Ana Sayfa 1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 1
erkmen se

17 yıl önce - Prş 10 Ağu 2006, 18:09
Kitle kültürümü? Aydınlanma kültürümü? - [POLİTİKA]




En son erkmen se tarafından Cum 11 Ağu 2006, 13:51 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi


fatih civelek
17 yıl önce - Prş 10 Ağu 2006, 18:31



A. ŞAFAK TOMRUK
17 yıl önce - Prş 10 Ağu 2006, 22:47

Alıntı:
Kitle kültüründeki bayağı zevkler sosyal katmanlarda bulaşıcı bir konuma gelmiş,uygarlıkların beşiği Anadolu Coğrafyası ya dejenere eklektik kitle kültürü tarafından,ya da tutucu yasakçı baskıcı bir 'kitlenin'kültürünce yönlendirilmeye çalışılmaktadır.
Cumhuriyetin temeli kültürdür belgisini ortaya atan Atatürk'tür.Kendisinin pozitif bilimlere olduğu kadar,aydınlanmacı bir kültür yapısından da yana olduğu anlaşılıyor.
Kitle kültüründeki bayağı zevklerin bulaşıcılığından kurtulmanın yolu, ulusal ve evrensel kültürel değerlere sahip çıkmaktan geçmektedir.


A. ŞAFAK TOMRUK
17 yıl önce - Cum 11 Ağu 2006, 16:38
21.yüzyılda Kemalizm' in yeri.


Alıntı:
Kemalistler günümüzde ne yapmalılar?
   Öncelikle Kemalizm bir reaksiyon hareketi olmadığı tam tersine kendi içinde dinamizmi olan bir aksiyon olduğu açıktır. Kemalistler, günümüzde kimseden icazet alma durumda değildir. Kimsenin boyunduruğu ile hareket etmemelidir. Bu durum ancak ve ancak mürit-cemaat yapılarında görülür oysaki tesis etmek istediğimiz birey-cemiyet yapılarıdır. Bakın Mustafa Kemal nasıl bir yorum getirmiş;
Ne ana, ne kardeş ne de en yakın akrabamın, kendi tutum ve düşüncelerine göre, bana şu veya bu tavsiye ve nasihat ta bulunmasına tahammülüm yoktu. Aile arasında yaşayanlar pekala bilirler ki, sağdan soldan, pek saf ve samimi uyarmalardan yakalarını kurtaramazlar. Bu durum karşısında, iki davranıştan birini seçmek zorunludur; ya başeğmek, ya da uyarı ve öğütleri hiçe saymak. Bence ikisi de doğru değildir. Başeğmek nasıl olur? En aşağı benimle yirmi, yirmi beş yaş farkı olan anamızın uyarılarına başeğmek, geçmiş zamana dönmek değil midir? Başkaldırmak, faziletine, iyi niyetine, yüksek kadınlığına inandığım anamın kalbini, görüşlerini altüst etmektir. Bunu da doğru bulmam
   Gazi, hoş görmediği icazet alma ya da başeğme durumunu açıklarken asaletinden de ödün vermemiştir.
6 mart 1930 günü Antalyada kaldığı evde yorgunluktan bir koltuğa yığılan Gazinin ağzından şu cümleler dökülür;  
   Bunalıyorum çocuk, büyük bir ıstırap içinde bunalıyorum! Görüyorsun ya, gittiğimiz her yerde mütemadiyen dert,şikayet dinliyoruz. Her taraf derin bir yokluk, maddi, manevi bir perişanlık içinde. Ferahlatıcı pek az şeye rastlıyoruz; Memleketin hakiki durumu bu işte!...Bunda bizim bir günahımız yoktur; uzun yıllar hatta asırlarca dünyanın gidişinden gafil, birtakım şuursuz idarecilerin elinde kalan bu cennet memleket; düşe düşe şu acınacak hale düşmüş. Memurlarımız henüz istenilen seviyede ve kalitede değil; çoğu görgüsüz, kifayetsiz ve şaşkın. Büyük istidatlara malik olan zavallı halkımız ise, kendisine mukaddes akideler şeklinde telkin edilen bir sürü batıl görüş ve inanışların tesiri altında uyuşmuş, kalmış.
   Bu arada beni en çok üzen şey nedir bilir misin? Halkımızın zihninde kökleştirilmiş olan, her şeyi başta bulunandan beklemek itiyadı.İşte bu zihniyetle; herkes büyük bir tevekkül ve rehavet içinde, bütün iyilikleri bir şahıstan, yani şimdi benden istiyor, benden bekliyor; fakat nihayet ben de bir insanım be birader, kutsi bir kuvvetim yoktur ki.
   Münasebet düştükçe daima tekrar ediyorum; bütün bu dertlerin, bütün bu ihtiyaçların giderilmesi, her şeyden evvel, pek başka şartlar altında yetişmiş; bilgili, geniş düşünceli, azim, feragat ve ihtisas sahibi adam meselesidir, sonra da zaman ve imkan meselesi. Bu itibarla evvela kafaları ve vicdanları köhne, geri, uyuşturucu fikir ve inançlardan temizleyeceksin; işlerin ehli, idealist ve enerjik insanlardan mürekkep, muntazam, her parçası yerli yerinde, modern bir devlet makinesi kuracaksın.
   Yapılanma modelleri üzerine uzun uzun düşünenler Gazi' nin önerisini dikkate alarak hareket etmelidir. Kemalist kadrolar, Türkiye' nin tüm sorunlarını çözebilecek düzeye gelmek için gerekli donanıma sahip bireylerden oluşmalıdır. Bunun içinde gerekli zaman ve imkanların yaratılması ilk ödevidir. Bireysel gelişim ve yeni fikirler ortaya atmak içinse bir başka seslenişi bizlere ışık tutmaktadır;
   En büyük gerçekler ve ilerlemeler, düşüncelerin serbestçe ortaya konması tartışılması ile ortaya çıkar ve yükselir.
   Tüm bu sözler bugün bizlere nasıl hareket etmemiz gerektiğini gösteren yol haritasıdır. Aydın, çağdaş Türkiye' miz için bizlere düşen görev bizleri yıldırmamalı, Mustafa Kemal' i rehber edinerek yolumuzda yürümeliyiz. Ve unutmayalım ki yolunda yürüyen bir yolcunun yalnız ufku görmesi kafi değildir. Muhakkak ufkun ötesini de görmesi ve bilmesi lazımdır.

   21.yüzyılda Kemalizm' in yeri, bizlerin 21.yüzyılda nasıl bir Türkiye istiyoruz sorusunun yanıtı olacaktır.


A. ŞAFAK TOMRUK
17 yıl önce - Cum 11 Ağu 2006, 22:17
GERİCİLERE DEMOKRATİK HOŞGÖRÜNÜN SONU


Alıntı:
GERİCİLERE DEMOKRATİK HOŞGÖRÜNÜN SONU

        Laiklik anlayışı, her ülkenin toplumsal yapısına göre değişiklik gösterir. Anayasa Mahkememiz bu konuda çok yerinde olarak şöyle diyor: Laiklik ilkesinin, her ülkenin içinde bulunduğu koşullarla her dinin özelliklerinden esinlenmesi, bu koşullarla özellikler arasındaki uyum ya da uyumsuzlukların laiklik anlayışına da yansıyarak değişik nitelikleri ve uygulamaları ortaya çıkarması doğaldır.

        Anayasa Mahkememiz yine çok haklı olarak gerektiğinde dinsel hak ve özgürlüklere sınır getirebileceğini bir kararında şöyle belirtiyor. Kamu düzeninin ve haklarının koruyucusu sıfatıyla, dinsel hak ve özgürlükler konusunda devlete denetim yetkisinin tanınması; kamu düzeni, kamu güvenliği ve kamu yararını korumak amacı ile sınırlar getirilmesi olanaklıdır.

        Biz de Anayasa Mahkememiz gibi düşünüyor, özgürlüklerin de sınırının olacağına inanıyor ve bu nedenle demokrasinin, demokrasiyi yok etme özgürlüğünü de içerdiği düşüncesine katılmıyoruz. Demokrasinin olanaklarını kullanarak demokrasiyi yıkma hakkı yoktur. Dünyanın hiçbir ülkesi ve uluslararası insan haklan kuruluşlarının hiçbiri böyle bir hak tanımamaktadır. Ülkemiz açısından, laikliği ortadan kaldırmak, Atatürkçü Aydınlanma Devrimini yok ederek yine karanlık bir teokratik yönetime bizleri mahkum etmek isteyenlere her türlü olanağı tanırsak, bunun adı demokrasiye hizmet değil demokrasiye ihanet olur. Bu nedenlerle, laikliği yok ederek demokrasiyi temelsiz bırakmak ve dolayısıyla demokrasiyi, insan haklarım ortadan kaldırmak isteyenlere olanak sağlama düşüncelerine karşıyız. Laik Cumhuriyetimizi ve demokrasimizi, karşıtlarının olası hoşgörüsüne dayandıran düşüncelerin gerçekçi olmadığını inanıyoruz.

        Kanımca, Cumhuriyet ile demokrasiyi ülkemiz açısından farklı kavramlar olarak kabul etmek de yanlıştır. Ülkemizde, tam ve mükemmel olmasa dahi demokrasiyi getiren yönetim laik Cumhuriyet yönetimi olmuştur. Laik Cumhuriyet yok edilirse demokrasi de belki de bir daha gelmemek üzere gidecektir. Son zamanlardaki Hizbullah olayları da bize laik Cumhuriyet düşmanlarının neler yapabileceğini, örgütlenerek geniş bir çevreye nasıl yayılabileceklerini ve ele geçen silahlar da artık bir 'cihat' noktasına yaklaşmakta olduklarını açıkça göstermiştir.

        Büyük Ata'mız 'Gerçekleri söylemekten korkmayınız!' diyordu. Ancak gerçek, yalnızca betiklerde (kitaplarda) yazan kuramsal gerçekler değildir. Ülke gerçeklerini görmek, ayaklarını yere basmak ve kuramsal gerçekleri ülke gerçekleriyle karşılaştırarak incelemek gerekir. Özellikle son derece farklı toplumsal ve dinsel yapıya sahip ülke yazarlarından alıntılar yaparak, kendi ülkemizin gerçekleriyle bir değerlendirme yapmadan ileri sürülecek düşünceler, olumlu bir gelişmeyi değil olumsuzluklar ve üstelik ilerideki olası yıkımları beraberinde getirirler. Biraz önce sözünü ettiğim Hizbullah örgütü, ülkemizin gerçeğini göstermektedir. Sivas'ta Madımak otelinde Şeriat isteriz diye 37 kişiyi yakanlar da ülkemizin bir başka gerçeğidir. Laiklik karşıtı bir Belediye Başkanı Laiklere zorla şeriat enjekte edeceğiz. diyerek kendi yandaşlarının temel felsefesini açıklarken şeriat düzenini savunmayı serbest bırakmanın ne derece gerçekçi olduğunu değerlendirmelerinize sunuyorum.

        Devrim yasalarına aykırı olarak etkinlik gösteren tarikatların tümden serbest kalmasını, okullar açabilmesini isteyenler, demokrasiye mi yoksa şeriatçı bir diktatörlüğe mi hizmet ettiklerini iyi değerlendirmelidirler. Atatürk Düşüncesi özgür, bilgisi özgür, vicdanı özgür' kuşaklar yetiştirilmesini istiyordu ve gerçekleştirdiği çağdaş eğitim reformuyla bunu sağlamaya çalıştı. Şimdi bazılarımız tarikat okullarına meşruluk kazandırmak çabalarına giriyor. Sormak istiyorum, Düşüncesi özgür, bilgisi özgür, vicdanı özgür' kuşakları tarikat okullarında mı yetiştireceğiz? Bu kişiler bir yandan Atatürk'e övgüler dizerken öte yandan onun ilkelerini ve özellikle aydınlanma devrimini yok edecek bu tür önerilerde bulunuyorlarsa bu en yalın söylemiyle samimiyetsizliktir. Dinin, ulus birliğini sağlamada bir tutkal işlevi üstlenebileceğini söyleyenler, büyük bir kavram kargaşası içine düşmüşlerdir. Dinler; ulus birliğinin değil olsa olsa ümmet birliğinin tutkalı olabilirler.

        Kimi aydınlarımız demokratik sistemi yıkacakları bahanesiyle dahi düşünceyi açıklama özgürlüğünün sınırlanamayacağını ileri sürmektedirler. Kuşkusuz düşünceyi açıklama özgürlüğü en temel özgürlüklerden birisidir, insan haklarının en temel ögelerinden birisidir. Ancak her özgürlüğün sınırı olduğu gibi, düşünceyi açıklama özgürlüğünün de sınırları vardır. Aslında tümü de birer düşünce açıklaması niteliğinde olan hakaret ve suça kışkırtma bütün ülkelerce suç olarak kabul edilmiştir. Ayrıca bizlere örnek olarak gösterilen Anglo-Sakson hukukunda da yakın ve kesin tehlike durumunda özgürlüklerin kısıtlanabileceği kabul edilmektedir. Demokrasiyi yıkma amacı güden düşüncelerin açıklanmasının dahi sınırlanamayacağını ileri sürenler, bu kişilerin ancak örgütlenip eyleme geçtiklerinde cezalandırabileceklerini ileri sürmektedir. Bu düşüncelerin sonucu şudur :

        Bu kişiler ülkemizde şeriat düzenini yerleştirmek için propaganda yaparak yandaş kazanacaklar, küçücük çocukları tarikat okullarında beyin yıkayarak militan olarak yetiştirecekler, tarikat görüntüsü altında Hizbullah örneği gizli örgütler kuracaklar ve laiklik ilkesine inanan bizler bunlara hep Demokratik Hoşgörü göstereceğiz. Sonunda bu kişiler günün birinde demokrasiyi, laikliği, Atatürkçü Aydınlanma Devrimini, Büyük Atatürk'ün bizlere verdiği 'çağdaş uygarlık düzeyine ulaşma' görevini yok etmek için harekete geçtiklerinde biz onları cezalandıracağız. Geçen zaman içinde her şeyi sınırsız düşünce açıklama özgürlüğü adı altında hoşgörüyle karşılayıp onların yandaş kazanmalarına, çocuklarımızı yani ülkemizin geleceğini militan olarak yetiştirmelerine sessiz kalmamız sonucu harekete geçtiklerinde biz mi onları cezalandırırız, yoksa Sivas Madımak Oteli örneğinde olduğu gibi onlar mı bizi yok eder, iyi düşünmeliyiz. Aydınlanma Devrimini Batı ülkeleri, iki yüz yıla yakın bir süre içinde ve çok kanlı olarak gerçekleştirdiler. Ülkemizdeyse Atatürk gibi bir dahi sayesinde Aydınlanma Devrimi kısa sürede ve kansız olarak gerçekleşti. Tarikatlara özgürlük diyerek aydınlanma devrimini yok etme sonucu doğuracak istemlerde bulunanlar, şeriat düzeni özlemcilerinin önündeki tüm engelleri kaldırmak isteyenler, zamanında Batıda yaşanmış kanlı olayların aynısının ülkemizde de yaşanmasını mı istemektedirler?

                                                                                                   Prof. Dr. Eralp ÖZGEN




baydemir
17 yıl önce - Cmt 12 Ağu 2006, 08:43



En son baydemir tarafından Cmt 12 Ağu 2006, 15:05 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi


A. ŞAFAK TOMRUK
17 yıl önce - Cmt 12 Ağu 2006, 12:05
ATATÜRK DEVRİMLERİ


Alıntı:
Milletin gayesi, amacı ve değerleri var. Milletin değerlerine saygılı olun. Sevmeseniz de saygılı olun. Bu ülkede Türk, İslam, Kuran düşmanları var. Bu ülkede adı Ahmet, Mustafa, Ali, Veli olan birçok Ermeni ve Rum var. Laiklik adı altında bu ülkenin değerlerine düşmanlık etmektedirler. Bu ülkenin değerlerini benimseyen herkesi yürekli olmaya davet ediyorum. Yürekli olun. Korkak olmayın.
deme cürretini göstermiştir. Ve dikkat ediniz bu adam EĞİTİM BAKANLIĞI müfettişidir, münferit bir olaymış gibi göstermeye kalkışılacak ama bu olay münferit değil bilinçli yapılmış bir çıkıştır. Sanki bu ülkede insanların inancına karışılıyormuş, hiç saygı gösterilmiyormuş gibi bir hava yaratmaya çalışarak Laik Cumhuriyet Devrimlerine karşı insanları kışkırtmaya çalışmıştır. Eğitim sistemimiz içinde bu gibi düşüncelere sahip bir sürü insan yuvalanmış, milli eğitim sistemini çökertmektedirler. Laik Cumhuriyet felsefesini benimsemiş her birey bu karşı devrim gayretlerine engel olmak için çaba göstermeli ve çocuklarımızı, gençlerimizi aydınlık, çağdaş bir gelecek için gerçek MİLLİ EĞİTİM' cilerin uhdesine bırakmalıyız.

A. ŞAFAK TOMRUK
17 yıl önce - Pzr 13 Ağu 2006, 21:25
ATATÜRK' ÜN EĞİTİM FELSEFESİ


Alıntı:
Atatürk ün eğitim politikası kendi zamanının diğer devlet politikalarından farklıydı. O tarihlerde ülkeler kendi eğitim politikalarını yani eğitim felsefelerini oluştururken mensubu oldukları unsurları eğitim sisteminin içine koyuyorlardı. Örneğin faşist İtalya kendi eğitim politikasını kendi devlet yapısına göre şekillendiriyordu. Aynı şekilde totaliter devletlerde eğitim politikalarını oluştururken din faktörünü temel esas olarak almışlardır. Yani bütün eğitim politikalarını tek bir unsur üzerine inşa ediyorlardı. Bunun örneğini Osmanlı  İmparatorluğunda görmekteyiz. Atatürk bütün bunları görmüş ve eğitimin felsefi manada monist yani ekçi olmamasının gerektiğini belirterek yeni Türk eğitiminin temelini atarken eğitimin birden fazla unsuru kapsamasına özen göstermiş ve Türk eğitim felsefesinin temeline bilimi, akılı ve fenni koymuştur. Bu da bize Atatürkçülüğün katı bir doktrin olmadığını gösteriyor.

   Atatürkçü düşünce sistemi eğitimde, yaşamda en gerçek yol göstericinin bilim olduğunu esas alır. Paradigma piramitlerinin üst üste bindiği ve bilişim toplumu yolunda ilerleyen bir dünyada, bundan daha azı kabul edilemez. Bunu kavraması ve öğrencilerine kavratması gereken öğretmendir.

     Atatürk eğitim için yön belirlerken Osmanlıdan devraldığı mirası göz önünde bulundurmuştur. Yeni eğitim sisteminin bu miras üzerine kurulamayacağını çok iyi biliyordu ve yapmış olduğu devrimlerle eğitime yön vermiştir. Çünkü Osmanlı imparatorluğunun eğitim sistemi geleneksel dediğimiz totaliter bir biçimdeydi. Son zamanlarda yenileşme hareketlerinin etkisiyle de eğitim alanında yenilikler olmuştur. Yeni okulların kurulması ile beraber geleneksel eğitim ile yenilikçi okullar beraber eğitim vermeye başlamış ancak buda eğitimde ikiliklerin olmasına sebep olmuştur. Osmanlı imparatorluğundaki eğitim sisteminin aksayan bir diğer yanı da eğitimde karma sistemin olmaması idi yani erkekler okuma yazma öğrenirken kızlara bu hak pek fazla verilmemekteydi. Osmanlı imparatorluğu yıkılırken hakkın %90 ı okuma yazma bilmiyordu.

   Atatürk eğitim politikasını oluştururken akıl ve bilimi esas almıştır. Bunu yaparken de batılılaşmayı hedef olarak görmüştür. Asıl hedef ise muasır medeniyetler seviyesine çıkmaktır.

   Maarifimizin böyle kötü şartlar içinde bulunduğu bir sırada Yunanlılarla harp devam etmekte. Sakarya' da savunma hazırlıkları sürdürülmektedir. Maarifin Milli Mücadele kadar önemli olduğunu belirten Mustafa Kemal Paşa 15 Temmuz 1921 de Ankara' da Maarif Kongresinin toplanmasını istedi ve kongrede yaptığı konuşmada Bizi yaşatmak istemeyenlere karşı, yaşamak hakkımızı savunmak üzere toplanan TBMM burada, Ankara' da kuruldu. Bugün Ankara Millî Türkiye' nin Millî Maarifini kuracak kongrenin açılmasına da sahne olmakla bir daha şereflenecektir. Şimdiye kadar takip edilen talim ve tahsil ve terbiye usullerinin milletimizi tarihi tedenniyatında (gerilemesinde) en mühim bir âmil olduğu kanaatindeyim. Onun için bir millî terbiye programından bahsederken, eski devrin hurafatından ve evsafı fıtriyemize (milli bünyemize) hiçte münasebeti olmayan yabancı fikirlerden, şarktan ve garptan gelebilen bilcümle tesirlerden uzak, seciye-i milliye ve tarihiyemizle mütenasip bir kültür kastediyorum. Çünkü millî dehamızın tam olarak gelişmesi böyle bir kültür ile temin olunabilir.

    Bu görüşü ile Atatürk geleneksel eğitimin yenilenen Türk toplumunun ihtiyaçlarını gidermekte yetersiz kaldığını belirtmiştir.

   Atatürk ulusal eğitimin yaygınlaşması için; eğitime ve öğretmenlere çok işin düştüğünü belirterek 24 Mart 1923 günü Kütahya lisesinde yaptığı konuşmada şunları söylemiştir: Toplumumuzu gerçeğe ve mutluluğa eriştirmek için iki orduya gerek vardır. Biri, vatanın hayatını kurtaran asker ordusu, diğeri ulusun geleceğini yoğuran irfan ordusu.

   Eğitimin temel görevinin devletin varlığını sürdürmek olduğunu bilen Atatürk, 27 Ekim 1922 günü yaptığı konuşmada çocuklarımıza ve gençlerimize vereceğimiz öğrenimin sınırı ne olursa olsun onlara temel olarak şunları öğreteceğiz: 1) Ulusuna 2) Türkiye devletine 3) Türkiye büyük millet meclisine düşman olanlarla savaşma gereği.



Büyük eğitimci ve devlet adamı olan Atatürk ün eğitim ve eğitimciye verdiği önemden sonra Türk eğitim modelinin geliştirilmesinde dikkate alınması gereken temel ilkeler vardır. Bu ilkeler incelendiğinde görülecektir ki Atatürk ün eğitimle ilgili düşünce ve görüşleri bu günden daha moderndir. Eğitimde bize yol gösteren ilkeler şunlardır:

1.       Eğitimimiz ulusal olmalıdır.

2.       Eğitimimiz bilimsel olmalıdır.

3.       Eğitimimiz uygulamalı olmalıdır.

4.       Eğitimimiz karma olmalıdır.

5.       Eğitimimiz laik olmalıdır.

Tabi bu ilkeler günümüzde uygulananım derecesi nedir o tartışılır. Ancak Türk eğitim

sistemimizin daha ileri olması için bu ilkelerin uygulanması gerektiği söylenebilir.

  Atatürk' ün eğitim felsefesini inceledikten sonra günümüzde eğitim cumhuriyetten sonra değişimlere uğramıştır. Cumhuriyetten sonra gelen hükümetler hep kendi zihniyetlerine uygun eğitim politikalarını oluşturmuştur. Bu da Türkiye cumhuriyetinde bir eğitim karmaşasına sebep olmuştur. Yani her gelen ya bir şey almış veya bir şey koymuştur. Türk eğitim felsefesinin yukarıda saydığımız eğitim ilkelerine uygun olması gerektiğine inanıyorum çünkü bu ilkeler bizi muasır medeniyetler seviyesine çıkaracaktır. Ancak günümüzde yeni hükümet AKP hükümeti birazda olsa eğitimin kalitesini artırmak için bir şeyler yapmaya çalışmaktadır ancak bunlar yeterli değildir. Son dönemlerde eğitime ayrılan bütçenin savunma bütçesinden fazla olması gibi bir uygulama önemli ve olumlu bir uygulamadır. Son dönem Osmanlı imparatorluğunda olduğu gibi hala kızların okullu olmaması gibi bir uygulama az da olsa kırsal kesim dediğimiz bölgelerde hala devam etmektedir. Bunu aşmak için devletin haydi kızlar okula kampanyası dikkate şayan bir uygulamadır. Bundan başka devletin halen uygulamakta olduğu eğitime %100 destek kampanyası da eğitim için çok önemli bir uygulamadır. Bu konuda biz halk, aydın, ve işçi, memur, v.b. herkese düşen görevlerin olduğunun daima bilincinde olmamız gerektiğine inanmaktayım. Onun için; devletimizin eğitim için yaptıklarını sonuna kadar desteklemeliyiz ve elimizden gelen her şeyi ortaya koymalıyız. Çünkü; çocuklar bizim çocuklarımız, okullar bizim okullarımız, kısacası devlet bizim devletimizdir. Özellikle ülkemizde hala devam etmekte olan kızların okula gönderilmemesi gibi çağdışı uygulamaların önüne geçmek için hep beraber el ele vererek çalışmalıyız.
                                                                                     M.Zeki Aslan                


cemilaydemir
17 yıl önce - Pts 14 Ağu 2006, 19:32



A. ŞAFAK TOMRUK
17 yıl önce - Pts 14 Ağu 2006, 20:00



sayfa 1
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET