1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 1  |
 |
ispartali32
16 yıl önce - Çrş 06 Arl 2006, 12:47
Almayacaklar Hala Anlamadınız mı?
Kafamız önümüzde, gazete haberleriyle yönlendirildiğimiz, mırıl mırıl mırıldandığımız bir süreç yaşıyoruz.
Göze çarpan önemli bir haber, “Türkiye'ye karşı Merkel ve Chirac ittifakı.”
Türkiye’ye daha sert tavır takınılsın! Neden? Çünkü pabuç pahalı!
Yaşlı Avrupa temsilcilerinin gerçekten istediği acaba “Türkiye’nin limanlarını açması, Kıbrıs’ı teslim etmesi, hatta soykırım yalanını kabul etmesi, Süryani, Rum, Bulgar... ve hatta Patagonya soykırımını dahi kabul etmesi...” mi? Yoksa böyle bir Türkiye’nin AB’ye girmesi kesinlikle istenmiyor mu? Bunlar, Türkiye’yi kabul edilemez taleplerle vazgeçirmek için kullanılan bahaneler mi?
Yoksa asıl sebep, yaşlı Avrupa ile Amerika arasında süren örtülü mücadelenin bir yansıması mı? Türkiye, Amerikan baskısına karşı senin yanındayım dese bu yaşlı Avrupa’nın temsilcisi ülkeler bahanelerini aynı şiddetle sürdürür mü?
O zaman İngiliz, Amerikan gazeteleri Fransa ve Almanya’yı mı eleştirir yoka Türkiye’yi mi topa tutar? O zaman İngiltere ve Amerika, Türkiye’nin AB üyeliğini aynı şekilde destekler mi?
Türkiye üzerinden bir örtülü mücadele devam ediyor. Örtülü mücadele gözden kaçtıkça kendi kulvarımızda mırıldanıyoruz.
Rumlara limanlar açılmamış. Sekiz başlıkta dondurma kararı alınmış. Ankara yoğun girişim başlatacakmış. Türkiye AB yolunda kararlılıkla ilerleyecekmiş. Önümüze konan mış mışlar bunlar.
Fırsat bu fırsat, “Tüm başlıkları veto ederiz.”diyor Rum Papadopulos.
AB kararını RTE, hem kabul edilemez görüyor hem de “AB yolundan döneceğimiz veya müzakere sürecinin duracağı anlamına gelmez. Süreci aynen kararlılıkla devam ettireceğiz” diyor.
Arınç, AB’nin, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi tarafından rehin alındığını ileri sürerek, “'Türkiye; feda edilecek, gözden çıkarılacak, rencide edilecek bir müzakere ülkesi değildir”' diyor.
Ortaya çok laf dökülüyor, Türkiye net bir duruş sergileyemiyor. Kararsızlık, tutarsızlık herkesimden yansıyor bir tren muhabbetidir gidiyor.
Olli Rehn'den “Tren yavaşlayacak ancak ilerlemeye devam edecek” açıklaması geliyor. Türkiye AB’ye girmezse “jeopolitik açıdan felaket bir tren kazası olur.” Yorumu ekleniyor.
Amerika’ya bağlı bir Türkiye’nin AB’ye girmesini İngiltere, ABD istiyor, Fransa, Almanya, Hollanda, Danimarka, Avusturya istemiyor. Rum Papadopulos.oyuncak gibi oynanıyor, kuruluyor kuruluyor salınıveriyor.
Kavga büyük! Kavga; Kıbrıslı Türklere ekonomik ambargo, Rumlara limanların açmasıyla sınırlı değil değil. Yukarıda da söz ettiğim gibi Kıbrıs’ı versek, soykırım saçmalığını kabul etsek, tüm ne kadar azınlık var demişlerse hepsine istediği hakkı versek... Bir de tek el üzerinde amuda kalkıp şarkı söylesek yine de bahane üreteceklerdir. AB’ye almayacaklar!
Küresel güçlerin örtülü hesaplaşmalarında kah orada kah burada değil, sömürenden, barbardan yana değil barıştan yana, sömürüye karşı ulusal politikaların oluşturulması ve bu politikaların kararlılıkla, netlikle yürütülmesi gerekmez mi?
Hem ona hem buna şirin görünmeye kalkılırsa şamaroğlanından beter; kurulmuş kurulmuş salınıvermiş Rum Papadopulos’un maskarası olunur.
İngiliz Guardian gazetesi, “Benedikt'in Papa olmadan önce Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıktığını ancak Türkiye ziyaretinde Türkiye'ye destek verdiğini” yazıyor.
Gazetenin bu hatırlatması ve Papa’nın bu çark edişi neden?
Almanya ve Fransa’ya gönderme yapan The Ekonomist: “AB'nin dış politikası çöker” diyor. Sorunun Türkler kadar Avrupa Birliği'nden de kaynaklandığını vurgulayan gazete “Üyelik gayreti sonuçsuz kalırsa, ayrıca İslamcılar ile ordu arasında çatışma riski de artar.” dedikten sonra ekliyor, “NATO'nun ikinci büyük ordusuna sahip ılımlı Müslüman bir ülkeyi reddetmesi durumunda, Avrupa Birliği'nin dış politikası ve küresel ölçekte ciddi bir güç olma umutları korkunç bir darbe alır.”
Bahaneleri bir kenara bırakalım asıl yapılmak istenen nedir?
10.2.2003 tarihinde Milliyet manşetten bir ay gecikmeli olarak Ecevit’in “Gurkha değiliz” haberini vermişti. (İngilizlerin Nepal’den getirdikleri askerler.) Hatırlanacağı üzere o tarihlerde TSK birliklerinin ABD’li komutana bağlı olma önerisine tepkiydi Ecevit’in gösterdiği.
Amerikan yayılmacılığı Irak’ta, Afganistan’da tutunamazken hedeflenen Türk askerini yayılma alanlarında, tüm Müslüman coğrafyasında, yaşlı Avrupa’da jandarma olarak tutabilme planı mıdır? AB süreci, reform paketleriyle sürdürülen Türkiye’yi ele geçirme planı aynı zamanda Fransa’nın, Almanya’nın Avrupa’da çürütülmesi için mi istenmektedir?
Osmanlı toprakları iki büyük dünya savaşına sebep olmuştu. Osmanlı “hasta adam” ilan edilmişti. Şimdi aynı coğrafya üzerinde benzer hesaplar mı yapılıyor?
Neden Türkiye şamar oğlanı?
AB’nin bir masal olduğu hala belli değil mi?
|
 |
özdemir keskin
16 yıl önce - Çrş 06 Arl 2006, 13:10
Hiç durmaksızın Chirach ve Merkel'e kızmamız bize çözüm yolları açarmı bilemiyorum.Bildiğim tek şey bu günleri yaşamamızdaki yegane suçlu sadece onların olmadığıdır.Bence en az onlar kadar suçlu olan Ankara Anlaşmasının ek protokolünün altına imza atanlardır.Chirach ve Merkel ellerine bir fırsat geçirmiş bunuda en güzel şekilde değerlendiriyorlar.Hafıza tazelemeye gerek olmayacak kadar güncel olan ek protokol imza törenini takiben yedi gün yedi gece kutlamalar yapılmamışmıydı?Zafer çığlıkları atılmamışmıydı?Bu günleri görebilenlerin ikazları ile dalga geçiliyordu ve hatta vatan haini ilan ediliyordu.Yapmayın bu protoklü imzalamayın,bu yolun sonu çıkmaz sokak diyenler vatan haini ilan ediliyordu.Şimdi ne oldu?Gerçeklerle yüz yüzeyiz.İzleyin iliştirilmiş kimi medyada Chirach ve Merkel 18 ay ek süre vermesini neredeyse bayram diye kutlayacaklar.Peki 18 ay sonra ne olacak?Bu günkünden daha kötü.
Ülkemizi yönetenler aklını başına alıp,hayal ve rüyalarından arınıp,bu AB masalına son vermeliler.Ne dersiniz bu masala son verebilirlermi?
|
 |
erkan
16 yıl önce - Çrş 06 Arl 2006, 13:13
türkiyenin arzuladığı ab üyeliğinden ziyade o standartlara ulaşmak. bunu kendimiz başaramıyoruz çünkü içerde parçalı bir siyasi yapı mevcut. ne zaman türkiyede siyaset dışı kurumlar siyasete tahakküm etmekten vazgeçerler(dilerim ülkemiz bu olgunluğa ulaşır) o zaman milletimiz için gerekli reformları ab güdümünde kalmadan başarabiliriz.
|
 |
alabay
16 yıl önce - Çrş 06 Arl 2006, 13:21
AB'nin masal olduğunu sanmıyorum.
Girmeli mi girmemeli mi de pek bilemiyorum, ben burada AB'de yaşıyorum ve "avantajlarının" en önemlisi kapımın önünde: sınır yok! Fransız şehrinden Alman kentine tramvay yapılıyor, böyle sosyal yakınlaşmalar. Aynı para ve bunun gibileri.
Bence biraz Orwell'in 3 ülke/kıta durumu gelecek dünyanın başına, o an "doğru" tarafta olmak gerekecek, istesek de istemesek de.
Chirac'ı tanımıyorum, o yüzden birşey diyemem, ama Merkel ve Stoiber (ştoyba) cidden kafa bozucu ve Türk düşmanı! Buna sinirlenmemek elde değil.
Ama AB daha büyük bir cisim ... ve her ne kadar Türk geçmişi bazıları için problem de olsa, unutmamalı ki yeniçağın başından beri ittfaklar da oldu, yanılmıyorsam biraz geriye gitsek ta Bizans'la biel, yani insan ne kadar ikiyüzlü ise (ki bu kerkes), durmlar da o kadar "göründüğü gibi değil". Mevlânâ'nın sözleri ne kadar güzel olsa, burada kimse bunu dinlemeyecek.
Kıbrıs eninde sonunda AB'nin de sinirlerini mahfedecek. Ve asıl bu konuya baskı yapmak lâzım. Ermeni sorunu hakkında bilgilerim yeterli değil, ama paça herhalde istendiği gibi kurtarılmayacak, ona da çözüm var, Pamuk çözümü bile olsa. Kürt sorunu ... belki belki yavaş yavaş sorun olmaktan çıkıyordur. Ama Kıbrıs? Çok ciddî ve zor! Annan olsun, ardından gelen Koreli olsun, AB olsun, bu konuda dünyayı dinletmek gerek. Olmazsa, o (!) yüzden tekme yersek de, valla bilmem, buyur ya arkadaşlık ya harp. Bakalım o zaman ne olacak? Biz Yunanistan'la anlaştıktan sonra bakalım şu Kıbrıs ne olacak ...
Ama bazen düşünüyorum, rest çekilse acaba peşten koşma senaryosu 180° döner mi.
B. Alabay
|
 |
ziya güney
16 yıl önce - Çrş 06 Arl 2006, 14:08
BİLDİK SENARYODAN KESİTLER!...
Bilindiği gibi ABD ve AB nin beraberce yürüttükleri” Küreselleşme ve Demokrasi Projesi” bizim gibi az gelişmiş ancak yer altı ve yerüstü kaynaklarının zengin olduğu politik ve stratejik açıdan önemli ülkelerde bütün hızı ile devam ediyor.
Bizim bölgemizde ise hedef, Büyük Ortadoğu veya yeni adıyla Genişletilmiş Ortadoğu Projesi kapsamında bazı ülkelerin sınırlarını değiştirmek, yeni ülkeler kurmak ve kukla yönetimleri işbaşına getirmek suretiyle birçok ülkeyi yeniden kolonileştirip sömürge yapmak ve buralardaki doğal kaynakları uluslararası şirketlerce yağmalamak...
Bu hedefe ulaşmak için ABD ve AB siyasi, ekonomik, sosyal, kültürel ve askeri bütün araçları kullanıyor.
Bunun için de gerek ABD gerekse AB liği ülkelerinde sivil toplum örgütlerinden parlementolara kadar uzayan geniş yelpazedeki kurumlar ,kuruluşlar her türden organizasyonlar, sağlanan fon destekleri ile faaliyetlerini icra etmeye devam ediyorlar..
Şüphesiz bu çalışmalar bölgeden bölgeye, ülkeden ülkeye farklılık göstermekle birlikte ana senaryo değişmiyor.
Öncelikle iş adamları ,siyasiler ,bürokratlar ,diplomatlar, medya ve aydınlar çeşitli yöntemlerle sempatizan yapılıp kazanılıyor daha sonra bunların da desteği ile kamu oyunun algılama sürecindeki aşamalar birer birer geçiliyor..
Bu sürecin hiç değişmeyen ana unsurları ise hiç şüphesiz çok kültürlülük, etnik ve dinsel ayrıştırma..
Bu proje ile yüzyıllardır barış içerisinde yaşayan toplumlar inanılmaz bir hızla önce ayrışıyor sonra da çatışıyor..
Bu sürecin sonunda gelinen nokta; yabancıların eline geçmiş, zayıflamış merkezi egemenliği ile dış ,iç ,ekonomi hatta kültürel politikada bağımsız karar verme insiyatifini kaybetmiş, yabancıların dayattığı kararlarla mahkum olmuş bir devlet ve tarihsel-kültürel kimliğini yitirmiş batının sömürgesi olmuş bir halk topluluğu..
Bu sürecin içerisinde bazı olaylar bahane edilerek zaman zaman kendileri veya ülkedeki yerli işbirlikçileri ( kurum veya şahıslar ) vasıtasıyla araştırma ,panel, anket vb. gibi adlar altında uygulanan proğrama altyapı oluşturmak ve proğramın gidişatını test etmek üzere fonlarından önemli kaynaklar aktararak bilimsel!..çalışmalar yapıldığını veya yaptırıldığını görüyor yaşıyoruz..
ABD nin bütçesinden bu maksatla her yıl 100 milyonlarca dolarlar ayrıldığını AB fonları ile bunların dışında da birçok resmi , özel kurum ve kuruluşun bütçelerinden gizli-açık milyar dolarlar harcandığını hatırlatmaya gerek var mı ?
Ülkemizin de hızla yeniden Sevr’e götürülmekte olduğu bu süreçte başta siyaset kurumu olmak üzere medya, üniversite, STK lar ile diğer kurum ve kuruluşlarımıza büyük sorumluluk düştüğünü , bilerek veya bilmeyerek bu yola kaldırım hatta asfalt döşenmesine yönelik her türlü faaliyet, haber, yorum ve etkinliklerin daha fazla vakit geçirilmeden gözden geçirilmesi gerekmektedir..
Biraz daha zaman kaybedip geri dönülmez noktaya geldiğimizde başımıza geleceklere ne yazık ki kader!. veya takdiri ilahi!. diyeceğiz..
Şunu hiçbir zaman unutmayalım ki “her güzellik sadece onun değerini bilenlere yar olur.”.
|
 |
Mert_Bey
16 yıl önce - Çrş 06 Arl 2006, 14:53
Nufusa gore parlamentoda oy hakkina sahip olunacak ve eger Turkiye uye olursa en fazla oy hakkina sahip ulke olacak.Yani en fazla soz sahibi ulke olacak AB'de...Bu herseyi aciklamaya yeter...
|
 |
Mine-Myra
16 yıl önce - Çrş 06 Arl 2006, 15:23
almamaları umrumda değil.
sadece bugunku iktidarın "bizi almıyorlar o zaman yerimiz islam cumhuriyetlerinin yanı" diyerek laik olmayan ülkelere yönelmesi canımı sıkıyor.
illa bir yere ait olmak zorunda değiliz.
|
 |
gökhan(D)
16 yıl önce - Çrş 06 Arl 2006, 16:11
Lütfen arkadaslar...anlamsiz bir baslik bu!
Zaten AB'yi tartistigimiz bir baslik var, ve bu basliktaki makaleleri okursaniz görürsünüz, alip almamalari aslinda tartisma konusu degil, biz kendi tutumumuzu mantikli bir sekilde sürdürürsek hersey Türkiye'nin lehine olur. O kadar cok tekrarliyorum ki AB konusunda bu sözlerimi lütfen önceki basliklari okuyun, ve "almayacaklar" gibi bir basligin nekadar anlamsiz, gereksiz, yararsiz ve duygusal bir baslik oldugunu anlayin. Hic kimsenin Türkiye'yi herhangi bir yere "almasi" lazim deyildir! Türkiye kendi yolunu kendi cizer. Ama AB'nin belli basli avantajlari vardir, önemli olan istikrar yolundan sapmamaktir.....vs. vs.
Birakin duygusalligi..mantik cercevesinde tartisalim!
|
 |
erkan
16 yıl önce - Çrş 06 Arl 2006, 16:14
| Alıntı: |
| Nufusa gore parlamentoda oy hakkina sahip olunacak ve eger Turkiye uye olursa en fazla oy hakkina sahip ulke olacak.Yani en fazla soz sahibi ulke olacak AB'de...Bu herseyi aciklamaya yeter... |
abnin en etkisiz organı parlamentodur. en önemlisiyse konsey.
|
 |
ahmetulu
16 yıl önce - Çrş 06 Arl 2006, 16:32
| Mine-Myra demiş ki: |
| sadece bugunku iktidarın "bizi almıyorlar o zaman yerimiz islam cumhuriyetlerinin yanı" diyerek laik olmayan ülkelere yönelmesi canımı sıkıyor. |
Bu günkü iktidarın böyle bir söylemi olduğuna inanmıyorum.Kendi düşüncelerinizi başkalarının düşüncesi olarak yansıtmıyorsanız kaynak göstermelisiniz.Diplomasinin gerektirdiği yakınlaşmaları, laik olmayan ülkelere yanaşmak olarak değerlendirmemek gerekir.Kaldı ki böyle bir yakınlaşma anayasamızdaki Türkiye Cumhuriyeti'nin laik olduğu gerçeğini değiştirmez
|
 |
sayfa 1  |
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
|