Boğazların işgali İitlaf devletlerine bıraklır. Lozan antlaşmasının 129 .maddesini dikkatlice okuyun birinci fıkrada haritadan söz edilir. O haritaya göre boğazlar enden 8 km İngiliz denetime girer.
Lozan antlaşmasının Boğazlar Rejimine İlişkin eki, okuyup anlayabileceğiniz gibi olay orada çözümlenememiş, "alt komisyona" havale edilmiştir. 8km askerden arındırılmıştır. Ayrıca 129. maddedeki harita boğazlar ile değil kurulacak mezarlıklar ile ilgilidir.
Alt komisyon ancak 1936'da Montrö'de toplanıp karar alabilmiştir. Bence eleştirilmesi gereken neden 12 sene beklendiği olmalıdır.
Alıntı:
II. BOGAZLAR REJIMINE ILISKIN
SÖZLESME
24 TEMMUZ 1923 TARIHINDE IMZALANMISTIR.
------------------
INGILIZ IMPARATORLUGU, FRANSA, ITALYA, JAPONYA, BULGARISTAN, YUNANISTAN, RUSYA,
SIRP-HIRVAT-SLOVEN DEVLETI VE TÜRKIYE,
Bugünkü tarihli Barış Andlaşmasınin 23 ncü Maddesiyle benimsenen ilke uyarinca,
Bogazlar'da bütün uluslarin gemileri için Akdeniz'le Karadeniz arasında geçis ve
gidis-gelis serbestligini saglamak kaygisiyla,
Ve bu serbestligi sürdürmenin genel Barış ve dünya ticareti için gerekli
oldugunu göz önünde tutarak,
Bu amaçla bir Sözlesme yapmagi kararlastirmislar ve Tamyetkili Temsilcilerini
asagida belirtildigi üzere atmislardir:
MAJESTE BÜYÜK-BRITANYA VE IRLANDA BIRLESIK-KRALLIGI VE DENIZLER ÖTESI INGILIZ
ÜLKELERI KRALI, HINDISTAN IMPARATORU:
Çok Sayin Sir Horace George Mantagu RUMBOLD, Baronet, G.C.M.G., Istanbul'da
Yüksek-Komiser;
FRANSA CUMHURBASKANI:
Korgeneral Sayin Maurice PELLÉ, Fransa Büyükelçisi, Cumhuriyet'in Dogu'da
Yüksek-Komiseri, Légion d'Honneur ulusal Nisaninin Grand Officier rütbesi;
MAJESTE ITALYA KRALI:
Sayin Marki Camille GARRONI, Krallik Senatörü, Italya Büyükelçisi, Istanbul'da
Yüksek-Komiser, Saints Maurice el Lazare Nisanlariyla Couranne d'Italie
Nisaninin Grand-Croix rütbesi;
M.Jules César MANTAGNA, Atina'da Olaganüstü Temsilci ve Tamyetkili Ortaelçi,
Saints Maurice et Lazare Nisanlarinin Commandeur rütbesi, Couronne d'Italie
Nisaninin Grand Officier rütbesi;
MAJESTE JAPONYA IMPARATORU:
M. Kentaro OTCHIAI, Jusammi, Soleil Levant Nisaninin Birinci Sinif rütbesi,
Roma'da Olaganüstü ve Tamyetkili Büyükelçi;
MAJESTE BULGARLAR KRALI:
M.Bogdan MORPHOFF, Demiryollari, Posta ve Telgraf Isleri eski Bakani;
M.Dimitri STANCIOFF, Hukuk Doktoru, Londra'da Olaganüstü Temsilci ve Tamyetkili
Ortaelçi, Saint-Alexandre Nisaninin Grand-Croix rütbesi;
MAJESTE YUNANLILAR KRALI:
M.Eleftherios K.VÉNISÉLOS, eski Basbakan, Sauveur Nisaninin Grand-Croix rütbeki;
M.Dr.Miloutine YOVANOVITCH, Bern'de Olaganüstü Temsilci ve Tamyetkili Ortaelçi;
TÜRKIYE BÜYÜK MILLET MECLISI HÜKÜMETI:
ISMET Pasa, Disisleri Bakani, Edirne Milletvekili;
Dr.RIZA NUR Bey, Saglik Isleri ve Sosyal Yardim Bakani, Sinop Milletvekili;
HASAN Bey, eski Bakan, Trabzon Milletvekili,
BU TEMSILCILER, yetki belgelerini gösterdikten ve bunlar usulüne uygun ve
geçerli kabul edildikten sonra, asagidaki hükümler üzerinde anlasmaya
varmislardir:
MADDE 1
Bagitli Yüksek Taraflar, asagida, "Boğazlar" ("Détroits") genel teriminin
kapsamina giren Çanakkale Boğazı'nda, Marmara Denizi'nde ve Karadeniz
Boğazı'nda, denizden ve havadan geçis ve gidis-gelis serbestligi ilkesini kabul
ve ilan etmekte görüs birligine varmislardir.
MADDE 2
Boğazlar'dan Barış zamaninda ve savas zamaninda, ticaret gemileriyle ticaret
uçaklarinin ve savas gemileriyle savas uçaklarinin geçisi ve gidis-gelisi,
bundan böyle asagidaki Ek'in hükümleri uyarinca düzenlenmistir.
EK
BOGAZLAR'DAN TICARET GEMILERI VE UÇAKLARIYLA, SAVAS
GEMILERI VE UÇAKLARININ GEÇİŞİNE İLİŞKİN
KURALLAR
----------------
1.
Hastane gemilerini, gezinti gemilerini ve balıkçı gemileriyle askeri olmayan
uçakları da kapsamak üzere, ticaret gemileri.
a) Barış Zamanında:
Bayrak ve yük ne olursa olsun, uluslararası saglık hükümleri saklı kalmak üzere
hiç bir islem olmaksızın, kılavuz, fener, römorkör ya da dogrudan dogruya
yapılan aynı nitelikte baska hizmetlere karşılık olanlar dısında, hiç bir vergi
[resim] ya da harç alınmaksızın, üstelik Türk Hükümetince ayrıcalıklar tanınmıs
[imtiyaz verilmis] kurumların ve isletmelerin bu konuda yararlandıkları haklara
zarar gelmemek sartıyla, gündüz ve gece, gemilerin gidis-gelis ve geçisleri
bakımından tam serbestlik.
Bu mali yükümlerin [rüsumun, droits] alınmasını kolaylastırmak için,
Boğazlar'dan geçen ticaret gemileri, Türk Hükümetince gösterilecek yerlere
adlarinı, uyruklarını, tonajlarını ve gittikleri yeri bildireceklerdir.
Kılavuz almak istege baglıdır.
b) Savas zamanında Türkiye tarafsız kalırsa:
Yukarıda belirtilen aynı sartlar içinde, gündüz ve gece, gidis-gelis ve geçis
bakımından tam serbestlik. Tarafsız bir Devlet sıfatıyla Türkiye'nin sahip
oldugu haklar ve yükümlü bulundugu ödevler, suları ve havası Türkiye'nin
tarafsiz oldugu bir savas süresince barış zamanında oldugu gibi tam serbektlik
içinde kalmasi gereken Boğazlar'da gidis-gelisi engelleyecek herhangi bir tedbir
almasına Türkiye'yi yetkili kılmıs olmayacaktır.
Kılavuz almak istege baglıdır.
c) Savas zamanında, Türkiye savasan bir Devletse:
Tarafsız gemiler ve askeri olmayan tarafsız uçaklar için, bunlar özellikle
düsmana savas kaçagı, düsman birlikleri ya da düsman uyrukları tasıyarak yardım
etmiyorlarsa, gidis-gelis serbestligi. Türkiye'nin bu gemileri ve uçaklari
denetleme ve arama hakkı bulunacak ve bunun için, söz konusu uçaklar,
Türkiye'nin bu amaçla gösterecegi ve hazırlayacagı bölgelerde karaya ya da
denize inmele yükümlü bulunacaktır. Düsman gemilerine karsı Devletler hukukunun
kabul ettigi tedbirleri uygulama bakımından, Türkiye'nin sahip oldugu haklar
oldugu gibi kalmaktadır.
Türkiye, düsman gemilerinin Boğazlar'ı kullanmalarını önlemek için gerekli
görecegi her türlü tedbirleri almaga yetkili olacaktır. Bununla birlikte, bu
tedbirler, tarafsız gemilerin serbestçe geçisini önleyecek nitelikte
olmayacaktır; Türkiye, bu amaçla, söz konusu gemilere gerekli yönergeler
[talimat] ve kılavuzlak saglamagı yükümlenir.
2.
Yardımcı gemileri, asker tasıt gemilerini, uçak gemilerini, uçak gemilerini ve
askeri uçakları da kapsamak üzere, savas gemileri.
a) Barış zamanında:
Bayrak ne olursa olsun, hiç bir islem, herhangi bir resim ya da harç olmaksızın,
fakat kuvvetlerin toplamına iliskin olarak asagıdaki kısıtlamalar içinde, gece
ve gündüz, tam geçis serbestligi.
Bir Devletin Karadeniz'e gitmek üzere Boğazlar'dan geçirebilecegi en büyük
kuvvet, Karadeniz'de kıyısı olan Devletlerden en kuvvetli donanması olan
Devletin, geçis sırasında Karadeniz'de bulunan donanmasından daha büyük
olmayacaktır; bununla birlikte, Devletler, Karadeniz'e her zaman ve her durumda,
her biri 10,000 tonu geçmeyen üç gemiyi asmayacak bir deniz kuvveti göndermek
hakkını saklı tutmaktadırlar.
Boğazlar'dan geçen gemilerin sayısı yüzünden Türkiye'ye hiç bir sekilde bir
sorumluluk düsmeyecektir.
Bu kuralın uygulanması olanagını saglamak için, 10 ncu Maddede öngörülen
Boğazlar Komisyonu, Karadeniz'de kıyısı olan her Devletten, her yıl 1 Ocak ve 1
Temmuz tarihlerinde, Karadeniz'deki zırhlılarının (cuirassés), savas
kruvazörlerinin (croiseurs de bataille), uçak gemilerinin (batiments
porte-avions), kruvazörlerinin (croiseurs), muhriplerinin (destroyers),
denazaltılarının ve baska her tip gemilerle deniz uçaklarının sayısını
bildirmesini ve, bu bildiride bulunurken de, hizmette olan gemileri, mevcudu
indirilmis, yedekte tutulan, onarım ve degisiklik görmekte bulunan gemileri,
ayrı ayrı göstermesini isteyecektir.
Boğazlar Komisyonu, bu bildirileri aldıktan sonra, ilgili Devletlere,
Karadeniz'de en kuvvetli donanmanın kapsadıgı zırhlıların, savas
kruvazörlerinin, uçak gemilerinin, muhriplerin, kruvazörlerin, denizaltıların ve
uçaklarla -varsa- baska her tip gemilerin sayısını bildirecektir; ayrıca, bu
donanmaya baglı bir geminin Karadeniz'e girişi ya da oradan çıkısı yüzünden
dogan degısiklikler de, hemen, ilgili Devletlerin bilgisine sunulacaktır.
Boğazlar'dan Karadeniz'e gitmek üzere geçirilecek bir deniz kuvvetinin
hesaplanmasında yalnız hızmette olan savas gemileri göz önünde tutulacaktır.
b) Savas zamanında Türkiye tarafsızsa:
Bayrak ne olursa olsun, hiç bir islem, resim ya da harç olmaksızın, 2 nci
paragrafın (a) fıkrasında öngörülen aynı kısıtlamalar içinde, gündüz ve gece,
tam geçis serbestligi.
Bununla birlikte, bu kısıtlamalar, savasan [muharip] bir Devletin, Karadeniz'de
savasanlık [muhariplik] haklarına zarar verecek sekilde uygulanmayacaktır.
Tarafsız bir Devlet sıfatıyla Türkiye'nin hakları ve ödevleri, Türkiye'nin
tarafsız oldugu bir savas süresince suları ve havası Barış zamanında oldugu gibi
tam bir serbestlik içinde kalması gereken Boğazlar'da gidis-gelisi
engelleyebilecek herhangi bir tedbir alınmasına Türkiye'yi yetkili kılmıs
olmayacaktır.
Savasan Devletlerin savas gemilerinin ve askeri uçaklarının, Boğazlar bölgesinde
herhangi bir yakalamaya [capture] kalkısmaları, denetim ve arama hakkını
kullanmaları ve düsmanca herhangi bir davranısta bulunmaları yasak olacaktır.
Savas gemilerine, yiyecek almak ve onarımda bulunmak konularında, Deniz
Savasında Tarafsızlıga Iliskin 1907 XIII ncü La Haye Sözlesmesi hükümleri
uygulanacaktır.
Uçaklar için tarafsızlık kurallarına iliskin kuralları saptayacak uluslararası
bir Sözlesme yapılıncaya kadar, askeri uçaklara, Boğazlar'da, XIII ncü La Haye
Sözlesmesinin savas gemilerine tanıdıgı islemlere benzer islemde bulunulacaktır.
c) Savas zamanında, Türkiye savasan bir Devletse:
Tarafsız savas gemileri için hiç bir islem, resim ya da harç olmaksızın, 2 nci
paragrafın (a) fıkrasında öngörülen aynı kısıtlamalar içinde, tam geçis
serbestligi
Düsman gemileriyle uçaklarının Boğazlar'dan yararlanmalarını önlemek üzere,
Türkiye'ce alınacak tedbirler, tarafsız gemilerle uçakların geçis serbestligine
zarar vermeyecek nitelikte olacaktır; Türkiye, bu amaçla, sözü geçen gemilere
gerekli yönergeleri ve kılavuzlar saglamagı yükümlenir.
Tarafsız askeri uçaklar, Boğazlar'dan, karsılasabilecekleri tehlikeli kendileri
göze alarak, geçebileceklerdir; bunlara, nitelikleri anlasılmak üzere, denetleme
hakkı (le droit d'enquête) uygulanacaktır. Bunun için, sözü geçen uçaklar,
Türkiye'nin bu amaçla gösterecegı ve hazırlayacagı bölgelerde karaya ya da
denize inmekle yükümlü bulunacaklardır.
3.
a) Türkiye ile barış durumunda bulunan Devletlerin denizaltıları Boğazlar'dan
ancak su yüzünden geçeceklerdir.
b) Gerek Akdeniz'den gerek Karadeniz'den gelen yabancı bir deniz kuvvetinin
komutanı, komutası altında bulunup Boğazlar'a girecek gemilerin sayısını ve
adlarını, durmak zorunda olmaksızın, Çanakkale Boğazı'nın ya da Karadeniz
Boğazı'nın agzında bir isaret istasyonuna (station de signaux) bildirecektir.
Türkiye, bu isaret istasyonlarını bildirecektir; bu bildiride bulununcaya kadar,
yabancı savas gemileri için Boğazlar'dan geçis serbestligi gene yürürlükte
olacak ve bunların Boğazlar'a girisleri bu yüzden gecikmeye ugratılmayacaktır.
c) Askeri uçaklarla askeri-olmayan uçaklar için işbu kurallarla öngörülen
sartlar içinde, Boğazlar üzerinden uçus izni, söz konusu uçaklar bakımından
sunları da kapsamaktadır:
1. Boğazlar'ın dar geçitleri üzerinde onbeş kilometreye kadar bir toprak seridi
üstünde uçus serbestligi:
2. Zorunlu inis halinde, Türkiye'nin kıyılarına ya da karasularına inme
serbestligi.
4.
Savas gemilerinin geçis sürelerinin sınırlandırılması
Boğazlar'dan transit olarak geçes savas gemileri, hasar ya da deniz rizikosu
(avaries ou fortune de mer) durumları dısında, geceleyın demırlemeyı ve gemı
güvenlıgını saglamak ıçın gereklı süreyı de kapsamak üzere, hıç bır vakıt,
geçıslerı ıçın gereklı olan zamandan daha uzun bır süre Boğazlar'da
duramayacaklardır.
5.
Boğazlar ve Karadeniz Limanlarında durmak
a. İşbu Ek'in 1 nci, 2 nci ve 3 ncü paragrafları, gemilerin, savas gemilerinin
ve uçakların, Boğazlar boyunca Boğazlar'ın üstünden geçisine uygulanır ve
Türkiye'nin, limanlarını ve hava alanlarını aynı zamanda ziyaret edebilecek bir
Devletin savas gemileriyle askeri uçaklarının sayısına ve bunların kalıs
sürelerine iliskin olarak, gerekli görecegi kuralları koyma hakkına halel
vermez.
b. Karadeniz'de kıyısı olan Devletlere de, kendi limanlarına ve hava alanlarına
iliskin olarak, aynı haklar taninacaktir.
c. Tuna Avrupa Komisyonunda temsil edilmekte olan Devletler, bu nehrin
agızlarında ve Kalas(a )Galatz) kadar, stationnaires olarak bulundurmakta
oldukları hafif [savas] gemileri, 2 nci paragrafta öngörülen gemilere eklenecek
ve gerektigi zaman bu gemiler baskaları ile degistirilebilecektir.
6.
Saglık bakamından korunmaya iliskin üzel hükümler
Içlerinde veba, kolera ya da tifüs olayları olan, ya da yedi günden beri böyle
olaylar çıkmıs bulunan savas gemileriyle, bulasık bir limandan, beş kez yirmi
dört saatten az bir süre içinde ayrılmıs bulunan gemiler Boğazlar'dan
karantinalı geçecekler ve Boğazlar'ı bulastırmak olanagını kesin olarak ortadan
kaldırmak üzere gerekli bütün koruma tedbirlerini, gemide bulunan bütün
olanakları kullanarak almak zorunda olacaklardır.
Içlerinde bir hekim bulunan ve Boğazlar'dan durmaksızın ya da yük bosaltmaksızın
dogrudan dogruya geçen ticaret gemileri de böyle davranacaklardır.
İçlerinde hekim bulunmayan ticaret gemileri, Boğazlar'a girmezden önce
-Boğazlar'da durmayacak olsalar bile- uluslararası saglık hükümlerinin
gereklerini yerine getirmek zorunda olacaklardır.
Boğazlar'da bir limana ugrayan savas gemileriyle ticaret gemileri, bu limanda
uygulanabilir uluslararası saglık hükümlerine baglı olacaklardır.
MADDE 3
Boğazlar'da geçisi ve gidis-gelisi her türlü engelden serbest tutmak için, 4 ncü
Maddeden 9 ncu Maddeye kadar olan Maddelerde belirtilen tedbirler, Boğazlar'ın
sularına, kıyılarına, Boğazlar'da bulunan ya da Boğazlar'a yakın adalara da
uygulanacaktır.
MADDE 4
Asagıda gösterilen bölgeler ve adalar askerlikten arındırılacaktır:
1. Çanakkale Boğazı ile Karadeniz Boğazı'nın, asagıdaki gibi sınırlandırılmıs
bölgeleri boyunca iki kıyısı (ekli haritaya bakınız):
Çanakkale Boğazı: Kuzey-Batı'da, Gelibolu Yarımadası ve Saros (Xéros)
Körfezi'nde Bakla Burnu'nun Kuzey-Dogusunda 4 kilometre uzaklıkta bulunan bir
noktadan baslayarak, Marmara Denizi üzerindeki Kumbagı'nda sona eren ve Kavak'ın
(bu yer dısarıda kalmaktadır) Güneyinden geçen bir çizginin Güney-Dogusundaki
bölge;
Karadeniz Boğazı (Istanbul'a iliskin özel rejim saklı kalmak üzere, Madde 8):
Dogu'da, Karadeniz Boğazı'nın Dogu kıyısından 15 kilometre uzaklıkta çizilmis
bir çizgiye kadar uzanan bölge:
Batı'da, Karadeniz Boğazı'nın Batı kıyısından 15 kılometre uzaklıkta çizilmis
bir çizgiye kadar uzanan bölge.
2. Emir-Ali Adası dısarıda kalmak üzere, bütün Marmara Denizi adaları.
3. Ege Denizi'nde, Semadirek (Semendirek, Samothrace), Limni (Lemnos), Imroz
(Imbros), Bozcaada (Tenedos), ve Tavsan adaları (Iles aux Lapins).
MADDE 5
Fransa, Ingiltere, Italya ve Türkiye Hükümetlerinden her birince birer üyesi
atanacak, dört üyeli bir Komisyon, 4 ncü Maddenin 1 nci fıkrasında öngörülen
bölgelerin sınırlarını yerınde saptamak üzere, işbu Sözleşmenın yürürlüğe giriş
tarihinden 15 gün sonra toplanacaktır.
Komisyonda temsilcileri bulunan Hükümetlerden her biri, kendi temsilcilerinin
hakkı olan ödeneklerini kendisi verecektir.
Komisyon islemesinin gerekli kılacagı genel harcamalar, temsil edilen Devletler
arasında esit olarak paylasılacaktır.
MADDE 6
Istanbul'a iliskin olarak 8 nci Maddedeki hükümler saklı kalmak üzere,
askerlikten arındırılacak bölgelerde ve adalarda, hiç bir istihkam, yere baglı
[sabit] topçu tesisleri, ısıldak tesisleri, denizaltı isleyen araçlar, hiç bir
askeri havacılık tesisi ve hiç bir deniz üssü bulunmayacaktır.
Buralarda asayisin korunması için gerekli bulunan ve silahları, her türlü
topçuluk dısarıda kalmak üzere, tüfek, rövolver, kılıç ve her 100 kisiye dört
hafif makineli tüfekten olusacak, polis ve jandarma kuvvetlerinden baska hiç bir
silahlı kuvvet bulunmayacaktır.
Askerlikten arındırılmıs bölgelerin ve adaların karasularında, denizaltı
gemisinden baska, deniz altında isleyen hiç bir araç bulunmayacaktır.
Yukarıdaki hükümlere halel gelmeksizin, Türkiye, Türk ülkesinin askerlikten
arındırılmıs bölgelerinden ve adalarından ve Türk donanmasının demirleme hakkı
olan bu yerlerin karasularından silahli kuvvet geçirmek hakkını elinde
tutacaktır.
p>Bundan baska, Türk Hükümetinin, Boğazlar'da uçaklar ve balonlarla, denizin
yüzünü ve dibini gözetlemeye hakkı olacaktır. Türk uçakları, Boğazlar'ın suları
ve Türk ülkesinin askerlikten arındırılmıs bölgeleri üzerinde, her zaman,
uçabilecekler ve buraların her yerine, karaya ve denize, serbestçe
inebileceklerdir.
Türkiye ve Yunanistan, askerlikten arındırılmıs bölgelerde ve bunların
karasularında, silah altına alınacakların egitimi için, bu bölgeler dısından
gerekecek personeli getirip götürmege de yetkili olacaklardır.
Türkiye ve Yunanistan, kendi ülkelerinin askerlikten arındırılmıs bölgelerinde,
her türlü telgraf, telefon ve optik araçlarla gözetleme ve haberlesme sistemi
kurmaga yetkili olacaklardır. yunanistan, askerlikten arındırılmıs Yunan
adalarının karasularından donanmasını geçirebilecek, fakat bu suları Türkiye'ye
karsı hareket üssü olarak, ya da bu amaçla, kara ya da deniz kuvvetleri yıgmak
için kullanmayacaktır.
MADDE 7
Marmara Denizi sularına, denizaltı gemileri dışında, deniz altında işleyen hiç
bir araç konulmayacaktır.
Türk Hükümeti, Marmara Denizi'nin Avrupa [Rumeli] kıyıları bölgesine, ya da
Karadeniz Boğazı'nin askerlikten arındırılmış bölgesinin Doğusunda Darıca'ya
kadar Anadolu kıyıları bölgesine, Boğazlar'dan geçise engel olabilecek nitelikte
yere bağlı [sabit] hiç bir top bataryası ya da torpil atıcı
yerleştiremeyecektir.
MADDE 8
İstanbul (Stamboul), Beyoğlu, Galata, Adalar ve bitişik dolaylarını kapsamak
üzere İstanbul (Constantinople) ile çevresinde, başkentin ihtiyaçlarını
karşılamak üzere en çok 12.000 kişilik bir garnizon bulunabilecektir.
İstanbul'da bir tersane ile bir deniz üssü bulundurulabilecektir.
MADDE 9
Savaş çıktığı zaman, Türkiye ya da Yunanistan, savaşan Devlet haklarını
kullanarak, yukarıda öngörülen askerlikten arındırma durumunda degisiklik
yapacak olurlarsa, barışla birlikte, işbu Sözlesmede öngörülen rejimi yeniden
yürürlüge koymakla yükümlü olacaklardır.
MADDE 10
Istanbul'da, 12 nci Maddede belirtildigi üzere, bir Uluslararası Komisyon
kurulacak ve bu Komisyon "Boğazlar Komisyonu" (Commission des Détroits) adını
alacaktır.
MADDE 11
Komisyon, yetkilerini, Boğazlar'ın suları üzerinde kullanacaktır.
MADDE 12
Komisyon, bir Türk temsilcisinin baskanlıgı altında, işbu Sözlesmenin imzacı
Devletlerin olmaları bakımından, Fransa, Ingiltere, Italya, Japonya,
Bulgaristan, Yunanistan, Romanya, Rusya ve Sırp-Hırvat-Sloven Devleti
temsilcilerinden kurulu olacaktır.
Amerika Birlesik Devletleri bu Sözlesmeye katılırsa, Komisyonda bir temsilci
bulundurmaya hakkı olacaktır.
Aynı hak, işbu Maddenin 1 nci fıkrasında adları geçmeyen Karadeniz'e kıyıdas
öteki bagımsız Devletler için de, aynı sartlar içinde, saklı tutulacaktır.
MADDE 13
Komisyonda temsilci bulunduran Hükümetler, kendi temsilcilerinin hakkı
olabilecek ödenekleri kendileri vereceklerdir. Komisyonun her çesit ek
harcamaları, Milletler Cemiyetinin giderlerini bölüsmek üzere saptanmıs oranlar
içinde, sözü geçen Hükümetler arasında paylasılacaktır.
MADDE 14
Komisyon, 2 nci Maddeye baglı Ek'in 2 nci, 3 ncü ve 4 ncü paragrafları konusu
olan, savas gemilerinin ve askeri uçakların geçisine iliskin hükümlerin geregi
gibi göz önünde tutulup tutulmadıgına bakmakla görevli olacaktır.
MADDE 15
Boğazlar Komisyonu, görevini, Milletler Cemiyetinin koruyuculugu altında yapacak
ve bu Cemiyet her yıl çalısmalarını gösteren bir rapor verecek, ayrıca, ticaret
bakımından ve gemilerin gidis-gelisine iliskin bütün bilgileri sunacaktır.
Komisyon, bu amaçla, Boğazlar'da gemilerin gidis-gelisi sorunuyla ugrasan Türk
Hükümeti servisleriyle iliski kuracaktır.
MADDE 16
Komisyon, görevinin yerine getirilmesi için gereken yönetmelikleri yapmaya
yetkili olacaktır.
Boğazlar'ın ve Boğazlar'a komsu bölgelerin askerlikten arındırılmasının, Türkiye
için, askerlik açısından haklı gösterilmez bir tehlike yaratmamasını ve savas
eylemlerinin Boğazlar'ın serbestligini, ya da askerlikten arındırılmıs
bölgelerin güvenlik ve asayisini tehlikeye düsürmemesini isteyen Bagıtlı Yüksek
Taraflar, asagıda hükümler üzerinde anlasmaya varmıslardır:
Geçis serbestligine iliskin hükümlere bir aykırılık islenirse, ya da beklenmez
bir saldırı ve savas eylemleri yüzünden, gemilerin Boğazlar'da gidis-gelis
serbestligi ya da askerlikten arındırılmıs bölgelerin güvenligi tehlikeye
düsecek olursa, Bagıtlı Yüksek Taraflar ve her halde Fransa, Ingiltere, Italya
ve Japonya, bu konuda Milletler Cemiyetinin kararlaştıacağı bütün tedbirlere
basvurarak, bu eylemleri elbirligiyle önleyeceklerdir.
Yukarıdaki fıkrada öngörülen davranısı gerektiren eylemler sona erer ermez,
Boğazlar statüsü, işbu Sözlesme hükümleriyle düzenlendigi üzere, yeniden
kesinlikle uygulanacaktır.
Boğazlar'ın askerlikten arındırılmasına ve serbestligine iliskin hükümlerin
tamamlayıcı bir parçası olan işbu hüküm, Bagıtlı Yüksek Tarafların, Milletler
Cemiyeti Misakı uyarınca söz konusu olabilecek haklarına ve yükümlerine halel
vermez.
MADDE 19
Bagıtlı Yüksek Taraflar, işbu Sözlesmeyi imzalamamıs Devletlerin Sözlesmeye
katılmalarını saglamak için bütün çabalarını göstereceklerdir.
Bu katılma, diplomasi yoluyla, Fransa Cumhuriyeti Hükümetine bildirilecek ve bu
Hükümet de, bunu, imzacı ya da katılmıs bütün Devletlere bildirecektir. Katılma,
Fransız Hükümetince yapılacak bildirme tarihinden baslayarak geçerli olacaktır.
MADDE 20
İşbu Sözlesme onaylanacaktır.
Onama belgeleri mümkün olan en kısa süre içinde Paris'de sunulacaktır.
İşbu Sözlesme, Barış Andlaşmasının imzacılarından olmayan ve bu ana kadar işbu
Sözlesmeyi henüz onaylamamıs bulunan Devletler için, bugünkü tarihli Barış
Andlaşmasıyla aynı sartlar içinde yürürlüge girecektir; işbu Sözlesme, bu
Devletler, Fransa Cumhuriyeti Hükümetince öteki bagıtlı Devletlere bildirilecek
olan onama belgelerini sundukça, [onlar bakımından da] yürürlüge girecektir.
BU HÜKÜMETLERE OLAN INANÇLA, yukarıda adları yazılı Tamyetkili Temsilciler, işbu
Sözlesmeyi imzalamıslardır.
LAUSANNE'da, 24 Temmuz 1923 tarihinde, yalnız bir nusha olarak düzenlenmistir.
Bu nusha, Fransa Cumhuriyeti Hükümetinin Arsivlerine konulacak ve bu Hükümet,
Imzacı Devletlerden her birine, bunun dogrulugu onaylanmıs birer örnegini
verecektir.
Bence vicdanlara bırakmayalım , belgelere bıraklım. Tarihi vicdanımızla değil belgelele öğrenebiliriz ancak.
Alın buyrun size resmi belge... Öyle anılardan konuşulanlardan değil.. Direk tutanak raporununda olduğu meclisin resmi belgesi...
Kaynak T.B.M.M... Bence artık başka yerlerde aramayın ve belge denilen ama hiçbir nitelik göstermeyen kağıtlara , sözde anı denilen karalama kampanyalarına inanmayın... Sadece olayların geçtiği yerlere bakın yeter... Aradığınız herşey orada... Tatikli ve tutanaklı olarak devletin resmi belgesiyle...
24 Nisan 1920 İlk T.B.M.M başkanlık seçimi... 1.Tur: Oy veren sayısı: 120 Kazanılan oy sayısı: 110..
Yıllardanberi olduğu gibi bu yıl da 18 Mart’larda Çanakkale Zaferinin ne anlama geldiğini anlatacak yerde, içi boş övünme demeçleriyle şehitlerimizi sözde anan kimi siyaset adamlarının, camilerde aynı nitelikteki hutbeleri okutturan Diyanet İşleri Başkanlığının, şehitliklere gericilik gösterisi niteliğinde ziyaretler düzenleyen resmi-özel kuruluşların, … Çanakkale’de bir ulusun ve bir yurdun kutarılmış olduğu üzerinde, bunu sağlayan yüksek düşünce gücü üzerinde hiç durmamaları, İstanbul’un ikinci bir “fatih”i olduğunu göz ardı etmeleri, bu ikinci “fatih”i, yani Mustafa Kemal Atatürk’ü 18 Martlarda, 29 Mayıslarda ya yasak savar gibi anmaları, ya da hatta adını bile hiç anmamaları; dahası, Çanakkale’yi gökten, gaipten bir takım sözde-güçlerin kurtardığı yolunda akıl ve mantık dışı, bilim dışı, hastalıklı ve çarpık düşünceleri yaymaya çalışmaları ve/ya da bunlara seyirci kalmaları, … ne anlama geliyor?
_______________________________________________________________________________
“Savaşın insancıl yüzünü anlatma” aldatmacasıyla, Çanakkale’deki düşman askerlerinin anı defterlerini, mektuplarını, vb., yurdumuzu işgale geldikleri olgusunu gözlerden saklayarak, onlara sempati uyandıracak biçimde kullanan sözde-belgesel filmlerin yapımcıları neye hizmet ediyorlar?
Bize göre bu savsaklama ve saptırma, Türk Bağımsızlık, Demokrasi ve Kalkınma Devrimine yönelmiş dış ve iç sömürgeci saldırının bir parçasıdır.
Çanakkale’yi doğru olarak anlamaktan alıkonulan Türk ulusu, Türk Devrimini de doğru anlamaktan alıkonulmuştur ve alıkonulmaktadır.
Çanakkale’nin aşağıda belirtilen gerçek anlamı Türk siyasal kadrolarınca gereğince bilinse ve Türk ulusuna, onun yeni kuşaklarına bu özüyle anlatılsaydı, kuşku yok ki Türk Devrimi hem amaçları doğrultusunda daha büyük ölçüde ilerleyecek ve tüm ulusça bilinçle benimsenecekti; hem de dış ve iç sömürgenler, bugün BOP ve AB projeleri altında yürüttükleri ve yurdumuzu parçalamaktan, ulusal ekonomimizi çökertip yabancı mülkiyetine geçirmeğe; ulusal birliğimizi yıkma girişiminden, laik Türkiye Cumhuriyeti yerine İslamı da, Türklüğü de tümden aşağılayıp çürütmeğe yönelik ilkel bir din baskıcılığı devleti koyma utanmazlığına değin varan korkunç saldırılarından hiçbirisine kalkışamazlardı!
Çünkü Çanakkale Zaferinin de, Türk Kurtuluş Savaşı gibi, bilim ve özgürlük düşüncesine doğrulukla bağlı kalan bir önderlik sayesinde kazanıldığını vurgulamak büyük önem taşımaktadır.
Bu bağlamda belirtelim ki, iyi niyetle sık sık kullanılmakta olan “ŞU ÇILGIN TÜRKLER” deyimi de, “TÜRK MUCİZESİ” deyimi de, Türk Kurtuluş Savaşı ve Demokrasi Devrimin temelinde aklın ve bilimin, bilgelik düzeyinde bir önderliğin yattığı gerçeğini gölgeleyici nitelikte bir deyimdir.
Gerçekte ne Çanakkale Zaferi, ne de Türk Kurtuluş Savaşı “çılgınlık” ya da “mucize” ürünü olmayıp, çok yüksek bir bilgeliğin ürünüdür; bu nedenle “ÇILGIN” değil, “ŞU BİLGE TÜRKLER” demenin daha doğru olduğunu bilmemiz gerekir.
______________________________________________________________________________
Gelelim Çanakkale Zaferinin gerçek anlamına.
Bu büyük zafer:
· Türk ulusunu yok olmaktan kurtarmıştır!
· Anadolu’nun Türk yurdu olmaktan çıkarılmasını engellemiş, Türkiye’yi haritadan silinmekten kurtarmış olan Birinci Kurtuluş Zaferimizdir!
· İstanbul’un Türk olmaktan çıkarılması yıkımını önleyen zaferdir!
· Anadolu halkının, “Türk ulusluğu” bilincinde kaynaşmasını sağlayan direniş zaferidir!
· Bu “kurtuluş” ise, “Özgürlük ve bağımsızlığı karakter edinen, özgürlük düzeninin gerektirdiği gibi davranan” bir önderlik sayesinde başarılabilmiştir!
Çanakkale Zaferi’nin, yıldönümlerinde vurgulanmayan, bilinçlere yerleşmesi istenmeyen yaşamsal önemi, işte bu ölçüde büyüktür!
Hiç bir savaş komutansız kazanılamayacağına göre, Çanakkale zaferinin de bir komutanı olmalı değil mi?
Bu komutanın Alman Liman von Sanders değil, Mustafa Kemal olduğu, Çanakkale’yi geçilmez kılan etkenin Mustafa Kemal’in sergilediği komutanlık dehası olduğu, Düşman Donanması Başkomutanı İngiliz General Hamilton tarafından bile teslim edilmiştir.
Oysa bu gerçeği, o gün de ulusumuz üzerindeki baskıcı, sömürgen, gerici güçler saklamaya çalışmışlardı; bugün de yine aynı nitelikteki güçler saklamaya çalışıyorlar. Çünkü Çanakkale Zaferinin hem dış, hem iç sömürgeciliği önleyici özünün ve sonucunun anlaşılması istenmemiştir, istenmemektedir!
Osmanlı Devleti’ni bir oldu bittiyle Almanya yanında I. Dünya Savşana sokan, ondan önce de gizli bir anlaşmayla –Mustafa Kemal’in bütün protestolarına aldırmadan- tüm Osmanlı ordularını Alman generallerinin doğrudan komutası altına sokarak Alman sömürgeciliğine ülkeyi açan baskıcı Enver Paşa yönetimi, Çanakkale Zaferini anlatan bir derginin kapağında yayınlanacak olan Mustafa Kemal resmini, dergi basılırken son dakikada çıkarttırmış, yerine Liman von Sanders’in resmini koydurtmuştu!
Bugün de ABD ve AB’nin güdümünde, AB ve SOROS paralarıyla kalem oynatan, sözde belgesel filmler hazırlayan … gerici ve çıkarcı işbirlikçi türediler, Çanakkale Zaferinin yaşamsal önemini yadsımakla, Mustafa Kemal’i gölgelemekle, hatta yoksamakla, Atatürk Cumhuriyeti’nin ilke ve kurumlarına saldırmakla, gerçekte ulusal bağımsızlığımızı, birliğimizi, yurt bütünlüğümüzü, laik hukuk devletimizi, ileri teknolojiye dayalı üretken ekonomi sahibi olma projemizi … , kısacası bütünüyle sömürgeciliği yenerek kurulmuş olan Atatürk Türkiye’sini yıkmaya çalışmaktadırlar.
Çanakkale Zaferi’nin doğru anlamıyla kavranması, bu hain sömürgeci saldırısını caydıracak bir ulusal bilinç oluşturur.
Bu nedenle Çanakkale Zaferini de, Türk Kurtuluş Savaşı’nı da, Türk Demokrasi Devrimini de, hiç yılmadan, bıkıp usanmadan iç ve dış sömürgeciyi caydırmak, maskelerinin inmesini sağlayarak sindirmek için anlatmak ödevimizi aksatmadan yerine getireceğiz.
Alıntı:
II. MUSTAFA KEMAL’İN KALEMİNDEN ÇANAKKALE DESTANI
“Ben, yarbay Mustafa Kemal, Sofya’da askeri ataşe olarak bulunuyordum. .. Osmanlı Devleti, müttefiki Alman İmparatorluğu ile birlikte bu savaşa girdi. Alman Düzeltim (ıslahat) Kurulu Başkanı Liman von Sanders, Çanakkaleyi savunmakla görevli ordunun başına geçmiş..
Başkomutanlık Vekâletine bir yazıyla başvurdum; ordu içinde rütbeme uygun herhangi bir görevin verilmesini rica ettim. Uzun bir süre karşılık gelmedi. Bu günlerde çektiğim acıları anlatmak güçtür. Ben, gerekirse bir er gibi, herhangi bir savaş cephesine koşmaya karar vermiştim. .. Sofya’daki evimden ayrılmak üzereyken bir telgraf aldım: “Ondokuzuncu Fırka Komutanlığına atandınız. Hemen İstanbul’a geliniz.” diyordu telgraf. …„
Mustafa Kemal 2 Şubat 1915′te Tekirdağ’a gelir ve daha ancak kâğıt üzerinde var olan 19. fırkayı kurma çalışmalarına başlar.
Savaşın yazgısını belirleyen ilk karşılaşma 25 Nisan 1915 günü Arıburnu’ndan çıkarma yapan İngiliz ve ANZAC birliklerinin, Mustafa Kemal komutasındaki 19. Fırka tarafından durdurulmasıdır.
Mustafa Kemal, düşmandan kaçan az sayıdaki Türk askerinden çıkarmanın başladığını ve kendisinin de Türk birliklerinden çok, düşman kuvvetlerine yakın yerde bulunduğunu anlar anlamaz, kaçan askerlere:
“”Düşmandan kaçılmaz!” der; “Cephaneniz yoksa süngünüz de mi yok! Süngü tak! Yere yat!”
komutunu verir. İlerleyen düşman da, önemli bir güçle karşılaştığını sanarak duraklar. Mustafa Kemal, bu duraklama için, “Kazandığımız an, bu andır” diyecektir. Bu zaman içinde öteki birliklerinin bir bölümünü hızla Bigalı’dan harekete geçirerek Kocaçimen tepesi üzerinden Conkbayırı’na yöneltir ve düşmanı geri çekilmeğe mecbur bırakır. Kendisine bağlı komutanlara verdiği emir, dünya askerlik tarihinin kaydettiği en ilginç ve anlamlı emirdir:
“Ben size düşmana saldırmanızı emretmiyorum; ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye dek geçecek zaman içinde yerimize başka kuvvetler ve komutanlar gelebilir!”
Düşman saldırılarının arkası gelmemekte, ama hepsi geri püskürtülmektedir. 3 Mayıs 1915 günü Mustafa Kemal’in 19. Fırka Birliklerine verdiği komut şudur:
“Bütün çarpışmalarda gerek subayların, gerekse erlerin gösterdikleri kahramanlık gerçekten şan ve namus örneği olacaktır. Subaylar ve erlerin, karşımızdaki düşmanı tek kişi kalıncaya dek denize atabileceğine tam inancım vardır.. Karşımızdaki düşmanı tümüyle yok etmekten ibaret olan görevimizi yapmak için … benimle burada savaşan bütün askerler kesinlikle bilmelidirler ki, bize verilen yurt ve namus görevini tam olarak yapmak için, bir adım geri gitmek yoktur. Bu sırada uyku ve dinlenme aramanın, bu dinlenmeden yalnız bizim değil, bütün ulusumuzun,sonsuzluğa değin yoksun kalmasına neden olabileceğini hepinize hatırlatırım! Bütün arkadaşlarımın benimle aynı düşüncede olduklarına ve düşmanı tümüyle denize dökmedikçe yorgunluk belirtisi göstermeyeceklerine kuşku yoktur!”
9 Mayıs 1915 günü, erlerin yorgunluğu yüzünden görevini tam yapamayan 72. Alay 3. Tabur komutanı Binbaşı Mahmut Efendiye şunları bildirir:
“Dün yapılması emredilen saldırıyı sonuna dek bitirecek ve karşınızdaki düşman siperlerini ele geçireceksin! Gönderdiğim taze asker, sizinle ancak bu koşulla yer değiştirecektir! Askerlerinizi, düşman siperlerine girip ele geçirmek üzere yönlendirme ve uyarmada başarısızlığınız ya da askerinizin bir uygunsuzluğu durumunda, yerinizi alacak kuvvet önce sizi ortadan kaldıracak, ondan sonra yerinize geçecektir!”
29 Mayıs 1915 günü birliklerine yaptığı uyarıda da şunları belirtir:
“Herkes ve bütün erler iyi bilmelidirler ki, siperler yalnız savunma için değildir; saldırı sağlamayan siperler, zararlı ve başarısızlığa uğratıcıdır. Hazırlıklar yalnız düşman ateşinden korunup az kayıp vermek görüşüne dayanmayacak, düşmanı ezip saldırmamızı kolaylaştırabilecek mükemmel biçime sokulacaktır.”
______________________________________________________________________________
Mustafa Kemal, Ordu Komutanlığına cephenin ve birliklerin düzenine ilişkin önerilerde bulunmakta, ama başvuruları karşılıksız kalmaktadır. 8 Ağustos 1915 günü Conkbayırı’nda durum çok tehlikeli bir durum almıştır. 5. Ordu Komutanı Liman von Sanders, kurmay başkanı Albay Kâzım (İnanç) tercümanlığıyla Mustafa Kemal’e telefonda durumu nasıl gördüğünü sorar. Mustafa Kemal:
“Durumu nasıl gördüğümü çoktan size ulaştırmıştım. Önlemlere gelince, bu dakikaya dek çok elverişli önlemler vardı; ama bu dakikada bir tek önlem kalmıştır: bütün komuta ettiğiniz kuvvetleri emrime veriniz; önlem budur!”
Liman von Sanders alaylı bir karşılık verir:Çok gelmez mi?”
Mustafa Kemal, duraksamadan:
“Az gelir!” der. Telefon kapanır.
______________________________________________________________________________
Ama sonunda Anafartalar Grup Komutanlığı Mustafa Kemal’e verilir. Ve kendisine Anafartalar bölgesinde 9 Ağustos sabahı şafakla birlikte düşmana saldırması emredilir. Mustafa Kemal, 7. ve 12. tümenlerin saldırısını, Anafartalardaki bir tepeden başından sonuna dek yönetmiş, düşmanı, durmaksızın denizden takviye almasına karşın, ağır bir yenilgiye uğratmıştır. Bununla da yetinmemiş, 10 Ağustos sabahı yine tan yerinin ilk ağarma anında saldırmak üzere geceden bütün hazırlıklarını yapmıştır. Bu saldırıyı Mustafa Kemal’in kendisinden dinleyelim:
“Tanyeri ağarmak üzereydi. Çadırımın önüne çıktım. Gecenin karanlığı kalkmıştı. Artık saldırma anıydı. Birkaç dakika sonra ortalık büsbütün ağaracak ve düşman, askerlerimizi görebilecekti. Düşmanın piyade, mitralyoz ateşi başlar, kara ve deniz toplarının mermileri bu sıkı düzende duran askerlerimizin üzerinde bir kez patlarsa, saldırının olanaksızlaşacağına kuşku duymuyordum. Hemen ileri koştum. Çok çabuk ve kısa bir teftiş yaptım. Önlerinden geçtiğim askerlere yüksek sesle selam verdim ve dedim ki:
“Askerler! Karşımızdaki düşmanı yeneceğimize hiç kuşku yoktur. Ama siz acele etmeyin. Önce ben ileri gideyim. Siz, ben kırbacımla işaret verdiğim zaman hep birden atılırsınız!”
Ondan sonra saldırı çizgisinin önünde bir yere dek gittim ve oradan kırbacımı havaya kaldırarak saldırı işaretini verdim.
Bütün askerler, subaylar, artık her şeyi unutmuşlar, gözlerini, yüreklerini verilecek işarete saplamışlardı. Süngüleri ve bir ayakları ileri uzatılmış askerlerimiz ve onların önünde tabancaları, kılıçları ellerinde subaylarımız, kırbacım aşağı iner inmez, çelikten bir yığın gibi arslanca ileri atıldılar. Biraz sonra düşman siperleri içinde “Allah, Allah”tan başka ses duyulmaz oldu. Düşman silah kullanmaya vakit bulamadı. Boğaz boğaza,kahramanca savaş sonunda, ilk çizgide bulunan düşman tümüyle yok edildi. Dört saat boğuşmadan sonra 23. ve 24. alaylarımız Conkbayırı’nı düşmandan temizlediler ve 28. alay da Şahinsırt’ın en yüksek yerini geri aldıktan sonra önüne rastlayan düşman birliklerini yendi ve bozdu.
Conkbayırı tepesi elimize geçtikten sonra, düşman karadan ve denizden yönelttiği hızlı ve yoğun topçu ateşi ile Conkbayırı’nı cehenneme çevirmişti. Gökten şarapnel, demir parçaları yağıyordu. Büyük çaplı deniz toplarının tam vuruşlu taneleri yerin içine girdikten sonra patlıyor, yanımızda büyük çukurlar açıyordu. Bütün Conkbayırı dumanlar ve ateşler içinde kaldı. Herkes tevekkülle sonunu bekliyordu. Çevremiz şehitler ve yaralılarla doldu. Olan bitenleri seyrederken bir şarapnel parçası göğsümün sağ tarafına çarptı. Cebimdeki saati parça parça etti.”
Çanakkale cephesindeki İngiliz kuvvetleri komutanı General Hamilton da hükümetine şu açıklamayı yaptı: “Türkler, bizi Conkbayırından atmak gerektiğini anladılar ve öyle yaptılar!”
_______________________________________________________________________________
Çanakkale’de savaş artık siperlere saplanıp kaldı. Mustafa Kemal, düşmanın çekileceğinden kuşkusu kalmadığı için, bir saldırı ile hepsini denize dökmeği önerdiyse de üstlerine anlatamadı. Yok edilmeyen bu düşman güçleri, daha sonra Mısır’da, Aden’de, Filistin’de, Suriye ve Irak’ta Türk’e saldırma olanağı buldu. Mustafa Kemal, büyük bir fırsatın kaçırılmakta olduğunu görmenin üzüntüsüyle 10 Aralık 1915′te görevinden istifa etti. Ne var ki Mustafa Kemal’e saygı gösteren Liman von Sanders bu istifayı hava-değişimine çevirmiştir.
====================================================================
Bu son yazılanlar sanırım son nokta olsa gerek,
yok halen-da bunlar yanlış savsata diyen zihniyet-in hangi dine hangi ima-na hizmet ettiğini anlamak güç olmasa gerek ne-kadar dar görüş ne-kadar mantık kabul etmeyen yazı ve yorumlar arkadaşlar sanki kasıtlı bir şekilde halen daha birbirinizi kırıp birbirinizi inciterek insanlara yüzünüze olmasa-da arkanızdan gülen-leri yada neler konuşulduğunu fark etmiyor-musunuz??
web portallarında bu yazılanların bir anda kayda geçip Çanakkale adını yazdığınızda nelerle karşılaştığınızı neden görmezden gelip wow formunu karalamak gibi bir milletin bir asrın insanını böyle gücük düşürücü olmasa-da eleştiriler sonucunda ne kadar gülünç duruma düştüğünüzün farkında değilmisiniz ?
kendinize göre gerçek ama gerçeklerle hiç alakası olmayan yazılarınıza daha ne kadar devam edip düşmana kendinizi güldürüp wow sitesinin formatının insanlara hizmet ve gerçek adam gibi adamların oturup kalkmasını bilen küçüğüne saygı büyüğüne hürmet edilen saygı ve sevgide kusur edilmeyen bir formattan ödün vermeden ne zaman böyle birbirinizi kırıp vaz geçeceksiniz çok merak ediyorum ????
Yaşar bey,
Duygularınızı anlıyorum ama tarih böyle yorumlanmamalı. Mustafa Kemal bu savaşta çok yararlılıklar göstermiştir ama savaşın kaderini kendi başına değiştirmişmidir emin değilim. Savaşın kaderi bir çok zamanda döndü ve bunların önemli bir kısmı Seddülbahir tarafında oldu. Bazı gerçekler hep gözardı ediliyor, örneğin 25 Nisan sabahı Anzakları durduran Şefik Akerin 27. alayıdır. Mustafa Kemal 3 saat sonra cepheye varmıştır ve Şefik bey Kanlısırt üzerinde zaten düşmanı durdurmuştur. Elindeki 2000 den az nefer ile çok geniş bir hattı en doğru noktadan saldırarak tutmuş topçular sırtı silsilesini elde tutmayı başarmıştır. Ancak sayısal üstünlük karşı taraftadır ve eriyen 27 alayın sağ yanı, yani Conk Bayırına çıkan Merkeztepe - Edirne Sırtı ve yukarı hattı (en uçta teğmen Medeni2nin tuttuğu nokta) çökmek üzere iken 57 alay düşmanın tepesine inmiştir.
Bakınız, burada hep göz ardı edilen bir gerçekte şans faktörüdür. Mustafa Kemal üstlerinden emir almadan eldeki en sağlam yedek gücü cepheye sürdü. Bunu yaparken "aklın yolu bir, bu adamlar buradan çıkacak ve buraya tırmanacak" dedi. Bunu zaten bütün türk subayları söylüyordu, bu fikre karşı olan alman kurmay ekibiydi.
Aslında ingilizler Arıburnu çıkartmasını bir gösteri çıkartması olarak planlamışlardır. Aslında buradaki amaç Mustafa Kemal'in elinde bulunan 19 tümenin Seddülbahir'e yardıma gitmesini engellemektir ve ne dersek diyelim bunu başarmışlardır. Mustafa Kemal eldeki tek yedek güç olan 19. tümeni kimsenin izni olmadan buraya yığmıştır.
Asıl çıkartma ingilizler tarafından Seddülbahire yapılmıştır, çünkü Anzakların askeri beceri ve disiplinlerine pek güvenilmemektedir. Ve bu güvensizlik özellikle 25 nisan sabahı son derece haklı çıkmıştır. Anzaklar çil yavruları gibi dağılmışlar, dere yataklarında mevcudun yarısına ulaşan firari sürüleri 48 saklanmışlardır.
Bakınız, 25 Nisan sabahı herşeyi değiştiren ve beklenmeyen gelişme ne Şefik Akerin 27 alayının ne de Mustafa Kemal'in 57 alayının çok başarılı saldırısıdır. Bütün çıkartmayı asıl durduran ve cepheyi kurtaran Seddülbahir'deki çok küçük gruplar halinde kümelenmiş, elinde sadece gew 98 mauserler ve o nefis süngüler olan bir avuç askerin inadıdır. Aytepeyi tutanlar, River Clyde'ı içindeki 2000 askerle kitleyenler bütün cepheyi tutmuşlardır. 25 nisanda bu askerin ne mitralyöz ne de topçu desteği yoktur.
O sabah Atatürkün oynadığı bir kumardır, oyanmış ve kazanmıştır. Kazanmıştır çünkü hem ingiliz kurmayları saldırı planında mantıklı olanı yapmışlar, hem de Seddülbahir'i tutan türk askerleri inanılmaz bir savunma çıkarmışlardır. Bunlar olmayabilir, Seddülbahir cephesi çökmek üzereyken 19 tümenden acil yardım istenebilir ve cephe göz göregöre çökebilirdi. Yarbay Mustafa Kemal de muhtemelen divanıharbe gider ve bütün tarih farklı yazılırdı.
Bir diğer konuda Mustafa Kemal'in o günlerde verdiği ve ölmeyi emrettiği emirleridir. O dönem türk genelkurmayında savunmanın çok ısrarlı saldırılar ile yapılması gerektiğine sağlam bir inanç bulunmaktadır. Mustafa Kemal'de harbin ilk günlerinde bu kanaatinde ısrarlıdır. Ancak zamanla görülmüştür ki siper savaşında saldıran taraf nerdeyse daima yıkıma uğrar. Bunun en iyi örneği 19 mayıstır, eminim biliyorsunuz. Tahkimatın olmadığı ilk 48 saati saymazsak iki istisnası vardır, birisi Mustafa Kemal'in idare ettiği sizinde yazınızda koyduğunuz ağustos Conk Bayırı saldırısı, diğeride bu saldırıdan bir kaç gün önce anzakların "pimple" dedikleri ve bu gün ingilizlerin Kanlısırt anıtının altında kalan alandaki saldırılarıdır. Bunun dışında heryerde saldıran taraf kıyma makinesinden geçmiştir. Mustafa Kemal saldırı yerine savunma pozisyonunu tercih etse idi çok daha az zaiyat ile ve risk alınmadan karşı taraf durdurulur ve çekilmeye mecbur bırakılırdı. Eldeki sağlam asker ile tahkimat yapılıp tepeler tutulacağına alaylar düşman mitralyözleri üzerine ölüm taaruzlarına kaldırılmış ve cephe defalarca çökme durumuna getirilmiştir. Bu hatayı Mustafa Kemal'de yapmış ve savunmuştur. Bu yanlış tutum ağutos sonuna kadar devam etmiş, daha sonra savunmanın en iyi starteji olduğu genel kabul görmüş ve zaiyat bir anda düşmüştür.
Beni yanlış anlamayın, bunları Mustafa Kemal'i eleştirmek için söylemiyorum ama ne Mustafa Kemal bu savaşı kazanan tek önderdir ne de bu savaş bu gün söylendiği şekilde cereyan etmiştir. Mustafa Kemal çok iyi bir askerdir ama savaşı bütün bir ordu Mustafa Kemal'in takibi dışında, haberi bile olamayacak yerlerdeki doğru startejileri de uygulayabildiği için kazanmıştır.
Son bir saptama: O günlerde siperlerde yazılmış asker anılarını okursanız Mustafa Kemal'den alt seviye askerin bahsetmediğini görürsünüz.
Anadolu’nun Türk yurdu olmaktan çıkarılmasını engellemiş, Türkiye’yi haritadan silinmekten kurtarmış olan Birinci Kurtuluş Zaferimizdir!
İstanbul’un Türk olmaktan çıkarılması yıkımını önleyen zaferdir!
Anadolu halkının, “Türk ulusluğu” bilincinde kaynaşmasını sağlayan direniş zaferidir!
Bu “kurtuluş” ise, “Özgürlük ve bağımsızlığı karakter edinen, özgürlük düzeninin gerektirdiği gibi davranan” bir önderlik sayesinde başarılabilmiştir!
Çanakkale Zaferi’nin, yıldönümlerinde vurgulanmayan, bilinçlere yerleşmesi istenmeyen yaşamsal önemi, işte bu ölçüde büyüktür!
Hiç bir savaş komutansız kazanılamayacağına göre, Bu büyük komutan kuşkusuz Mustafa Kemal dir, Çanakkale’yi geçilmez kılan etkenin Mustafa Kemal’in sergilediği komutanlık dehası olduğudur.
GELELİM ŞİMDİKİ ZAMANA;
Cumhuriyetine Laik düzene kastedenler Amerika ile birlik olup emsali görülmemiş bir ortaklığın içine düşmüşlerdir.
Ülkenin bütün değerleri Yabancı şirketlere satılmış peşkeş çekilmiştir.
İnsanlarımız sadaka kültürüne alıştırılmış kömür ve beyaz eşya ile şükür edebiyatına terkedilmişlerdir
iktidara sahip olanlar gemiciklerle, villalarla, hortumlanan paralarla ceplerini doldurarak dinden imandan bahsetmektedirler.
İşlerine gelen kanunları çıkarıp istedikleri gibi at koşturmaktadırlar
Ülkenin kamu kurumlarına nifak atarak halkın gözün de güvenirliliklerini sarsmak gayretindedirler
Millet fakirlikten sadaka kültüründen gelir dağılımındaki adaletsizlikten,işsizlikten harap olmuşken komplo teorileri ile gündem değiştirip ülkenin can alıcı problemlerinden uzaklaşma politikası gütmektedirler
Çanakkale geçilmez ile başladığım yazıma;
Ne dersiniz İkinci bir zafer kazanmak zamanı daha gelmemişmidir?
Orhan bey biz mi yaniliyoruz yoksa bilmiyor muyuz ya da siz mi yaniliyorsunuz
Orhan beyin yanılmadığı kesin. İngilizler boğazları bize asla bırakmadılar. Aslında çok övündüğümüz egemenliğimizi de bize bırakmak gibi bir işe girişmediler. Kurtuluş savaşı bir türk-yunan savaşıdır, ingilizlerle tek silah atılmamıştır. Daha öncede defalarca yazdım zaten İngiliz donanması marmarada iken gew 98 mauser ile bu donanmayı kovmak, bir de üstüne üstlük trakyaya geçip toprak almak ancak cüneytarkın filimlerinde olabilecek bir fantazidir.
Lütfen gerçekçi olalım, İngilizler elbette belli şartlar karşılığında asker ve donanmalarını alarak gitmişlerdir. Burada tartıştığınız boğazlar ise bu şartların çok küçük bir bölümüdür.
Bugün (24.mart) Muğla-Milas ilçemizde gittiğim tiyatronun konusu :
Çanakkale ile nerdeyse ismi özdeşleşmiş olan "seyit onbaşı'yı"anlatan bir eserdi. O kadar duygulandım ki zaman zaman gözyaşlarımı tutamadım...eğer bugün ülkemizde bağımsız bir şekilde yaşıyorsak, o günleri hiç ama hiçbir zaman unutmamalıyız vede unutturmamalıyız...
Çanakkale kara savaşlarının 95.yıldönümü Çanakkale'de törenlerle kutlanıyor.Törenlere Avustralya Genel Valisi.Yeni Zelanda Başbakanı katılıyor.Bizim devlet zirvesinden kimse yok.Çanakkle Valisi ile idare ediyorlar.Ayıptır.Utanın.Erdoğan Anayasa sevdasına düştü gelmedi.Peki Sayın Gül neden gelmez.
bu koyda üç adet iskele tespit ettim, ortadaki iskele yaklaşık yüz metre denizin içinde devam ediyor
iskeleye bitişik yaklaşık 30/ 40 metre içeride 8/10 metre derinlikte 1915 yılından kalan 20x4 metre lik bir metal çık artma teknesi dipte yatıyor.
zıpkınla daldım, eşkina ve mercanlar yaklaşık 1...1.5 kg. sürüyle telaşşız yüzüyorlar insandan ürküp panikte yapmıyorlar, elim tetiğe bir türlü basıp vuramadım..
O koyda 1915 yılında yaşananlar aklıma geldi, hayale daldım,,,topların gümbürtüsü,,kopan kollar,bacaklar,,hurraa sesleri,,Allah Allahhh sesleri ..... arasında o güzelim balıkları nasıl zıpkınlayıp yiyecektim. boğazım kurudu, yapamadım.
Dur yolcu, bilmeden gelip bastığın,
Bu toprak, bir devrin battığı yerdir.
Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın,
Bir vatan kalbinin attığı yerdir!…
Bu ıssız, gölgesiz yolun sonunda,
Gördüğün bu tümsek Anadolu’nda
İstiklal uğrunda, namus yolunda,
Can veren Mehmed’in yattığı yerdir!
Bu tümsek, koparken büyük zelzele,
Son vatan parçası geçerken ele,
Mehmed’in düşmanı boğduğu sele,
Mübarek kanını kattığı yerdir!...
Düşün ki haşrolan kan, kemik, etin
Yaptığı bu tümsek, amansız, çetin,
Bir harbin sonunda bütün milletin,
Hürriyet zevkini tattığı yerdir!...
NECMETTİN HALİL ONAN
Canakkale Zaferimizin yildönümü kutlu olsun.
En son M. Akif Ilbeyli tarafından Cum 18 Mar 2011, 16:32 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi