1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 277  |
 |
eray
12 yıl önce - Prş 10 Şub 2011, 21:26
her ne kadar bu sitede msj sayısı çok olduğu için puan verme yetkisine sahip,hayatında hiç otobüsü olmamış ,ama otobüs hayranı olan,otobüslere ait defter kitap üzerinde bi kaç bilgisi olan otobüsleri sadece seyahatlerinde yaşamış,arkadaşların yukarıdaki maraton otobüsüme eksi verdikleri gibi(neden eksi vermiş anlamadım cam gibi arabaya)bu maratona da eksi vereceklerini bile bile bi maratonum daha..
hoş eksiler beni ne sınıfta bırakıyo ne de aşımı ekmeğimi kesiyo birileri sadece egolarını tatmin ediyolar..
|
 |
K_TopraK
12 yıl önce - Cmt 12 Şub 2011, 01:03
|
 |
Gökhan AsGül
12 yıl önce - Cmt 12 Şub 2011, 02:31
| Alıntı: |
| her ne kadar bu sitede msj sayısı çok olduğu için puan verme yetkisine sahip,hayatında hiç otobüsü olmamış ,ama otobüs hayranı olan,otobüslere ait defter kitap üzerinde bi kaç bilgisi olan otobüsleri sadece seyahatlerinde yaşamış,arkadaşların yukarıdaki maraton otobüsüme eksi verdikleri gibi(neden eksi vermiş anlamadım cam gibi arabaya)bu maratona da eksi vereceklerini bile bile bi maratonum daha.. |
Eksi alma sebebin otobüs fotoğrafından dolayı değil, 8 dakika arayla mesaj yazmandan kaynaklanıyor
Cevap olarak buraya yazma sebebim ise,sitedeki tüm yeni arkadaşlar için. Site kurallarını okuyun lütfen...
|
 |
Fatih EROL
12 yıl önce - Cmt 12 Şub 2011, 12:37
Sayın K_Toprak' ın paylaşmış olduğu Hatay Jet Turizm yazılı 302 lere bakıp kaldım dakikalarca...
Nostalji düşkünlüğüm ayrı bir mevzu ama kim ne derse desin 302 de başka bir büyü var...O kadar estetik, duyguya hitab eden bir görüntüsü var ki son model bir otobüse bakarken hissettiklerimi aynen yaşatmakta hala.
|
 |
Orhan KAYAR
12 yıl önce - Cmt 12 Şub 2011, 13:07
merhaba
merhaba geçen günlerde opel biltz otobüs resimleri yüklemiştim 2 adet daha varmış dosyam da onlarıda yüklüyorum teşekkür ederim.

|
 |
besim bayındır
12 yıl önce - Cmt 12 Şub 2011, 18:54
Yılmaz Üstadım Emeksiz yazan otobüsü görünce şaşırdım çünkü Muğla da marangozun oğlanları dedikleri aile vardı ve onlarda bazı otobüsler vardı hatta son zamanlarda son model Magırus da almışlardı ve o otobüslerinde önünde Emeksiz yazardı,ben sadece onlar var diyordum ama sizin bahsettiğiniz firmada varmış,verdiğin bilgiye teşekkür ederim Saygılar.
|
 |
oktayaral
12 yıl önce - Cmt 12 Şub 2011, 23:43
EMEKSİZ
Yılmaz Bey, resmini koyduğunuz Emeksiz firması tam bir nostalji örneği ve bakmaktan gözlerimi alamadım doğrusu. Ben bu firmanın Eskişehir kökenli olduğunu zannederdim ama demekki yanılıyormuşum. O yıllarda B.esir'de, İzmir-İstanbul yolu üzerinde otururduk. Bu hatta çalışan başlıca firmalar K.koç, İnanöz, Sağlam, Pamukkale, Çıldır Güven (Eskişehir firmasıydı), Özen (Bursa) ve Emeksiz' di. Firma sanırım magiruslarla başladı ve 70'li yılları fazla göremeden kayboldu. Hatta 302'si bile olmadı. İzmir'den sonra ilk molalarını Akhisar'ın içindeki benzincide (hala durur, o zamanlar BP idi) verdiklerini hatırlıyorum. Araçları gayet temiz ve bakımlıydı. Bu güzel resim için tekrardan çok teşekkürler.
|
 |
VAHDETTİN
12 yıl önce - Pzr 13 Şub 2011, 00:07
1975'de "0" km.olarak alınan bir 0302 resmi de benden... (Bartın resimlerinden alıntıdır)
|
 |
Atalay Akça
12 yıl önce - Pzr 13 Şub 2011, 00:17
Otobüsçü abilerimizden biri anlatmıştı metro turizmde çalışırken 1992 yılında maraton ile 205 km/h hızla radara girmişler.
|
 |
Allihan58
12 yıl önce - Pzr 13 Şub 2011, 00:30
1950’den sonra, tramvayların yetmezliği çerçevesinde aranan yeni çözümlerden biri olarak “Troleybüs” gündeme geldi. Özellikle enerji kaynağı açısından fazla dışarıya bağımlılığı olmayacağı için, elektrikle çalışan, ray sistemi kullanmayarak daha esnek hareket olanağı taşıyan bu çözüm oldukça çekici görünüyordu.1957 yılında İtalyan ”Ansaldo San Giorgio” firmasına hem sistemin kurulması hem de araçların sağlanması için sipariş verildi. Tesislerin kurulması ve ilk araçların gelmesi ile 27 Mayıs 1961’de ilk hat, Topkapı–Eminönü hizmete girdi.
Sadece Avrupa yakasında olmak üzere 45 km hat , 6 kuvvet merkezi ve 100 araç 70 milyon liraya maloldu. Garajları Topkapı ve Şişli idi. İtalya’dan alınan araçlardan başka, bizim mühendis ve işçilerimiz de bir troleybüs imal ettiler; “Tosun” adı verilen bu araç da 1968’den sonra hizmete girdi.
Araçlar, aslında otobüs şasi ve karoserisi ile imal edilmişlerdi ancak elektrik motoru ile ve 400 volt üzeri düz akımla çalışıyorlardı. Elektrik havai hattan, 2 arşe aracılığı ile sağlanıyordu. Araçların çeşitli bölümleri çeşitli İtalyan firmaları tarafından imal edilmişti ve yanlış anımsamıyorsam karoser Alfa Romeo yapımı idi. Ahşap –parlak formika– oldukça ergonomik tasarımlı oturma yerleri vardı ve şoför yanında, yanyana 4 koltuk en keyifli yerlerdi. Motorlar son derece sessiz ve güçlü idi, Dolmabahçe’den Gümüşsuyu’na veya Şişhane’den Tünel’e çıkarken -bu yönde trafik vardı o zamanlar- tüm diğer otobüsleri sollayabilirlerdi ve bu şoförleri için özel bir keyif olurdu. Ancak bu araçların, İstanbul gibi çok inişli yokuşlu dönüşlü bir kent için son derece uygunsuz bir arşe sistemi vardı. Bu akım aktarım sistemi, herhalde çıkarttığı sürekli sorunlara dayanarak "boynuz” lakabını almış, halk arasında troleybüsler "boynuzlu ” olarak adlandırılır olmuştu. Gerçekten de tramvayların ve başka troleybüs sistemlerininkinden farklı olarak iki arşe, uçlarındaki oluklu rulmanlar aracılığı ile ayrı tellere değerdi. Ve ani manevralarda, dönüşlerde, frenlerde, hat kavşaklarında hatta bazen nedensizce boynuzlardan biri, oldukça da gürültü çıkararak telinden çıkardı...
O zaman şoför aracı durdurur, uzun uzun özel el frenini kurar, kapılar açılır, aracın arkasına geçilir, çıkan boynuzun esnek ipi çekilip arşe maharetle yeniden tele oturtulur, yeniden araca binilir ve yola çıkılırdı –bu işi çok ender olarak da meraklı, boynuz uzmanı olmuş biletçiler yapardı ama belki de resmi olarak buna yetkili değildiler. Bu işlem bazen yolcuları eğlendiriyor olsa da, karda kışta yağmurda herhalde şoförün hiç hoşuna gitmez, hele aracın arkasında mahsur kalan otomobil sürücülerini çileden çıkartırdı.
Akülerine paramız yetmemiş
Troleybüsler son derece özgün "makinelerdi,” debriyaj ve gaz pedalları bulunmuyordu. Gaz pedalı yerine bir “reosta” -akım geçişini ayarlayan ve hızı arttıran– pedalı vardı. Ayak fren pedalının yanı sıra ilginç, ileri geri hareketlerle kurulan ve özel bir ses çıkartan el freni de bulunuyordu. Ön paneldeki –hiç kullanıldığına tanık olunmayan– 2 tuhaf koldan birinin “geri vites” diğerinin ise çok özel bir kazıklayıcı fren – akımı ters veriyormuş – olduğunu bir yolculuğumda şoförle olan sohbetimde öğrenmiştim.
Merak ettiğim diğer bir konu da tellerin kavşaklarında, aracın nasıl şoförün istediği yöne gideceği olmuştu. Kavşak öncesinde, telde asılı, yarısı kırmızı yarısı beyaz bir üçgene göre, “gaz verilerek" gidilirse belli bir yöne yoksa diğer yöne gidildiğini de bu konuşmada öğrenmiştim. “Şoförle konuşmak yasak”tı ama o trafikte, bir boynuzlunun şoförünün gerçekten arkadaşlığa gereksinimi oluyordu…
1980 civarında ülkedeki enerji dar boğazı nedeni ile her gün elektrik kısıntıları ortaya çıkınca troleybüsler zaten düşük olan verimlerini daha da yitirdiler. Hele beklenmedik elektrik arızaları ile yollarda kalıp yolcuları “sefil” etmeye başlayınca, daha da kötüsü uzun ve hareketsiz katarlar oluşturarak zaten yetersiz olan yolları tıkamaya başlayınca sonları geldi. Halbuki, yine şoför sohbetlerimden öğrendiğime göre bunların en az bir saat yetebilen ve kilometrelerce yol yapmalarını sağlayan aküleri de olurmuş ama ekonomik nedenlerle alınamamış veya takılamamış veya bakılamamış. Artık oldukça yaşlandıkları gerçeği de göz önüne alınınca önce seferleri azaltıldı, sonrasında ise -16 Temmuz 1984- tamamen kaldırıldı.
İlginçtir ki troleybüslerin pek çoğu İzmir Belediyesine (ESHOT) satıldı ve orada daha uzun yıllar, hem de İstanbul’a göre çok daha verimli olarak hizmet gördüler.

|
 |
sayfa 277  |
ANA SAYFA -> ULAŞIM
|