Ana Sayfa 900 bin Türkiye Fotoğrafı
cemaliakangn
8 yıl önce - Cum 11 Ağu 2006, 00:44
Bursa'nın Şehir Efsaneleri


Cennet Bursa Efsanesi

   Vaktiyle her Süleyman'dan içeri bir Hazreti Süleyman varmış; alnında peygamberlik nuru yanar, başında hükümdarlık tacı parlarmış; Allah ona "mührü Süleyman" derler tılsımlı bir mühür ihsan etmiş; bu sayede dağa taşa hükmeder; kurda kuşa sözü geçermiş... Oturduğu taht desen ne altın, ne fildişi; ya cin, ya peri işi bir tahtırevanmış! Dur derse durur; yürü derse yürür; uç derse uçarmış.Böylece dünyanın dört bir yanını dolanır; ağlayanla ağlar, gülenle gülermiş.

   Günlerden bir gün tahtına kurulur; sağ yanına sağ vezirini, sol yanına sol vezirini alıp havalanır göklere... Dağlar eğim eğim eğilir; yollar erim erim erir; bir göz yumup açıncaya kadar gelir, dağların dağı Uludağ'ın tepeciğine iner, bakar ki, ne baksın! Bu dağın bir kanadı ses, bir kanadı renk; bir kanadı su, bir kanadı ışık!

  Hazreti Süleyman:"Yaratan neler yaratıyor!" diyerek parmağı ağzında kalakalır. Neden sonra kendine gelip sağına döner, sağ vezirine:

  "A benim vezirim; sen çok gezdin, çok gördün; imdi dünya gözüyle bakınca bu yerleri nasıl görüyorsun?" diye sorar.

 Sağ vezir: "Ey benim sultanım, efendim; Allah her güzelliği buraya vermiş ama bunları görüp duyacak, derleyip koklayacak biri olmadıktan sonra neye yarar? deyince, Hazreti süleyman bu söze mührünü basar. Sonra sola dönüp sol vezirine:

  "A benim vezirim; sen çok yaşadın, çok bilirsin; dünyada bu güzelliklerden üstün bir güzellik daha var mı?" diye sorar. Sol vezir da aynı dilden cevap eyleyip:

  "Var sultanım, var! Öyle ya, dal dal ötüşen kuşların sesi güzeldir ama, gönül yaylasını saran insan sesi daha güzeldir... Burcu burcu kokan güller güzeldir ama, hiçbiri gül yanaklar gibi domur domur açılmaz... Şu uçsuz bucaksız mavi su güzeldir ama, bir damla gözyaşının, yanan yüreklere verdiği ferahlığı veremez.. Şu pırıl pırıl gökyüzü güzeldir ama, hiç bir ayın ondördü sultan gibi, ay ile bahsedip gün ile doğamaz..." deyip kesince, Hazreti Süleyman bu söze de mührünü basar ve son sözü kendi alır:

  "Ey benim vezirlerim; ikiniz de ağzı öpülecek adamlarsınız; bu yerlerin bir 'insan' eksiği var. Dediğiniz gibi bu güzellikleri görüp duyacak biri olsaydı, ya dile getirir, ya tele getirir de, böyle kaybolup gitmezdi, bu bir! Üstelik bunlara her güzellikten üstün bir de insan güzelliği katılırdı, bu iki!

  "İmdi, siz de benim bu sözüme bir 'mim' korsanız, şu yaylaları yurt edinelim.. Bir saray yaptıralım, köşkü beraber; içinde bahçesi, suyu beraber... Bu saraya güzeller güzeli Belkıs'ın tahtını kuralım; bu bahçeye de dilediği gülü, bülbülü konduralım ve lakin köşkün anahtarı bende kalsın!"

   Vezir vüzerası mim koymaya kalmaz; dağ taş dile gelip: "Belkıs, Belkıs!" diye  inim inim inler...

  Hazreti Süleyman o saatten sonra tezi yok, perilerini başına toplayıp onlara danışacak olur, ama perilerden bir peri, niyetini gözünden okuyup ağızsız dilsiz anlatır ona:

  "Ya Süleyman; 'Can kavmi' derler bir kavim vaktiyle buralarda bir şehir kurmuştu ama 'Cin kavmi' dedikleri kavim de bu şehre göz koymuştu. Bin yıl dövüştüler durdular ya, son sonu ne onlara kaldı, ne bunlara; tufan erişip sular altında kaldı şehir! İşte bu dağın eteğinde gördüğün göller, göl değil, o tufanda göllenip kalmış sudur; o şehir de, sözüm ona, bu göllerden birinin altında yatıp duruyor..." deyince, Hazreti Süleyman mührü Süleymanı basar, vüzerası da birer mim kor bu söze...

  Bunun üzerine su perileri sulara dalar; gölleri boşaltıp can şehrini ortaya çıkarırlar. Dağ perileri de dağlara tırmanır, getirecekleri kadar getirip, mermer taş, mermer direk bir saray kurarlar, köşkü beraber, bahçesi, suyu beraber.

  Periler bu hayhayda iken, Hazreti Süleyman kuşun kanadıyla her yana haberler gönderip cümle ela gözlüleri buyur eder. Nerde var nerde yok, ela gözlüler de gelir, bu şehre yerleşir; Belkıs Sultan da varıp sarayına, tahtına kurulur; şehir şehir olur, saray da saray!

  Sağ vezir bunu sağ gözüyle görür: "Cennet burası!" der; meğer sol vezirin bir kulağı biraz ağırmış; bu sözü "Cennet Bursa!" anlamasın mı?

   O gün bu gün, bu şehrin adı "Bursa" kalır. Şehrin anahtarı kendisinde ya, Hazreti Süleyman da yılda bir kez olsun, felekten bir gün çalıp Bursa'ya gelir,  Belkıs Sultan'la murat alıp murat verir.

 Eh fani dünya kimlere kalmış ki onlara kalsın, ömürlerini yakalarına dikmediler ya! Bir gün ikisi de bahtını yellere, tahtını ellere bırakıp bu dünyadan göçüp giderler, ama gel zaman git zaman, Bursa, Bursa olarak kalır.  


Ebru K.Türk
8 yıl önce - Pzr 13 Ağu 2006, 23:32

Benim duyduğum ve artık aslında meğer efsaneleşmiş olan bir söylenti var. Tabi Cemalin'nin yazdığı kadar uzun değil.

Emirsultan ve Yıldırım Camii arasında çok uzun ve büyük bir tüneller ağı varmış. Yunanlılar Bursa'yı işgal ettiğinde çok işe yaramış ama sonradan yetkililer tarafından gereksiz diye girişleri kapatılmış.  

Benzer bir şey de Tophane tepesinin altında ucunun nereye çıktığı bilinmeyen mağaralarla ilgili duydum. Fakat sadece duydum ayrıntısını bilemiyorum.

Bu arada Yıldırım Beyazıd Camii'nin orjinal minaresi yıkıldıktan sonra neden aynı yere yapılmamış da yeni ve ayrı bir minare yapılmış çok merak ediyorum. Belki bunun da açıklaması olabilecek bir efsane vardır... Bilen varsa yazsın lütfen.  


oki30
8 yıl önce - Pzr 13 Ağu 2006, 23:36

Alıntı:
Benzer bir şey de Tophane tepesinin altında ucunun nereye çıktığı bilinmeyen mağaralarla ilgili duydum. Fakat sadece duydum ayrıntısını bilemiyorum.

Hatta ucunda çok büyük bir hazine olduğu söyleniyordu bir aralar..


cemaliakangn
8 yıl önce - Pzr 13 Ağu 2006, 23:49

Alıntı:
Bu arada Yıldırım Beyazıd Camii'nin orjinal minaresi yıkıldıktan sonra neden aynı yere yapılmamış da yeni ve ayrı bir minare yapılmış çok merak ediyorum. Belki bunun da açıklaması olabilecek bir efsane vardır...

Yıldırım Beyazıd camiinin minaresiyle ilgili duyduğum büyük ihtimalle bi uydurma ama yinede paylaşmak istiyorum. O minarenin yapımında, suyuna, içki suyunun karıştığı ve bu minare yeniden yapılsa bile tekrar yıkılacağı gibi saçma sapan bişey duymuştum.    
(Hurafe bunlar inanmayın   )


En son cemaliakangn tarafından Pts 14 Ağu 2006, 00:24 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi


DuMRuL
8 yıl önce - Pts 14 Ağu 2006, 00:05

Sevgili arkadaşlar bende Ulu Camiye ait bir efsane hatırlıyorum.
Bursa'yı ve Ulu Camiyi bilenler caminin ortasındaki havuzlu abdest alma yerini bilirler sanırım.Evet bu havuz, alışılagelmişin dışında namaz kılınan yerlerin yani caminin içinin tam ortasında bulunuyor.Bunun nedenini sorduğumda bana verilen cevap hayli ilginçti,tam hikayesini bilenlerin hatam varsa aydınlatmasını isterim:

Cami ilk yapılaağı sıralarda şuanki heykel civarında yerler aranmaya başlanmış ve en uygun yer olarak şimdiki yeri seçilmiş.Fakat bu caminin buraya yapılmasına engel teşkil edecek bir sorun varmış.Caminin bulunduğu yerin eski sakini kadınmş ve bu kadın müslüman olmadığından buraya caminin yapılmasını istememiş ve ölmeden de vasiyet etmiş.
Bizim ezelden beri süregelen adetlerimizin,anlayışımızın kökeni olan ve halkının bu normlar doğrultusunda birlik ve beraberlik içnmutlu etmeye çalışan Osmanlı Devleti'nin aklı burada da bizleri hayrete düşürmeye yetmiş ve o yaşlı ve müslüman olamyan kişinin evinin olduğu yere o havuzu yapmış.

Sonuçta her iki tarafında istediği olmuş ve günümüzün en güzel eserlerinden biri olan Ulu Camiye kavuşmuşuz


cemaliakangn
8 yıl önce - Pts 14 Ağu 2006, 00:14

Sarı Kız efsanesi
Bir tarihte, Uludağ’ın ya şu, ya da bu yamacında yeşilliklere gömülmüş bir kulübecik, içinde de bir ihtiyar ana, anacağızın da sarı bir kızı varmış. Sarı kızının da sarı bir ineği.. Bu ineğin bir memesinden süt, bir memesinden bal akarmış. Altın saçlı, ayva tenli, yakut dudaklı Sarı Kız, bir gün, aşağıya, sarı ineğin yanına inmiş, yine sütünü içip, balını emecekmiş. Bu sırada derinden derine, inler gibi, dokunaklı donuk bir ses duymuş:

- Sarı Kız, Sarı Kız! Ha geldim ha geliyorum. Ağlayarak mı geleyim, çağlayarak mı?

Sarı Kız, ürpermiş, titremiş, soğuk soğuk terler dökmüş, koşmuş anasına, atılmış kucağına. Hüngür hüngür ağlamış. Başından geçenleri bir bir anlatmış. Anası:

- Bu ses boşuna değil. Var bir hikmeti. Bir daha duyarsan cevap ver. Bakalım ne olur?

Sarı Kız akşama değin, korka korka ineğinin yanına inmiş. Çevresine bakınmış, kimsecikler yok.. Derken bir uğultu, bir gürültü. Aynı ses:

- Sarı Kız, Sarı Kız! Ha geldim ha geliyorum. Ağlayarak mı geleyim, çağlayarak mı?

Toplamış Sarı Kız kendini:

- Çağlayarak gel, deyivermiş..

Sen misin bunu diyen? Kayalar çatlamış, taşlar yarılmış. Bir su, bir su çağlamış ki köpük köpük, önünde durulmaz. Sarı kız köpüklere belenmiş, büklüm büklüm sarı saçları çözülmüş, tel tel yayılmış.. Alev alev yüreciği sularda erimiş.

Sular, onun saçından sarı, onun yüreğiyle sıcakmış.

İşte Bursa kaplıcalarının efsanesi böyle.. İçerisindeki erimiş kükürt ve kimyasal maddeler yüzünden sarı ve sıcak, bu sular, Yeşil Bursa’nın kehribar güzeli.. Bursa, yüzyıllardır bu güzele hayrandır.  


M.Özgür
8 yıl önce - Pts 14 Ağu 2006, 00:24

Alıntı:
Yıldırım Beyazıd camiinin minaresiyle ilgili duyduğum büyük ihtimalle bi uydurma ama yinede paylaşmak istiyorum. O minarenin yapımında, suyuna, içki suyunun karıştığı ve bu minare yeniden yapılsa bile tekrar yıkılacağı gibi saçma sapan bişey duymuştum


Harbiden kesin uydurmaymış.   Yinede bunu duymam iyi oldu. teşşekkürler.

O cami yanlış bilmiyosam Ulucamiden daha önce yapıldı veya aynı tarihlidir. Minareside 1855 bursa depremine kadar sağlammış.sitede bi resmini bile gördüm orjinal minaresi üstündeydi.

1855den sonramı aklına gelmiş minarenin, harcındaki içki de bidaha harç tutmaz olmuş, yapılamamış.  Ama hakkaten bende merak ettim o caminin orjinal minaresi niye yapılamamışda yan tarafa başka minare yapılmış.
------------------------------------------------------------
Bende bir olay anlatayım ama efsanemi dersiniz gerçekmi bilmem.

Emirsultan'da niye davul çalınmaz?

Emirsultan Camiinin garip bir ruhani havası vardır. Orada oturanlar varsa bilirlerki ramazan ayında cami çevresindeki sokaklarda ramazan davulcusu çalışmaz. sahur vaktinde bi görevli tek tek zillere basıp 'hadi pilavaaa' diye bağırır  

en son geçtiğimiz yıllarda orda davulcunun birisi inat etti davul çalmak için. Fakat davul çaldığı ilk sahur vaktinde rahatsızlandı. sonra 2 gün davul çalamadı ama iyileşince yine çıktı gece. bu seferde bişey olmuş ama onu unuttum. yine 2-3 gün davul çalamamış evinde yatmış. son olarak inat edince aynı gece tam emirsultan mezarlığı dibinde elinde davulu varken sağ koluna ve sağ ayağına felç gelmiş.

benim bildiğim orada davul çalınmaz diyenlere inat eden son kişi oymuş. Nedenini bilmem ama açıklanamayan bişey var Emirsultan civarında.  


cemaliakangn
8 yıl önce - Pts 14 Ağu 2006, 00:35

Alıntı:
Emirsultan'da niye davul çalınmaz?


Oldu olacak bununla ilgilide bişey söyleyim  

Emirsultan Hazretleri, davulu, hayvan derisinden yapıldığı için yani kan kokmasından dolayı sevmezmiş diye duydum. Ne kadar doğru bilemem. Gerçi böyle şeylerin doğruluğunu tartışmak da yersiz ama neyse  
Bana sorarsanız davulun deriden yapılıp yapılmadığını bile bilmiyorum  

(Gerçekliği her ne kadar ispat edilemese de, çok saçma da gelse, bu tür fikirlerin burada tartışılarak belki doğru yargılara ulaşabileceğimizi düşünüyorum)


baharyeli
8 yıl önce - Pts 14 Ağu 2006, 10:50

ulucami'nin içindeki havuz için bende bir efsane duymuştum ve yukarıdaki yazı ile örtüşüyor..yapıldığı dönemde cami inşaatı sürerken bir hanım padişahın gönderdiği elçilere ve yüklü paraya rağmen evini vermek istemez..padişah ise rüyasında gördüğü üzere caminin tam da oraya yapılması gerektiğini düşünmektedir...
mimarlar,bilirkişiler camiyi kaydırmayı düşünürler.
_sultanım şuraya yapalım.bu hanım kişi evini vermek istemez.....derler.
ancak padişah caminin yerini kaydırmak istemez.bizzat gider kadın ile kendisi konuşur.gayrimüslimlerden olan bu hatunun evini iyilikle almak ister.önüne bir servet döker.ancak kadın kabul etmez.der ki:
_padişahım ben evimi vermem..bu ev bana beyimden yadigar.ölene dek satma kimseye muhtaç olmadan yaşa diye vasiyeti var.ben nasıl bu evi satarım?affet beni padişahım...
demiş.

padişah hemen yanındaki vezirlerine emretmiş.bu eve dokunulmaya! bu hatun kişinin gönlü kırılmaya! eşinin sözlerine bu kadar bağlı bir kadın sadece takdir edilir.bu kadın dünyadan göçene dek beklesin cami inşaatı...der.
bu yaşlı kadın uzun yıllar yaşar.ama o yaşadıkça cami inşaatı bekler.taa ki kadın ölünce evi yıkılır ve yerine onun anısına bu havuz yapılır...


cemaliakangn
8 yıl önce - Sal 15 Ağu 2006, 12:38

Bursa Kent Müzesi'nde şehir tarihinin anlatıldığı bölümün girişinde Bursa'nın kuruluş efsanesi şöyle anlatılıyor:

  Ülkenin birinde yaşayan çobanın hayvanları hükümdarın bahçesine girer. Bu duruma hiddetlenen hükümdar çobanı ülkeden sürgün eder. Sürgün edildiği yeri gören çoban bu cezaya çok sevinir. Çünkü, sürüldüğü yer yemyeşil ormanlarla kaplı, suyu, avlağı, otlağı bolmuş. Yer yer kaynayan sıcak sulardan yükselen buharlar bu güzelim yere düşsel bir görünüm vermekteymiş. Hemen yakınında yükselen ulu bir dağ ise tanrısal heybetiyle bu güzellikleri taçlandırıyormuş. Çoban bu sürgün yerinde bolluk içinde çok rahat bir yaşam sürmüş. Onu başkaları izlemiş, bu güzel yerde oluşan köy zamanla genişleyip büyük bir kent olmuş.
 


En son cemaliakangn tarafından Çrş 16 Ağu 2006, 01:10 tarihinde değiştirildi, toplamda 3 kere değiştirildi


cevap yaz
(üye olmadan da mesaj yazabilirsiniz)
Ana Sayfa -> BURSA - Haberler ve Sohbet