byconsul
6 yıl önce - Sal 01 Ağu 2017, 11:57
Nitelikli bilimsel üretim noktasında yapılan her eleştirel katkıya kimse itiraz etmemeli. Türkiye'de bürokratizmin neden olduğu hantallığı; nepotizm (adam kayırmacılık) yüzünden ortaya çıkan vasıfsızlığı da kimse balçıkla sıvayamaz. Ancak entegrasyoncu düşünce üzerinden koca bir ülkenin bilimsel camiasını eleştirmek, ilksel olarak tarafsız olmadığı için bilimsel kabul edilemez. 28 üyeli AB adına bir ülke konuşuyorsa; üyesi olan bir ülkenin (Yunanistan) ulusal ekonomisi, yine bu karar veren üye ülke tarafından temlik altına alınıyorsa; gündelik hayatın olağan akışı sırasında dost diye kabul ettiğiniz ülkeler, kriz ortamında sırf bu ülke tarafından siyasal ve ekonomik baskılara maruz kaldıkları için ülkenizde terörist faaliyetlere bulunanlara kucak açıyorsa entegrasyoncu düşünceye şüpheyle bakılmalı. Başta da belirttiğim gibi ülkemiz bilimsel çevresine hakim olan yapısal krizleri saklı tutuyorum. Bugün dünyada neokolonyal bir sömürü düzeni bulunmakta. Üniversitelerin gelişmişlik endekslerini belirlemede hayati iki kriter olan bilimsel yayınlar ve patentler manüpile edilmektedir. Entegrasyoncu düşünce de dahil olmak üzere Batının düşünsel ve eylemsel sömürüsünü yüzlerine çarpacağınız bir bilimsel faaliyeti acaba kaç tane birinci sınıf dergide yayınlatıp akademik puan alabileceksiniz? Ya da patent hakkı denilen ve insanlığın faydasına olmasına rağmen kullanmak için varınızı yoğunuzu vermeniz gereken bir düzende acaba kendimizi bu kadar da üretmeyen insanlar olarak mı görmeliyiz? Bu işin daha acı tarafı patent ihlallerinde her ihlalciye aynı müeyyideler mi uygulanıyor? Bir patent yüzünden üretiminin büyük bir kısmı bizde olan bir helikopterin satışını yapamıyorsak acaba hiçbir şey üretmemiş mi oluyoruz. Hem de Çin'in tersine mühendislikle dünya devi olmasına kimse karış(a)mıyorken. Ya da patenti Türkiye'de olan bir buluşun küresel sermaye tarafından ihlaline verilen tepkiyle Türkiye'nin yaptığı ihlale verilen tepki aynı mı? Çok uzatmaya gerek yok kanaatimce. Apple'ın Samsung ve Qualcom ile giriştiği patent savaşlarının gerekçesi ve sonuçları bu sömürü düzenini tüm çıplaklığıyla ortaya koymaktadır. Yine belirttiğim gibi yapısal krizlerimiz yok mu? Alası var. Ancak bunu çözmek için ne Norveç derdimize derman oluyor ne de Bologna...
Ben sayın Cumhurbaşkanın söylediği "Yerli ve Milli" söyleminin popülist bir söylemden ibaret olmadığına yürekten inanıyorum ve biliyorum.
İçinde bulunduğumuz bütün yapısal krizlere rağmen görüntüdeki bilim insanının betimlediği bir kötümserliği içimde zerre kadar da barındırmıyorum.
Girdilerimizin kendi değerlerimiz ve çıktılarımızın da öncelikle kendi toplumsal ihtiyaçlarımızndan oluştuğu bir sistemin, tarafsız olmadığı ayan beyan ortada olan ve sonu sömürüyle biten bir kriterler dizisinden ve örgütlü kapitalizmin küresel sömürü düzeninden bizi emin kılacağını düşünüyorum.
|