Ana Sayfa 1 milyon Türkiye fotoğrafı
TCDD Banliyö Trenleri - Nostalji ve Hatıralar
123 ... 424344   sonraki »

ANA SAYFA -> ULAŞIM
cevap yaz
sayfa 1
Akın Kurtoğlu

16 yıl önce - Pts 28 Ksm 2005, 22:44
TCDD Banliyö Trenleri - Nostalji ve Hatıralar


70'lerde; "Sirkeci-Halkalı" Banliyö Tren hattındaki 8000 serisi vagonların oturma yerleri, şimdiki gibi eften-püften koltuklardan değildi. Yeşil renkli ve baş hizasının da üzerine kadar yükselen, sırtsırta vermiş koltuk grupları vardı. Hatta bu koltukların yeşil renkli deri kaplamalarının kendilerine has bir de kokusu mevcuttu. Her koltuğun sağ ve sol tarafında, yarım daire şeklinde bir çıkması olurdu ve buralara dileyenler başlarını yaslarlardı. Sırtsırta olan koltukların tepelerinde de uzunlamasına raptedilmiş birkaç sıra metal çubuktan teşekkül etmiş eşya koyma bölümleri bulunurdu. Şimdiki gibi hırsızlık olayları demek ki o yıllarda pek yaygın değildi ki, herkes elindeki çantasını, torbasını bu eşyalıklara koyardı.

Karşılıklı her koltuk grubunun bir penceresi olurdu. Bu pencerelerin üzerinde de kabartma TCDD arması... Vagonların dış boyaları ise, pencere hizasına kadar; "Bordo" renkliydi. Pencerelerden yukarısı ise krem renkte boyalıydı. Motrislerin başına kadar bel hizasında gelen bordo renkli kaplama, ön tarafta her iki taraftan kavis yaparak yuvarlanır ve aracın ön cephesinin tam orta altında sonlanırdı.

Sirkeci Garı'ndan kalkan trenin içnde mutlaka bir "nane şekeri" satıcısı olurdu ve bu satıcılar ellerindeki ürünlerini; "Kaynana dırıltısına, karı-koca kavgasına ve mide bulantısına karşı birebir.. Naneeee şekeriii!..." avâzeleriyle satmaya çabalarlardı (o yıllarda Ajdar'ın esamesi dahi okunmamaktaydı   ve bu nane şekercilerin sesleri de güzel olur, mutlaka kısa bir şarkı söylerlerdi). Her bir torbada 8-10 adet nane şekeri olup, yanlış hatırlamıyorsam, torbası 50 kuruştu. İnsanlar o yıllarda daha bir nânemollaymışlar anlaşılan ki, yarım saatlik tren yolculuğunda bile mideleri bulanmaktaymış!...   Nane şekercisi Cankurtaran istasyonunda iner ve geri dönen bir diğer banliyö trenine binerek Sirkeci'ye geri gider, bu gidiş-geliş günboyu tekrarlanırdı.

Akın KURTOĞLU


Akın Kurtoğlu

16 yıl önce - Çrş 04 Oca 2006, 17:28

Alıntı:
Bütün IETT otobüslerinin ve banliyö trenlerinin eskiden olduğu gibi kırmızı - beyaz renklerde olmasını arzu ediyorum.

Aslında 60'ların sonları ve 70'lerin başlarında, Banliyö trenleri ("Sirkeci-Halkalı" hattında) tam kırmızı da değildi. Bordo-kremdi. Yani kırmızısı oldukça koyu, beyazı ise kirli beyazdı. Ön kısımda bordo renkler, çeyrek daire formunda alçalır ve motrisin öngörünümünün tam alt-ortasında sonlanırdı. İki yanındaki farlar, bu bordo boyanın içinde kalırlardı. Krem renkli kısımda ise "TCDD" amblemi ve yazısı yer alırdı. Sonradan renkler; "kırmızı-beyaz" renklere çevrildiler. 80'lerin sonlarında da "beyaz-mavi-kırmızı" renklere geçildi.

Akın KURTOĞLU


oytun71

16 yıl önce - Çrş 04 Oca 2006, 21:21

Akın Bey dediğinizde haklısınız. Çünkü bizim taraftakiler (anadolu yakası) bazen koyu renk kırmızı (bordoya yakın) bazen de nar çiçeği renklerde gelirdi istasyonlara... Bazen de iki ayrı katarı (toplam 6 vagon) birbirine eklerlerdi. Bordo - kırmızı karmaşasında tuhaf bir görünüm arzederlerdi. Demek bordo, kırmızı ne varsa anadolu yakasına geçirmişler zamanında. Yolladığım resimlerden birinde yepyeni görünümlü bir 8000 katarı var ve kesin Küçükyalı orası. Karşıda ada gözüküyor. Ancak çok koyu kırmızı renkli ve bakımsızlar da olurdu, hatırladığım kadarıyla. Demek o açık kırmızı olanlar revize edilmiş olanları...

Bu arada Cenk Bey'in (sanırım isminiz bu) dediğine katılıyorum. Banliyö tren taşımacılığı son 20 yıldaki kalitesizlikten dolayı tamamiyle ikinci üçüncü plana itilen bir sistem durumunda. Oysa her iki yakada da çok uygun güzergahlardan geçiyor. Düşünsenize, en yoğun yerleşim alanlarının arasından geçiyor. Benim evim ve iş yerim tren istasyonlarına çok yakın ama malesef ben yine de kendi aracımla gidip gelip ek masraf yükleniyorum. Bakımı, benzini, eskimesi de cabası. Oysa tren kullanacak olsam hem daha keyifli, hem trafikte sinirlenme derdi yok, hem de ucuz. Banliyö trenleri, en azından Aksaray - Havaalanı güzergahları arası çalışan metro kalitesine çekilmeli ve eski yıllarda olduğu gibi özendirilmeli.

Eskimiş ve kullanılamaz durumda olan taşıtları revize edip müzelerde sergilemek fikrinize de sonuna kadar katılıyorum

Saygılar


Akın Kurtoğlu

16 yıl önce - Çrş 04 Oca 2006, 21:22

70'LERDEN BİR "SİRKECİ-SOĞUKSU" TREN YOLCULUĞU...

Alıntı:
ama içi akşam 19:00'dan sonra bomboş. Neden? Milleti kaçırdılar çünkü.. kim ailesi ile binerki o trenlere...

Cenk üstad üstteki yazıyı yazınca, aklıma 70'lerin başında, Soğuksu'daki büyük teyzemlere gidişimiz geldi. Fatih'teki evimizden eski İETT otobüslerinden birine (hatta rastlarsak, Eminönü'ne giden "86" numaralı troleybüslere) biner ve Sirkeci'de inerdik.

Buradan  8000 serisi bir banliyö treniyle, yaklaşık 40-45 dakika süren harika bir tren yolculuğu başlardı. O yıllarda yeşil ve yüksek formlu, baş koyma yerleri olan ve kenarları yarım daire şeklinde yuvarlatılmış, kol yaslama aparatarı dahi bulunan, karşılıklı koltuk gruplarından birini kapatırdık ailecek... (Midesi ters oturmaya müsait olmayanlar, yüzünü Halkalı istikametine çevirerek otururlardı). Yine de nane şekeri satan satıcıdan, her ihtimale karşı 1-2 paket nane alınırdı.

Mevsim kış ise, cam kenarına oturmak çok zevkli olurdu. Çünkü cam tarafında, zeminden yaklaşık 25-30 santim yüksekliğinde, vagonu baştan başa geçen bir kalorifer olurdu. Buraya ayak dayayarak etrafı seyretmek olağanüstü güzeldi. Tren; Cankurtaran, Kumkapı, Yenikapı, Samatya (o yıllarda Kocamustafapaşa istasyonu; "Samatya" olarak anılırdı) ve Yedikule'ye kadar, iki yandaki ahşap ve iki katlı evleri adeta yalayarak geçerdi. Vagonların içleri pırıl pırıl olurdu. Hakezâ camları da öyle... Camların üzerlerinde kabartma TCDD arması bulunurdu.

Yedikule'de mutlaka sağır-dilsiz olduğunu ima eden bir dilenci vagona dalar, sessizce herkesin dizine, önceden bastırılmış kartvizit büyüklüğünde ve üzerleri naylonla kaplanmış birer karton bırakırdı. Sonra da yeniden dolaşarak bunları toplardı. Bu kartonların üzerinde; sağır-dilsiz ve fakir olduğunu belirten kısa bir yazı bulunurdu. Bu esnada gönlünden kopanlar O'na üç-beş kuruş verirlerdi. O da hiçbir şey söylemeden parayı alır ve boynuna astığı bez bir torbanın içine koyardı (O yılların dilencileri bile daha bir edepliymişler, şimdiki gibi salya-sümük ağlama moduna girmeden, işlerini sessiz-sedasız görürlermiş).

Tren Kazlıçeşme'den geçerken camlar kapatılırdı. Çünkü dışarıdan leş gibi tabaklanmış deri kokuları vagonun içine sızardı. Hatta bazı nane-molla kadınlar, mendileriyle burunlarını kapatırlardı Kazlıçeşme geçilene kadar... "Bakırköy"den sonra, uzun bir süre durmadan giderdi tren (gerçi hâlâ da öyle. Ataköy yeni oluşmaya başlamıştı ve 2. kısımdan ötesi yoktu. Yol boyunca, ilerilerde bataklık ve sazlıklar seçilirdi). Yeşilyurt civarlarında ise, Yeşilköy Havaalanı'nın olabilen en yakın noktasından geçilir ve mutlaka en az bir uçağın inişine ya da kalkışına tanık olurdunuz. Şayet mevsim yazsa, "Menekşe" ve "Florya" istasyonlarında tren oldukça boşalırdı. Çünkü o yıllarda bu iki istasyonda inenlerin çoğunluğu, plâj sefasına gelmiş İstanbullular'dı.

Eskiden banliyö trenlerinin bütün kapıları otomatik olarak kapanırdı. Kimse kapılardan dışarı sarkmazdı, sarkamazdı. Bu kapılar hem de o kadar sıkı kapanırdı ki, tren bir istasyona yanaştığında, bazen bunlardan birine yeterli hava gelmediği için olsa gerek, kapılar iki yana otomatik olarak açılmakta zorlanırlar, o zaman da yanındaki iki yolcu, tutacaklarından sıkıca ve kuvvetlice çekerek, kapıyı sürerek açmak zorunda kalırlardı. Hep ineceğimiz kapının açılmayacağından ve Soğuksu'da inemeyeceğimizden korkar, endişe ederdim. Ama kapılar öyle ya da böyle, hep bir şekilde açıldı ve biz de Soğuksu'da hep indik...  

Tren Küçükçekmece'ye atlayınca, sol tarafınıza gölü alırdınız ve sonunda, tek tük evlerden müteşekkil "Soğuksu"ya ulaşırdınız. Soğuksu'da rahmetli büyükteyzemin iki katlı evine, hafif bir bayır çıkıldıktan sonra ulaşılırdı. Evin ön cephesi, boydan boya balkondu, kanatlı ve sürgülü camlarla baştan aşağıya örtülü balkon, Küçükçekmece Gölü'ne, dolayısıyla tren yoluna bakardı, ama biraz tepeden. Başınızı çevirip sol bakarsanız; "Küçükçekmece, sağa bakarsanız; "Kanarya" istasyonunun, dümdüz aşağıya bakarsanız da; "Soğuksu" tren istasyonunu görebilirdiniz. Mükemmel bir panorama!... Trenlerin bu üç istasyon boyunca solucan gibi ilerleşiylerini, kesintisiz izleyebilirdiniz. Tam önümüzden geçerken düdüğünü öttüren trenlere sempatiyle bakarken, düdük çalmayanlara ise içimden küfrederdim!... Çocukluk işte...

Akşama kadar balkondan içeri girmez ve gelip-geçen trenleri sayardım (Bir nev'i; tren ve bu trene bakma ilişkisinden mütevellit enteresan bir zaman geçirme yöntemi   ). Belki de İstanbul ulaşımına olan merakımın nüvelerinin atıldığı yıllar, işte bu anlattığım yıllardı (Yani, hayatımı bir İstanbul uğruna çürütmeye (!) başladığım seneler! ).

O yıllarda sabah ve akşam satlerinde tren kalkış aralıkları 5 ve 10 dakika, öğlenleri ise 15 dakika idi (Günümüzde ise, sabah/akşam; 15 dakika, öğlenleri; 20 dakikaya düşürülmüş vaziyette. Sistem ilerleyeceğine gerilemiş ).

Neticede, o senelerde aileler hiç çekinmeden, günün her saati banliyö trenlerine binebilirlerdi. Bırakın kapkacı, yankesicilik bile olmazdı, olamazdı. Teşebbüs edene deli gözüyle bakılırdı. Çünkü o yıllarda insanlar daha duyarlıydı. Velev ki, bu türden bir olay gerçekleşmeyegörsün, trendeki ağabeyler ve amcalar, mazallah dayaktan gebertiverirlerdi bu hırsızı. Şimdi nerdeeee?

Akın KURTOĞLU


oytun71

16 yıl önce - Çrş 04 Oca 2006, 21:35

süpersiniz!....
gıbta ettim size inanın...

çocukluğumdaki, yaz tatillerinde dedemlerle yaptığım Feneryolu - Tuzla gezilerine çok benziyor...
veya hiçbirşey yapmadan Feneryolu istasyonuna gidip saatlerce gelen geçen trenleri saymama benziyor. Rahmetli dedem hiç sıkılmazdı bundan.


Şimdi o günler çook geride hepimiz için...cansız demir yığınları hala çalışıyor ama o teyzeler, dedeler ve emniyetli Istanbul hayatı gerilerde kaldı..

Bu sefer cidden fena oldum ben...




Akın Kurtoğlu

16 yıl önce - Prş 05 Oca 2006, 05:37

Alıntı:
Şimdi o günler çook geride hepimiz için...cansız demir yığınları hala çalışıyor ama o teyzeler, dedeler ve emniyetli Istanbul hayatı gerilerde kaldı..

İstanbul'un kaybolan nice canlı-cansız değerleri gibi, bunlar da birgün ortadan yok olacaklar. Hiç değilse, dediğiniz gibi içlerinden 1-2 tanesi kenara ayrılırsa, troleybüslerde ve kömürlü vapurlarımızda yapılan yanlışa düşülmez!... Çağın gereği olarak, yenilikler elbette takip edilmeli, ama eskiyi de hoyratça bir kenara itmemek gerekir. O terazi öyle bir dengelenmelidir ki, bir kefesi diğerine nazaran daha yukarıda ya da aşağıda kalmasın. İbre hep dengede dursun...

İşte o zaman, geçmişimize sahip çıkmayı öğrenmişiz demektir...

Akın KURTOĞLU


umit1
16 yıl önce - Prş 05 Oca 2006, 06:59

Alıntı:
çocukluğumdaki, yaz tatillerinde dedemlerle yaptığım Feneryolu - Tuzla gezilerine çok benziyor...
veya hiçbirşey yapmadan Feneryolu istasyonuna gidip saatlerce gelen geçen trenleri saymama benziyor. Rahmetli dedem hiç sıkılmazdı bundan


Bence esas korunmalari gerekenler Elektrikliler gelmeden once,yani 60 li yillarin sonuna kadar Anadolu yakasinda calismis olan vagonlar idi,cok cesitli idiler TCDD 60 li yillarin baslarinda Atamizin vagonunu dahi bu katarlarda kullanirdi bunlar tarifi imkansiz bir tarihi hazine gibi idi.
Ozellikle Bagdat demiryollarindan ve Ataturk devrinden kalma vagonlar cok luks idiler,bagdat demiryollarindan intikal eden ahsap vagonlarin iclerinin ihtisami anlatilabileck gibi degildi,maun veya ceviz kapli duvarlar ve bolmeler,kirmizi veya yesil deri kapli pufla gomuldugunuz koltuklar,tavandan sarkan ve  vagon sarsildikca singirdayan hakiki kristal avizeler.
Yani hersey bir sehrin banliyo hattindan cok bir hukumdarin sarayinin bahcesinde kurulu 1 e 1 olcekli oyuncak tren hatti gibi idi.

Erenkoy-Haydarpasa arasinda onlari cok kullandim okula giderken bunun icin kendimi cok sansli sayiyorum ama gerek kendi cocuklarimin gerekse de sizlerden bir cogunun bunlari goremedigini dusununcede epeyce uzuluyorum..,Evet  yolculugunuz elektriklilere gore biraz daha uzun surerdi ama keske biraz daha surseydi diye icinizden gecirirdiniz inerken trenden.

Saygilar,


oytun71

16 yıl önce - Prş 05 Oca 2006, 13:14

Bahsettiğiniz vagonları ben terkedilmiş halde Tuzla istasyonunda görmüştüm. Kaderlerine terkedilmiş çürümeyi bekliyorlardı. Tuzla istasyonunda birkaç kör hat vardır. Yola en yakın olan hatta çekilmişlerdi. Ard arda sıralanmışlar, aralarına birkaç tane de paslı yük vagonu serpiştirilmişti. Bu bahsettiğim tarih 1985 zira...

Kadife perdeli, kaliteli ahşap kaplı ve avizeli...

Tam da inceleyememiştim. Çünkü ordaki görevli elemanlardan biri "hooop yassaaah" diyince iniverdim vagonlardan...



Akın Kurtoğlu

16 yıl önce - Prş 05 Oca 2006, 14:59

Alıntı:
Bahsettiğiniz vagonları ben terkedilmiş halde Tuzla istasyonunda görmüştüm. Kaderlerine terkedilmiş çürümeyi bekliyorlardı.

Artık İstanbul'da çok kapsamlı bir "Ulaşım Müzesi"nin kurulmasının zamanı çoktan geldi de geçiyor bile... Oytun'un bahsettiği vagonlar, 1985'den bu yana kimbilir ne şekillere girmişlerdir (Daha da önemlisi, bu vagonlar artık var mı? ). Bugüne kadar kaybettiklerimizi bir kenara bırakmak zorundayız. Hiç değilse, bundan sonrası için bir çalışmanın acilen yapılması gerekli. Her geçen gün, bu oluşumun aleyhine işlemekte çünkü... Kara, Deniz, Demir ve Havayoları ile ilgili materyaller çürüğe çıktıklarında, içlerinden birer numune ayrılması o kadar mı zor? Eskileri, hep resimlerden mi hatırlamak zorundayız?

Akın KURTOĞLU


umit1
16 yıl önce - Prş 05 Oca 2006, 17:53

Alıntı:
Oytun'un bahsettiği vagonlar, 1985'den bu yana kimbilir ne şekillere girmişlerdir (Daha da önemlisi, bu vagonlar artık var mı?  ). Bugüne kadar kaybettiklerimizi bir kenara bırakmak


Akin Bey ustadimiz ,dogrusunu isterseniz ben onlarin 1985 e kadar bile kalabilmis olmalarina cok sasirdim,malum mazgallari,telefon tellerini bilumum acikta birakilmasi gereken techizati bile goturmekte usta meslek mensuplari var.



sayfa 1
123 ... 424344   sonraki »
ANA SAYFA -> ULAŞIM