Ana Sayfa 900 bin Türkiye Fotoğrafı
Çanakkale Geçilmez
123 ... 434445   sonraki »
Ana Sayfa -> HABERLER ve SOHBET
cevap yaz
(üye olmadan da mesaj yazabilirsiniz)
CAN
10 yıl önce - Cum 20 Şub 2004, 15:32
Çanakkale Geçilmez


Askerlik vazifesi yaparken vatan uğrunda şehadet mertebesine ermek veya gazi olmak her Türk için tabii bir şeydir. Ancak bu 45 şehit ve 150 gazinin durumu başkadır. Zira bunların istisnasız hepsi( 1909 ve 1914 Askeri Mükellefiyet Kanunu gereğince) askerlik vazifesinden ya muaf ya da maksureli( tecilli) tutulmuş gençlerdir. Bu iki kanun sultani mektepleri talebe ve mezunları askerlik vazifesinden “ maksureli” ettiği gibi , Balkan Harbi sırasında mer’i olan 1909 kanunu da üstelik bütün İstanbul halkını askerlik vazifesinden azade kılmaktadır. bu şehit ve gazilerin hepsi 17-22 yaşındayken ve bir kısmı henüz mektebin lise ve orta kısmında, bir kısmıysa mezun ve İstanbul Darülfünunu veya Avrupa üniversitelerinde tahsildeyken, birbirleriyle yarış edercesine askerlik şubelerine koşmuşlar ve gönüllü olarak askere yazılmışlardı. Hatta içlerinden Irak Cephesi’nde şehit düşen 646 Celal İbrahim seferberliğin ilanıyla beraber geceden gidip askerlik şubesinin kapısında sabahlamış ve “ 1 Numaralı Gönüllü” yazılmak şerefini elde emiştir.

Galatasaraylıların bu şüheda menkıbeleri arasında dünyada eşi bulunamayan bir tanesini ( Mehmet Muzaffer’in Destanını ) Gazeteci Ziyad Ebuzziya şöyle dile getiriyor:

****


Üç aylık bir talimden sonra Mehmet Muzaffer “zabit namzedi” olarak Çanakkale’de idi. ( Mart 1916) müttefik İngiliz ve Fransız kuvvetleri, Çanakkale’ de uğradıkları mağlubiyetlerden ve verdikleri yüzellibin zayiattan sonra Boğaz ’ı aşamayacaklarını anlamışlar , 1915’in son haftasıyla 1916’nın ilk haftasında bütün hatları tahliye edip çıkıp gitmişlerdi.

Galatasaray Lisesi öğrencisi iken gönüllü Çanakkale cephesine giden zabit (subay) adayı Mehmet Muzaffer Bey'in alayının otomobillerine lastik satın almak için bir gecede (1916 yılı baharı) yaptığı sahte 100 liranın ön yüzü. Paranın altında "bedeli Çanakkale'de altın olarak ödenecektir" yazılıdır. Teğmenliğe yükselen bu vatanseverimiz, 1917 yılında Gazze'de şehit düşmüştür.


Sahte 100 Lira


Muzaffer Çanakkale’ye vardığında harp durmuştu. Zaman zaman İmroz ve Bozcaada’da üslenmiş düşman gemileri ve uçakları bombardımanda bulunuyorlarsa da 1915 Nisan ’ın da Aralık sonuna kadar sekiz ay süren kanlı boğuşmalarla kıyasla bu bombardımanlar “ hiç mesabesindeydi.” Çanakkale’de ki birliklerin büyük bir kısmı Kafkas, Irak, ve Filistin cephelerine sevk edeceklerdi. Hazırlanma ve noksanlarına ikmal emri aldılar. Muzaffer birliğinin alay karargahında görevliydi. Alay ’ın kamyon ve otomobil lastiği ile diğer bir takım malzemeye ihtiyacı vardı. Bunlar ise ancak İstanbul’dan sağlanabilirdi. O devirlerde bu gibi basit mübayalar için arttırma yapmak ilanlarda bulunmak ne adetti, ne de bunları kaybedilecek vakit vardı. Her şey “itimat” ile yürürdü. Muzaffer açıkgözlü ve becerikli İstanbul çocuğu olduğundan Karargah, gerekli malzemenin temin ve mübayaasına onu memur etti. İcabeden paranın kendisine itası içinde Erkan-ı Harbiye Riyaseti’ne hitaben yazılı bir tezkereyi eline verdiler.

O yıllarda İstanbul’da otomobil ve kamyon nadir rastlanan vasıtalardı. Bunların lastikleri de yok denecek kadar azdı ve karaborsaydı. Muzaffer aradı,uğraştı,nihayet Karaköy’ de bir Yahudi de istediklerini buldu. Fiyatlar pek fahişti , ama yapacak başka bir şey yoktu. Anlaşmaya vardı. Lazım gelen parayı almak üzere Erkan-ı Harbiye’ye gitti. Elindeki tezkereyi tediye merciine havale ettiler. Muzaffer az sonra yaşlı b,r kaymakam Yarbay ’ın huzurundadır. Kaymakam uzatılan tezkereyi okudu. Karşısında hazırol da duran ihtiyat zabitine baktı. İsteyeceği paranın miktarını sormadan ,”Ne alınacak” dedi. “ Oto kamyon lastiği” cevabını verilince bir an durdu. Sonra Muzaffer’e dik dik baktı :

“ bana bak oğlum! Ben askerin ayağına postal sırtına kaput alacak parayı bulamıyorum. Sen otomobil lastiğinden bahsediyorsun. Haydi yürü git ,insanı günaha sokma para mara yok!...

Muzaffer selamı çaktı dışarı çıktı. Harbiye Nezareti’nin ( bugünkü hukuk fakültesi binası) bahçesinden dışarıya ağır ağır yürürken ne yapacağını düşünüyordu. Malzemelere Alay ’ın ihtiyacı vardı. Elindeki( Almanların verdiği) iki Mercedes-Benz kamyon ve iki binek arabası lastiksizdi. Diğer malzemelerde mutlaka lazımdı. Kendisi bulur alır diye görevlendirilmişti. Malzemeyi bulmuştu fakat para yoktu. Eli boş dönemezdi ,bir çaresini bulmak lazımdı...

Muzaffer bunları düşüne düşüne Beyazıt Meydanı’na vardı birden durdu. Kendi kendine gülmüştü aradığı çareyi bulmuştu.

Doğru tüccar Yahudi’ nin yanına gitti:

“ Paranın tediye muamelesi akşamüstü bitecek,ezandan sonra gelip malları alamam . gece kaldıracak yerim yok. Yarın öğleden evvel vapur Çanakkale’ye kalkıyor, yetiştirmem lazım. Onun için sabah ezanında geleceğim malları mutlaka hazır edin...”

Tüccar “peki” dedi. Muzaffer tam ayrılırken ilave etti.

“Altın para vermiyorlar kağıt para verecekler”

yahudi yine “peki” dedi. Ertesi sabah Muzaffer Merkez Kumandanlığından sağladığı araba ve neferlerle ezan vakti Yahudi’nin kapısındaydı. Ortalık henüz ışıyordu. Tüccar malları hazırlamıştı. Hava gazı fenerinin yarım yamalık aydınlattığı loşlukta mallar arabaya yüklendi. Muzaffer bir yüzlük kaime ( yüz liralık kağıt para) verdi. Araba dörtnal Sirkeci ’ye yollandı. Malzeme şat’a oradan dubada bağlı gemiye aktarıldı. Az sonra da gemi Çanakkale yolunu tutmuştu.

Üç gün sonra Yahudi elindeki yüzlük kaimeyi bozdurmak üzere Osmanlı Bankası’na gitti. Bozmadılar zira elindeki para sahte idi.

Muzaffer, evrak-ı nakdiyelerin basımında kullanılan kağıtın aynını Karaköy kırtasiyecilerinden tedarik etmiş bütün gece oturmuş çini mürekkebi ve boya ile gerçeğinden bir bakışta ayırt edilemeyecek nefasette taklit bir para yapmıştı. Tüccara verdiği ve yutturduğu para buydu. O devrin hakiki paralarının üzerindeki yazılar arsında bir de şu ibare bulunuyordu: “ Bedeli Dersaadet’te altın olarak tesviye olunacaktır.”Muzaffer yaptığı taklit paradaki bu ibareyi değiştirerek şöyle yazmıştı:

“ Bedeli Çanakkale ‘de altın olarak tesviye olunacaktır.”

Onun burada altın dediği Çanakkale’de Mehmetçiğin akıttığı, altından daha kıymetli kanı idi.

Sahte paraya gelince...

Yahudi tüccar bunu mesele yapmadı. Yapmak mı istemedi, yapmaktan mı çekindi bilinemez. Ancak olay bütün İstanbul’da yayıldı. Dünyada emsali olmayan ve olmayacak olan bu hadise Şehzade Halim Efendi ’nin kulağına kadar gitti. Şehzade hemen lalasını göndererek Yahudi tüccarı buldurdu. Yüzlük taklit evrak-ı nakdiyeyi bedelini altın olarak ödeyip aldı. Çok zarif sedef kakmalı, içi kadifeli bir mücevher çekmecesine yerleştirip, İstanbul polis okulundaki emniyet müzesine hediye etti. Bu emsalsiz parça müzede şeref mevkiinde muhafaza olundu.



CAN
10 yıl önce - Sal 23 Mar 2004, 02:39
Gün ışığına çıktı.


Yıllardır Çanakkale hakkında araştırma yaparım döküman toplarım ama bu bilgiye yeni ulaştım ne kadar garip bir öykü...Okumanızı istedim...



1914’ün kasım ayında İngiltere ve müttefikleri Osmanlı İmparatorluğuna savaş açtı.Britanya İmparatorluğu , Avustralya ve Yeni Zellanda’nın Anzak birliklerini de savaşa çağırdı. Bunun üzerine kıtanın dört bir yanına gençleri cepheye davet eden afişler asıldı.

1914 yılı sonunda on binlerce anzak gemilere doluşup yola koyuldular.Hiç bilmedikleri bir ülkeye, hiç tanımadıkları yaşıtları ile savaşa gidiyorlardı.İşte o günlerde Osmanlı padişahı ve Halife Sultan Reşat, imparatorluğa savaş açan düşmanlara karşı dünyanın her yanındaki müslümanlara cihat çağrısı yaptı. Bu çağrı okyanuslar aşarak, Avustralya’da yaşayan iki müslüman’a kadar ulaştı ve feci bir katliama yol açtı. 1915 yılının ilk günü bir cuma idi. O gün Afgan kökenli iki Müslüman, Halife’nin çağrısına uyup Avustralya’ya cihat kararı aldılar. Biri 40 yaşlarındaki Gül Badsha Muhammet’ti. Diğeri ise 60 yaşındaki Molla Abdullah... Avustralya’ya İngiliz Hindistan’ının kuzeybatısından yani bugünkü Pakistan’dan yıllar önce göçmüşlerdi. Molla Abdullah ‘helel’ et satan bir kasap dükkanı açmış, Gül Muhammet ise dondurma satıcılığına soyunmuştu. Yaşadıkları yer, Avustralya’nın maden bölgesiydi.

Genç Avustralyalıların yola çıktığı günlerde, onlar da savaş hazırlığına giriştiler. Gül’ün dondurma tezgahının kırmızı kumaşından ay yıldızlı bir Osmanlı bayrağı hazırladılar. Fişekliklerini boyunlarına asıp, bir dua kitapçığını göğüslerine yerleştirdiler ve Broken Hill kasabasının 4 kilometre dışında, savaşa sevk edilen askerleri taşıyan trenin geçeceği yola pusu kurdular. Sabah saat 10.00 da kalkan tren az sonra ufukta belirdi. Trendekilerden bir kısmı uzaktan ay yıldızlı bayrağı gördüler. Sonra da üzerlerine dom dom kurşunu yağmaya başladı. Bunlar 1.Dünya Savaşı’nın Avustralya’daki ilk kurşunlarıydı. Birkaç dakika içinde biri kadın biri erkek 2 sivil ölmüş, 3’ü kadın, biri genç kız, 22 si erkek, biri 14 yaşında bir delikanlı olmak üzere toplam 7 kişi de yaralanmıştı. Üstelik bu insanların hiçbiri savaşa giden askerler değildi. Tren yeni yıl kutlaması için Broken Hill’den Silverton’a pikniğe giden 1.200 sivili taşıyordu. Silah sesleri üzerine tren durdu ,saldırganlar kaçmıştı. Olay yerine gelen polis ekipleri iki saldırgan için bir sürek avı başlattılar. Bir süre sonra iki Afganlı kasabanın batı eteklerindeki alçak tepeliklerde kuşatıldı. Çatışma tam üç saat sürdü. Saat 13.00 ‘te Molla Abtullah bir sivilin tüfeğinden ateşlenen kurşunla can verdi. Gül Muhammed ise açılan ateşte yaralandı ve kaldırıldığı Broken Hill hastanesinde öldü.

Olay yerinde yapılan incelemelerde iki saldırganın orada karalayıp bıraktıkları iki not bulundu. Muhammet’in bıraktığı notta: “Bunu yaptık, çünkü sizin halkınız benim ülkemle savaşıyor " diye yazıyordu.

Osmanlı tebası herkes Türk sanıldığından ve saldırganlar Türk bayrağı taşıdıkları için olay, ertesi günkü gazetelerin manşetine, 2 Türk’ün katliam ateşi’ başlığıyla yerleşti.

Olaydan sonra yükselen milliyetçi duygular, çok sayıda gencin savaşmak üzere orduya katılmasına neden oldu.


Mehmet CK
10 yıl önce - Sal 23 Mar 2004, 03:16

Kinali Ali ve Destani Canakkale Zaferi
Üst tegmen Faruk cepheye yeni gelen askerleri kontrol ediyor bir
taraftanda onlarla lafliyordu nerelisin gibi sorular soruyordu. Bir ara
sacinin
ortasi sararmis bir cocuk gordu. Merakla `adin ne senin evladim` der.
Çocuk `Ali` diye cevap verir. Nerelisin? der. Ali Tokat Zilede` nim der.
`Peki evladim bu kafanin hali ne?` Ali `anam cepheye gelirken kina yakti
komutanim der.
Neden? der komutan. Ali `bilmiyorum komutanim` der: Peki
gidebilirsin Kinali Ali` der. O gunden sonra herkes ona Kinali Ali der.
Herkes kafasindaki kinayla dalga gecer. Kisa surede cana yakin ve
cesur tavirlariyla tum arkadaslarinin sevgisini kazani.r Bir gun ailesine
mektup yazmak ister. Ali`nin okuma yazmasi da yoktur arkadaslarindan
yardim
ister ve hep beraber baslarlar yazmaya. Ali soyler arkadaslari yazar
`sevgili
anne babacim ellerinizden operim ben burda cok iyiyim beni merak
etmeyin` diye baslar. Kiz kardesini kendinden bir kucuk erkek
kardesini sorar koyundekilerin burnunda tuttgunu yazdirir. Kendilerini
merak
etmemesini kendileri var oldukca dusmanin bir adim bile ilerleyemeyecegini
yazdirir. Gururla mektubu bitirir neden sonra aklina gelir ve yazinin
sonuna
anasina NOT duser: Alinin kendisinden hemen sonra askere gelicek bir
kardesi daha vardir. `Anacagim kafama kina yaktin burda komutanlarim
ve arkadaslarim benle hep dalga gectiler sakin kardesim Ahmete de yakma
onlada dalga gecmesinler der ellerinden optum` diye bitirir. Aradan
zaman gecer. Ingilizler kati netice almak icin tum gucleriyle
Gelibolu`ya yuklenirler. Bu cepheyi savunan erlerimiz teker teker sehit
dusmuslerdi. Bunlara takviye olarak giden yedek kuvvetlerde yeterli
olmamis onlarin
sayilarida epey azalmisti gelibolu dusmek uzereydi kinali alinin
komutanida
olayi gorup yerinde duramiyordu. Kendisinin bolugu henuz sicak sicak
temasa hazir degildi. Onlar yeni gelmisti onlari insan bedeninin sungu ve
mermilerle orak gibi bicildigi bu yere dua ediyordu Komutanlarin bu
dusunceli hali goren ve durumun vehametini bilen Kinali Ali ve
arkadaslari komutanlarina yalvar yakar oraya gitmek istediklerini
soylerler.
komutanlari onlari olume gonderdigini bile bile caresiz gonderir.
Kinali Ali`nin bolugunden kimse sag kalmaz hepsi sehit
olmustur. Aradan zaman gecer. Kinali Ali`nin ailesine yazdigi mektubun
cevabi gelir. Komutanlari buruk ve gozleri dolu dolu mektubu acip
okumaya karar verirler. (bu mektubun asli Çanakkale muzesinde
sergilenmektedir)
Babasi anlatir Ali` nin. `oglum ali nasilsin iyimisin gozlerinden
operim selam ederim dedikten sonra okuzu sattik paranin yarisini sana
yarisinida cepheye gidecek kardesine veriyoruz simdi okuzun yerine
tarlayi ben suruyorum zaten artik zahireyede fazla ihtiyacimiz olmadigi
icin
yorulmuyorumda siz sakin bizi merak etmeyin bizi dusunmeyin der koyu
akrabalarini anlatir ve mektubu bitirir ali ananinda sana diyecegi bir
sey var` Anasini anlatir: ` oglum ali yazmissinki kafamdaki kinayla
dalga gectiler kardesimede yakma demissin kardesinede yaktim komutanlarina

ve arkadaslarina soyle senle dalga gecmesinler bizde 3 seye kina
yakarlar


1- gelinilik kiza gitsin ailesine cocuklarina kurban olsun diye

2- kurbanlik koc a ALLAHA kurban olsun diye

3- askere giden yigitlerimize vatana kurban olsun diye.....

gozlerinden oper selam ederim ALLAHA emanet olun`
Mektubu okuyan Alinin komutani ve digerleri hickira hickira
aglamaktadirlar...


Alper

10 yıl önce - Sal 23 Mar 2004, 04:55

Aykut'un bir postundan bu asagidakide yazida. Okumayanlar olabilir diye buraya tekrar tasiyorum.

Canakkale'de Alay komutanlarindan son erine kadar sehit olan 57. Piyade Alayi'nin sancagi, Avustralya'da bugun Melburn Muzesi'ndeki bir vitrinde sergilenirken altindaki plakette sunlar yazilidir.

"BU ALAY SANCAGI GELIBOLU SAVAS ALANINDAN GETIRILMIS, AMA ESIR EDILMEMISTIR. CUNKU, TURK ORDUSUNUN MILLI GELENEKLERINE GORE BIR ALAYIN SANCAGI, ALAYIN SON ERI OLMEDEN TESLIM EDILEMEZ. BU SANCAK, SONUNCU MUHAFIZIN DA ALTINDA OLU OLARAK YATTIGI BIR AGACIN DALINA ASILI OLARAK BULUNMUSTUR. KAHRAMANLIK TIMSALI OLARAK KARSINIZDA DURAN BU TURK ALAYI SANCAGINI SELAMLAMADAN GECMEYIN"

http://wowturkey.com/forum/viewtopic.php?t=3694&h ...=melbourne

Bu kahramanlarla ve Turklugumuzle ne kadar gururlansak azdir. Allah hepsine rahmet eylesin.


Burç

10 yıl önce - Sal 23 Mar 2004, 12:55

benim kulaktan dolma bilgilerime göre de bu fotoğrafın hikayesi şu :


(+)


Gerçekten de savaşta bu mermiyi tek başına kaldırıp ateşliyor ve bir gemiyi
tek mermi ile kullanılmaz hale getiriyor.

Sonradan tek başına yaptığı ortaya çıkınca, bir fotoğraf çekmek için poz vermesini
istiyorlar, ama savaş anındaki konsantrasyonu olmadığı için kaldıramıyor ve
bir modelini yapıyorlar, onunla poz veriyor.

Normal bir insanın 200 kilo kaldırması çok zor,
ama çocuğu araba altında kalan anne de bir araba kaldırabiliyor.
Yeterince adrenalin olunca fiziksel olarak mümkün.


Kerem K
10 yıl önce - Sal 23 Mar 2004, 13:42

Koca Seyid
Ingiliz zirhlisi Ocean'i batiran 270 kiloluk dev mermiyi tek basina kaldirip topa yerlestiren yigit.

Cevat Pasa, moloz yigini haline gelen tabyada gozlerini gezdiriyordu. Toprak altindan cikardiklari iki topun namlusu parca parca olmus, bir topun da vinci ucmustu. Bazi taslarda bulunan kan lekeleri dikkatini cekti. Sonra bakislarini Tabya Kumandani'na cevirdi:

- Mermiyi getirip, namluya surerek Ocean'i batiran hangisiydi?

Yuzbasi Suleyman Sirri askerlere dondu:
- Seyit onbasi , buraya gel!..

Askerlerin arasindan cikan Seyit Onbasi, bir alevin icine dusmustu sanki. Kumandan Pasa bir sey sorarsa nasil cevap verecekti? Yanlarina gelince Cevat Pasa'yi selamladi; esas durusa gecti. Suleyman Sirri onu:

- Kahraman askerimiz Abdurrahman oglu Seyit Onbasi, Edremit, diye tanitti.

Cevat Pasa'nin gozleri gulumsedi.
- Aferin evladim; Allah daha cok hizmetler nasip eylesin. Devletimizin imkanlarina gore odullendireceksin. Su mermiyi bir daha kaldir da fotografci resmini ceksin.

Butun gozler agacin altindaki mermilerin yanina gelen Seyit Onbasi'nin uzerindeydi. Seyit Onbasi da heyecanlanmisti. Kumandan Pasa'ya mahcup olursa, ne yapardi? Ama nicin mahcup olacakti? Kaldirmisti; simdi niye kaldiramayacakti? Var gucuyle mermiyi kavradi; asilirken yuzu kipkirmizi kesildi; gozleri yuvalarindan firlayacakti. Fakat mermiyi yerinden kimildatamadi. Ellerini topraga surdu; bir daha kavradi; olanca kuvvetiyle asildigi halde bir milim kaldiramiyordu. Kendisini daha fazla zorlarsa, beli yahut bir baska yeri sakatlanabilirdi. Cevat Pasa:

- Bira evladim, dedi.

Seyit Onbasi geri dondu; kipkirmizi kesilmis yuzunden terler suzuluyor, derin derin soluyordu.

- O zaman kaldirdin!

Seyit Onbasi bir tuhaf oldu; ayaklarinin yerden kesildigini zannetti; bulutlarin uzerinde yuzuyordu. Karsisindaki Kumandan Pasa idi; ne soylediginin pek farkinda degildi; yalniz Kumandan Pasa 'ya cevap veriyordu.

- Pasam, karsimda dusman olsun; gine kaldiririm.

Mehmet Niyazi-Canakkale Mahseri


Kerem K
10 yıl önce - Sal 23 Mar 2004, 13:52

Ne olur ben de goreyim
Batarya 'nin ortasina dusen bir mermi Cideli Mehmed Cavus'u bacaklarini govdesinden kopararak yere serdi. Bu anda Bouvet 'i rumeli mecidiyesi de hedef almisti. Batarya Kumandani Yuzbasi Mehmed Hilmi 'nin "Ates" emriyle celik namlularda alevler gorunup kayboluyordu.

Degisik yerlerden yara alan ve sagina kavis cizerek donmeye baslayan Bouvet Zirhlisi, kulaklari sagir eden muthis bir patlama ile sarsildi. Yogun dumanlar guvertesinden goge dogru done done cikiyordu. Kisasuerede denizin uzerinde bir tepecik meydana getiren koyu sari dumanlarin arasinda gemi kayboldu. Dumanlar dagilirken alabora olmus Bouvet, sulara gomuluyordu. Anadolu Hamidiyesi'nden sevinc cigliklari yukseldi. Ilk mudahalede bulunmak uzere basina gelen sihhiye erlerine, Cideli Mehmed Cavus yalvardi:

- Ne olur kardeslerim, ben de goreyim.

Bu onun son arzusu olabilecegi icin sihhiye erleri kanlar icinde kivranan Cavus'u kavrayip kaldirdilar. Geminin batisini gorebilecegi yere goturduler. Acili bakislarina dolan gulumsemelerle sulara gomulen Bouvet'in batisini seyrederken Cideli Mehmed Cavus 'un basi gogsune dustu.

Mehmet Niyazi- Canakkale Mahseri.


Kerem K
10 yıl önce - Sal 23 Mar 2004, 14:04

Anzaklarin kaleminden Mehmetcik

We've drunk the boys who rushed the hills,
The men who stormed the beach,
The sappers and the A.S.C.;
We've had a toast for each;
And the guns and stretcher-bearers
But, before the bowl is cool,
There's one chap I'd like to mention,
He's a fellow called ABDUL.

We haven't seen him much of late
Unless it be his hat,
Bobbing down behind a loophole...
And we mostly blaze at that;
Bu we hear him wheezing there at nights,
Patrolling through the dark,
With his signals-hoots and chirrups-
Like an early morning lark.

We've heard the twigs a-crackling
As we crouched upon our knees,
And his big, black shape went smashing
Like a rhino, through the trees
We've seen him flung in, rank on rank,
Across the morning sky;
And we've had some pretty shooting,
And he knows the way to die.

Yes, we've seen him dying there in front
Our own bodies died there, too
With his poor dark eyes a-rolling
Starring at the hopeless blue;
With his poor maimed armes a-stretching
To the God we both can name...
And it fairly tore our hearts out;
But it 's in the beasty game.

So though your name be black as ink
For murder and rapine,
Carried out in happy concers
With your Christians from the Rhine,
We will jud e you, Mr. Abdul,
By the test by which we can
That will all your breath , in life , in death,
You've played the gentlemen.

C.E.W.B.


emel
10 yıl önce - Çrş 24 Mar 2004, 10:40

Ilgili gördüm:

MILLI SUUR


Turgut Özal Basbakan, Vehbi Dinçerler'in Milli Egitim
Bakanligi
zamaninda Türkiye'ye Japonya'dan bir egitim heyeti
gelir. Temas
ve incelemeler yapacak, neticeyi yetkililere
aktaracaklar. Gerektigi
kadar da ikili isbirligi gerçeklestirecek. Isler
buraya kadar çok iyi..
Japon heyeti yurdumuzun bazi bölgelerinde gerekli
incelemelerini
yapar. Sonra Bakanlikta toplanirlar. Heyetin tespiti
ilginç:
"Sizin çocuklarinizda milli suur yok".
Bizimkiler sasirir! Bizim çocuklarin damarlarindaki
kan milli
duygumuzun kaynagidir." Yine de fazla ses çikarmazlar!
Ne de
olsa misafirdir !
Bizimkiler sorar, "Sizin gençlerinizde milli suur var
midir? Neler
yapilmasi gerekir?"
Japon uzmanlari anlatmaya baslar:
"Biz gençlerimize ilk mektebe baslamadan "sok testler"
uygulariz.
Mesela uçak gibi hizli giden trenlerimize bindirir,
bir tur yaptiririz.
Çok katli yollardan da geçen tren, onlari söyle bir
sarsar. Mini mini
çocuklarimiz teknolojinin bu bas döndürücü neticesini
görerek bir
sok olurlar.
Sonra...
Bu soktan sonra Hirosima'ya götürürüz. Bölgeyi aynen
koruyoruz.
Bombalanmis bu bölge hakkinda bilgilendirir; degil
hayvan, bitkinin
bile yesermedigini gösteririz. Ve deriz ki "Eger
sizler çalismaz,
sizden öncekileri geçmezseniz vataniniz, iste böyle
düsmanlar
tarafindan
bombalanir. Hiç bir canli yasamayacak biçimde size
birakip giderler.
Çalisirsaniz, bindiginiz hizli trenleri bile geçecek
yeni vasitalar
yaparsiniz.
Gerisi sizin bileceginiz is. Çocuklarimiz bununla
ikinci bir sok daha
yasarlar.
Sizlere sunu hatirlatalim ki, Türkiye'de birçok teknik
elemanlarimiz
bulunmaktadir. Bunlarin herhangi birine bu konuyu
sorabilirsiniz."
-Peki Türkiye için tespitiniz varmi? Gözlemleriniz
nedir?
-Japonlar elbette var derler. Bizimkinden çok daha
önemli. Bir tanesi
Çanakkale Savaslari'nin oldugu bölge. Bu bölümü
gençlerinizin sok
olmasi için yeter de artar bile. Bir metre kareye alti
bin merminin
düstügü savasta, Türk'ler herseye ragmen galip
çikiyor, olamayacagi
olur hale getiriyorlar. En son teknolojiye ve donanima
meydan okuyarak,
inancin galip geldiginin ispatini yapiyorlar. Üstelik
karsilarinda tek
bir
düsman degil, müttefik güçler; sizin tabirinizle
yetmis iki millet var.
Evet M²'ye 6000 Mermi!...

M²'ye 6000 Mermi!...

M²'ye 6000 Mermi!...


Alper

10 yıl önce - Prş 25 Mar 2004, 02:49

Bir zamanlar birbirlerine kursun -arada sirada da sigara, meyve, konserve- atan biri Turk digeri Anzakli iki gazinin yillar sonraki tarihi bulusmasi.



(+)



cevap yaz
(üye olmadan da mesaj yazabilirsiniz)
Ana Sayfa -> HABERLER ve SOHBET