Ana Sayfa 1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 1
beyzamunevver

16 yıl önce - Çrş 15 Ksm 2006, 09:33
Ürküten gerçek : suçlarda artış




Patron
16 yıl önce - Çrş 15 Ksm 2006, 09:51

Alıntı:

Suçlular yakalanınca serbest bırakılmasa belki işe yarar.
Türkiye'de çok az kişi hapishanede.
Mesela "özgürlükler ülkesi" Amerika'da 2.5 milyon kişi hapishanelerde yaşıyor.  
Büyük bir şehir nüfusuna eşit olan bu rakam,
neredeyse her yüz Amerikalıdan birinin hapishanede olduğunu gösteriyor!

Yani Türkiye'ye oranlarsak 750 bin kişinin hapishanede olması lazım.
Oysa bizde sadece 35 bin kişi hapishanede.


Diğer "gelişmiş" ülkelerde de bu oran Amerika'dakine yakın.
Türk insanı diğer milletlere göre yirmi defa daha az suç işlemeye yatkın mı bilemiyorum,
ama bana öyle geliyor ki 750 bin kişi hapiste olsa, şehirlerimizde yaşam kalitesi epey artar.
Kapkaçcı, tinerci, işportacı, mafya, eşkiya kalmaz.


hatta 2005 yılında "Cezaevleri ve mahkum sayısı" diye bir başlık ile bu konuya dikkat
çekmeye çalıştım :
http://wowturkey.com/forum/viewtopic.php?t=13798

önemli not:
yukardaki haberde verilen istatistiklerde nüfus artışı göz önüne alınmadığı için
aslında yanıltıcı olabilir. örnek : "adam kaçırma 5 bin 220'den 5 bin 376'ya" artmış ise,
bu suçun toplam nüfusa oranı artmamış, hatta azalmış. Bence buna dikkat edilmeliydi.


mcagri
16 yıl önce - Çrş 15 Ksm 2006, 10:38



Patron
16 yıl önce - Çrş 15 Ksm 2006, 10:46



damla y
16 yıl önce - Çrş 15 Ksm 2006, 10:58



Atilla DÜNDAR
16 yıl önce - Çrş 15 Ksm 2006, 11:09

Alıntı:
En birinci çözüm olarak şu af olayını kaldırmak gerekiyor.


Evet, affedileceğini bilmek suç işlemeye yönelik bir yapıya sahip olan kişilerde, suç işlemeye karşı bir alışkanlık ve güvence doğurmaktadır. Ülkemizin geneline baktığımızda suç işleme oranlarının genelde büyükşehirlerde daha fazla oranlara sahip olduğu görülmektedir. O zaman şöyle bir saptamada bulunmak yerinde mi olur?..."Büyükşehirlerde asayişi en yüksek seviyeye getirmek ve uygulamak daha zor"...

İstanbul başta olmak üzere Ankara ve İzmir'de suça yönelik olaylarda sayılar genele nazaran daha fazladır. Örneğin İstanbul ile ilgili olarak bu sorun daha da önem arz etmektedir. Bu belki de İstanbul'un şehir yapısı, artan nüfusu ve aldığı göç oranına bağlı bir sebep olabilir. Avrupa ve Anadolu yakasına yayılmış yerleşim yapısıyla bürokratik ve emniyet işleyişi tedbirleri yetersiz kılmaya sebep olmaktadır. İstanbul'un bir semti kadar büyüklükte Anadolu'da bir çok il mevcuttur. Bu illerin idari yapılarında da birer yönetim makamı vardır, İstanbul'un tamamında da. Haliyle küçük şehirlerde asayişin uygulanması ve suçların önlenmesi daha kolay ve başarılı olurken, büyükşehirlerde bu daha zor olmaktadır.

İstanbul örneğiyle başladık, yine İstanbul'da yapılan bazı araştırmaların istatistiklerini verelim. İlk suç işleme genellikle ergenlik çağında başlıyor;

"İstanbul’da, ergenlik çağındaki öğrenciler arasında yapılan araştırma, ilk suç işleme yaşının ağırlıklı olarak 13-15 olduğunu, suç işleyenlerin 5’te 1’inin de “ilk suçlarını 7-9 yaşları arasında işlediğini” ortaya çıkardı. İstanbul’da 15-18 yaş grubundaki 3 bin 500 öğrenci arasında gerçekleştirildi. Araştırmada, katılımcı öğrencilerin yüzde 14.8’inin, “hayatları boyunca en az bir kere herhangi bir suç işlediği” belirlendi. Araştırmaya göre, ilk suç işleme yaşı ağırlıklı olarak (yüzde 42.6) 13-15 yaş arasında gerçekleşirken, suç işleyenlerin öğrencilerin yüzde 20’si de “ilk suçlarını işlediklerinde 7-9 yaşları arasında olduklarını” bildirdi. Katılımcı öğrencilerin yüzde 10.8’i de, “polisle en az bir kere başlarının belaya girdiğini” kaydetti. Öğrencilerin yarıdan fazlası (yüzde 59.1) “sadece bir kez”, yüzde 23’ü “2-3 kez”, yüzde 4.4’ü “4-5 kez”, yüzde 13.5’i ise “5 defadan fazla polisle başının belaya girdiğini” ifade etti.

ERKEKLERDE SUÇ İŞLEME ORANI
      “Hayatı boyunca en az bir kere bir şeyler çalan” öğrencilerin oranı yüzde 8.6 çıkarken, bu gençlerin yüzde 41’i “bir kez”, yüzde 29.3’ü “2-3 kez”, yüzde 9’u “4-5” kez, yüzde 20.7’si de “5’den fazla kez bir şeyler çaldığını” belirtti. Öğrencilerin yüzde 3’ü “en az bir kez nezarethanede kaldığını” ifade ederken, suç işleyen öğrencilerin yüzde 6.7’sinin anne ya da babasının da herhangi bir suç nedeniyle en az bir kere cezaevine girdiği ortaya çıktı. Erkeklerde “herhangi bir suç işleme” oranı kızlara göre 2.6 kat, “polisle başı belaya girme” oranı 4 kat, “bir şey çalma” oranı 3 kat, “ıslahevinde kalma” oranı da yaklaşık 6.5 kat fazla çıktı.
     
ZARARLI MADDE SUÇU TETİKLİYOR
      Araştırma verilerine göre, zararlı madde kullananlarda “polisle başı belaya girme” oranının kullanmayanlara göre 5.43, suç işleme oranının 4.35, herhangi bir şey çalma oranının 2.69, cezaevi ya da ıslahevinde kalma oranının da 13.81 kat fazla olduğu tespit edildi.


İşte yukarıda belirtilen istatistikler (İstanbul Emniyet Müdürlüğü Kaynaklı araştırmalardan alıntıdır) suç işlemenin cezai yaptırımlardaki esneklik ve eksikler nedeniyle vazgeçilemez ve önlenemez bir yolda hızla ilerlediğini, önlenmesi için yasaların yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır.


Atilla DÜNDAR
16 yıl önce - Çrş 15 Ksm 2006, 11:29

Alıntı:
ÇOCUKLARIN SUÇA YÖNELMELERİNDE AİLENİN ETKİSİ  VE ÖNERİLERİMİZ!
Çocuk suçluluğu;
Türkiye dahil bütün ülkeleri yakından ilgilendiren, suç işleyen çocukların kendilerine, ailelerine, suçu işledikleri hasım taraflara, suçun işlendiği yöreye ve topluma zarar veren çok önemli sosyal bir sorundur.
Ceza hukukuna göre, suç yasanın cezalandırdığı harekettir. Ancak çocuk suçluluğunda her ne kadar ergenlik, bazı kalıtsal etkenler ve beden kusurlarının suçluluğunda etkili olabileceği teorileri destek görüyorsa da, günümüzde daha çok çevre faktörlerinin etkili olduğu kabul edilmektedir. Sevgi yoksunluğu, yanlış veya eksik eğitim, baskıcı disiplin yöntemleri, çocuk istismarı, iç ve dış göçlerin oluşturduğu kültür çatışmaları, gecekondulaşma, yöresel gelenek ve görenekler, ekonomik bunalımlar, çocuğun çalışmak zorunda kalması, parçalanmış aileler, ailede suçlu birey örnekleri ile kitle iletişim araçlarındaki şiddet ve suçlarla ilgili programlar çocukları suça iten nedenler arasında sayılabilir. Çocukların en çok işlediği suçların kapkaç, hırsızlık ve gasp olduğu görülmektedir.
Genellikle çocuğun ihtiyaçlarının karşılamaması neticesinde yarı açlık durumunun özellikle mala yönelik suçlara zemin hazırladığı görülmektedir. Gerçekte tehlikenin en büyüğü, ebeveynin sevgi ve şefkatinden yoksun olmaktır. Hırsızlık yapan çocuk, bu yolla maddi gereksinimlerini gidermekten çok ailenin ve okulun denetiminden uzak kalmanın verdiği bir başıboşlukla suça yönelmekte, sevgi ve sevecenlik eksikliğini gidermek için bu yola başvurmaktadır.
Çocuk suçluluğuyla ilgili yapılan araştırmalar erkek çocukların kız çocuklarına göre çok daha fazla oranda suç işlediklerini göstermektedir. Ülkemizde de suç işlemiş erkek çocukları kızlara göre bir hayli yüksek orandadır. Hemen hemen suç işleyen çocukların %95'inden fazlası erkektir diyebiliriz. Toplumumuzun sosyal yapısı nedeniyle erkek çocuklar evleri dışında daha serbest olabilmekte, üzerlerindeki aile denetimi daha az olmakta, çeşitli arkadaş gruplarına katılıp anti sosyal faaliyetler ve suç işleyebilmek için daha kolay zemin bulabilmektedirler.
Okul, çocuğun ilk sosyal deneyimleri elde ettiği yerdir.Suç işlemiş çocuklar, ailenin eksikliğini giderecek, denetlemeyi ve toplumsallaşmalarını sağlayacak okul olanaklarından da yeterince yararlanamamışlardır.Çocuğun eğitim düzeyinin düşük olmasının yanısıra, suç işlediği esnada genellikle okulla ilişkisinin kesik olduğu dikkat çekmektedir.
Suç işlemede arkadaş çevresinin rolü de önemlidir. Çevreyle iyi iletişim kuramayan çocuklarla, otoriteye başkaldırma eğilimi gösteren çocuklar belirli bir arkadaş grubuna katılmakta, bu grupta sosyal kabul görme ve bir statü sahibi olabilmek için grup dayanışmasına gereksinim duymaktadırlar. Bu beraberlik zaman içinde ergenlik çağının özelliklerinin de etkisiyle bir suçluluk çetesine dönüşebilmektedir. Suç işleyen çocukların arkadaşları arasında suçlu ve alkol kullananların çoğunlukta olduğu belirlenmiştir. Ergenlik döneminin kendini arama, kurulu düzene başkaldırma, çelişkiler ve belirsizlikler içinde bulunma şeklinde özetlenebilecek bazı özellikleri, gençte onu destekleyecek, değerlerini paylaşacak ve bu ölçüde de özdeşleşebilecek bir arkadaş grubu özlem ve ihtiyacını doğurmaktadır. Katıldığı grupta suçlu gençlerin oluşu, sonuçta onun suça yönelmesine yol açabilmektedir.
Çocuk suçluluğu ile ilgili yaptığımız çalışmalarda özellikle mala yönelik suçlarda gruplar halinde suç işleme oranlarının %50'lerin üstüne çıktığı görülmüştür. Okur yazar olmayan çocuklarda toplu halde suç işleme oranı %60'lara dayanmaktadır. Okur yazar olmayan çocukların çevreyle uyum sağlamaları daha güç olduğundan sosyal dayanışmaya ve bu tip arkadaş gruplarına ihtiyaçları daha fazla olmakta ve toplu suç işleme eğilimleri diğerlerine göre artmaktadır. Yine küçük yerleşim birimlerinden büyük şehre göç etmiş çocuklarda da, sosyal dayanışma ihtiyacının fazla olması nedeniyle daha yüksek oranda gruplar halinde suç işleme oranı tespit edilmiştir.

ORGANİZE SUÇ ÖRGÜTLERİ VE GENÇLİK
Ülkemizde işlenen suçlara katılımın özellikle büyük çoğunluğunu gençlerin oluşturduğunu yada suç işleme konusunda ilk oluşumun küçük yaşlarda başladığı bir gerçektir. Her ne kadar reşit olmayan ve kendi başlarına gelecekleriyle alakalı yön verme konusunda mutlak iradeye sahip olmayan bu grubun, yapmış oldukları işlerde; gerek düşünce planında, gerekse eylemde kendilerinden daha çok dış kaynaklardan etkilenmektedir. Bunları sıralayacak olursak ; küçük yaştan itibaren bilinç altına yer eden birikimlerin bilinçsiz ebeveynler tarafından verilmesi veya yanlış verilmesi aile içerisinde çok fazla çocuğun bulunması, ebeveynlerin karşılaşmış olduğu maddi imkansızlıklar, ileriye yönelik uzun vadeli bir eğitimin olmaması, yakın sosyal çevreden kopukluk yada ters istikamette zararlı etkileşim, ufak yaşta hayata atılma, bunlardan kaynaklanan bir kısım beklentilerinin olması, şöyle ki “aldıklarından daha çok kaybettiklerinin farkında olmayışları yada mukayesesini yapamamaları” neticesinde ortaya çıkan kontrolsüz bir netice;
Suç işleyen çocukların çoğunluğunu aile korumasından uzakta olan sokak çocukları oluşturmakla birlikte, başta ekonomik sorunlar olmak üzere çeşitli sorunların etkisi altında köyden kente göç eden çocuklar ve aileleri kent yaşamına uyum sağlayamamakta, geçim derdine düşen aile fertlerinin ilgisizliği sonucu veya yoksulluk ve eğitimsizlik sebebiyle çok çocuklu ailelerde yetişen çocuklar küçük yaşlardan itibaren çalışmaya başlamakta, bu gibi sebeplerle yaşam mücadelesi verip, basın ile televizyonda yayınlanan mafya vari dizilerdeki kahraman karakterlere özenti göstererek hiçbir zaman sahip olamadıkları “ilgi, alaka, saygı, para, kariyer ve doğal neticesi olarak güce” kavuşabilme amacıyla neticesini düşünmeden organize suç örgütlerine katılıp, rahatça suç işlemekte ve organize gruplar tarafından kullanılabilmektedirler.
Son yıllarda televizyon kanallarında yayınlanan yerli yapım dramalarda büyük bir çoğunlukla mafya tiplemeleri olan "Deli Yürek, Yılan Hikayesi, Aynalı Tahir” vb. dizilerde yaratılan karakterler de, çocukların bu gibi karakterlere sempati duymalarını sağlamaktadır. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinin de katkılarıyla yapılan “Mafya dizilerinin gençlik üzerindeki etkisi” konulu çalışma neticesinde de “TV kahramanlarının statü ve pozisyonları, onu modelleyen gencin yoksun olduğu olanak ve niteliklerini işaret etmektedir” sonucunu çıkarmıştır.

Bu nedenle ailelere çok büyük görev düşmektedir:
• Aile içerisinde bebeklikten itibaren bilinçli bir eğitimin verilmesi. "Okula başlayınca öğretmen onu hizaya sokar. Öğretmen onun hakkından gelir." demeyin. Çünkü eğitim okuldan önce evde başlar.
• Çocuğun maddi olduğu kadar duygusal ihtiyaçlarının da karşılanması ve değer verilmesi.
• Küçük yaştan itibaren okul eğitiminin sağlanması. Aynı zamanda okulda verilen eğitimle, ailede verilen eğitim birbiriyle tutarlı olmalıdır.
• Ailelerin kontrol edebilecekleri kadar çocuk sahibi olması.
• Çocuğun içerisinde bulunduğu sosyal çevrenin önemi ve ailenin bu konuda seçici olması.
• Çocuğun örnek alabileceği karakterlerin seçimi konusunda ailenin dikkatli davranması.
• Özellikle okul ve okul dışındaki arkadaş seçiminde çocuğun yönlendirilmesi.

SEVGİLİ ANNE VE BABALAR!
Çocuğunuzu her haliyle kabul edin. Onu sevin, sevmeye ve sevilmeye hepimizin ihtiyacı var. Şimdiden karşılığını yıllar sonra alacağınız bir yatırım yapın ve çocuğunuzla ilgilenin. Çocuğunuzla kurduğunuz ilişki ömür boyu kuracağınız ilişkinin temelini oluşturacaktır. Temeli iyi atın ki binanız sağlam olsun. Çocuğunuza iyi bir örnek ve iyi bir model olun. Ona ne verirseniz, size de aynısını geri verecektir. Doğru, dürüst olmasını istiyorsanız. Siz de yalan söylemeyin. İçinizdeki çocuğa seslenin, onu oradaki uykusundan uyandırın. Kendi çocukluk yıllarınıza dönün. Neler hissettiğinizi neler yaşadığınızı düşünün. Çocuğunuzu anlamak şimdi daha da kolaylaşacaktır. Çocuğunuz kendisini sizin yerinize koyamaz, çünkü o sizin yaşadıklarınızı henüz yaşamadı. Ama siz kendinizi onun yerine koyabilirsiniz.
Unutmayınız ki;
“Çocuk yetiştirmek dünyanın en zor sanatıdır.”
Organize suç örgütlerinin çıkar sağlamak için suçta kullandığı çocukları, parçalanmış, aile düzeni olmayan, aile korumasından uzakta olan çocuklardan seçtikleri unutulmamalıdır.
Ülkemizdeki kültürel yapının da doğal bir sonucu olarak; okul çağındaki  gençlerin sosyal kabul ve statü arayışı içinde olmaları nedeniyle çıkar amaçlı suç gruplarına sempatiyle yaklaştıkları, aile  ve çevre  kültürlerinin  zayıf olma  durumlarında  bu  grupların  bir parçası  durumuna geldikleri  görülmüştür. Bu kategorideki gençlerin bilinçlendirilmesi, suç  örgütlerinin  gerçek yüzlerinin kendilerine anlatılabilmesi için başta aileler ve eğitici pozisyonunda olan kişiler olmak üzere tüm topluma önemli görevler düşmektedir.

SİZ VE ÇOCUĞUNUZ ORGANİZE SUÇLAR VE KAÇAKÇILIK OLAYLARINDAN NASIL KORUNABİLİRSİNİZ?
Bilindiği üzere Organize Suç Örgütlerinin ortaya çıkış sebepleri içerisinde Siyasi Otorite boşluğu, Ekonomik istikrarsızlık ile Sosyal dengenin oluşturulamamasıdır. Bu durumda Organize Suçlar ve Kaçakçılık Olaylarından korunma konusunda en büyük görev her ne kadar Devletimize düşse de, bu tür olayların meydana gelmemesi yada meydana gelen olayları bir an önce açığa kavuşturulabilmesi için vatandaşlarımıza da bazı görevler düşmektedir.


Necdet Cevahir
16 yıl önce - Çrş 15 Ksm 2006, 12:06



Halide

16 yıl önce - Çrş 15 Ksm 2006, 12:09

Alıntı:
Mesela "özgürlükler ülkesi" Amerika'da 2.5 milyon kişi hapishanelerde yaşıyor.  
Büyük bir şehir nüfusuna eşit olan bu rakam,
neredeyse her yüz Amerikalıdan birinin hapishanede olduğunu gösteriyor!


Amerika ve diğer gelişmiş ülkelerle karşılaştırıldığında ülkemizdeki suç oranının gerçekten de düşük olduğu görülse de özellikle son yıllarda bu alanda büyük bir artış olduğu yadsınamaz. İşin asıl feci yanı şu ki, bu artışın nedeni de yine bu sözde gelişmiş ülkelerin giderek yozlaşan şiddet içerikli kültürlerinin her geçen saniye filmlerle, bilgisayar oyunlarıyla, haberle hayatımıza giriyor olması. Son dönemlerde liselerde yaygın olarak görülen yaralama olayları size bir yerlerden (özellikle de Amerika) tanıdık gelmiyor mu??Eğitim sisteminin Amerikalı ve İngiliz danışmanlardan alınan görüşlerle oluşturulduğu ülkemizde buna şaşmamak lazım zira kendi ülkelerinde bu sistemlerin ne kadar işe yaradığı ortada, her öğrenci potansiyel bir suçlu...

Maalesef biz millet olarak, batılıların bilgisini, teknolojisini örnek alıp kendimiz de yeni şeyler üretip ülkemize ve dünyaya faydalı olacağımıza bu yozlaşmakta olan kültürün bütün olumsuz yönlerini, çirkinliklerini içimize sokup kültürümüzün bir parçası yapmayı başarıyoruz İnşallah çok geç olmadan aklımız başımıza gelir de durumumuz daha kötüye gitmez!


tufan_58
16 yıl önce - Çrş 15 Ksm 2006, 12:31



sayfa 1
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET