Çanakkale Savaşlarında bazı doğaüstü olaylar yaşandığı yönündeki iddialara da değinen yazar Talha Uğurluel, şunları söyledi:
"Çanakkale Savaşı'nda cuma namazı kılan insanları görüyoruz. 5 vakit anlı secdeye giden, dini bütün, inançlı, ölümün bir yokluk değil asıl hayata açılan bir kapı olduğunu bilen insanlar. Bu insanlar buna inanıyordu, 'Biz bin sene bu dine bayraktarlık yaptık. Allah bizi yalnız bırakmayacaktır.' İşte buna inanmışlardı yürekten. Gerçekten de bıçağın kemiğe dayandığı anda ciddi yardımlar görmüşlerdir. Yine hatıralarda anlatılıyor: 'Bir cephede ciddi bir çarpışma esnasında asker zor durumda kalmış. Düşman başarılı olmuş. Askerimiz cepheden geriye savrulurken arka cephede, düşük rütbeli bir komutan, bir anda haykırarak, 'Yetiş ya Muhammed. Kitabın gidiyor' diye ön plana çıkmış. 'Bunun üzerine bize de bir şevk geldi. Onun peşinden biz de akmaya başladık ve düşmanı kovaladık. Cepheyi yeniden ele geçirdik' diyor. Bunlar çok önemli mevzular. Deniz savaşları olsun, kara savaşları olsun. Bu insanların yaşadıkları çok önemli."
CONKBAYIRI ÜZERİNDEKİ BULUTLAR
Yazar Basri Sütlü, ilahi yardımın nasıl geldiğini şöyle anlattı: "Çanakkale hakikaten çok kilit bir savaş. Bizim bugün insanlara bir delil ortaya koyamayacağımız hadiseleri anlattıkça, 'Siz hep böyle yalan yanlış şeyler anlatıyorsunuz. Çanakkale'yi anlatmıyorsunuz. Siz bu işin ticaretinizi yapıyorsunuz' diye itham ettiklerinden, anlatacağımız şeylerin daha kitabi olmasına çalışıyorum. Şimdi bir ilahi yardım gelecekse ortaya bir sabır, bir mücadele konulmalı. Üryanizade'nin hatıralarında şöyle bir detay var: Gezinin son gününde bir arabaya biniyor. Bu arabayı süren zat, cepheye malzeme, cephe gerisine yaralı taşımış bir zat. Orada bu zatın anlattığı bir hatıra var. Bu ilahi yardımın sebebi de bu. Anlatıyor, 'Millet bu işi sıkı tuttu. Asker de 'of' bile demedi. Yahu bu asker vuruluyor, usulca yanındakinin kulağına eğilip, 'Ben vuruldum' diyor, tüfeğini mermisini teslim edip sessizce ölümü bekliyor.' Böyle bir sabır var, böyle bir metanet var. Bu metanete ilahi yardım gelmez mi? Geldiğine dair yine bahsediyor; 'Bir gün, cepheye cephane taşıyacağız. Bir mevkiye geldik. Yağmur gibi mermi yağıyor. Bir askere şarapnel parçası geldi. Düştü. Ağır yaralandı, ölmek üzere. Yine de feryat etmek yerine 'Aman kardeşlerim. Kardeşlerimiz cephede. Ben ölüyorum. Aman bu cephaneyi yetiştirin' diyor. Bu da bize şevk verdi. Alimallah hemen yükledik. O kadar mermi yağıyor ki, Allah korumasa hayatta kalmak mümkün değil. Bu arada bir asker başladı oynamaya. Biz ne oldu diye bakarken, 'Yahu zorla değil ya. Bu gavurun mermisi öldürmüyor' dedi. Yani o kadar garipsemiş ki, etrafına mermi yağıyor ama bir şey olmuyor. Öyle bir ruh hali."
BULUTUN KORUMASI
Menkıbelerde bir başka mucizevî yardım da bir İngiliz Alayının bulutların içinde kayboluşu biçimindedir. Olay şu şekilde anlatılmaktadır; O gün Kraliyet Alayı taze kuvvetlerle bu saldırıda görev aldı. Sağ cenahta yer alan bu alay, daha az bir mukavemetle karşılaştığı için hızla ilerlemeye başlamıştı. Alay, Azmak Deresi' nin kuru yatağını geçmiş, Kayacık Ağrılı mevkiinden Damakçı Bayırı'na doğru yürüyordu. Karşılarında küçük bir tepe vardı. Tepenin üzerinde garip, soluk renkte bir bulut durmaktaydı.alay, sol taraftaki Ağıl Dere' ye inmeden tepeye doğru ilerledi ve bulutun içine girip kayboldular. Yâni alanda askerlerin Mestan Tepe' den şaşkın bakışları arasında 7-8 değişik bulutla daha birleşerek Trakya istikametine doğru uçup gittiler. Orada bulunan 267 İngiliz askerinden hiçbirinin izine bir daha rastlanamamıştır.
Kaynak: Çanakkale Savaşında Olan Mucizeler | izafet.net
Bismillahirrahmanirrahim
„Şehitler Allah tan şunu istediler
- Ya Rabbi
bizi dünyaya
tekrar gönder
ve senin uğrunda bir kere daha
şehit olalım“
Hadis-i Şerif
Çanakkale 1915'de geçilmedi ama kısa süre sonra geçilip İstanbul işgal edildi. Aradaki o 3-4 senelik zaman diliminde ordu kendini toparlayıp Kurtuluş savaşına hazırlanmış olabilir. İki tarih arasındaki sonuçlar farklı olurdu bence.
Tarih: 10 Ağustos 1915
Yer: Çanakkale
Olaya Şahit Olanlar: Yeni Zelandalı Askerler
Olayı Rapor Edenler: istihkam Eri Künye No: 4/165 F. Reichard, istihkam Eri Künye No: l 3/416 R. Nevnes ve Künye Numarası verilmeyen istihkam Eri J.L. Newman Olayın Alındığı Yer: Râtselhafte Phanomene Dergisi Sayı: 64
İngilizler askeri tarihlerinin en büyük yenilgilerinden birine adım adım yaklaşıyorlardı İngiliz komutanı Sir Hamilton, korkunç bir yenilgiye uğrayacağını sezmiş, savaşı kazanmanın tek şansını, taze kuvvetlerle birlikte yapılacak büyük bir saldırıda görmüştür. Kraliyet Norfolk Alayı, taze kuvvetlerin bir parçası olarak 29 Temmuz 1915de İngilterede gemilere bindirildiler. Ve Çanakkaleye doğru yola çıktılar. Savaşta her şey olabilirdi ama Norfolklular, Çanakkalede başlarına gelecek olayı asla düşünemezlerdi Sir Hamilton, Tekke ve Kavaktepelerine bir gece karanlığında ani ve hızlı bir saldırı yapmayı planlamıştı. Bu is için 12 Ağustos gecesi 54. Tümen ilerlemeye başladı. İçlerinde Norfolkluların Tugayı da bulunuyordu. Tepelerin yamacına kadar gelecekler ve şafak sökerken saldırmak üzere hazırlanacaklardı. Fakat, gece yürüyüşünün yapılacağı Küçük Anafartalar Ovası denilen yerde, Türk askerlerinin pusuya yattığı zannediliyordu. Bu yüzden Norfolkluların bir Tümeni önden giderek yolu açmak amacıyla, l 2 Ağustos öğleden sonra harekete geçti. Bu öncü Tümenin ilerleyişi, tam bir bozgunla sonuçlandı. Gelibolu Savaşında İngilizlerin gösterdiği şaşkınlık ve beceriksizliğin tipik bir örneğini verdiler. Öğleden sonra, saat 4de topçu desteği başlayacaktı ama 45 dakikalık bir gecikme oldu. Haberleşme hatası yüzünden gecikmeyi öğrenemeyen topçu desteği gereksiz yere, saatinden önce ateşe başladı ve boşuna ateş gücünü harcadı. Savaş alanı hiç incelenmemişti, İngiliz komutanlarının, arazi hakkında bilgileri yoktu. Hedefleri hakkında tam bir karara varamamışlardı. Haritaların çoğu son anda çalakalem çizilmişti ve yarımadanın diğer tarafını gösteriyordu. Ayrıca Türk kuvvetlerinin gücünden de habersizdiler. 163. Tümen, gün ışığında çıplak ovayı geçmeye çalışmanın bariz bir hata olduğunu anladığında, ancak 900 metre kadar ilerleyebilmişti. 4. Norfolk Taburu onların gerisindeydi. Türklerin direnci, İngilizlerin tahmin ettiğinden çok daha büyüktü. İngiliz Tümeninin büyük bir kısmı yoğun makinalı tüfek atışı altında kaldığı için, olduğu yerde çakılmıştı. Ancak sağ tarafta yer alan 5. Norfolk Taburu daha az bir mukavemetle karşılaştığından ilerlemeye devam etti. Esrarengiz Bulutun İçine Doğru İşte, tam bu sırada, 22 kişilik Yeni Zelanda sahra birliğinin gözleri önünde, Norfolk Alayının 4. Taburuna bağlı askerler, karşılarındaki tepeye doğru yürümeye başladılar. Tepenin üzeri, ekmek somunu şeklinde beyaz bir bulutla kaplıydı, İngiliz askerleri, yavaş yavaş tepeye yaklaştılar ve bulutun içinde gözden kayboldular. Bulut yüzünden askerler görülmüyordu. Son asker de bulutun içine girdikten sonra, beyaz bulut yavaşça havalanmaya başladı ve rüzgarın aksi yönüne doğru hareket etti. Bulutun hareket etmesiyle birlikte tepenin üstü de, görüş alanına açılmıştı. Ama 4. Norfolk Taburundan hiç bir asker tepede görünmüyordu! Komutan Hamilton, İngiliz Savaş Bakanı Lord Kitchenere gönderdiği telgrafta, olaya şöyle anlattı: Savaş sırasında, 163. Tümen her bakımdan üstün olduğu bir anda, çok garip bir şey meydana geldi Türklerin zayıflamakta olan kuvvetlerine karşı, Albay Sir H. Beauchamp, cesur ve kendinden emin bir subay olarak büyük bir gayretle, hızla ilerledi ve savaşın en önemli kısmı böyle başladı. Mücadele iyice kızışmış ve iyice karışmıştı. Albay, 16 subayı ve 250 askeriyle önüne düşmanı katmış, hızla ilerlemesine devam ediyordu Daha sonra bunlardan hiç bir haber alınamadı. Ormanlık bölgeye hücum ettikten sonra gözden kayboldular ve sesleri de duyulmadı, içlerinden hiç biri geri dönmedi. 267 kişi hiçbir iz bırakmadan kaybolup gitmişti Savaş sonunda bu Tabur kayıp ilan edildi. 1918 yılında Anadolu işgal edildiğinde, İngilterenin ilk talebi, bu Taburun iadesi olmuştu. Buna karşılık Türkler böyle bir Taburun varlığından haberdar olmadıklarını bildirmişlerdi. Bu Olayın Sonunda Yenilgi Kaçınılmaz Oldu O gün, öğleden sonra başlayan ilerleyişin başarısızlıkla sonuçlanması, Sir Hamiltonın savaşı kendi lehine döndürme ümidini de yok etmişti. Böylece, 1915 yılı sonunda Müttefik Kuvvetler, geri çekilerek, büyük bir yenilgiye uğradılar. Gelibolu Savaşı, 8,5 ay sürdü ve 46.000 askerin ölümüyle sonuçlandı. O zamanın savaşları için, bu korkunç bir rakamdı 50 yıl sonra Çanakkale Savaşının bitmesinden 50 yıl sonra, olayın görgü tanıklarından üç Yeni Zelandalı asker ortaya çıktılar ve çok önemli bir açıklama yapmak istediklerini bildirdiler: Aşağıda anlatılanlar, 12 Ağustos 1915 tarihinde meydana gelmiş garip bir olayın dökümüdür sözleriyle başlayan bir rapor sundular. Raporda bu garip olayın ayrıntıları, tüm açıklığıyla anlatılmıştı. Raporlarını: Olayın 50. yılında, geç de olsa, aşağıda imzası olan bizler, anlattığımız bu olayın kelimesi kelimesine doğru olduğunu beyan ederiz sözleriyle bitiriyorlardı Olaya Dünya Basınında Geniş Bir Şekilde Yer Verildi Bu savaşta hayatta kalanlar, yaşadıklarını hiç bir zaman unutmadılar. Hatıralarını gelecek kuşaklara anlattılar. Savaşın tarihi yazıldı. Ölenlerin, yaralıların, kaybolanların sayısı tespit edildi. Şimdi o yılları yaşayan çok az sayıda insan kaldı O yıllarla ilgili unutulmayan pek çok şey oldu Fakat tek bir şey, özellikle unutulmadı. O da, Norfolk alayının garip bir şekilde kaybolan askerleriydi.
Kaynak: Çanakkale Savaşında Kaybolan İngiliz Taburu | izafet.net
Çanakkale Savaşları'nda anlatılan yukarıda tamamını okuduğum/uz pek çok ilahi olaya ben şahsen inanmıyorum. Her ordunun kahramanlara, efsanelere ihtiyacı vardır motivasyon için. Bunu yabancıların anlatması da bir şey değiştirmez. Savaş psikolojisi, belki askerlerin soluduğu gaz, belki halüsinasyon sanrıları, belki de savaştan firar eden ama arkadaşlarının 'Kayboldular' açıklaması... Ben bilimsel bakarım olaylara.
Centilmen askerin kızı Gelibolu'da
Centilmen askerin kızı Gelibolu'da
Anzak askerini kucaklayıp sipere götüren Ömer Çavuş'un hayattaki tek çocuğu Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı'nı ziyaret etti.
+ A -
Paylaş
Share on facebook Share on twitter Share on print More Sharing Services 3
Burak GEZEN / ÇANAKKALE, (DHA)- ÇANAKKALE Savaşları sırasında yaralı Anzak askerini kucaklayıp siperine götüren kahraman ve centilmen Türk askeri Ömer Çavuş'un hayattaki tek çocuğu 86 yaşındaki Nazlı Evran, Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı'nı ziyaret etti.
Dünyadaki en kanlı savaşlardan birisi olarak tarihe geçen Çanakkale Savaşları, Mehmetçiğin kahramanlık ve centilmenlikleriyle dolu. Savaş hatıralarında, karşılıklı siper savaşları sırasında bir Anzak askerinin yaralanarak yere düşmesi üzerine, Mehmetçiğin beyaz bir bez parçasını süngüsünün ucuna takarak sallayıp ateşkesi sağlaması ve ardından da siperinden çıkarak yaralı Anzak askerini kucağına alıp siperine götürmesi anlatılıyor. Bu olay, aradan 99 yıl geçmesine rağmen, işgale gelen Anzak torunlarının Mehmetçiğe saygı duymasında en önemli rolü oynuyor. Mehmetçiğin kahramanlığı ve centilmenliği ise Kanlısırt Mevkii'ndeki, 'Mehmetçiğe Saygı Anıtı' ile sembolize ediliyor.
Hatıralarda anlatılan kahraman ve centilmen Türk askerinin 1887 Erzincan-Tercan doğumlu Abdullah oğlu Ömer Çavuş olduğu yıllar sonra kızı 86 yaşındaki Nazlı Evran tarafından ifade edildi.
Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı'nı ziyaret eden ve Ömer Çavuş'un hayattaki tek çocuğu Nazlı Evran, yıllar sonra babasının savaştığı toprakları gezerken duygulandı. Çocukluğunda, babasının yaşadığı bu ilginç olayı defalarca kendisine anlattığını belirten Nazlı Evran, Mehmetçiğe Saygı Anıtı'ndaki tasviri görünce, buradaki Türk askerinin babası Ömer Çavuş olduğunu belirtti.
Babasının Çanakkale'de çavuş olarak savaştığını ve 1911 yılında Doğu Cephesi'nde ilk askere alındığında Kazım Karabekir'in askeri olduğunu ifade eden Evran şöyle konuştu:
"Babam, Sarıkamış harekatı, Çanakkale Savaşları ve Kurtuluş Savaşı olmak üzere 12 yıl askerlik yaptı. Babam anlatırdı; Mevziler çok yakınmış ve çok yakın dövüşmüşler. İki mevzi arasında çok kanlı savaş olmuş. Bu heykelde gösterilen Anzak askeri yaralanıp yere düşüyor. Acı içerisinde 'Gelin beni kurtarın' diye bağırıyormuş. Ama kimse korkularından gelemiyormuş. Bu arada savaş devam ediyor, sürekli silahlar patlıyor. Silahlar sustuğunda, bu subayın bağırtısı devam etmiş. Bu bağrışmalara babam dayanamıyor beyaz çamaşırını süngüsüne takıp havada sallayıp gösteriyor ve mevziiye bırakıyor. Usul adımlarla o yaralıyı yerden alırken karşı taraftan silahlar babama nişan almış vaziyettelermiş. Yani oralara gitmek için büyük yürek gerek. Bir arkadaşı da o beyaz çamaşırı göstermeye devam etmiş, ateş etmesinler diye. O yaralının ayağı kopmak üzereymiş, götürüp onlara bırakıyor ve kendi mevzisine giriyor. Babamın bu yaptığı hareket için komutanları tebrik etmişler. Babam bu konu ve diğer kahramanlıkları için çok madalya almış ama madalyalarını çalmışlar. Babam bize savaşları hep anlatırdı."
Savaş alanlarını gezen Nazlı Evran, daha sonra Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Park Müdürü Ozan Hacıalioğlu ve Yüksek Arkeolog Ufuk Kara'yı ziyaret etti.