1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 1  |
 |
erolaysal
16 yıl önce - Sal 12 Eyl 2006, 13:39
İrtica haberleri 28 Şubat'taki Kalkancı olayını hatırlatıyor
İsmailağa Camii’nde meydana gelen cinayetin ardından medyanın ‘irtica geliyor’ kampanyasına dönüşen haberleri olayı yeni bir boyuta taşıdı.
Medyanın, 28 Şubat sürecindeki haber tarzına yeniden döndüğüne dikkat çeken siyaset ve akademi dünyası, cami cinayeti ile Ali Kalkancı olayı arasında paralellik kuruyor. Kapanan Fazilet Partisi’nin eski milletvekili Mehmet Bekaroğlu, yapılan irtica haberleri ile hükümetin kenara sıkıştırılmak istendiğini dile getiriyor. Eski MİT mensubu Mahir Kaynak ise İsmailağa Camii’nde işlenen cinayetin Ali Kalkancı olayına benzediğine dikkat çekiyor. Kaynak, medyanın terör olaylarını büyüterek vermesini özel bir politika olarak görüyor. Emniyet İstihbarat Dairesi eski Başkanı Bülent Orakoğlu da irticanın geçmişteki komünizm tehlikesi yerine konulmak istendiğine dikkat çekiyor.
Fatih’teki İsmailağa Camii’nde emekli imam Bayram Ali Öztürk’ün bıçakla öldürülmesi olayı medyada yeni bir ‘irtica’ paranoyası başlattı. Cinayeti unutan (!) gazeteler İsmailağa cemaati üzerinden irtica yaygarası yapıyor. Fazilet Partisi eski milletvekili Mehmet Bekaroğlu, medyanın 28 Şubat sürecinin bildik yöntemlerini yeniden kullanmaya başladığına dikkat çekiyor. İrtica haberlerinin yoğunlaşacağının ilkbahar aylarında yazılanlardan belli olduğunu hatırlatan Bekaroğlu, şunları söylüyor: “O zaman hep sonbahar sendromundan bahsediliyordu. Kötü şeyler olacağı belirtiliyordu. Hükümeti birileri kenara sıkıştırmak istiyor. Söğüt’te olanları, AK Parti otobüsünün taşlanmasını bu irtica haberlerinden ayıramazsınız. Danıştay saldırısını hatırlayın. Tansiyon bir anda yükseldi. Sonra da bir anda düştü. Şimdi başka şekilde gerginlik oluşturulmaya çalışılıyor. Benim kanaatim, hükümet kenara sıkıştırılmak isteniyor. Cumhurbaşkanlığı konusunda, medyanın bazı talepleri yada veya daha başka istekler olabilir.” İsmailağa cemaatinin hedef alınmasını ilginç bulduğunu anlatan Bekaroğlu, “Bu insanlar Süleymancılardan sonra en iyi Kur’an-ı Kerim eğitimi veren sivil toplum kuruluşu. Kimseyi rahatsız etmeden hafız yetiştiriyorlar. Bunların üzerinden Türkiye’de Kur’an-ı Kerim öğretimi ile ilgili bir şey mi yapmak istiyorlar? ”diyor.
MİT eski mensubu Mahir Kaynak ise artan irtica haberlerini, ulusal değil uluslararası ölçekte değerlendiriyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın küresel sermayeden yana olduğunu öne süren Kaynak, “Bush, Putin, Sarkozsy küreselleşme karşıtı. Blair’i indiriyorlar aşağı. Küreselci olduğu için tasfiye ediyorlar. Amerika 11 Eylül’den beri ikiye ayrıldı. Küreselciler ve ulusalcılar var. Çatışmanın asıl büyüğü orada. Bizdeki yansımalarında olduğu gibi. Tartışılan konu dünyanın geleceğinin küresel sermaye ile mi, ulus devletler ittifakıyla mı olacağıdır.” şeklinde konuşuyor.
Emniyet İstihbarat Dairesi eski Başkanı Bülent Orakoğlu ise Türkiye’yi yeniden 28 Şubat sürecine benzer bir döneme çekme girişimleri olduğuna dikkat çekiyor. O süreçte Ali Kalkancı, Fadime Şahin gibi provokasyonların olduğuna dikkat çeken Orakoğlu, “İrtica geliyor söylemini güçlendirmek için yapılmıştı onlar. Tüm çıplaklığıyla aydınlandı. Dört darbenin hepsinden önce ekonomik veya terör konularında sıkıntılar başgöstermiştir.” diye konuşuyor.
Türkiye’de darbe tehlikesinin ortadan kalkmadığı görüşünü savunan eski bakan Hasan Celal Güzel, İsmailağa olayının münferit bir hadise olarak yorumluyor. Güzel, 28 Şubat sürecini isteyecek kimselerin bulunduğunu ancak böyle bir durumun varlığından bugün için bahsetmenin söz konusu olmadığını dile getirdi. Ağustos ayından bu zamana kadar Ankara’da ortamın biraz gergin olduğunu aktaran Güzel, bunun 28 Şubat süreci öncesi ile aynı dozajda olmadığını savunuyor. Güzel, şunları söylüyor: “Bundan sonra ki havanın gerginleşip gerginleşmemesi Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı konusunda vereceği karara bağlıdır. Erdoğan’ın, cumhurbaşkanı olma arzusu ortamı gerecektir”
Mahir Kaynak - 28 Şubat’taki Ali Kalkancı olayına benziyor
Orada kadın-erkek ilişkisi vardı, burada cinayet var. İrtica sadece bir bahane ve başka bahanelere de sıçrayabilir olay. Bundan evvel binlerce şehit verdik. Hepsine aynı tepki gösterilseydi Türkiye yaşanmaz hale gelirdi. Terör olaylarını gazetelerin büyüterek vermesi de bir politika. İçeride müdahalelerin yapılmasına imkân verecektir.”
Bülent Orakoğlu - İsmailağa olayı fazla büyütülüyor
İsmailağa olayı fazlasıyla abartılıyor. İlk çıktığında küçük bir haberdi. Gitgide kaşınıyor. Halkın dikkatli olması lazım. Darbe öncesi provokasyonlara alet olunmamalı. İsmailağa cemaatinin kullanıldığı bir gerçek. Bakın orada hoca öldürülüyor. Hemen arkasından onu öldüren öldürülüyor. Kennedy suikastına benziyor.
haber
Şubat Soğuğu
Şubat Soğuğu adlı dizide (kaçıncı bölüm olduğunu hatırlamıyorum,ama ilk 7 bölümden ikisnde vardı) Müslüm Gündüz'ün dinle alakası olmayan birisinin olduğunu, Ali Kalkancı ve fadime Şahin'in kurulacak düzenbazlığa malzeme olarak kullanıldığını, Emire Kalkancı'nın Ali Kalkancı ile sırf bu düzenbazlık için evlendiğini izlemiştim.
bunlar gerçeklerdi. Benim düşüncem bir kesim, irtica yaygarası çıkarmak için İmam'ı öldürttü ve ardından cemaati suçlama adına da katili kendileri linç etti.
bunlar maalesef oyanan oyunlar. ve bu oyunlara da maalesef taraftar oluveriyoruz
http://wowturkey.com/forum/viewtopic.php?t=30588& ...ght=lin%E7
tıpkı burada olduğu gibi.
katili cemaat değil katille birlikte olan iki kişi linç ediyor, bunlar önceden ayarlanmış kişiler.
En son erolaysal tarafından Sal 12 Eyl 2006, 13:59 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
|
 |
m.kılavuz
16 yıl önce - Sal 12 Eyl 2006, 13:50
Ülkemizde halen en büyük tehtidin irtica olduğunu unutmamamız gerektiğini hatırlatmak isterim. Tabiki bu olayların irticayla ilgisi var ya da yok tam bir bilgiye sahip olmak zor. Ama böyle olayların bu açıyla da analiz edilmesi gerektiğine inanıyorum.
|
 |
erolaysal
16 yıl önce - Sal 12 Eyl 2006, 13:51
Hasıraltı Cemaati!
Hürriyet, Milliyet, Sabah ve Cumhuriyet’e bağlı uçaklar bir haftadır İsmailağa Cemaati’ni bombalıyorlar!
Neden? Egemen Medya, İsmailağa olayındaki rolü itibarıyla gerçek bir ‘Hasıraltı Cemaati’ de ondan…
Provokasyonun merkezine seyahat edilmesini engelleyen yayınlar birbiri ardına geliyor; İsmailağa Cemaati’nin üzerine “Bunlar Dinci Çete” diyerek çullanan gözbağcı manşetler gırla gidiyor…
Cemaat, mağdurken hedef haline getirilmiş durumda…
Emekli imamın öldürüldüğü çoktan unutuldu; cemaati “cani” göstermek maksadıyla sadece ‘linç’ hadisesi öne çıkarıldı; neticede Türkiye’nin bir kez daha nur topu gibi bir “irtica kampanyası” oldu…
Bu provokasyonla İsmailağa cemaati mensuplarının ayaklanması, sokaklara dökülmesi, oraya buraya saldırması bekleniyordu. Ama olmadı: Birilerini artı malum medyayı çıldırtan da bu olsa gerek!
Cemaat mensubu Remzi Koç, Fatih Cumhuriyet Savcılığı’na verdiği ifadede “İsmailağa imamını öldüren de linç edenler de cemaatten değildi” diyor!
Egemen Medya’nın kamuoyundan gizlemeye çalıştığı temel gerçek işte bu ifadede yatıyor…
İsmailağa için “Kim koruyor bunları?” diyerek hedef şaşırtan Sabah’ın ‘Teke Tek’çi Leon’u -nedense “Camideki linci gerçekleştiren Jack Ruby’leri kim koruyor?” diye soramıyor!
“Camide Linç” kampanyasını sürdürenler öldürülen imamı yok sayıyorlar. Cinayetin çözülmesini değil İsmailağa Cemaati’ni hedefleyen yayınlar yapıyorlar!
Sauna Davası sanıklarından Kasım Zengin’in bu yılın şubat ayında polise verdiği ve cemaate yönelik suçlamalarda bulunduğu ifadeler bir kısım medya tarafından yeniden pişirilerek kamuoyunun sofrasına getirildi…
Zengin, ifadesinde -dönemin Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Ertuğrul Çakır’ın kendisine İsmailağa Cemaati için “Bu tarikatçılarla aranı bozma, haklarında istihbari çalışma yap!” dediğini vurgulamıştı! (Zengin’in polise verdiği bu ifadeler 28 Şubat sürecinde İstanbul’daki bazı dini cemaatlerin içine eleman gönderip istihbarat çalışması yapıldığını ortaya çıkarmıştı.)
Ertuğrul Çakır, 19 Şubat 2006 tarihli Hürriyet’te Kasım Zengin için “Bu adam manyağın teki!” diyordu…
Zengin, bugünlerde Egemen Medya’nın çok tuttuğu bir isim haline geliverdi: Fatih-Çarşamba’daki dindar insanları zan altında bırakan sözleri nedeniyle tadından yenmiyor!
Zengin’in “İsmailağa Cemaati’nin Şeriat Mahkemesi’nde yargılandım!” şeklindeki ifadesi hem Emniyet hem de İstanbul Müftülüğü’nce yalanlandı…
Milliyet ise “İstanbul Emniyeti, Zengin’i doğruladı” diye yazarak söz konusu açıklamayı tersyüz etmekten zerre kadar utanmadı!
Bir yandan Milliyet’e bağlı kuvvetler 28 Şubat’vari üniformalarla İsmailağa Kur’an Kursu’na giriyorlar, irticaı hortlatıyorlar; diğer yandan Sabah muhabirleri öldürülen imamın evine taziye numarasıyla (taziye bahane tezgah haberler şahane) sızmaya çalışıyorlar!
Cumhuriyet’te ise şu tüyler ürpertici satırlar okunuyor: “İsmailağa’daki cinayete bir anlam vermek istiyorsanız, gazetelerdeki fotoğraflarında olaylara karışan Çarşamba’daki insanların yüzlerine bakın. Sakallı suratlardan nefret akıyor: Kara sakallı takkeli başlı sürüye bir tokat lazım!”
Ağzındaki baklayı çıkaran işbu Psikolojik Harekat, provokasyonun ardındaki karanlık gücün yazdığı senaryoya cuk oturuyor: Sütunlarda “Dindarların Kafasını Kırın” çığlıkları atılırken, perdenin arkasında eller ovuşturuluyor!
Tamer Korkmaz
|
 |
erolaysal
16 yıl önce - Sal 12 Eyl 2006, 13:55
| Alıntı: |
| Ülkemizde halen en büyük tehtidin irtica olduğunu unutmamamız gerektiğini hatırlatmak isterim. Tabiki bu olayların irticayla ilgisi var ya da yok tam bir bilgiye sahip olmak zor. Ama böyle olayların bu açıyla da analiz edilmesi gerektiğine inanıyorum. |
irtica'dan kasıt dindar kesim mi acaba?
şunu unutmayalım ki dindar kesimi irtica diye suçlamak için yıllarca oyunlar oynanmış ve bunlarda da muvaffak olunmuştur.
şimdi de aynı şeyler yapılıyor.
|
 |
Tuna Yersu
16 yıl önce - Sal 12 Eyl 2006, 14:09
irticadan kasit hicbir zaman masum dindar kesim olamaz zaten olmamistirda..Bu olayda provokasyonlar tabi olabilir, her zaman oluyor zaten ulkemizde..hem ic hemde dis orgutler manipule etmeye calisiyor zaman zaman..Ama burda dikkatimi ceken İsmailağa Cemaati ve İsmailağa Camii terimleri..Bunlar Turkiye Cumhuriyeti'nde olmamasi gereken seyler..Bu ulkede birtek cemaat var: Turk milleti ve Camilerimizde ortak degerlerimiz, hicbir cemaatin,tarikatin vs kontrolunde olmamali..
|
 |
oaltay
16 yıl önce - Sal 12 Eyl 2006, 17:52
Alıntılar hep tipik dinci basın çarpıtma örnekleri. Ne yani, ne demek isteniyor, açıkça ifade edilsin, biz de anlayalım: 28 Şubat döneminde o haberlere konu olan Ali Kalkancı, Müslüm Gündüz gibi kişiler, böyle ilişkiler yok muydu? Bu kişiler kostüm giymiş tiyatro sanatçıları, anlatılanlar birer senaryo muydu?
Ya günümüzde olan bitenler? Sanırsınız bir tarikatın (günümüzde bile var!) çeşitli kolları asarındaki iktidar savaşı cami gibi mübarek bir mekanda cinayet işleme noktasına ulaşmamış, bu tarikat 200 milyon dolarlık servet sahibi olmamuş, tarikat şeyhlerinden biri boğazda 2 milyon dolarlık evde oturmuyormuş, mafyöz bir takım etkinlikleri olmuş bir şahısla bir diğeri bu cemaate mensup başka birilerinin kendilerini bir caminin bodrum takında kurdukları şeriat mahkemesinde yargıladıklarını, ölüm cezasına çarptırdıklarını ama tehdit edilince vazgeçtiklerini anlatan savcılık beyanlarında bulunmamış, İstanbul polisi büyük bir ciddiyetle olayı ele almaya başlamış, dahası camide işlenen cinayet bile linç diye hasır edilmeye kalkılmamış. Sonra da "irtica, mirtica yok!" vaveylası. Vay anasına sayın seyirciler, ne günlere kaldık!
En son oaltay tarafından Sal 12 Eyl 2006, 18:04 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
|
 |
oaltay
16 yıl önce - Sal 12 Eyl 2006, 18:01
Dikkatimi çeken önemli bir nokta bu "sanal irtica " safsatalarında başı çeken yayın organının Zaman gazetesi ve aynı gruba bağlı diğer yayın kuruluşları olması. Bunun nedeni ne olabilir?
Elbette ki herkesin bildiği üzere bu yayın organları da birer 'cemaat', yani tarikat kuruluşu ve başlarında şu anda ABD'de yaşayan bir lideri var.
Tabi diğer tarikatler için anlatılanların, verilen bilgilerin bu bahsi geçen için de ne denli geçerli olabileceğine dair ciddi emareler de var ortada. Örneğin bu cemaatten ayrılan bir kişi yakın zamanda lider tarafından ölümle tehdit edildiğini aktarmıştı.
Olayların mali yönlerine dair karanlık ilişkiler de söz konusu elbette, mesela, Tufan Türenç aktarmıştı (http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx ...yazarid=39), Zaman gazetesi tirajını belgeleyemediği, yani kestiği faturaları ibraz edemediği için ABC Tiraj Demetin Kurulu'ndan çıkarılmış. Tabi birilerinin çıkıp bu faturasız dağıtılan gazetelerin suyunun nereden geldiğnii açıklaması gerekiyor, hukuk devletlerinde de ilgili soruşturma birimleri bu görevi yerine getirir ama bizde hukuk yok ki.
|
 |
fatih kocaoglu
16 yıl önce - Sal 12 Eyl 2006, 18:02
Oaltay Demişki
| Alıntı: |
| 28 Şubat döneminde o haberlere konu olan Ali Kalkancı, Müslüm Gündüz gibi kişiler, böyle ilişkiler yok muydu? Bu kişiler kostüm giymiş tiyatro sanatçıları, anlatılanlar birer senaryo muydu? |
Sormuş Olduklarınıza kendi mesajınızda Cevap vermişsiniz zaten.28 Şubat Türkiyede 3.ncü sınıf Cinsel Kimlikleri Taşıyanların darbesidir.Ali Kalkancı, Müslüm Gündüz'ün ise Kankaları ise yine bu 3.ncü Cinsel Kimliği taşıyanlardır.Bakın Burada Belgeli Kendi Ağızlarından 3.ncü sınıf Cinsel kimlik neler analatıyor.Bu Ülkede İnsaları Kargaşa yaratarak hâla daha Kutuplaştıranlar Bu ülkeye İhanet etmiş Vatan Haini Soysuzdur.Travestilerle Rejimi Koruduk diye Kimse Övünmesin.
| Alıntı: |
Türkiye’de üçüncü cinsin en çarpıcı temsilcisi olarak bilinen, 90’lı yıllar boyunca ‘Travestiler Kraliçesi’ olarak anılan, 2000’lerde organizatör sıfatıyla ülke gündemine ilginç olaylar taşımaya devam eden Seyhan Soylu’nun (Sisi) 28 Şubat sürecinde etkin bir rol üstlendiği ortaya çıktı. Soylu, “irticanın belinin kırılması” operasyonlarına yaptığı katkıyı “verilebilecek azami detayla” Nuriye Akman'a anlattı.
Seyhan Soylu, JİTEM’in yayın organı olduğunu iddia ettiği Strateji Dergisi bünyesinde, 8 ay boyunca istihbarat çalışmaları yaptığını, tesettüre girerek Kalkancı tarikatını incelemeye aldığını, yaptığı hizmetler nedeniyle “alnından öpüldüğünü”, bu nedenle alnına bir yıldız dövmesi yaptırdığını söyledi. “Aşk, nefret, intikam, ihtiras ve ihanet” sarmalında dini kavram ve temalarla yoğrulmuş, Emire Kalkancı ve Fadime Şahin’in gözyaşlarıyla sulanan “irtica” haberlerinin, kâh bir melodram, kâh bir gerilim filmi gibi izlendiği yıllarda kendi kendine Türkiye’yi “yobazların elinden kurtarma” misyonu yüklediğini anlatan Soylu, “Ben 28 Şubat’ın gizli kahramanıyım.” dedi.
–Seyhan, kendini zaman zaman polis gibi düşünüyor musun? “Atılmasaydım ben de emniyet müdürüydüm” diye iç geçiriyor musun?
–Yok, onun yerine daha güzel şeyler yaptım. Mesela Jandarma İstihbarat Teşkilatı’nın yayınlarında genel koordinatörlük yaptım. Bundan altı yıl önce, sekiz ay kadar bir dönemdi.
–Neden böyle bir görevi sana verdiler?
–Çünkü ben çok çalışkandım, çok milliyetçiydim. Yani polisimizin algılayamadığını askerlerimiz algılıyor.
–Ama askerlerin katı kuralları vardır, polislere göre. Cinsel kimliğin göz önüne alınırsa, nasıl oldu da sana böyle bir görev verdiler?
–Ben askerlerin daha ılımlı, daha sevecen olduklarını, insanların kişiliklerine önem verdiklerini düşünüyorum. Emniyet teşkilatındaysa, atamalar dahil, insanların kendi menfaatlerini düşünerek hareket etmesinden dolayı, “Acaba?” denecek duygular var. Ama askeriyede böyle değil.
–Tam anlayamadım. Şimdi, tam olarak ne yaptın jandarma için?
–Ali Kalkancı tarikatı için tesettüre girdim. Adı Strateji, JİTEM kaynaklı bir dergi bu. O yüzden de istihbaratçılarla, emniyetçiler vardı içinde. Askeriyeden emekli olan insanlar vardı. Böyle bir çalışma içine girdik ki o tarihte Refah Partisi’nin oyu yüzde 38’di. Ali Kalkancı ve Emire Kalkancı olayını yakaladık. Aczimendi liderinin yakalanmasını, Fadime Şahin ile Emire Kalkancı’nın ekrana çıkarılmasını sağladık. Tarikat içerisinde yaşanan çarpık ilişkileri deşifre etmek, dini insanları sömürme aracı olarak kullananların maskelerini düşürmek için böyle bir şey hazırladık.
–Askerler mi istedi senden bunu?
–Kimse benden istemedi, ben buldum. Dosyayı ben hazırladım, ben sundum. Onun harici bir sürü dosyalar var. İşte MİT’in sahte dolar bastığını, Afganistan Başbakanı’nın buradaki mevcut bir başbakanımızla buluştuğunu vs. Yani dosyalardan biriydi bu da.
–Tesettüre girdiğinde ne hissettin?
–Tesettüre girmem maksatlıydı. Olayın maksadı boyutunu aştı. Tesettür insanın vicdanındadır. Zaten imanı çok yüksek bir insanım.
–Tesettürlü insanların içinde kendini ne olarak tanıttın?
–Ben onları kandırmak için böyle yapmadım. Böyle bir hayatı da bir müddet denemiş oldum.
–Kendini gizlemeyi kandırma sınıfına sokmuyor musun?
–Hayır yani açık açık böyle bir şeyin yapıldığını düşünür isek, öyle bir şeye kucak açılmazdı. Ben radikal kesimde cinsel kimliğe, kadına bakışı incelemek için girdim aralarına. Çünkü toplumda çok fazla bir oy patlamasına sebep olmuşlardı. Gerçekten takiyye var mı, yoksa doğru mu diye bir araştırmaya girdim? Herhangi bir insan yönlendirmedi. Dergide bu tarz birçok haber peşindeydik. Salt olarak böyle bir şeyin araştırması değil.
–Dergiye ne oldu sonra?
–Daha sonra finansman kaynağı bulamadık, devam edemedik. Benimle başladı benimle bitti.
–Bu çok özel görevin bitince ayrıldın yani.
–Görev değildi. Beni derin devletle özdeşleştiriyorsun. Ben MİT elemanıyım demedim ki.
–Ama yaptığını söylediğin şeyler gazetecilik değil, istihbarat çalışması.
–Ama ben gazeteci olarak da istihbarat yapabilirim.
–Emire ve Fadime sonradan açıldılar. Onlar da yoksa senin gibi bir görev uğruna mı örtünmüşlerdi?
–Hayır, hayır. Öyle bir şey olabilir mi? Ne münasebet!”
–JİTEM’le işbirliği yapmanın getirisi ne oldu?
–Bir şey söyleyeyim mi, ben o çalışma günlerimde hayatımın ekonomik olarak en kötü günlerini yaşadım. Çok da memnunum; ama bu kadar artık yeter dedim ve kendime yön çizmek zorunda kaldım. Bana ekonomik olarak getirileri hesapladım ve halkla ilişkiler alanına geçtim.
–“Devlet töreniyle defnedilmek hayatımın en büyük ödülü olurdu” demişsin bir röportajında?
–Ne kadar güzel bir duygu değil mi? Benim savaşımı, mücadelelerimi, siz de yaşamış olsaydınız siz de arzu ederdiniz bunu.
–Seyhan, yaşarken yüzde yüz onaylanmadın; ama hiç değilse ölürken en üst düzeyde onaylanmak mı istiyorsun? Çok büyük bir sevilme ihtiyacı mı bu?
–Bravo Nuriye Hanım. Zaman zaman geçmeye başladınız.
–Sizin zekanızı geçemem ben Seyhan Hanım.
–Estağfirullah, ne münasebet.
–Peki ama, devlet töreniyle gömülmek pek az faniye nasip olur. Bunun için ne bedel ödeyeceğini düşünüyorsun?
–Şu anda dingin bir hayat sürüyorum. Kendimi yetiştiriyorum. İyi bir iş kadını olma yolundayım. İki yıl sonra elliyle yüz arası televizyon programım dönecek. Yanımda herhalde iki yüz kişi çalışacak. Türkiye’de yüz elli–iki yüz sanatçının patronu olacağım.
–Bunlar mı seni devlet töreniyle gömdürecek?
–Hayır. Daha sonra siyasilerimizin düşünceleri biraz daha modernleşince benim istediğim bir parti içerisinde kendime bir yer bulurum. Meclis’te var olmam gerektiğini düşünüyorum. Hizmetlerim devam ederken ölürsem milletvekili olarak da gömülürüm.
–Sana Asena diyorlar doğru mu?
–Dostlarım tarafından öyle bir sembolik ismim var, ama...
–Bir dönem MHP’ye üye miydin?
–Hayır. Bana bir sürü MHP ilçe teşkilatından teklif geldi; ama ben partiye zarar vermemek için kabul etmedim. Çünkü benim cinsel kimliğimi hemen kabul edebilecek potansiyeli yok. Milliyetçilik adına her MHP sempatizanı gibi ben de bir şeyler yapmaya çalıştım. Abdullah Öcalan yakalanmadan önce ben bangır bangır televizyonlardan Apo’nun kellesini getirebilecek kadar zekaya sahibim diyordum.. Eğer bana böyle bir görev verilmiş olsaydı bunu yapabilirdim.
–Herhalde şöyle düşündüler: Kalkancı olayıyla ispatladın kendini. Yeter bu kadar kahramanlık!
–Hayır, benim eğer bir projem varsa kendimi o ortamın içine adapte edebilirim. Cemalettin Kaplan, Atatürk büstünü yerlerde sürüklerken Almanya’da, ben de onun fotoğrafını Taksim Meydanı’nda süründürdüm.
–Emire ve Fadime neredeler?
–Emire’nin Kadıköy civarında bir pastanesi var. Fadime, Akdeniz Bölgesi’nde bir yerde yaşıyor. Ali Kalkancı ise cezaevinden çıktıktan sonra yine aranmaya başlandı.
–Emire ile Fadime neden açıldılar sonra?
–Kapanmalarının sebebi imandan değildi ki. O an kapılmışlardı, sel gibi gidiyorlardı.
–Onlar da senin gibi belki bir çeşit istihbarat yapıyorlardı...
–Hayır ne münasebet. Emire Kalkancı Ali Kalkancı’yla birlikte olmuş. Ali Kalkancı aslında pazarda limon satan bir adamdı. Kur'an okumayı dahi bilmiyordu. Kur'an okumayı bilmeyen bir insan beş yılda on milyon dolarlık bir servete sahip oldu.
–Onlarla birlikte yattın, kalktın, yedin içtin. Seni ne olarak tanıyorlar? Ev kadını kimliğiyle mi?
–Evet, adımı da kanuni olarak değiştirdim, Kezban yaptım.
–İçinde mikrofon falan mı taşıyordun, nasıl yapıyordun?
–Teyple yapıyordum hanımefendi. Daha sonra gizli kamerayla yapmaya başladım. Devlet bana ilerde görev versin, beni ciddi anlamda maaşa bağlasın, yine devlete hizmet eder, bütün işlerimi bırakırım. Seviyorum ben ülkemi, yemin ediyorum. Bunların hiçbirini ne menfaat için, ne de bravo desinler diye yaptım.
–Koskoca Türkiye’de bir tek sen bunu fark ediyorsun...
–Ne münasebet, birçok insan fark ediyordu, ne yapacağını bilmiyordu. Ben yalnızca fitili ateşledim, uyanışa geçirdim. Yani bu kadınlar devlet tarafından kullanılmadı; ama bu kadınlar radikal dincilerin oyuncağı olup kullanıldılar.
–Dost musun onlarla şimdi?
–Hayır görüşmüyorum. Çünkü ben özür dilerim ama ben prensesim. Onlara cadı tarafından elma yedirilmişti. Prenses olarak onları ben öptüm, uyandırdım.
–Âlemsin! Yok böyle bir şey! Ama sen onlara ihanet ettin.
–Ben onlara ihanet etmedim ne münasebet ya. Gerçek Müslümanlara ihanet etmedim. İmanlarını kullanan insanları, ortaya çıkardım. 28 Şubat sürecini başlattım. Çok ciddi söylüyorum, Kur’an çarpsın ya. Ben ihanetçi değilim, milliyetçiyim. Daha sonra Refahlı milletvekillerinin de takdirini kazandım. Necmettin Erbakan’ı da uyandırdım, kendine getirdim.
–O kadınların düşmanlıkları var mı peki sana?
–Bana kimse bir şey yapamaz, alnımın ortasına bir tane yıldız yaptırdım.
Kim bana bir şey yapmak istiyorsa oradan bana ateş etmesi lazım, eğer sektirirse hesabını sorarım.
–Yani “Beni arkamdan vurmayın, mertçe buradan vurun” mu diyorsun?
–Bravo, algılamışsın. Kafayı sıyırmış bir deli değilim. Sinirlerime hakim olabilirim. Karşımdaki insanın psikolojisiyle istediğim zaman oynayabilirim. Kafama koyduğum her şeyi yaparım. Mesela Bayan Mitterrand’la bir ortamda bir araya gelirsem onu yerden yere tekmeleyeceğim. Zamanında Kürtleri Türklere karşı kışkırtan odur. Ben iki kardeş ırkı ayırmak isteyen herkesi paramparça ederim.
–Şekerim her şeyin abartılı senin. Milliyetçiliğinin altını çiziş biçimin de. Seyhan, acaba bunun altında korunma içgüdün mü var? “Cinsel kimliğimden dolayı yeterince ceza çektim. Artık yeter” deyip bu milliyetçi söylemi mi yakaladın acaba?
–Yok benim umurumda bile değil onlar ya! Meclis’tekilerinin hepsinden çok daha milliyetçiyim. Saldırılan bir kimliğim var. Benim kimseyi ciddiye almadığımdan kaynaklanıyor bu.
–Ne zaman evlendin?
–1997.
–Bu Strateji Dergisi işi bittikten sonra mı yani?
–Tabii tabii. Yani ben derin devletin bir insanı olup da formaliteden evlendirilen biri değilim. Herkesin yapması gereken şeyler bunlar, milliyetçiler olarak. Birçok insandan şerefliyim ben. Bu ülkede Leyla Zana’ları Meclis’e aldılar. Ben 28 Şubat’ın gizli kahramanıyım. 28 Şubat süreci benim yaptığım olaylarla başladı.. Bir travestinin de bu ülke için savaştığını gösterdim ben insanlara. Uyanışa geçirdim ben herkesi, Milli Güvenlik Teşkilatı’nı uyandırdım. Devletin üst kademesindeki bürokratları, milliyetçileri uyandırdım. Bu görevi üstlendiğim için de çok mutluyum. Bir sürü üst düzey bürokrattan, emniyet teşkilatından, askeriyeden, hiçbirinden bana toplum içinde bravo almadım; ama hepsi alnımı öptüler. Onun için de alnıma bir tane yıldız yaptırdım. Alnımdaki yıldızın sebebi de bu.
–Sana hizmetlerin için bir madalya vermediler mi?
–Hayır bana herhangi bir madalya verecek kadar yürekli herhangi bir insan yok. Ama herkesin gönlünde olduğumu biliyorum. Hiç olmazsa Küba’ya gidip ülkücü selamı vermiyorum. Kafamda da Che şapkası yok.
–Seni “gayrimeşru âlemde” de çok seviyorlar. Alaaddin’inden, Nuriş’inden, Sedat Peker’ine kadar herkes senin dostun...
–Doğru ama artık değişime uğradık toplum olarak. Onların aklı başına geldi, devletin ne kadar büyük olduğunu insanlar gördü. Devlet bunu karşı taraftaki insanların bilincine enjekte edemezdi. Zaman içerisinde insanlarımız olgunlaşmaya başladılar. Bakın gayrimeşru âlemdeki herkes işadamı olmaya bakıyor farkında mısınız? Demek ki değişim sürecindeydi, onların da hırçınlıkları aynı benimki gibi bitti. Ben de olgunlaştım, işkadını oldum.
http://derinanadolu.tripod.com/02-02-28-sisi.htm
. |
|
 |
ZERRİNCE
16 yıl önce - Sal 12 Eyl 2006, 18:09
aman gözünüzü seveyim,böyle tarikat marikat işlerine bulaşmayın.cennetin üst katlarında olayım diye bu işlere fazla özenmeyin.
islam dini çok sade , anlaşılması tatbik edilmesi çok kolay bir dindir.böyle oluşumlar dinimizi islamiyetin özünden koparmaktadır.
islamiyete ehil olmayan kişiler tarafından yapıştırılan ve KURAN-I KERİM'in lafzından özünden uzak yorumlar sizi günahkar dahi yapabilir.
en doğrusu SADE bir müslüman olmaktır.
ne kadar ayrıntılara dalarsanız kafayı üşütme riskiniz o kadar artar.
|
 |
mahmut01
16 yıl önce - Sal 12 Eyl 2006, 19:48
Burada zaten cemaatleri tartışmanın gereği yok. Bu zaten gereksiz polemiklere yol açağı kesin. Cemaatler herzaman olmuştur ve sonsuza değin olacaktır. Bu kimi zaman din eksenli olacak, kimi zamanda lionslar gibi maddi eksenli olacaktır.
Burada tarşılan ve tartışılmak istenen ülkemizi bir ikinci 28 şubat sürecine sürüklenmesi amacıyla ortaya atılan provakasyonları ve medyanın herzamanki bu işe kendi çıkarları çerçevesinde sahiplenişi ve destek oluşu. Kesinlikle balık zekalılık yapmadan yani daha dünü hatırlamadan bu günün yorumlanmaması gerekmektedir.
Unutmayalım bu ülkede farklı inançta, görüşte, dinde, ırkta vs. vs. insanlarlar herzaman olmuş vede olacaktırda. Aramıza ayrılık, kin tohumu ekenlere karşı uyanık olmalıyız ! Saygılarımla...
|
 |
sayfa 1  |
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
|