Ana Sayfa 882 bin Türkiye Fotoğrafı
Hititler devrinde [Tarih]
Sayfa: 1, 2  Sonraki
Ana Sayfa -> ANKARA - Haberler ve Sohbet
cevap yaz
(üye olmadan da mesaj yazabilirsiniz)
galpay

7 yıl önce - Pzr 13 Ağu 2006, 19:39
Hititler devrinde [Tarih]


Ankara'nın MÖ 2200-1200 yılları arasını kapsayan Hititler Dönemi hakkında bilinenler oldukça karanlıktır.

Hititler neler yapmışlar? Nasıl yaşamışlar?
Nereden gelmişler? Nereye gitmişler?
Ne gibi eserler bırakmışlar?


Buyrun!
beraberce bireysel araştırmalar yapalım ve çalışmalarımız bu sayfada sergileyip, sonucunda yaralı ve geniş bir derleme yaratalım.
.


galpay

7 yıl önce - Pzr 13 Ağu 2006, 19:56
ANKARA - Hititler devrinde (Tarih)


Sanırım ki; evvela Hitit tarihini irdelemek gerekir.

MÖ 2200 den sonra Anadolu'yu ele geçiren Hint-Avrupa kökenli Hititler yeni yurtlarından söz ederlerken, Hatti ülkesi deyimini kullandılar.
MÖ II. yy da Anadolu'da ilk siyasi birlik Kızılırmak kavsi içinde Hititler tarafından kurulmuştur.
Başkentleri Boğazköy (Hattuşaş) ile birlikte İnandık, Eskiyapar, Alacahöyük, Alişar, Ferzant, zengin buluntu veren Hitit merkezleridir.
Kabartmalı, boğa biçimli kaplar, pişmiş toprak eserler, devlet arşivine ait tabletler, kral adı baskılı mühürler dikkati çekmektedir.
.
• MÖ XX. yy siyasi birlik Hititler tarafından kuruldu. Başkent Boğazköy (Hattuşaş)
• MÖ 1750-1450 Anadolu’da Erken ve Orta Hitit devri,
• Kussurali kral Anitta ~1725-1700 tarihlerinde egemen olmuş
• Hitit Kralı Mursili I........1620-1590 (±30)
1594 Hitit Kralı Murşili I Babil'i ele geçirdi
• Hitit Kralı Hantili I........1590-1560 (±10)
• Hitit Kralı Zidanta I......1560-1550 (±10)
• Hitit Kralı Ammuna......1550-1530 (±10)
• Hitit Kralı Huzziya I......1530-1525 (±10)
• Hitit Kralı Telipinu...............1525-1500 (±10)
• Hitit Kralı Alluwamna...........1500-1490 (±10) - Harapşili
• Hitit Kralı Hantili II...............1490-1480 (±10)
• Hitit Kralı Zidanta II..............1480-1470 (±10)
• Hitit Kralı Huzziya II.............1470-1460 (±10)

• MÖ 1460-1190 yılları Hitit Krallığının “Büyük Krallık” dönemi olarak adlandırılır.
• MÖ 1450-1200 Anadolu’da güçlü Hitit İmparatorluğu devri yaşandı.

Muwatalli I.
Tarhuwaili?
Hattusili II.?
1400/1360 Tuthalija II. (= I.?) Nikalmati
1360/1360 Arnuwanda I. Asmunikal
1360/1344 Tuthalija III.
1344/1322 Suppiluliuma I. Daduhepa - Hinti Malnigal (1350-1345) krallık sınırları iyice genişlemiş, Mısırla ilişkiler yoğunlaşmıştır.
1322/1321 Arnuwanda II.
Hitit Kralı Muvatalli (MÖ 1315-1282).
1321/1295 Mursili II. Malnigal - Gassulawija
1295/1272 Muwatalli II. Danuhepa
1272/1267 Mursili III. Danuhepa – Urhi Tesub
1267/1237 Hattusili III. Puduhepa
1237/1228 Tuthalija IV.
1228/1227 Kurunta?
1227/1209 Tuthalija IV.
MÖ 1213/1204 Mısır’da Merneptah dönemi
1209/1207 Arnuwanda III.
1207/ Suppiluliuma II.

MÖ XII. yy “Deniz Kavimleri” adı verilen akıncılar batıdan Anadolu’ya girdiler, Hititleri yendiler, Suriye ve Filistin üzerinden Mısır’a gittiler.
Hitit İmparatorluğu yıkılır, Hititler güney ve güney-doğu Anadolu’da yeni şehir devletleri kurarak oralarda Geç-Hitit dönemini yaşarlar.

Geç Hititler (1200/600), Anadolu’da Urartular (1200 – 600) ve Frigler (1200/700) ile çağdaş olarak yaşadılar.
.


erkmen se

7 yıl önce - Prş 24 May 2007, 00:24

Hititler ile ilgili Gürkaynak Bey'in(Galpay) açmış olduğu çalışmayı sürdürüyorum.Hititolojinin Türkiye'de kurucusu Sedat Alp'tir.
 
Ülkemizde Hititolojiye emeği geçenler;
Atatürk sayesinde ülkemize gelen Alman bilim adamları; B. Lansberger, Hans G. Güterbock, H. H. Von der Osten
 
İlk Hitit kazısı, Almanlar tarafından 1906 da Hattuşa ( Boğazköy)'da yapıldı.
Wooley ve Lawrence (Arabistanlı) Kargamış'ı kazdılar.
Alacahöyük, 1835 yılında W. G. Hamilton tarafından keşfedildi.
İlk Türk kazısı, Atatürk'ün emriyle Alacahöyük'te başladı. (1935) Kazıları, Remzi Oğuz Arık ve Hamit Z. Koşay yönettiler.
Kültepe kazılarını Tahsin Özgüç, Nimet Özgüç yönettiler.
Konya-Karahöyük kazı başkanlığını Sedat Alp yaptı.
Amasya Mahmatlar köyü araştırmaları. Hamit Koşay-Mahmut Akok 1949 yılında bir çiftçi tarlasında Hitit eserleri buldu. Küçük bir kısmı Ankara'ya gelen eserlerin büyük bölümü yurt dışına kaçırıldı.
Horoztepe  Definesi, (Tokat) 1954 yılında bulundu. Küçük bir kısmı Ankara'ya geldi. Büyük bölümü Metropolitan Museumda. 1956 ekiminde Tahsin Özgüç 15 gün kazdı.
Şapinuva kazılarını, ilk keşfedenleri, Aygül Süel - Mustafa Süel başlattılar.
Eskiyapar'ı Raci Temizer kazdı.
İnandık'ı Raci Temizer kazdı
 

 İstanbul'daki Hititoloji çalışmalarında emeği geçenler:
Helmuth Bossert, Kurt Bittel, Friedrich Naumann  la başladı ve öğrencileri;
Halet Çambel, Bahadır Alkım, Muhibbe Darga, Ali Dinçol, Belkıs Dinçol
Yeni nesil Hitiologlar:Metin Alparslan,Meltem Doğan
ARKEOLOJİK KAZISI YAPILAN HİTİT YERLEŞMELERİ:
 
*  ASLANTEPE - Malatya
* ACEMHÖYÜK
* AHLATLIBEL
* ALACAHÖYÜK/Arinna
* BİTİK
* ESKİYAPAR ( Alacahöyüğe 5 Km.)
* GÖZLÜKULE HÖYÜĞÜ - Tarsus
* HASANOĞLAN
* HATTUŞA/Boğazköy
* HOROZTEPE
* İNANDIK/Hanhana
* KALEHİSAR
* KALINKAYA
* KARAHÖYÜK (Konya)
* KARAOĞLAN
* KARATEPE/ASLANTAŞ
* KARAYAVŞAN
* KARGAMIŞ/ Karkemis
* KUŞAKLI/Sarissa
* KÜLTEPE/ KANEŞ/Nesa
* MAHMATLAR
* MAŞATHÖYÜK/Tapigga
* PAZARLI ( Alaca'nın 30 Km. Kuzeyi)
* SAKÇEGÖZÜ
* ŞAPİNUVA/ORTAKÖY
* TARSUS/ Tarsa
* Tel ATÇANA ( Alalah)
* ZİNCİRLİ
* RAS ŞAMRA/ Ugarit (Suriye)
* MESKENE/Emar (Suriye)

HİTİT KAYA KABARTMALARI
Gavurkale Anıtı ( Ankara-Haymana yolu üzerinde)
Fasıllar Anıtı
Eflatunpınar Anıtı
Fraktin Anıtı
Sirkeli Anıtı
Malatya Anıtları ( Üzerlerinde İlluviyanka miti yazılıdır.)
Hanyeri Anıtı / Gebze kabartması
Karabel Anıtı
Niobe Anıtı
İmamkulu Anıtı
İvriz Anıtı
Taşçı Anıtı
Yazılıkaya kabartmaları
HİTİTLER ile ilgili Kaynaklardan Seçmeler:
ARKEOLOJİ  Bir İnsan ve Uygarlık Bilimi      Ark. Hasan Tahsin Uçankuş     Kültür Bakanlığı Yay.2000
Hatti ve Hitit Uygarlıkları, Ord. Prof. Ekrem Akurgal, Yaşar Holding yay. 1995
Anadolu Uygarlıkları, Ord. Prof. Ekrem Akurgal, Net yay.
ANADOLU KÜLTÜR TARİHİ, Ord. Prof. Ekrem AKURGAL,       Tübitak Yay.    1998
TÜRKİYENİN TARİHİ, Bir Gezginin Gözüyle Anadolu Uygarlığı, Seton LLOYD, Tübitak Yay.1989          
HİTİTLER, Ark. İlhan Akşit, Sandoz yay. 1981
Hitit Çağında Anadolu, Ord. Prof. Sedat Alp, Tubitak yay. 2001
HİTİT GÜNEŞİ, Ord. Prof. Sedat ALP, Tübitak Yay.-2003
HİTİTLERDE ŞARKI. MÜZİK VE DANS, Ord. Prof. Sedat ALP, Kavaklıdere Kültr. Yay.-1999
HİTİTLER VE HATTUŞA                 Muazzez Hilmiye ÇIĞ  Kaynak Yay.   2000
BOĞAZKÖY'DEN KARATEPE'YE, "Hitit Bilim ve Hitit Dünyasının Keşfi", Yapı Kredi Yay.          2001
TÜRKİYE ARKEOLOJİSİ VE İstanbul Üniversitesi   1932- 1999     Editör Prof. Oktay BELLİ       İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü       2000
 
Hititler, Stefano De Martino, Dost Kitabevi Yayınları, Ağustos 2006
Hititler, Derleme, ODTÜ Geliştirme Vakfı Yayıncılık, Ekim 2006
Hititler, Oliver Robert Gurney, Dost Kitabevi Yayınları, Mart 2001
Hititler (Les Hittites)  Yayınları Isabelle KLOCK - FONTANILLE
Çevirmen :  Nuriye YİĞİTLER , Dost Kitabevi Ankara / 2005 - Mayıs
  Hititler ve Hitit Çağında Anadolu, J. G. Macqueen,  Çeviren Esra Davutoğlu Arkadaş yay.
HİTİTLER DEVRİNDE ANADOLU, Ahmet Ünal, Ark. San. Yay.2003
 
ALACAHÖYÜK        Adım Adım      Ünal Yalçın      İNTERMEDIA            1999
HATTUŞA      Hitit Başkentinde Bir Gün         Prof. Jurgen Seeher      Ege Yayınları    1999   

 
Hitit Kentleri Haritası:
 

 

(+)


Hitit Dünyası Haritası:
 

Hitit Kentleri Haritası
 


En son erkmen se tarafından Prş 24 May 2007, 22:50 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi


hurşit saral

7 yıl önce - Prş 24 May 2007, 01:01

Eline bilgine sağlık kardeşim, doyurucu ve güzel bir yazı. Galpay Bey'i de kutlamayı unutmamak gerek. Ben Anadolumuzdaki Tüm Uygarlıkları severim ama, İlk antlaşmayı yapan Hititler'i, İlk parayı Kullanan Lidyalıları, "Tarihin babası"nı yetiştiren Karialıları, Dünyanın en kapsamlı Üniversitesini kuran Sabiileri, Kyble'yi sahiplenen Frigyalıları... bitmez ki çokçok severim. Kanımda hem yatay tarihimin Asyalı kanını hem de tüm bu kanların Anadolu uyumunu duyumsarım.

Bu arada aklıma gelmişken birşey söyleyeyim.
Yedi-sekiz yıl önce, "Bilim ve Üyöpya Topluluğu" nun her yıl düzenlediği Ütöpya Tatil Köyü'nde, Hasan Kale diye genç bir arkeoloğla tanışmıştım. Ege'de Kazı çalışmaları yapıy, Akademisyenliğe hazırlanıyordu. Sonrasında iyi dost olduk. Dergiyede epeyce kazı ve antik dünyayla ilgili yazılar yazdı. Ne yazıkki onu çok genç yaşta Kanserden ötürü kaybettik. Türk arkeolojisi için çok şeyler vaad eden bu dostumu kaybetmek beni çok üzmüştü.
Hasan Kale'yi tanır mısın? ya da arkeoloji çevresinden ötürü duymuşluğun var mı?
Hoşçakal.


En son hurşit saral tarafından Prş 24 May 2007, 01:05 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi


kadirbaba
7 yıl önce - Prş 24 May 2007, 03:04

Bu sayfanın tarih meraklılarının çok faydalanacağı bir kaynak olmasını dilerim. Bu güzel bilgileri bizlerle paylaşan değerli üstadlara teşekkürler.

2000 yılbaşında tüm dünya gece yarısı partileriyle üçüncü milenyumu kutlarken Mısır'da piramitler ışıklarla gelin gibi süslenmiş ve 6. milenyum kutlanıyordu. Mısır şüphesiz eski çağların en muhteşem uygarlığıydı. Mısır bu şöhreti muhakkak hakediyor ama tarihte Mısır'a rakip olmuş bir uygarlığın hakkı olan ilgi bu olabilir mi? Mısır hanedanının soyunun devamı için dul kraliçe Ankhesenpaam, Hitit kralı Şuppiluliuma'dan oğlunu kendisine eş olarak istemiş. Tarihin ilk casusluk hikayesi de Hititler'in Mısır'a gönderiği Ofir'dir. Yine tarihin ilk yazılı antlaşması bu iki devlet arasında gerçekleşmiş. Çağlar boyunca bu iki ülke entrikalarla, savaşlarla, çekişmelerle dolu bir tarihi paylaşmışlar. Hititler bugün hakettiği ilgiyi görmüyorsa bu bizim suçumuzdur. Yaşadığımız şehirlerin adının Yunanca'dan çevirildiğini, hikayelerini biliriz, ezbere söyleyebiliriz ama Yunanlar'ın da bu isimleri ve hikayeleri başkalarından aldığını hiç bilmeyiz.

Anita'nın Laneti isimli kitabın yazarı ve aslen bir ekonomist olan Mahfi Eğilmez sayesinde belki bir çok insan bu konuya ilgi duymaya başlamıştır. İnternet sayfasında Hititler'e bir bölüm de ayırmış: www.mahfiegilmez.nom.tr/tarih.htm


Necdet Cevahir
7 yıl önce - Prş 24 May 2007, 05:15

T.B.M.M. Tutanaklarından;

Hititler, günümüzden 4 000 yıl önce, Anadolu'da dünyanın en büyük medeniyetini kurdular.
Tarihe damga vuran Hititlerin başkenti Çorum'un Boğazkale İlçesindeki Hattuşa'dır. Burası, UNESCO'nun koruması altındadır. Alacahöyük, Şapinuva ve Hüseyindede'de dünya tarihini etkileyen onbinlerce eser çıkmaktadır.
Hititlerin Anadolu'ya Kafkaslardan geldikleri sanılıyor. Ele geçirdikleri kentlerin tanrılarını da kendi tanrıları saymışlar. Hattuşa'ya "Bin tanrılı kent" denir.
Hititler, Mısır kadar eski ve zengindir; lakin, yeterince tanıtılamamışlardır. Her yıl piramitleri gezen yüzbinlerce turiste karşılık, Hattuşa'yı gezenler oldukça azdır. Hitit şehirleri inanılmaz zenginliktedirler. Biraz çabayla, buralar, dünyanın ilgi odağı olabilir.
Hititler, döneminin en üstün savaş teknolojilerini oluşturmuşlardır. Mısırlılar ile yaptıkları uzun savaşlar sonrasında imzalanan Kadeş Barış Anlaşması dünya tarihini etkilemiştir.
Hitit tarihi, günümüze ışık tutan birçok olayla doludur. Kadeş Anlaşmasının temeli, bu iki ülkeden birisine yönelik saldırı ve tehdide karşı ötekinin ona yardım edeceği ve savaşa birlikte gireceğidir. Bu, NATO Antlaşmasının 5 inci maddesiyle aşağı yukarı aynı düzenlemedir.
Eski dünyanın merkezi Anadolu ve Ortadoğu idi. Hititler, ele geçirdikleri ülke halklarını köle yapmaz, onlara özerklik tanırken, Mısırlılar insanları köle yapıyorlardı.
Hukukun üstünlüğü eski dünyada söz konusuydu; ama, bu üstünlük, kısas hukukuyla ifade ediliyordu, "göze göz, dişe diş"ti.
Hammurabi kanunlarından ikiyüz yıl sonra Hititler, tazminat hukukuna dönmüştür. Hititlerin tazminat hukukuna geçişleri, Roma hukukundan çok daha eski bir atılımdır. Tanıtılamadığından, Roma hukuku önplana çıkmıştır.

Hitit kentlerinde yaşlılar meclisi vardı. Krallar ya da valiler, bu meclisi danışma meclisi gibi kullanırlardı. Başkent Hattuşa'da ise soylular meclisi vardı; adı Panku. Hem yasama organı hem de yargı organı olarak çalışıyordu. Günümüz için inanılmaz bir başlangıç noktası. Sadece bu noktanın bile gayretle işlenilmesi, demokrasinin ve meclisli yönetimin temellerinin Anadolu'da atıldığını ortaya koyacaktır.
Kadın hakları konusunda da çok ileride idiler. Kadın ve erkek her konuda eşitti.
Kızılırmak yayının çerçevesinde dünyanın en büyük imparatorluklarından birisini kuran Hititler, dünya tarihinin en gizemli uygarlıklarından birisi olmaya devam ediyor. Bulunan tabletler okundukça Hitit gizemi çözülüyor; ama, bilinenler bilinmeyenlerin onda 1'i kadar.
Çağdaşlarının son derece basit bir kısas hukuku uyguladıkları bir dönemde nasıl olup da bugünkü hukuk düzeninin temelini oluşturan tazminat hukukuna geçebildiler? Dünyanın birçok bölgesinde bugün bile çözülemeyen kadın-erkek eşitliğini nasıl yaşama geçirdiler? Modern meclisin temeli Panku'ya nasıl ulaştılar?
Bu gizemli medeniyete sahip çıkmak zorundayız. Biz, 3 500 yıl önceki Hattuşa Kalesinde bir Boğazkale yapamamışız. Hattuşa ne kadar özenle yapılmış ise, Boğazkale de o kadar özensiz.
Hititlerin üzerinden birçok medeniyet geçtiği için geriye kalanlar Mısır'dakilerden az; lakin, bu uygarlığın sanat, kültür ve bilim alanında oldukça ileriye gittiğinin kanıtları duruyor. Kalıntıların teknolojik imkânlar kullanılarak ayağa kaldırılması gerekiyor. Hattuşa'da kale surları o zamanın teknolojisine göre yeniden yapılıyor.
Mısır'a döviz akıyor, Hititlerin açığa çıkarılması ve tanıtılmasıyla ülkemize gelecek yüzbinlerce turist ekonomimize büyüt katkı sağlayacaktır. Gösterime giren "Hititler" filmi dünyada büyük ilgi uyandırmıştır.
Atatürk'ün Hitit medeniyetinin açığa çıkarılmasına verdiği önem çok büyüktü. 1930'larda Türk Tarih Kurumunu kurarak Hititlerin araştırılmasının önünü açtı. 1935'te Alacahöyük kazılarının başlamasını sağladı. Nazi Almanyasından Hitit dili uzmanlarını Türkiye'ye davet etti.
Hitit uygarlığı, Türk Milletinin ayağının altında binlerce yıldır yatan ve kaldırılmayı bekleyen bir şans.
Hitit medeniyetinin ülke turizmine önemli bir gelir kaynağı olması için yapılacak çalışma ve hazırlanacak projeler büyük önemi haizdir.

Kaynak: http://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/tutanak_b_sd.birlesim_baslangic?P4=10525&P5=B&page1=12&page2=12

Türkiye Büyük Millet Meclisi
Genel Kurul Tutanağı
22. Dönem 2. Yasama Yılı
18. Birleşim 13/Kasım /2003 Perşembe


En son Necdet Cevahir tarafından Cum 25 May 2007, 02:20 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi


Alev06

7 yıl önce - Prş 24 May 2007, 13:45



Anadolu Uygarlıkları içinde en önemlilerinden olan Hititler’in kökeni hala tartışmalıdır. Ancak Hititler’in Anadolu’nun yerli halkı olmayıp dışarıdan geldikleri kesindir.Ancak Hititler’in nereden göç ettikleri tam olarak açığa kavuşmamıştır. Hitit diye andığımız bu halkın kendilerine Nesi dili konuşan  Nesili dediklerini biliyoruz. Filoloji çalışmalarının verdiği sonuçlara göre,Anadolu'da Hitit uygarlığı döneminde.3 Hint-Avrupa dili konuşuluyordu.Bunlar,Nesi,Luvi ve Pala dilleriydi.1907'de gün ışığına çıkarılan Boğazköy tabletleri.1.Dünya savaşı sırasında araştırılmaya başlanmıştır.İlk çözümü Çek bilgini B.Hrozny vermiş,ve Hititçe'nin bir Hint-Avrupa dili olduğunu kesinleştirmiştir.Daha sonra Hitit dili sistematik şekilde ele alınmıştır.Girit Hiyeroglif yazısıyla benzerlik gösteren,Hitit Hiyeroglif yazısının ilk önce Luvi'ler tarafından icat edilmiş ve Anadolu'ya oradan yayılmış olması mümkündür.Albrecht Götze en eski hiyeroglif örneği olarak Mersin yakınlarındaki,Soloi'da bulunana mühürle,Tarsus'ta elde edilen ve kral Telepinu*(M.ö 1525-1500)ait bulunan İsputanşu mühür baskısını gösterir.Hiyeroglif araştırmacaılarına daha sonra Türk Hititolog Prof.Sedat Alp katılmış ve kombinasyon metodu ile önemli sonuçlara ulaşmıştır.Bu tabletlerde Anadolu'nun bu bölgesinden Hatti Ülkesi diye sözedildiği görüldüğünden bu uygarlığı yaratanlara , Tevrat'taki isimle de uyuşturarak Hititler denmiştir.Hititlerin hoşgörüsü öylesine ileri düzeydeydi ki, egemenlik sürdükleri topraklara kendi adlarını değil de, orada daha önce yaşamış ve parlak bir uygarlık kurmuş olan bir ulusun adını verdiler, Hatti Ülkesi diye. Bizim bugün Hititler diye adlandırdığımız topluluk aslında kendilerine Nesililer dedikleri halde, Hitit adı üzerlerinde yerleşti kaldı.Bu ulus Hattilerin dinlerini kolaylıkla benimsemişti. Bu benimseme sonucunda pek çok tanrıdan oluşan bir inanç sistemi doğdu. Bu yüzdendir ki, Hitit tabletlerinde sıklıklaHatti ülkesinin bin tanrısından söz edilir. Bu tanrılardan pek çoğunun Hitit kökenli olmadıkları açıktır. Zaten Hititler de bu tanrıları köken olarak kendilerine mâl etmiyorlardı. Ama onları oldukları gibi kendi pantheonlarına kabul etmişlerdi. Bu tanrılar topluluğunda, Hatti, Luvi, Hurri, Pala gibi Anadolu kökenli tanrı ve tanrıçaların yanı sıra Mezopotamya'dan gelen tanrı ve tanrıçaları da görmekteyiz.


Tanrıça Kubaba

Hititler'in tarih sahnesinde görülmesi daha öncelere de dayansa Krallığın MÖ 1660-1630 yılları arasında hüküm sürmüş I. Hattuşili tarafından kurulduğu söylenir. Bu konu belgelere bakıldığında biraz karışıktır, çünkü Hattuşili de kendinden önce gelen Labarna ve başşehir Kussara'dan  sözetmektedir. Bu dönem ise oldukça karışıktır çünkü Anadolu'da yerel krallar hüküm sürmektedir.
Aslında Hattuşili , merkez Hattuşaş olarak krallığı kuran kişidir. Akurgal bu durumu şöyle özetlemektedir:

"Yazılı kaynaklardan belli olduğuna göre sonuç olarak diyebiliriz ki, Labarna adlı bir kral Kussara'da hükümdar olduktan sonra yerine yeğeni Labarna ya da Tabarna adı ile kral oluyor. Ancak bu ikinci Labarna, bir süre sonra idare merkezini , başkent olmaya her yönden elverişli Hattuşaya neklediyor ve o yüzden de Hattuşili yani Hattuşlu anlamına gelen bir ad alıyor."
Hattuşili yayılma siyaseti izlemiş ve sınırlarını güneye, bugünkü Suriye'ye ve batıya Arzawa ülkesini alarak genişletmiştir.
Bir seferde ölen Hattuşili'nin yerine Murşili geçmiştir. Murşili de babasının yayılma siyasetini izlemiş, Halpa(Halep) yı almış ve Babil'e kadar uzanarak , yaklaşık M.Ö 1550 senesinde, burayı da yakıp yıkarak HammUrabi sülalesini sona erdirmiştir.
Murşili'den sonra bir çok kral gelmiştir. Bunlar içinde en önemlilerinden biri Telipinu'dur(MÖ 1535-1510) Telipinu zamanından kalma yazılar hem Hitit tarihine ışık tutmaktadır, hem de Telipinu ilk olarak krallığın kime kalacağını belirlemiştir : «Birinci kadından doğan erkek çocuk kral olur. Eğer birinci sıradan bir prens yoksa, ikinci sıradan olan erkek çocuk kral olur. Bir kral çocuğu, bir oğlan mevcut değilse, bu durumda birinci sıradan olan kız evlendirilir, onun kocası kral olur


Sfenks

MÖ 1460-1190 yılları Hitit Krallığının ,Büyük Krallık; dönemi olarak adlandırılır. Hurri-mitanni Devleti,nden sonra bu dönemde Anadolu'daki en büyük siyasi güç Hitit Krallığı'dır.
Bu dönemin ilk kralı II.Tuthaliya'dır. Bu önemli kralın sülalesi Hitit Krallığının sonuna kadar hüküm sürmüştür.
Bu dönemde en önemli kralardan bir Şuppiluliuma'dır. Bu kral zamanında (MÖ1350-1345) krallık sınırları iyice genişlemiş, Mısırla ilişkiler yoğunlaşmıştır.
Bir başka önemli kral da Muvatalli'dir . (MÖ 1315-1282). Onun zamanında karışıklıklar bastırılmış ve Mısıra karşı yapılan Kadeş savaşı başarı ile sonuçlanmıştır. Daha sonra III.Hattuşuli ise ünlü Kadeş Anlaşmasını yapmıştır.
MÖ 1200'lü yılların sonuna doğru Hitit Krallığı en parlak devirlerini yaşarken kralın ölmesinden sonra çocuğu olmadığından kardeşi II. Şuppiluliuma'nın tahta geçmesi ile sarayda karışıklıklar çıkmış, hatta halk arasında da başkaldırmalar olmuştur. Bunu üzerine bir de "Kuzey kavimleri"saldırısı eklenince Hitit devleri dayanamamış, istilalar altında tarihe karışmıştır.
Daha sonraları "Geç Hitit"denilen beylikler dönemi yaşanmış, Hitit kültürü güneyde biraz daha yaşamaya devam etmişse de zamanla tarihe karışmıştır.


Hattuşa(Boğazköy)kent kapıları.Aslanlı Kapı

Fırtınanın da tanrısıTeşup ve de Hitit pantheonunun baş tanrısıdır.Hitit krallarının, hükümdarlık görevlerinin yanı sıra üç önemli görevinin daha olduğu anlaşılıyor: Başrahip, Başkomutan ve Başyargıçlık görevleri.
Kral, başrahiplik görevi gereği belirli dinsel bayramlarda tanrılar için yapılan ayin ve duaları yönetir, onlara içki ve kurbanları doğrudan kendisi sunardı. Tanrılara bu denli yakın olan kralın, dinsel anlamda son derece temiz olması gerekmekteydi. Bu temizliği sağlamakla yükümlü saray görevlileri vardı. Yiyecekler gibi, Tanrının eşyaları da temiz olmalı, bunlara domuzlar ve köpekler yaklaşmamalıydı. Özellikle de yıkanılacak suyun temiz olmasına çok dikkat ediliyordu.
Bin tanrılı Hitit pantheonu, yalnızca Anadolu tanrılarından oluşmuyordu. Bu yabancı tanrı ve tanrıçalar arasında özellikle Mezopotamya kökenlilerin çok saygın bir yer tuttuklarını gerek resmi ve dinsel metinlerden, gerekse efsanelerden öğrenmekteyiz. Ninive İştar'ı, suların tanrısı Ea ve karısı Damkina, Güneş tanrısı Şamaş ve karısı Aya, Ay tanrısı Sin ve karısı Ningal bunlardan bazılarıdır.
Bu sayılardan ise kuşkusuz en fazla saygı göreni ise İştar'dır. Bu tanrıça, Hattarina İştar'ı, Kırların İştar'ı, Ninive İştarı gibi değişik yerler gösteren adlarla anılmakta.
İştar, köken olarak bir Sümer tanrıçasıydı. Sümerler bu tanrıçaya İnanna diyorlardı. Temelde döl verme ve aşk tanrıçasıydı. Bir yanıyla Yunanlıların Aphrodite'i, bir yandan da her şeyin yaratıcısı doğurgan ana tanrıçaydı. Sevgilisi "Dumuzi" idi. Bu ad, dha sonra Babil dilinde "temmuz"a dönüşür; yani temmuz ayına. "İnanna-Dumuzi" ya da Sâmileşmiş "İştar-Temmuz" çiftinin maceraları, Yunan mitologyasındaki "Aphrodite-Adonis" çiftininkiyle hemen hemen aynıdır.
Büyük Hitit krallığı, yaklaşık altı yüzyıllık bir egemenlikten sonra M.Ö. 1200 yıllarında, deniz kavimleri adı verilen barbar toplulukların ani saldırıları karşısında tutunamayarak yıkıldı. Ama yıkılan devletti. Bu devleti oluşturan insanlar güneye doğru çekilerek ve akraba bir toplum olan Luvilerle kaynaşarak Anadolu'nun güneydoğusu ve bir bölümüyle de Suriye'nin kuzeyinde olmak üzere şehir devletleri oluşturdular.
Bu dönem Hititlerinin dinlerine gelince...
Hititlerin eski görkemli dönemlerinden devralınan inançlar sürdürülmekteydi. Ama yeni yorumlarla kimi değişiklikler de olmuştu...
Hitit kültürünün, Yunan kültür ve uygarlığına doğrudan ya da dolaylı yoldan etkisi yalnızca inanç temelinde değil, giyim kuşam da dahil olmak üzere daha bir çok alanda kendini göstermiştir.
Hitit dinsel inanışlarıyla içiçe bulunan efsanelerin Yunan din ve mitologyasının kaynaklarından birini oluşturduğu apaçık. Özellikle de "Kumarbi" ve "İllujanka"efsanelerinin Hesiodos'un Theogonia (Tanrıların doğuşu) yapıtı üzerindeki büyük etkisi kesindir.
Boğazköy tabletlerinden elde ettiğimiz bilgilere göre, bir Hitit ailesi on kişiden oluşuyordu. On kişi arasında anne, baba, çocuklar, büyükanne ve büyükbaba vardı. Maşat tabletleri üzerinde yaptığımız incelemelere göre orta büyüklükteki bir Hitit kasabasının nüfusu üç bin kişi kadardı. Hattuşa ve Kargamış gibi büyük metropollerinin nüfuslar otuzar bin kişi olduğu sanılmaktadır. Boğazköy'de yapılan kazılarda sur içinde şimdiye kadar tapınaklar ve saraylar gibi resmi yapılar ortaya çıkartılmıştır. Yukarı şehir denilen bölgede otuz tapınak bulunmuştur. Bu tapınakları kazının başkanlığını yapmış olan Dr. Peter Neve incelemiş ve yayımlamıştır.
Büyükkale'de sur içinde Hitit krallarının sarayları bulunmuştur. Ancak şu ana değin hiçbir özel ev ortaya çıkarılmamıştır: Halkın yaşadığı evler muhtemelen sur dışında olmalıdır. Kültepe'de aşağı şehirde, karum da tüccarların evleri bulunmuştur. Konya Karahöyük'te de bugüne kadar yaptığımız kazılarda halkın yaşadığı özel evlere rastlanmıştır. Erken Hitit Çağı'na ait olan Karahöyük'ün I. tabakasında paralel yollar arasında sırt sırta konuşlanan, aglütinant bitişik sistemde yapılar bulunmuştur. Bu evler, taş temel üstüne, üzerine ağaçtan bir hatıl konularak ve bunların da üstüne kerpiç duvarlar örülerek yapılmıştır. Kerpiç yapılar günümüzdeki Anadolu köylerinde olduğu gibi kışın soğuğa karşı, yazın sıcağa karşı insanları koruyordu. Evler genellikle tek katlıydı. Nadiren de olsa iki katlı evlere rastlanmıştır. Evlerin kapı ve pencere aksamları bulunamamıştır. Bunlar büyük olasılıkla ağaçtandı, birkaç yarde de kapılara ait söve taşları ele geçirilmiştir. Yapıların çatıları ağaçlarla örtülmüş, üzerlerine de bugünkü Anadolu köylerinde olduğu gibi ot ya da kamış serilmiştir. Kamışların üstüne de çamurdan düz bir çatı inşa edilmiştir. Yine günümüzün Anadolu köylerinde olduğu gibi yazın sıcak günlerde yaşam çatıda sürmüştür.
Hitit aileleri, Hititlerde Dans ve Müzik kitabımda görüleceği gibi toplumsal etkinlikler düzenliyorlardı. Bunlar arasında dans ve müzik de vardı. Bu etkinlikler herhalde evlerin düz çatıları üzerinde gerçekleşiyordu. Yazın sıcak gecelerinde, Hitit aileleri çatının üzerine hasırlar seriyorlar, bunların üzerine koydukları yataklarda serinlik içinde uyuyor olmalıydılar. Gündüzleri de şarkı söylüyor, çalgı çalıyor ve oyunlar oynayarak dans ediyorlardı. Hititlerin birçok müzik aletini ve bu arada saz, lir ve çalpara çaldıklarını çok iyi biliyoruz.
Günümüzdeki sazın Hitit Çağı'ndan kalma olduğunu sanılmaktadır. İnandık'ta bulunmuş vazonun üstten ikinci frizinde yer alan tapınak tasviri, Hititler döneminde düz çatı üzerinde saz çalınmasına görsel örnek oluşturmaktadır.
Karahöyük'te binaların birden fazla katlı olduğunu gösteren kerpiç merdivenler de bulunmuştur. Evlere, sokağa açılan bir avludan geçilerek girilmekteydi. Buradan kapılar aracılığıyla mutfak ve odalara ulaşılıyordu. Odaların içinde kerpiçten sekiler inşa edilmiş, ayrıca duvar kenarlarına tahıl küpleri dizilmiştir. Mutfakta ocaklar bulunmuştur ve yine aynı bölgede, pişmekte olan yemeğe ait bir seramik tencere de ele geçirilmiştir.
Hititlerin çok zengin bir seramik repertuarı vardır. Bunların arasında çömlekler, çanaklar, tabaklar, bardaklar, fincanlar ve üzüm salkımı şeklindeki lambalar yer alıyordu. Lambaların içinde fitillerin kalıntıları bulunmuştur. Bu lambaların bazıları aplik biçiminde duvara asılıyordu. Günümüz avizelerinin öncülerinin üzüm salkımı biçimindeki Karahöyük lambaları olduğu düşünülebilir.
Ayrıca iki kulplu kantharoslar ve tanrılara içki sunmaya yarayan gaga ağızlı testiler vardı. Gaga ağızlı testinin Hititçe'sinin İşpantua olduğunu saptadım; İşpantua şipant fiilinden türetilmiştir. Karahöyük kaplarını yaratan ustalar olağanüstü hünerli kişilerdi. Bunların kantharos örneklerinin bazılarının kâğıt kadar ince olması, bu ustaların ne kadar becerikli kişiler olduğunu göstermektedir.
Karahöyük'ün en önemli buluntuları arasında at nalı biçimindeki ocaklar ya da altarlar sunaklar yer almaktadır. Kilden yapılmış olan bu sunakların içleri ve dışları konsantrik dairelerle bezenmiştir. Bu daireler de Karahöyük'te örnekleri bulunan iri mühürlerin damgalarından üretiliyordu. Karahöyük sunaklarının çok yakın benzerleri, Beycesultan ve Kussura kazılarında bulunmuştur. Bunlar Hitit evlerinin en kutsal bölümlerindeydi ve önlerinde, duvar önüne yerleştirilmiş mermerden, dikdörtgen biçimde bir yükseklik de bulunmaktaydı. Bu yüksekliğe belki de tanrılara sunulan kurban malzemesi konuluyordu.
Hititlerin en önemli uğraşları arasında yiyecek ve içecek üretmek yer alıyordu. Kazılarda, tahıl ezmek için kullanılan havan taşları ve taştan topuzlara sık sık rastlanmıştır. İçecekler arasında su, bira ve şarap yer alıyordu. Boğazköy tabletlerinde tanrılara şarap, bira sunulduğuna dair pek çok kayıt vardır.
Höyükler ve eski yerleşim bölgeleri su kaynaklarına yakın yerlerde kuruluyordu. Boğazköy’de su, yüksek yerlere künkler vasıtasıyla getiriliyordu ve yalnız içmek için değil, aynı zamanda yıkanmak içinde gerekliydi.
Hitit tapınağında kralın yıkanması için bir banyo odası vardı. Kral ve kraliçe gün ağarırken iç ev denilen yatak odasından banyo odasında geçiyor ve kült görevlerine başlamadan önce yıkanıyorlardı. Hititçe warp-sözünün "yıkanmak, banyo yapmak" anlamına geldiğini biliyoruz. Kral ve kraliçe bundan sonra tören giysilerini ve renkli ayakkabılarını giyiyor, kulaklarına küpeler takıyorlardı.
Tapınaklarda perdeler bulunuyordu, sabah ilk olarak kült salonu açılıyor ve deriden perdeler çekiliyordu. O devirde henüz cam yoktu.Karahöyük'teki erken Hitit Çağı'na (koloni dönemi) ait sarayın banyo odasında çok güzel bir banyo kabı bulunmuştur. Karahöyük'te bulunan bu banyo kabı Girit'te Phaistos sarayında bulunan banyo küvetlerini anımsatmıştır. Bir de bunun küçük örneği bulunmuştur. Kabın içinde bir oturma yeri, ayrıca banyo kabı içinde bir de su dökmek için seramikten bir tas ele geçmiştir. Bu çağda yıkanma gereksinimi herhalde taşıma suyla karşılanıyordu. Hititler, temizliğe çok önem veriyorlardı. Tanrılara yaklaşmak için temizlik bir koşuldu. Tırnakların kesilmesi gerekiyordu ve Hitit kralı, içme suyu içinde bir saç ya da bir kıl parçası bulduğu taktirde buna neden olanlar şiddetle cezalandırılıyordu.
Şarabın tarihi daha eski olmasına rağmen şarap kültürünün başlangıcının Hititlerde (İ.Ö 4000) olduğu kabul edilir. Ankara'daki Anadolu Medeniyetleri müzesindeki İ.Ö 3000'nin son çeyreğine ait olduğu sanılan som altından mamul şarap sürahisi ve ayaklı şarap kadehi bulunmuş en eski şarap kabıdır. Konya'nın Ereğli ilçesinde bulunmuş bir taş kabartmada Hitit Kralı Varpalavas iki elini bereket tanrısı Tarhu'nun karşısında kavuşturmuş bereket dilerken Tanrının elinde o zamanın iki en değerli gıda maddesi görülmektedir: üzüm ve buğday. Üzüm, Tarhu'nun sağ elinde olduğuna göre, üzüme buğdaydan fazla önem verilmektedir.
Hititler, şaraba "Wiyana" diyorlardı. Etimolojik açıdan Hint-Avrupa dillerindeki karşılığı wine, wein, vin, vinum gibi kelimelerin bu kökten geldiği sanılmaktadır. Şarap, Hititlerin önemli bir ihraç maddesi idi. Bugünkü Suriye ve İsrail kıyılarında yaşayan Kenanlılar ve sonra aynı coğrafyada Fenikeliler şarabı geminin altına serilmiş kumlara saplanması için dibi sivri yapılmış amphora'ların içinde Mısır'a, Girit'e ve Yunanistan'a taşıyorlardı. Suriye ve Irak'ta bulunmuş olan bazı tabletlerde şarapların ova veya dağlık arazideki üzümlerden yapılmış olmasına göre iki kaliteye ayrıldığı, dağlık bölge şaraplarının diğerlerine nazaran daha pahalı olduğu kayıt altına alınmış.Kuzeyde ise Hititlerin şarabını Traklar satıyordu. Bir yandan da Asurlu tacirler tarafından şarap 250 - 300 eşeğin oluşturduğu kervanlarla Mezopotamya bölgesine İran'a ve Hindistan'a taşınıyordu.

İlk Demokrasi Denemesi

Hitit kentlerinde yaşlılar meclisi var. Kent kralları ya da valileri bu meclisi bir çeşit danışma meclisi gibi kullanarak karar alıyorlar. Başkent Hattuşa'da ise bir Soylular Meclisi var. Bunun adı Panku. Panku, Hititçede "hepsi", "hep birlikte" demek. Panku hem yasama organı hem de yargı organı olarak çalışıyordu ve Kral ailesinin yargılanması da bu mecliste yapılıyordu.
Kralın gücüne paralel olarak Panku'nun yetkisi ve etkisi zaman içinde artış veya azalış göstermiş olsa da bu danışma meclisinin ilk demokratik adım olarak alınması doğru olacaktır. Kralların veliaht prensleri belirlerken Panku'ya danışmaları ya da en azından Panku'nun desteğini almaya çalışmaları, bunun en önemli kanıtlarından birisini oluşturuyor.

Kadın Hakları

Hititler, kadın hakları konusunda hiçbir ortadoğu ülkesine benzemeyen bir yapıya sahiptiler. Hitit Kraliçeleri "Büyük Kraliçe", Egemen Kraliçe" gibi unvanlar taşıyan Hitit Kralıyla eşit hükmetme yetkisine sahip bir kişiydi. Aynı zamanda Başrahibe unvanı da taşır Kralla birlikte dinsel törenleri yönetirdi. Kendi başına dinsel törenler yönetmesi de söz konusuydu. Ayrıca Kralın Başkentte bulunmadığı zamanlarda kararları o mühürlerdi. Hititlerde kararların altında Kralın mührünün yanısıra Kraliçenin mührünün basılması da adetti.
Hititleri tanımak Anadolu uygarlığını, hatta Anadolu'nun bugününü tanımak demektir.
Anadolu toprakları üzerinde Hittiler'in mirasçısı olan bizler , bu kültürü tanıdıkça, inançlarını öğrendikçe, bugünkü kültürümüzü daha iyi anlayabiliriz.


*Telepinu'nun Dönüşü*
Telepinu (Telipinu) fırtınalar tanrısı Teşup'un oğludur ve toprağın veriminin de simgesidir. Hititlerde Telepinu ölümsüz ana ve babasına ölümlülerle oyun oynayan, söz dinlemez bir afacan oldu. Hiç sebep olmaksızın şimşeği oraya buraya fırlattı, gizleri ortaya döktü, şarap tanrısı olup insanları sarhoş etti, mevsimleri birbirine karıştırdı. Telepinu, Hititlerde çok sevilen, popüler bir tanrıydı. Telepinu günün birinde ülkeyi bırakıp gider. O zaman yaşam durur ya da çok yavaşlar. Çünkü Telepinu giderken gökyüzünün bereketini de alıp götürmüştür. Toprak ürün vermez, canlılar üremez olur. Ağlarda koyunlar boğulur, sığırlar ölür, inek buzağısını, koyun kuzusunu bırakır. Ülkeyi kıtlık kaplar. Ağaçlar kurur, filizler çürür, kaynaklar kesilir.
Hititlerde Telepinu ölümsüz ana ve babasına ölümlülerle oyun oynayan, söz dinlemez bir afacan oldu. Hiç sebep olmaksızın şimşeği oraya buraya fırlattı, gizleri ortaya döktü, şarap tanrısı olup insanları sarhoş etti, mevsimleri birbirine karıştırdı. Telepinu, Hititlerde çok sevilen, popüler bir tanrıydı.
Tanrılar bunun üzerine bir araya gelerek Telepinu'yu geri getirmeye çalışırlar. Ararlarsa da bulamazlar önce, bulurlarsa da Telepinu geri dönmeye yanaşmaz. Sonunda bir çok tanrı girer de araya, binbir yakarma ve ricayla dönmeye razı olur Telepinu. Onun dönüşüyle de yeryüzünde bolluk ve yaşam yeniden başlar.
Telepinu'nun dönüşü Hititlerde bayramlarla kutlanırmış. Bu da Yunan mitologyasındaki Demeter'in dönüşüya da "Adonis'in yeniden canlanmasını kutlayan türden bir bahar bayramı olmalı.

KAYNAKLAR:
Anadolu Uygarlıkları         Prof.Dr.EKREM AKURGAL
Tanrılaın Vatanı               KURT W. MAREK (C. W. CERAM)
Hititler                            OLİVER ROBERT GURNEY
Hititler ve Çağdaşı Toplumlarda Mutfak Kültürü          AHMET ÜNAL
Anadolu Mitolojisi             ERHAN ALTUNAY    http://www.anadolumitolojisi.sayfasi.com/


En son Alev06 tarafından Prş 24 May 2007, 14:09 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi


oguz tan
7 yıl önce - Prş 24 May 2007, 16:12
NEDEN ?


benim de merak ettiğim bir konu var...mısırlılarla hititler aynı devirde yaşaşmış iki uygarlıktır....ama bu günkü mısır hükümeti neredeyse tüm ekonomisini antik mısıra endekslerken bütün dünyaya filmler,kitaplar belgesellerle duyururken biz neden hititleri tanıtmıyoruz onları önemsemiyoruz....

hekimkubilay
7 yıl önce - Prş 24 May 2007, 16:49

merhaba
benim şehrimde hititler tarafından kurulmuş bir şehir. maraşta çok fazla sayıda hitit kalıntıları var. ayrıca hititlerden kalma meşhuur maraş aslanının aslı şu an ingilterede sergilenmekte
                                                                                           saygılarımla


Alev06

7 yıl önce - Prş 24 May 2007, 17:35

Alıntı:
benim de merak ettiğim bir konu var...mısırlılarla hititler aynı devirde yaşaşmış iki uygarlıktır....ama bu günkü mısır hükümeti neredeyse tüm ekonomisini antik mısıra endekslerken bütün dünyaya filmler,kitaplar belgesellerle duyururken biz neden hititleri tanıtmıyoruz onları önemsemiyoruz....

Sevgili Oğuz Bey,çok güzel bir soru bu.Kıasaca özetlersek,Türkiye'nin yıllardır oluşmuş,oturmuş bir arkeoloji ve kültür politikasının olmayışı en önemli nedendir.Mısır ekonomisinin mihenk taşı olarak gördüğü kültürel değerlerine gereken önemi ve parayı ayırmaktadır.Kişi başına millî gelir bakımından Afrika'nın en zengin ülkesidir

Dünyanın yedi harikasından olan piramitler ve İskenderiye feneri, kral mezarları, sfenksler önemli turizm gelir kaynaklarıdır. Bundan başka uzun ve çeşitli tarihe sahip olmasıyla Mısır, birçok milletin izlerini taşır. Özellikle Emevîler, Abbasiler, Memlükler ve Osmanlılardan kalma cami ve medreseler, han ve kervansaraylar önemli tarihî yerlerdir.Ve Mısır bütün bu mirasına sahip çıkmaktadır.Mısırlılar, Abu Simbel tapınağını baraj sularından kurtarmak için, koskocaman bir dağı taşıdılar. İnanılmaz tarihi eser kurtarma operasyonunda, 40 tonluk taşlar, 65 metre yukarıya kaldırıldı ve tapınak tekrar kuruldu.Sahip oldukları kültürel ve tarihi mirası ayakta tutmak için başka ülkelerden de maddimanevi destek aldılar ve dev bir tapınağı, üstünde durduğu dağ ile birlikte taşıdılar.Nasır gölünde, Sad-el Ali, yani Yüksek Baraj'ın yapımı başlayınca, Unesco da dev bir çalışmaya liderlik etti. Abu Simbel'in kurtarılması için Mısırlı, İsveçli, Alman, Fransız arkeolog ve mühendislerin tam 4 yıl süren çalışmalarıyla, koskoca tapınak 2000'den fazla parçaya bölündü. Yükselen baraj sularından 65 metre yukarıya taşınan, her biri 10 ila 40 ton ağırlığındaki taş bloklar, yapay bir granit dağ oluşturularak, yeniden birleştirildi. Mısır tarihinin en ünlü firavunu II. Ramses'in yaptırdığı dev tapınak, önce parçalara bölündü ve 3500 yıl sonra tekrar kuruldu.Üstelik bu işem günümüzün modern teknolojilerinin pek verimli kullanılamadığı bir zamanda, 1960'larda gerçekleşti. Yakın tarihimizin en önemli mühendislik başarılarından sayılan bu kurtarma operasyonunda, tam 40 milyon dolar harcandı. Abu Simbel tapınağı, 1968'te tekrar ziyarete açıldı. Ve o tarihten bu yana, Mısır halkına, milyonlarca dolar gelir sağladı.
Bir diğer örnek;en önemsiz firavunlardan biri olan Tutankhamon, mezarı bulunduktan sonra Mısır'a damgasını vuran tarihi kişiliklerden çok daha fazla tanındı...Gerçekten de Tutankhamon, Mısır tarihindeki en silik kişilerden biri. Diğer firavunların, ondan çok daha önemli işlere ve başarılara imza attıkları bir gerçek. Örneğin Mena, M.Ö. 3200'de Aşağı ve Yukarı Mısır'ı birleştirerek Mısır'ı yarattı. Khufu "Büyük Piramit"i inşa etti. Sesostris, Nil ile Kızıldenizi birbirine bağlayan ilk kanalı yaptı. Buna karşılık Tutankhamon, sadece 9 yıl saltanat sürdü ve 19 yaşında da öldü.
Keşfin yapıldığı günlerde, Tutankhamon çılgınlığı (Tutmania) radyo, televizyon ve sinema aracılığıyla tüm dünyaya yayıldı. Pek çok insan, gazetelerde, özellikle The Times'ta yayımlanan haberler nedeniyle Mısır'a akın etti. Herkes keşiften pay sahibi olmak ve eski Mısır'ın ihtişamının tadını çıkartmak istiyordu. Tutankhamon giysileri, şapkaları, sigaraları, bastonları, Avrupa ve Kuzey Amerika'daki birçok dükkânda satışa sunuldu.16 Nisan 1923 tarihli Daily Mail'de çıkan yazıda, Mısır tarzının banyo kıyafetlerini etkisi altına aldığından söz edildi. Pierre Legrain gibi modacılar Mısır tarzı sandalyeler ürettiler. Kadınlar, Mısır tarzı mücevherler takmaya başladılar. Tutankhamon devrinde yaygın olan Mısır sanatı taklit edilmeye ve dekorasyon alanlarında da etkili olmaya başladı.
Arkeolojinin yeniden doğuşu olarak kabul edilen kazı çalışmaları, beraberinde getirdiği gizemli ölümler ve efsanelerle ve Mısır'ın izlediği akılcı arkeoloji politikasıyla dikkati çekmeyi başardı.Mısır'lılar bu efsaneleri romanlara dökmeleri için yazarlşara inanılmaz paralar ödedi.Bu politikanın en önemli yanı,hükümetlere göre değişim göstermeden uygulanmasıydı.Mısır, ortalama 6 milyar dolar turizm geliri elde eden bir ülke. Hal böyle olunca, Mısırlılar turizmi güçlendirmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Ülkede meydana gelen terör saldırılarının, turizmi baltalamasına asla izin vermiyorlar ve büyük reklam kampanyaları düzenleyip, Hollywood filmlerine dahi kaynak sağlayarak, tüm dünyayı gizemli Mısır'a çekiyorlar.
Bizim henüz ciddi anlamda bir eser envanterimiz yok,Kültür bakanı olan,ya da bakanlık bünyesinde çalışanların çoğu meslek erbabı bile değil.Yakın geçmişte "Ben Kültürden anlamam" diyen bir bakanımız bile oldu.Mısır'ın başarılı turizm politikasının, çoğu ülke için örnek teşkil etmesi gerekiyor.
Başarının sırrı, sadece turizm pazarlama tekniklerinde değil elbette. Mısırlılar, beğenseler de beğenmeseler de antik tarihlerine topyekün sahip çıkıyorlar.Arkeoloji Yüksek kurulu başkanı olan Prof.Zahi Hawass'ın yetkileri ve finans kaynakları sınırsız.Ve Hawass mesleğinin duayenlerinden bir arkeolog.
Tüm tarih ve kültürel mirasımıza dört elle sarılarak,sahip çıkarak, dünyayı hayrete düşürecek kadar yüksek turizm geliri elde edebileceğimiz halde neden uygulamada geri kalıyoruz? sorusunu,Başta yetkililerin,sonra her birimizin sorması ve yanıtlaması gerekiyor bence.


cevap yaz
(üye olmadan da mesaj yazabilirsiniz)
Ana Sayfa -> ANKARA - Haberler ve Sohbet