemlidir, ancak tamamen minimize edilemez. Verdiğiniz örnekteki mercedes, bmw gibi araçlardan yola çıkarsak o zamanda trafikteki ticari olarak çalışan taksilerin bu tür araçlardan oluşması gerekirdi. Ticari olarak taşımacılık yapanlar yalnızca araçların ilk yatırım maliyetini değil, bunun yanında bakım, yedek parça, v.s. gibi işletmecilik giderlerinide düşünmek ve hesaba katmak zorundadırlar.
Alıntı:
İskandinav ülkelerin çoğunda bu malzemeden tekneler kullanılıyor bildiğim kadarıyla. Ki bu ülkelerin deniz şartlarını düşünecek olursak, İzmir Limanı Dünyada 365 gün konteynır operasyonu yapılan tek liman olması dolayısıyla İzmir körfezi gayet uygundur.
İskandinav ülkelerinde bu türden teknelerin ne derece yoğun kullanıldığı konusunda elimizde somut veriler yok, ancak çalıştığı denizlerin durumu, çalıştığı hatların kalkış-varış arasındaki yolculuk süreleri gibi kriterlere dikkat ederek İzmir'i kıyaslamak gerekir, yoksa onlar kullanıyor (dediğim gibi kullanıldığı konusunda somut veri yok) diye hemen bizimde kullanmamız gerekmez.
Alıntı:
Kamu ihalelerinde ihalenin sonuçlanması için katılan firma sayısının bir önemi yoktur, 1 firmada girse 1000 firma da girse herzaman en düşük teklif kazanır. Dolayısıyla rekabet şartları oluşmaması dolayısıyla ihalenin iptali gibi bir durum söz konusu olamaz. Ayrıca ihalede yerli malına %5 fiyat avantajı sağlanmıştır ki bu oldukça büyük bir rakamdır. Ayrıca yurtiçinden bir firmanın ihaleyi alması halinde gemilerin Türkiye'ye ulaşım maliyetinin hemen hemen sıfır olacağını düşünürsek bu yerli firmalarıa yabancı firmalar karşısında oldukça önemli bir avantaj sağlar. Tüm bu avantajlara rağmen kalkıpta bir Türk firması bir yabancı firmadan daha yüksek teklif veriyorsa ihalenin yurt dışına gitmesi kamu yararına olacaktır
Bir şahıs bu türde bir tekne yaptıracaksa ödeyeceği rakam yalnızca o şahsı ilgilendirir (eğer kazancını yasal yoldan kazanmışsa) kimse o şahsa birşey diyemez.
Ancak kamu kaynaklarını kullanan insanların böyle birşey yapma lüksü yoktur. Kamu ihalelerine katılan firma sayısının elbette önemi yoktur, ancak ihalenin genel mantığı alınacak bir hizmet veya malı çok kişilere duyurarak ihaleye çok kişi/kuruluşun katılımını sağlayarak kamu adına o hizmet veya malı ucuza temin edip kamu kaynaklarını verimli kullanmaktır. Eğer böyle olmamış olsa hiç ihaleye gerek kalmadan yetkili kişiler çağırarak bir firmaya işi verir ihale yapmaya gerek kalmazdı.
Türk gemi inşa sektörü kriz öncesi dünya gemi inşa sanayinde ilk 10 içerisindeydi ve dünyanın her ülkesinden rekabet ederek uygun fiyatlarla gemi siparişleri alıyor ve zamanında teslim ediyor, bu arada binlerce kişiye ekmek sağlıyordu.
Alıntı:
Bu noktada tershanelerin ve mühendislerin bence öncelikli olarak irdelemesi gereken nokta dünyada kullanım alanı çok yaygın olan bir malzemeyle ilgili olarak neden hala kendilerini yetiştirip geliştiremedikleri noktasıdır.
Türk gemi inşa sektörü bu tür gemileri en iyi şekilde yapar ve altında kalkar. Esas burada sorgulanması gereken İzmir'in daha önce Türkiye'de hiç denenmemiş, ileride ne olacağı belli olmayan bu türde gemilere ihtiyacı varmı? Eğer varsa tek ihale ile bu kadar büyük partide bir alım yapılmak yerine 1-2 gemilik alım yapılarak kullanılıp, duruma göre kalan partinin ihalesinin yapılmasının uygun olup olmayacağı?
Alıntı:
İzmir körfezindeki hız sınırı 18 knottır. sözkonusu iç körfez gemilerininde hızının 18 knot olması planlanmaktadır. Kısa mesafede hız faktörü önemli değil görüşü son derece yanlıştır. Karşıyaka-Konak hattında 10 knot hızla şuan 15 dakikada bir sefer yapmak için 3 gemi çalışırken, 18 knot hız ile bu gemi sayısı 2 ye düşürülebilir. 1 gemi eksik olması=1 gemi maliyeti+personel maliyeti+yakıt-sigorta-yağ giderleri demektir. Toplamda alınırsa önemsiz denilen hız sayesinde oldukça büyük bir meblağdan tasarruf edilebilecektir. Ayrıca yine hız arttırılması sonucunda sefer sayılarında artış olacaktır.
Klasik tipte İzmir'e özel dizayn edilecek manevra kabiliyeti yüksek gemilerle 16 knot sürate ulaşmak mümkündür.
Alıntı:
Benim ihale ilgili kafama yatmayan tek nokta 15 geminin de sistership olmasıdır. Yoğun hatlarda da yoğunluğu az olan hatlarda da aynı özellikte gemileri çalıştırmak doğru değildir. Burda yapılması gereken farklı boy ve kapasitelerde gemiler için ihaleye çıkılmasıdır. Bu yapılmamış, eğer izmir yeni gemilerine biran evvel kavuşacaksa çokta takılmıyorum buna. Çünkü şu bir gerçekki ihalenin iptal olması demek yeni gemilerin İzmire gelişini oldukça ileri bir tarihe atacaktır.
İhale kendi içerisinde bile kafalarda soru işareti bırakmaktadır. İmal edilecek gemiler standart olarak üretilen otobüs/kamyon/otomobil gibi değildir, istediğiniz kapasitede gemi inşaa ettirebilirsiniz bu nedenle 15 geminin birbirinin eşi olması günün boş saatlerinde aynı geminin çalışmasına aynı işletme giderlerini ödemeniz anlamındadır, yoğun saatlerde ise gemiler belki de yetmeyecektir. İhalenin biran önce yapılması demek (benim görüşüme göre) yanlışlıklara gözyummayı gerektirmez. Önceki ihalede tek firma teklif verebilmişti, bu ihalede de çok firmanın katılımının olacağını zannetmiyorum, çünkü bu kadar kısa bir sürede ülkemizde kompozit malzeme üretimi olmayacağı için yerli katılımcı olmayacak gibi, yabancı katılımcılar katılacak olsa, bundan önceki ihaleye katılırlardı. Yani bu ihalede (benim düşünceme göre) ertelenecek gibi gözüküyor.
Sonuç olarak 30 yılı aşkın süredir gemi inşa sektörü içerisinde bulunmam dolayısıyla bilgi ve tecrübelerim ışığı altında görüşlerimi aktardı, beğenenler/beğenmeyenler olabilir, olmasıda doğaldır. Burada önemli olan kamu kaynaklarının verimli/yerinde kullanılmasıdır, sonuçta bu ülkemizin kaynağıdır.