Ana Sayfa 1 milyon Türkiye fotoğrafı
Ahmet Kemal Senpolat
12 yıl önce - Sal 19 Eyl 2006, 15:14
[İST-G1.50] - Tahteravalli !...



İstanbul'un nüfusu yoğunlaştıkça bununla geometrik artan oranlı olarak rant kapıları da artıyor..gayrimenkul alanlarında , toplu taşımada hat kapmada , deniz motorlarında , ihale aşamalarında , akbilde , taksi plakalarında , hayvan barınaklarını rehabilete etmede işten anlamayanların devreye sokmakta......aklınıza gelen gelmeyen her şeyde...

Hatta bu rant kapma savaşı kimi zaman o kadar aşırı ve vahşi boyuta varıyorki küçük vatandaş işi bıçakla kovalayarak , büyük vatandaş yukardan "iş bağlayarak"  ekmek (! ) yiyor...

Örneğin belirli hatlarda mü- nü- büs şeferlerini kaldırmaya kalkın ya da alternatif modern ulaşım araçlarını devreye sokmaya kalkın , hemen yeniçeri ulufe istermiş gibi bu istanbullu olmayan zevat-ı kiram bir ayaklanıyor....pir ayaklanıyor..kolay mı ..milyarlık rant var..ya da rant kapmak için kimi yerlerden develtin , belediyenin el çekmesini istiyor...

Sabah saatlerinin yoğun olduğu Üsküdar Kabataş ya da Üsküdar Beşiktaş vapurları örneğin ciddi bir rant kapısı oluşturunca tıpkı herşeyden anlayan , hiçbir kural tanımayan , istediği yere tüküren , müziğin sesini sonuna kadar açan münübüs eşrafı gibi davranmaya başlaması sanırım artık sonun başlangıcını da gösteriyor..

Öyle ki eskiden şehir hatlarının yoğun bir şekilde çalıştığı bu hatlara özel teşebbüsün girmesi ile bu hatlarda şehir hatlarının ( ido) yolcu sayısı bilinçli olarak azalmakta yerini ise bu alternatif devasa , hiçbir estetiği olmayan deniz motorları almakta..hatta bu rant kapsı o kadar tatlı tatlı esmekteki en yoğun saatlerde örneğin sabah 8 ila 9 arası idonun seferleri iptal edilmekte ama aynı saatlere daha önceden bu hattı hiç bilmemesine rağmen vahşi deniz motorları bir ton sefer koymaktadır..yani rant baskısı sonucu tahmin ediyorum ido seferlerini sanki kasten azaltır gibi özelleşen motorlar sefer sayısını artırmaktadır. düşünebiliyor musunuz en yoğun saatlerde üsküdar kabataş arası tek sefer var..biri 8de biri 9da..    

ha..diyelim ki az çalışan bir hat var..örneğin Kuzguncuk Beşiktaş..orada motorlar neden cirit atmıyor ya da neden bu kadar hevesli değil taşımacılığa ? yanıtını siz verin...

yani devlet kar ettiği yerden el çekiyor yerini eskinin küçük istanbullu motorlarına yol verip yerini kendisininkinden bile büyük , hiçbir kural ,sefer tarifesi , temizlik gibi asgari müşterekleri olmayan özel motorlara terk ediyor....yeni açılan yoğun hatları bile...

yani zarar eden hatlar her zaman olduğu gibi devletin sırtında..kar edenlerde millet birbirini kırıyor...

ya da iett kimi hatlarda iki paket cigaraya özel halk otobüslerine yol veriyor...sefere çıkmıyor...

ya da metrobüs geliyor diye topkapı çekmece arası mü nü büs rantiyesi ayaklanma hazırlığı içindeymiş...

ya da taksiciler külüstür tofaşları ile dünya para kazanmak uğruna araçlarını yenilemek istemiyor ya da havaalanında metroya ulaşılmasını engellemek için yeni gelen yabancı zorluk çeksin diye levhaları kaldırıyor , metro işaretleri küçük küçük gösteriliyor ama kendi aralarına başka taksi rengini almıyorlar...

anlayacağınız iş tahterevalli gibi ...kim ağır basarsa taheteravallinin ucunda o oturuyor..bazen devlet , genelde de özel adı verilen hiçbir kuralı olmayan güçük yatırımcı !
tahteravallinin ana çıtasında da vatandaş durup bunu dengeliyor..

var mı yan bakan mü nü büs kültürlü özel teşebbüse? kural yok ...kravat yok..saç sakal traşı yok..güvenlik denetim yok....istersen içerde sigara bile iç..benim dinlediğim müziği de dinle...

bir yavaşlatma eylemi , bir saraçhana protestosu...belediyenin boynu kıldan ince !  ...at beş kuruş yan cebime seni de göreyim din kardeşim Recep efendi...


Ahmet Kemal Senpolat
12 yıl önce - Sal 12 Arl 2006, 16:09

Yanlış Yapıyorsunuz Sayın Başbakan


İstanbul'un en acil ihtiyacı, üçüncü Boğaz köprüsü değil, Göztepe - 4. Levent arasında ikinci bir raylı tüp geçittir. Bu inşa edilinceye kadar, kısa vadede yapılacak en isabetli ve akılcı şey, her iki köprünün en sağ şeritlerini tercihli ekspres otobüslere ayırmaktır. Ekspres otobüs şeritleri Kristof Kolomb'un yumurtası gibi, köprü geçişlerinde yaşanan yoğunlukları ve işkenceyi kısa vadede hafifletecek tek ve en geçerli çözümdür.


İstanbul'a üçüncü Boğaz köprüsünü yapacağınızı ısrarla söylüyorsunuz. Bayındırlık ve İskân Bakanınız Faruk Nafiz Ozak, neredeyse her gün beyanat vererek, üçüncü köprünün önündeki tüm yasal engellerin kaldırılacağını ve 2007 yılında ihaleye çıkacağınızı vurguluyor. Büyükşehir Belediye Başkanı iken 27.04.1995 tarihli basın toplantısında, "Üçüncü köprü bir cinayettir. Böyle bir teşebbüs İstanbul'un çağdaş kentleşmesi ve şehir ulaşımı için ölümcül sonuçlar doğurur" diyen siz değil miydiniz?

Üçüncü köprünün doğruluğuna inanıyorsunuz ve bu güçlü inancınız nedeniyle bu işi de bitirmek istiyorsunuz. Size göre üçüncü köprü doğru bir karardır. Çünkü; a) Mevcut iki köprü, günde 400 bin, yılda 130 milyon araç taşıyarak 2000 yılından beri kapasitelerinin üstünde doygun bir haldedir. b) Her gün köprüleri geçerken trafik sıkışıklığında geçen toplam 1 saatlik fuzuli bekleme (gecikme) süresi ülke ekonomisine yılda 4 milyar dolarlık zarar demektir.

Tedavi yöntemi yanlış
Dolayısıyla sizin öngörü ve inancınıza göre, bu sıkıntıları giderebilmek için yapılacak en akılcı ve tek şey, tıkanmış olan iki köprünün imdadına yetişecek üçüncü bir köprü inşa etmektir. Teşhisiniz doğru ama maalesef tedavi yönteminiz yanlış! İstanbul için alınan yanlış yapılaşma kararlarının zararlarını temizlemek için çok büyük uğraş ve kayıplar verdik ve vermeye devam ediyoruz. İşte, büyük ümitlerle inşa edilen Salıpazarı kargo limanı...

İşte, Haliç'in iki yakasına kurulan sanayi tesislerini kaldırmak için, Sayın Dalan 'ın dört yılının ve ülkenin 6 milyar dolarının harcandığı yanlış verilmiş şehircilik kararları... İşte, İstanbul'da halkın yüzde 60'ından fazlasının yaşadığı çarpık kentleşme... "Dönüşüm" projeleri ile bu çarpık yapılaşmayı düzeltme çabaları içinde değil misiniz?

Üçüncü köprü fikriniz de bir kere değil yüz kere yanlıştır (1, 2, 3, 4, 5). Çünkü, Boğaz köprülerinden 2000 yılında 130 milyon araç geçmiş ise, yüzde 6 bir artış ile 2020 yılında Boğaz geçişi talebi 430 milyon araç eder. Köprü başına yılda 65 milyon araç kapasitesi hesabı ile bu talebi ancak 7 köprü ile karşılayabiliriz. İki köprümüz var.

Demek ki, 2020 yılına kadar 5 köprü daha inşa etmeliyiz. Bu da, en geç her üç yılda bir, yeni bir köprünün açılışını yapmamız gerektiğini gösterir. Dolayısıyla köprü inşası çözüm değildir. Çünkü, köprü inşa etmek bir kısırdöngü ve fasitdairedir. Problemi çözdüğünüzü zannettiğiniz anda, aynı problem ile gene karşı karşıya kalırsınız.

Kamyon ve TIR gibi ağır vasıtaları üçüncü köprüye kaydırmanın iki köprüde rahatlık sağlayacağını iddia ediyorsunuz. Ağır vasıtaların tüm geçişlerdeki payı yüzde 6'dan azdır. Dolayısıyla kamyonları üçüncü köprüye kaydırmak ile, mevcut iki köprüde hiçbir rahatlama olmaz. Kamyonların yaratacağı küçük boşluk büyük bir hızla dolar. Eski sıkışıklık ve işkence hemen aynen devam eder.

Göztepe veya Söğütlüçeşme ile 4. Levent arasında deniz altından geçen bir metro inşa edilirse, bu metro günde en az 1.5 milyon yolcu taşıyarak köprülerdeki araba geçiş sayısını yarı yarıya azaltır ve böylece köprüler boşalmış olur.

En az 50 yıl daha sıkışıklık olmaz ve üçüncü köprü gündeme gelmez. Göztepe - 4. Levent arası yaklaşık 13 kilometredir ve arada başka istasyon olmayacağı için, metro yolculuğu sadece 10 dakika sürer.

Böyle bir deniz dibi metrosunun maliyeti 450 milyon dolar ve inşa süresi iki yıldır. Üçüncü köprünün çevre yolları ve viyadükleri ile birlikte maliyeti ve inşa süresi ise bunun en az üç misli olur.

Geçen ramazan 6 Ekim 2006 tarihinde Sayın Kadir Topbaş 'ın iftar yemeğinde "İkinci tüp geçidi de inşa edeceğiz ama, bağnaz ve yobazlara beğendiremiyoruz" demiştiniz. Öğrendik ki, bu ikinci tüp geçit iki katlı ve sadece lastik tekerlekli araçlar için inşa edilecekmiş. Demek ki, bu hükümet, hâlâ araç geçirmek ile yolcu geçirmenin arasındaki farkı kavrayamamış.

Boğaz'dan araç geçirmenin bir kısırdöngü demek olduğunu ve her üç senede yeni bir köprü veya yeni bir karayolu tüp geçidi inşa etmek mecburiyetine bizi götüreceğini görememiş. Ne yazık!

Marmaray projesi
Marmaray projesinin Boğaz'dan geçiş güzergâhı yanlış seçildiği için, Bostancı ile 4. Levent arasındaki seyahat tam 1 saat sürecek. Bu metroya binilir mi? Ancak, Pendik-Halkalı arasındaki sahil şeridinde seyahat edeceklere yarayacak bir metro. Bu sahil şeridinin günlük yolculuk talebi ise bugün (2006) sadece 60 bin civarında. Bir metronun günlük yolcu kapasitesi ise 1.5 milyon yolcu mertebesinde yani bebek ölü doğacak. Üstelik, Üsküdar-Sarayburnu arasındaki batırma tüp tünel, bir depremde sıvılaşarak milenyumun tünel faciasına neden olabilecek nitelikte çürük çamur tabakaları içine oturtuluyor.

Sonuç
İstanbul'un en acil ihtiyacı, üçüncü Boğaz köprüsü değil, Göztepe - 4. Levent arasında ikinci bir raylı tüp geçittir. Bu inşa edilinceye kadar, kısa vadede yapılacak en isabetli ve akılcı şey, her iki köprünün en sağ şeritlerini tercihli ekspres otobüslere ayırmaktır. Ekspres otobüs şeritleri Kristof Kolomb 'un yumurtası gibi, köprü geçişlerinde yaşanan yoğunlukları ve işkenceyi kısa vadede hafifletecek tek ve en geçerli çözümdür.


[1] Tezcan, S.S., (1995), "Üçüncü Köprü Bir Cinayettir!", Cumhuriyet gazetesi, İstanbul, 2 Mayıs 1995. (CV-154)

[2] Tezcan, S.S., (1997), İstanbul Trafiği İçin Tek Çözüm Metro Köprüsü", Dünya gazetesi, İstanbul, 2 Temmuz 1997 (CV-184)

[3] Tezcan, S.S., (1997), "Boğaz Geçişi İçin Tek Çözüm Metro Köprüsü", TİM-SE Dergisi, Sayı: 168, s. 14-19, İstanbul, Ağustos 1997. (CV-187)

[4] Tezcan, S.S., Bal, İ. E., (2003), "Üçüncü Boğaz Köprüsü Niçin Yanlıştır?", İnşaat Dünyası Dergisi, Temmuz 2003, s. 102-107, İstanbul. (CV-197)

[5] Tezcan, S.S., (2005), "Boğaziçi'ne On Köprü de Yetmez!", Cumhuriyet gazetesi, 05 Aralık 2005, s. 2, İstanbul. (CV-354)

Prof. Dr. Semih TEZCAN Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi

CUMHURİYET 10-12-2006


AHMET TERZIOGLU

12 yıl önce - Çrş 13 Arl 2006, 22:08

Semih Hoca'nin dedikleri tamamen dogru.Marmaray sag kulagi sol elle tutmaya benzeyen bir proje. Kadikoy Kartal metrosu  E-5'te Goztepe civarindan Acibadem yonune gidecegine Altunuzadeye dogru bir aks yapsa Dudulludan gelecek metro hattindanda yolcu alarak Levent tarafina tunelle veya demiryolu koprusu ile yonelse daha iyi olmaz mi ?



ozguro

12 yıl önce - Çrş 13 Arl 2006, 22:43

sayın Senpolat a bu yazıyı gonderdıgı ıcın tesekkurler.Semıh hocanın soyledıklerı ne kadar da dogru seyler.Aynen katılıyorum.Umarım gelecekte bazı kararlar alınırken dıkkate alınır.

Ahmet Kemal Senpolat
12 yıl önce - Pts 09 Nis 2007, 18:24

netekim ,

bizim tahteravalli sonunda beli kırıldı ve denetimsiz münübüs kültürünü deniz üzerinde de yaşatmak direnci bir deniz motorounun gemiyle çarpışmasına neden olarak 17 kişinin yaralanmasına ve bir kişinin ölmesine neden oldu !  

denizlerdeki münübüs kültürü acaba hayatımıza bu yönüyle de girecek mi ?  



Ahmet Kemal Senpolat
12 yıl önce - Pts 09 Nis 2007, 18:34

İstanbul'daki tekne kazasında 1 ölü

7 Nisan, 2007 15:30:00 (TSİ)

 
İstanbul Boğazı'nda Eminönü-Üsküdar seferini yapan Turyol Kooperatifi bünyesinde çalışan bir yolcu teknesi ile kum kosteri sisin de etkisiyle çarpıştı. Kazada ilk belirlemelere göre 1 kişi öldü, 42 kişi yaralandı.

Kıyı Emniyeti Genel Müdürü Salih Orakcı, teknenin içinde bir kişinin başını çarpması sonucu öldüğü bilgisinin kendilerine ulaştığını söyledi. Kazada ölen kişinin isminin Koray İlhah Yarış olduğu belirlendi.

Eminönü-Üsküdar seferini yapan yolcu teknesi boğazdan transit geçiş yapan bir kum kosteri ile çarpıştı.


'Urfalı Cemal'   adlı tekneden kaza anında denize düşen bir yolcu ve  tayfa kıyı emniyeti ekipleri tarafından kurtarıldı.

Saat 15.00 sıralarında meydana gelen kaza nedeniyle bazı tekne ve deniz otobüsü seferleri iptal edilirken, kum kosteri Kumkapı açıklarına demirledi.

Yolcu motoru da, kazanın ardından Harem'deki Kıyı Emniyeti ve Gemi Kurtarma İşletmeleri Genel Müdürlüğü istasyonuna çekildi.

Turyol Kooperatifi İşletme Müdürü Kasım İnanlı ise Eminönü-Üsküdar seferini yapan yolcu teknesinin, ''sis nedeniyle rotasını değiştiren ve kıyıya yakın seyreden'' kum kosteriyle ' 'sürtündüğünü'' kaydetti.
'Urfalı Cemal' adlı tekneden kaza anında denize düşen bir yolcu ve  tayfa kıyı emniyeti ekipleri tarafından kurtarıldı.

CNN TURK 8 NİSAN  2007


Ahmet Kemal Şenpolat
11 yıl önce - Cmt 05 Oca 2008, 13:25

Tezcan hocanın yazdıklarının tekrar gündeme gelebilmesi için forumun bu bölümünü yenilemeyi tercih ettim.

benim amiyane ve kara mizah anlayışıyla anlattığım bir çok şeyi o daha teknik ve bilimsel bir yolla anlatmış.

umarım bu tipten bilimsel çalışmalar gerekli değeri görüyordur. sadece yazılarda panellerde gazetelerin bir köşesinde kalmıyordur.



Ada Vagnozzi

5 yıl önce - Sal 25 Hzr 2013, 15:37
“Akıllı Şehir” olsaydık bunlar olmazdı - MUTLU TÖNBEKİÇİ


Gezi Olayları patlak vermeden önce Amsterdam’daydım. Ve şu tesadüfe bakın ki “Akıllı Şehir” konferansında! Neden tesadüf dedim? Çünkü İstanbul’da bir parkı yani yeşil uğruna çıkan (ve sonra polis şiddeti nedeniyle içerik değiştirip tüm ülkeyi ayağa kaldıran) protestoların temel nedeninin “akıllı şehir” olmaktan uzak oluşumuza bağlıyorum.

“Akıllı Şehir” nedir? İngilizcesi “Smart City.” Yeni bir tanım. Şehirlerin gelişmişlikleri artık sadece alt yapıları yani fiziki sermayeleriyle ölçülmüyor. Yani kaç kilometre kanalizasyonu var, kaç kilometre yolu var, kaç kilometre metrosu var, toplu ulaşım ile bir baştan bir başa kaç dakikada gidiliyor gibi rakamların yanı sıra veri transferinin hızı ve kalitesi, doğal kaynakların akıllıca kullanılıyor olması, temiz enerji kullanımı ve en önemlisi “katılımcı bir sosyal altyapısı”nın varlığı da şehirlerin değerini ve rekabet gücünü arttıran unsurlar.

Veri transferi çok önemli. Yavaş bir internetle gelişmiş bir şehir olamıyorsunuz. Şehrin her noktasının anında değerlendirilmesi ve yaşayanlarına kurumlar tarafından çözüm sunması gerekiyor.

Kömürle, doğalgazla ısıtılan şehirler artık akıllı şehir sayılmıyor. Onun yerine başka bir işlemden çıkan ısının evlere dağıtılması akıllılık sayılıyor.

Bina yapıp insanları şehirlere akıtmak sonra işyerlerine ulaşsınlar diye kaos yaratmak akıllılık sayılmıyor. Onun yerine yüksek teknolojiyle insanları mümkün olduğunca evlerine yakın bir yerde tutup işlerini öyle yapmalarını sağlamak akıllılık sayılıyor.

Seçimden seçime belediye başkanını ve belediye meclisini seçmek sonra da olup biteni izlemek artık akıllılık sayılmıyor. Onun yerine makul aralıklarla insanların fikrini ve önerilerini sormak, alternatifler getirmelerini sağlamak, proje üretmelerini teşvik etmek ve bunu politize etmeden yapmak akıllılık sayılıyor.

Yani İstanbul Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın bugün ifade ettiği gibi durağın yerini bile değiştirirken soracaksın.

Vazo kırıldıktan, içinden her türlü kötülük, pislik aktıktan sonra değil ama! Bundan sonra kim samimi duygularıyla hareket eder/ edebilir hiç emin değilim.

Akıllı şehirlerde kişi başına düşen yeşil alan ve ısıtmada olsun soğutmada olsun ulaşımda olsun fosil yakıt yerine temiz yani yenilenebilir enerji kullanımı çok önemli bir kriter. İstanbul akıllı şehir olmak istiyor. Fiber optik kablolarla döşeyecekler her tarafı. Türkiye’de bu yönde başka şehirlerde de çalışmalar yapılıyor.

Ancak burada da gördüğüm “teknolojisini alalım ahlakını almayalım” felsefesi sanki.

Yarın “Akıllı Şehir” Amsterdam’da gördüklerimi yazacağım.

http://haber.gazetevatan.com/Haber/547829/1/Gundem


En son Ada Vagnozzi tarafından Sal 25 Hzr 2013, 15:40 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi


Ada Vagnozzi

5 yıl önce - Sal 25 Hzr 2013, 15:39
Bana şehrini göster, sana aklını göstereyim!


Yaşanılası şehirler yaratma konusunda dünyanın en beceriksiz ülkelerinden biriyiz. Yamuk yumuk itiş kakış, üst üste, alt alta ve mutlak surette ÇORAK. Yeni uydu kentlere bakıyorum aynı üstüne üstüne gelme, basma halleri devam ediyor. Beton beton beton... Hepsinin ortasına en pahalı malzemelerle yapılmış bir AVM var, ama ağaç, çim, ferahlık yok. Tanesini 5 liraya aldıkları cılız çırpı iki ağaç bir gün büyüyecek de yeşillik olacak...

Milano’da yapımı devam eden biri 110 biri 76 metrelik iki adet yüksek bina var. Projenin adı “Bosco Verticale” yani “Dikey Orman”. Binalar bittiğinde aynı zamanda 900 ağaçlık bir ormana ev sahipliği yapacak. Yani 10 dönümlük dikey bir orman olacak. Binaların tüm cepheleri ağaçla kaplı. Ağaçlar arıtılmış suyla sulanacak. Ağaçlar evleri ısınmadan, gürültüden, tozdan koruyacak, nem sağlayacak. Klima masrafını azaltacak. Karbondioksit emecek, oksijen verecek.

Akıllı olmak işte tam da böyle bir şey!

15 gün önce Akıllı Şehir Amsterdam’daydım. Akıllı şehre dair notlarım:

- Enerji Haritası: Şehrin bir çok noktasına yerleştirilen sensorlar aracılığıyla kim ne kadar hangi saatlerde enerji harcıyor, ne kadar karbondioksit salımı var, anı anına denetleniyor ve enerji santralleri devreye giriyor veya çıkıyor. Hiçbir şey boşa üretilmiyor.

- Hedef “0” karbondioksit: Amsterdam’ın hedefi, iki yıl içinde karbondioksit salımını sıfırlamak. Bu salımın üçte birinden evler sorumlu. Isıtmaya gerek olmayan evler inşa ediyorlar. Mevcut ısı kaynaklarından çıkan ısıyı (mesela bir data merkezinde “soğutma”dan dolayı) civardaki evlere dağıtıyorlar. Elektrikli araçlar çoğalsın diye park yerlerine priz yerleştiriyorlar.

- Çöpten elektrik: Elektrik iyi bir şey ama temiz bir şekilde üretilmişse! Amsterdam’da çöpler ayrıştıktan sonra geri dönüşemez olanlar yakılıyor. Çıkan ısıdan ise elektrik üretiliyor. Yakma sonucu çıkan karbondioksit toplanıp meyve sebze ve çiçek üretilen seralara veriliyor.

- Ucuza yüksek teknolojili ofis: Bir iş yapmak istiyorsun ama ofis tutacak kadar paran yok. Smart Office diye bir zincir var. Buraya aylık çok da yüksek olmayan bir aylık ücret ödüyorsun. Diyelim 100 euro. Bundan sonra bu zincirin her halkasına çalışabiliyorsun. Bu ofisler sana çok hızlı bir internet sunuyor. Postaların bu adreslerden birine geliyor. Toplantı yapmak istediğin zaman toplantı odalarından birini kullanabiliyorsun. Daha kurumsal olmak istiyorsan üst katlardaki büyükçe odalardan birini tutuyorsun. Temizlik, güvenlik, internet, sekretarya ile uğraşmıyorsun. Dünyanın her yerinde bu zincire bağlı ofislerde çalışabiliyorsun. Bu evinde tek başına çalışmak yerine sana aynı zamanda bir sosyallik sağlıyor. Kafeteryası, restoranı hatta bazılarına spor merkezleri de bulunuyor.

- Yaşlıların ileri teknoloji ile evde bakımı: “Yalnız yaşlı” yaşlanan Avrupa’nın giderek büyümekte olan bir sorunu. Huzur evine gitmek, bir çok nedenle her yaşlının tercihi değil. Her eve bir bakıcı yollamak da imkansız. Eve kamera koyup izlemek de hem mahremiyete aykırı hem de milyonlarca yaşlıyı milyonlarca insanın durmadan izlemesi anlamına geliyor ki yine manasız. Alarm butonu da işe yaramıyor: Yaşlılar, boyunlarında alarm butonu taşımaktan hoşlanmıyor, taşısalar bile alarm durumunda düğmeye basmayı pek de beceremiyor. Çözüm biraz bizdeki alarm sistemine benziyor. Evin çeşitli yerlerinde sensorlar var. Mesela buzdolabı kapısında. Normal koşullarda kişi buzdolabını günde kaç kere ve hangi saatlerde açıyor ve kapıyor önceden tespit ediliyor. Bu rutin dışında bir şey oluyorsa, mesela 2 saattir açılmıyorsa yanlış giden bir şey var deniyor ve yakınlarına haber veriliyor. Bu aynı zamanda yaşlının demansa girdiğini de saptayabiliyor. Rutinden fazla açılıp kapanması “yemek yediğini unuttuğu” anlamına gelebiliyor mesela. Yatağa ve koltuğa konulan bir sensor kişinin ateşini ve kalp ritmini de ölçüyor. Anormal bir durumda merkez bunu hem yakınlarına hem de sağlık birimlerine bildiriyor.



http://haber.gazetevatan.com/Haber/548012/1/Gundem



ANA SAYFA -> ULAŞIM