Ana Sayfa 1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 1
Akın Kurtoğlu

13 yıl önce - Pzr 06 Ağu 2006, 22:15
İST » A5.12. Şehirlerarası Otobüslerde Karşılaşılan Enteresan Ayrıntılar



ŞEHİRLERARASI OTOBÜSLERLE YAPILAN YOLCULUKLARIN
“OLMAZSA OLMAZ”LARI
 

Hepimiz mutlaka bir şekilde şehirlerarası yolculuk yapmışızdır ömrümüzde... Diğer kara taşıtlarına göre daha lüks kabul edilen ve yolculuk edene o süre içinde birtakım ayrıcalıklar sunduğuna inandığımız bu ilginç taşıma araçlarının, iki şehir arasında seyahat edilirken gözümüze ilişen birtakım enteresan ayrıntılar da olmuştur mutlaka... İşte onlardan bir demet...

  • KORİDOR TARAFINDAKİ KOLTUKLARIN ÇEKİLMESİ: Şehirlerarası otobüse binildiğinde, ilk yapılan şey; yanyana çiftli koltukların koridor tarafındakiler, altlarındaki metal kol yardımıyla sürgü üzerinde dışarı doğru çekilirdi. Koltuğa oturacak olan yolcunun, şişman-zayıf, uzun-kısa olması hiç farketmezdi. Bu koltuklar mutlaka yanlarındaki diğer tekliden 10 santim kadar ayırtılırdı. Daha otobüs yola koyulmadan yapılan bu genişletme işlemi, muavin tarafından pek hoş karşılanmaz, bütün yolcular binip de koridor rahatladıktan sonra bu koltukların açılması gerektiğini yüksek sesle uyarır, açılan koltuklar geri itilir, ama muavin gidince, çaktırmadan, bu sefer koltukta otururken çekilerek yine genişletilirdi. Aslında bu durum, son derece basit ve bulaşıcı bir hareketten ibaretti: "Önümde oturan genişletti. Benim neyim eksik? Madem ben de genişleteceğim işte!..." psikolojisi. Yoksa, sınırına kadar da çekilse, pek de bir şey farketmezdi genişleme bâbından. Sadece, koridorda gelip geçenlerin, bunların kol koyma yerlerine dizlerini çarpıp canlarını acıtmalarına yarardı. Ama, ne olursa olsun, şehirlerarası yolculukların bir numaralı hareketlerinden birisidir. Koltuğunu yana açmayan yolcu, eksik seyahat etmiş sayılır.  

  • ARDİYEYE ÇEVRİLEN RAFLAR: Otobüse binilince, elde ne var ne yoksa, tavana raptedilen eşya koyma aparatlarına eldeki mal-mülk özenle yerleştirilirdi. Torbalar, çantalar alta konulur, ceketler, paltolar katlandıktan sonra bunların üzerlerine yayılırdı. Yan koltukta oturan daha geç geldiğinde, üzerlerindeki metal raflarda yer kalmadığını görür, bir önceki tarafından özenle yerleştirilen eşyalar yeniden ele alınır, sıkıştırılır ve diğer yolcuya da yer kalacak şekilde tekrardan rafın arasına sıkıştırılırdı. Sonra gelen bir zafer kazanmış komutan edâsıyla koltuğuna otururken, diğeri ise, daha yolculuğun başında rahatını kaçıran bu sinir yolcuya içten içe kinlenirdi. En başta katladığı şekilde bir daha kesinlikle katlayamadığına inandığından olsa gerek, sık sık ayağa kalkarak, o ceketi tekrar tekrar açarak, kat yerleri üstüste gelecek şekilde katlamaya uğraşırdı. Bu hareket aslında yanındakine, “Sonradan geldin, bok yedin. Düzenimi kaçırdın, al işte, mutlu oldun mu?" şeklindeki bir tür pasif direnişti.

  • "ADINIZI BAĞIŞLAR MISINIZ?” ABUK SORUSU: Otobüs hareket ettikten bir müddet sonra, yan koltukta oturan (-ki, nedense bunlar daha çok koridor tarafında oturan ve pencere kenarında oturanların dışarıyı daha bir rahat seyretmesini sanki içten içe kıskanan ve bu yüzden hiç değilse çeneleriyle olsun onların bu lükslerine limon sıkmak istercesine ortamı bulandırmayı görev edinenlerden olurlardı) yolcuya, pek de bir anlam ifade etmeyen sorular yöneltirlerdi: “Bugün de hava ne kadar sıcak böyle!...”, Yolculuk ne tarafa? Yoksa siz de mi Merzifon’a?”... gibilerinden (Sanki Türkiye genelinde Merzifon’a seyahat özgürlüğü bir tek kendisine verilmiş gibi). Bu suallerine karşı taraftan müsbet cevaplar aldıkları taktirde, muhabbeti bir derece daha ilerletmeyi kendilerine bir vazife olarak görürler ve de bir tek bizlere özgü, o meşhur; “Adınızı bağışlar mısınız?” şeklindeki eblek soruyu peşisıra iliştirirlerdi muhabbete...   Camdan dışarıyı seyretmeyi yeğleyen pencere kenarı yolcusu, kısa ve donuk cevaplarla bu çenesi düşük komşuyu bertaraf etmek ister, lâkin pek de başarılı olamaz ve yolculuğun kalan 3-4 saatlik kısmı zorunlu bir azap şekline dönüşürdü. Sohbet; koltukların rahatsız olmasıyla genişler, mesleklerden devam eder, askerliğin nerede yapıldığıyla bağlanır, ama nedense bir türlü sonlanamazdı.

  • YALANCI UYKU MODU: Üstteki maddedeki durumlara düşmek istemeyen bazı uyanık yolcular ise, koltuklarına oturur oturmaz, kısa bir etrafı kolaçan etme seansından sonra, koltuğun baş koyma kısmına kafasını geriye yaslar ve gözler sahtekâr bir edayla kapanırdı. Böylece beri taraftan gelebilecek muhtemel bir soru bombardımanı ve istenmeyen bir tanışma faslının önüne kesin bir set çekilirdi. Tabi, kafa bu. Hemen öyle geriye yaslanmakla uyku çökmez insana. Arada bir sıkılır ve çaktırmadan gözlerini yarı aralayıp etrafa bakar, şayet yanındaki yolcu da uyuma moduna girmişse, gözlerini fıldır-fıldır açar, şayet yan komşu aktif nazarlarla etrafı taramaktaysa, o gözkapakları yeniden kapanır, derin bir iç çekilir ve “Ben soğuk adamım, muhatap dahi olmaya kalkışma sakın benimle...” triplerine devam edilirdi. Sırf bu stresten ötürü, etraf doya doya seyredilemez, yolculuk piç olur, bir dahaki sefere yandaki boş koltuğu da satın alıp boş tutmak üzere içten içe sözler verilir, ama nedense bu sözler pek de tutulamazdı (Sanki paralar değirmenden akıyor da).

  • YARIYOLDA İNMENİN DAYANILMAZ RAHATSIZLIĞI: Seyahatin yarısında veyahut yarısını geçtikten sonra arada inen yolculara, bütün otobüs halkı, gözlerini dikerek dikkatle bakarlardı. Bu keskin bakışlar, yolcunun koltuğundan kalkıp da otobüsü terketmesine ve bagajdan bavullarını alıp aracın yeniden hareket etmesine dek sürerdi. Cam kenarında oturanlar, burunlarını adeta cama dayayarak, telâşla inen yolcunun bagajdan çıkartılan bavulları, aceleyle apar-topar kenara çekmesini merakla seyre koyulurlardı. Bu öyle istenmeyen bir durumdur ki, yolcuların sizi o yakın markaja alan bakışları, elinizin ayağınıza dolaşmasına neden olur ve de  koridordaki çöp sepetine takılıp düşmenize, ya da inerken basamaklarda tökezlemenize, veyahut da başınızı kapının tutacağına çarpmanıza sebep olur... Sanki dokuz büyük günahtan birini işlemişsiniz de, ceza olarak otobüsten atılmışsınız duygusu insana hâkim olur. Siz siz olun, şehirlerarası otobüslerde arada inmeye kalkışmayın, garaja kadar diğer yolcularla birlikte yolunuza devam edin, sonra taksiyle arada ineceğiniz yere geri dönersiniz.  

  • TAVANDAKİ HAVALANDIRMA PENCERELERİ: Eskiden Mercedes-0302’lerin tavanlarında 3 adet havalandırma penceresi bulunurdu. Bunlar öyle nalet şeylerdi ki, içeriye hava vermekten ziyade, cereyan yaparak milletin hapşırmalarına sebep olurlardı. Tabi, o yıllarda air-condition falan yok. İlk başlarda çoğunluğunun üzeri  metal ile kaplıyken, son yıllarda tamamı da camlı olmaya başlamışlardı. Yaz günleri, aradan sızan güneş ışınları, mutlaka ama mutlaka sizin oturduğunuz koltuğun hizasına hain bir açıyla düşerdi yolboyu... Ayrıca, bu havalandırma pencerelerinde yüzde elli kuralı geçerli olurdu her daim. Yani; bu havalandırma pencereleri kapalı ise, yolcular tarafından muavinden bunları açması istenir, şayet açıklarsa da mutlaka kapatmaları... Bu tür seyahatlerde, yolculuk boyunca hiç elleşilmeyen tavan penceresine rastlamadım...  

  • TEPE AYDINLATMA LÂMBALARI VE DÜĞMELERİ: Bu muzırâtlık herkesin içinde vardır. Otobüse binilip de koltuklara rahatça kurulunca, kalkış saatine ne kadar kaldığı kontrol edilir, sağa-sola bakılır, sonra nasıl oluyorsa, 5. dakika içinde sıkılınır ve değişik meşgaleler arama yoluna gidilirdi. Şükürler olsun ki, Mercedes firması bu türden çabuk sıkılan yolcuları düşündüğünden olsa gerek, her koltuk grubunun üzerine birer çift düğme ve de birer minik ampul monte etmişti. Hemen bütün yolcular (gündüz yolculuğu yapılacak dahi olsa), mutlaka başının üzerindeki bu düğmelerle oynamaya koyulur, minik renkli ampuller sağa ve de sola maksimum kaç derece çevrilebilir, kaç basışta düğme bozulur... sabırla bunları keşfetmeye çalışır, kısacası düğmeleri yalama etmek için ellerinden geleni artlarına komazlardı. Koridor boyunca ilerleyen muavin, bu tarz kâşif yolculara hafiften ters bakışlar fırlatır, ama bir şey de diyemezdi. Çünkü o düğmeler, seyahat boyunca o yolculara rezerve edilmiş birer oyuncaktılar. İşte, işin en keyifli tarafı da buydu.

  • CAMDA YÜRÜMEYE ÇALIŞAN SİNEKLER: Her cam kenarında oturanın mutlaka yol boyunca bir defa tanık olduğu bir durumdur. Bir kara sinek ya da minik bir pervane, pencerenin alt kenarından kanat darbeleriyle yukarıya doğru tırmanmaya çalışır. Camın pürüzsüz-kaygan yüzeyi ve otobüsün sallantılı hareketinden dolayı, minik haşere pek başarılı olamaz, tam camın ortasına kadar yükselir, birden tekrar aşağıya düşer, bu azimli tekrarlar biteviye devam eder, yolcuların hain (!) sınıfından olanları, haşere tam yukarı çıktığında bir parmak fiskesiyle onları aşağıya düşürür, yufka yürekli olanları ise, kucaklarındaki gazetenin kenarından kopardıkları bir parça kâğıtla alttan destek yaparak hayvanı yukarıya çıkartmaya uğraşırlar, şayet davetsiz misafir camın üzerindeki yatay uzun havalandırma yerinden uçup giderek kurtulursa, sanki yurdun erozyon meselesini çözmüş bir doğasever edasıyla mutlu olurlardı.

  • ASFALT KENARINDAKİ SATICILAR: Yol boyunca asfaltın belli noktalarında, kenara dizilmiş karpuz, bal, pişmaniye, armut, reçel, erik vs... satan çeşitli esnaf teşekkülleri olurdu (Yeri gelmişken, bu girişimci esnafa biz de cân-ı gönülden "teşekkül" ederiz ). Bu satıcılar, tahtadan yaptıkları derme-çatma, son derece eğreti ayaküstü dükkânlarının yola bakan taraflarına sattıkları malları dizerler, tepelerine de aceleyle yağlıboya ile çiziktirilmiş fiyat ve menşei belirten kartonlar iliştirirlerdi. İşte, balsa üzerine; “bal” yazılırdı, karpuz satıyorsa, o kartonda kocaman harflerle “karpuz” yazılı olurdu.   Herhalde, yolda hızla seyreden vasıtaların içindekilerin, bunların yanlarından geçerken, satılan malların ne olduğunu anlayamamaları sorununa çözüm kaygısıyla üretilmiş açıklamalardı bunlar (Üstüste dizilmiş iri ve sapsarı topatan kavunlarını kiraza, ya da şeftaliye benzetebilmesi muhtemel gerizekâlıları uyarmak için iyi bir yöntem!...). Bir de bu satılanlara imrenilirdi otobüsün içinden. Sanki aşağıda olunsa, tezgâhtaki karpuzların yarısını yiyecekmişçesine iç çekilerek ve de hafiften ağızlar sulanarak bakılırdı. O bal kavanozları insanın gözünde büyüdükçe büyürdü. Yolculuk sona erince, ilk dükkândan bu imrenilen nesnelerin alınması ve bolca tüketilmesi için plânlar yapılır, lâkin seyahat sona erince hepsi de unutulur, akla bile gelmezdi.
Akın KURTOĞLU


Erhan Aydoğdu
13 yıl önce - Pzr 06 Ağu 2006, 22:33

Eskiden İstanbul - Tekirdağ arasında seyahat ederken benim küçüklüğümde hatırladığım detaylardan biride sigara dumanından içeride birbirimizi göremediğimizdi.Şimdilerde bu sorun çözüldü gerçektende otobüs yolculuğu bir işkence olmaktan çıktı.Tertemiz mis gibi otobüslerle sigara kokusuz seyahat etmenin tadına vardık.

Arda Alkaya
13 yıl önce - Pzr 06 Ağu 2006, 22:37

İkram Edilen Sular: Yol uzun olunca insan ister istermez susardı. Yardıma hemen muavin koşardı. Eskiden cam şişelerde gümüş marka sular verilirdi. Bu şişelerin ağızlarında alüminyum bir kapak bulunurdu ve açılırken hep el keserdi. Su içerken de dikkatli olmak gerekliydi. Ani bir frende dişlerinizle şişe kardeş olabilirdi. Bu yüzden bir göz yola 'acaba fren yapar mı' şeklinde bakardı ve şişe ağza tereddütle götürülür ve en ufak sarsıntıda hemen su içmeye ara verilirdi. Böylece bir yudum su 10 parçada içilirdi. Arka kapının hemen önündeki koltuğun altında 2 tane su kasası dururdu. Boş şişeler bu kasalara konurdu.
Uzun mesafelerde ise naylonumsu şekilsiz şeylere doldurulmuş sular verilirdi. Bunların kamışı olurdu ve kamışı doğru batırmak yetenek isterdi. Ya batmazdı ya da battı mı arkadan çıkar, siz suyunuzu içemeden bacaklarınız içerdi.
Şimdilerde ise plastik, ağzı folyo ile örtülü sular veriliyor. Bu defa da folyoyu açmak sorun yaratabiliyor. Susamışlığın verdiği azim ve otobüsün sarsıntısı birleşince gene bacaklarınız ıslanabiliyor.

Koltuklardaki Kol Yaslama Aparatları: Bunlar eskiden 90 derece kaldırılarak koltuğun sırt kısmı ile paralel olarak dururlardı. Yaslanacağınız zaman indirmeniz yeterliydi. Ancak şimdi bunların çok karmaşıkları çıktı. Aşağı yatıp yukarı kaldırılca 'çıt' sesiyle sabitlenenlerini mi ararsınız yoksa aşağıya doğru koridorda 180 derece dönenini mi? Aslında yeni sistemler çok da iyi değiller, basit bir kol yaslama aparatı için yok karmaşıklar dolasıyla çabuk arızalanıyorlar.



En son Arda Alkaya tarafından Pzr 06 Ağu 2006, 22:51 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi


serkan.kar

13 yıl önce - Pzr 06 Ağu 2006, 22:43

12 senedir sektördeyim Yaklaşık olarak 8 sene bir fiil hostluk yaptım ve halen otobüscülük sektöründe rezervasyon elemanı olarak çalışıyorum.Akın beyin anlattığı 302 zamanı dan günümüze otobüscülük çok büyük değişimler gösterdi ama değişmeyen sabit kalan pek çok alışkanlık var mesala bunlardan bir örnek:
-aman tekerlek üstü olmasın yerler
(302 lerde 5-6-7-8 ve 33-34-35-36 nolu koltuklar tekerlek bombesine denk gelir ayağınız karnınıza bükülmüş yolculuk yapardınız boyunuz uzunsa vay halinize  )
günümüzün yüksek kabin otobüslerinde böyle bir sorun kalmamış ama yine de alışkanlık kaybolmamıştır
aman tekerlek üstü olmasın ha


M.Ali Sade
13 yıl önce - Pzr 06 Ağu 2006, 22:50

SU İSTEME :Moladan yeni çıkılmış ya da otobüs hareket edeli isterse iki dakika olsun,bu tip yolcu için hiç farketmez hemen su ister.Aldığı suyu da bir çırpıda içip yeni su istemek için yeni fırsatlar kollar.Hatta dolaba yakın oturuyorsa,muavin görünmediği zamanlarda dolaptan birkaç suyu birden araklayıverir.İlerleyen zamanlarda ise içtiği suyun etkisini göstermesiyle mola (WC) beklemeye başlar.Daha da olmadı çocuğu bahane ederek otobüsü münasip bir yerde durdurup def-i hacet yapar.

ŞOFÖRE LAF ATARAK MUHABBET BAŞLATMA:Bazı tip yolcular şayet yanlarındakilerden yüz bulamamışsa ve eğer de önde oturuyorsa ne olursa olsun kabilinden şoföre laf atarak muhabbet başlatmaya uğraşır.Bunun için de fırsat kollar.Direkt olarak lafa girmez.Yolda yaşanan bir olumsuzluğu,sözgelimi hatalı sollama,ani şerit değişimi gibi hatalar yapan hususi otomobilleri eleştirerek laf aranır.Şayet şoför boş bulunur da lafa atlarsa yandınız demektir.Yol boyunca şoför ister cevap versin isterse de vermesin bu yolcu konuşur durur.En sonunda duruma dayanamayan kendinden daha yaşlı bir teyze ya da amcanın ikazıyla çenesini kapar.

AYAKKABI ÇIKARTMA:Bu pislik de uzun yolda bazı yolcular tarafından illa ki yapılan bir pisliktir.Özellikle gece yolculuklarında ışıkların sönmesine müteakip çaktırmadan ayakkabılar çıkarılarak çevredeki yolculara gaz odası cezası verilir.Muavin ikaz edinceye kadar da ayakkabılar giyilmez.

SOĞAN YA DA SARMISAK GİBİ MADDELER YİYEREK OTOBÜSE BİNME:Hadi yiyip de bindiğinden vaz geçtik ,bir de bunun yellenme faslı vardır ki en beteri de budur.Bu tür yolcu bu gibi işleri kendi üzerine asla alınmaz.Ve hatta çevreye iftira atarak olayı asla kabullenmez.

Herkese selamlar...



serhan erel

13 yıl önce - Pzr 06 Ağu 2006, 22:56

Akın ağabey gerçekten çok ince bir ayrıntıya temas etmiş sağolsun, şimdi biraz destekle ayrıntıyı genişletmek lazım...

YAN PERONDAKİ OTOBÜSE TAKILMAK özellikle sizinle aynı yere gidiyor ve de sizin bineceğiniz otobüsten daha iyi bir marka ya da aynı markanın daha üst bir modeli ise içinizi bir sıkıntı kaplar. niye x'den alım bileti'de y'den almadım. şimdi o otobüsteki herkes bak bu külüstürde değiliz iyiki diye düşünüyordur kimbilir (ya ne demezsin kimsenin işi gücü yoktu onu takacak kafasına   ) gibi garip ama klasik düşünce içerisine girilir. bu tip olayların varacağı son nokta ya o otobüs bizimkinden önce merzifon'a varırsa (akın ağabey söyledi otobüs merzifon'a gidiyormuş, onun yalancısıyım vallahi   ) artık yol iyice sıkıntı haline gelir, mola'da bir kişi geç gelirse hemen gözler ona çevrilir (ki o da ayrı bir klasiktir değinmek lazım) olayın tüm müsebbibi o ilan edilir   yolda olur a seyir halindeki kaptan şöförümüz o otobüsü sollarsa içten içten "vay be helal bizim kaptana" ve "ne solladı ama be" nidaları atılır yan koltukta tanıdık varsa hemen harekti onaylatmak maksatlı ufak bir dirsek atılır  

KLİMA AYARLARI İLE OYNAMAYI SEVMEK otobüse biner binmez hafif bir bunaltı yaşanması ile birlikte anında ellerini havaya kaldırır ve klimayı kontrol ederler (otobüs çalışmadığı için klima da çalışmamaktadır aslında) sonra durumun farkına varınca bozuntuya vermeden sağa sola şöyle bir bakılır ve offf denilir, demek lazımdır    otobüs çalışınca el tekrar aynı bölgeye gider hemen kendine doğru en iyi üfüren açı tespit edilir koordinatları yol boyunca unutmamak üzere aklın bir köşesine atılır...arada sırada kontrol edip ayarda bir bozulma varmı diye kontrol etmek de yolcu olmanın şan'ındandır...

KAPTANLA KONUŞMAYA ÇALIŞMAK karşıdan gelen, bulunulan otobüsü geçen ya da önde tin tin giden bir araca karşı seyir halindeki kaptanımızın vereceği ilk tepki özenle beklenir ve hemen onaylayıcı bir tasdik ile muhabbete başlanır    kaptanımızda muhabbet sever bir kaptansa yolculuk süper olur ki neredeyse aynı otobüsle bindiğiniz şehre dönme isteğiyle yanıp tutuşursunuz...

ASKER SEVKİYATLARI SIRASINDA OTOBÜS YOLCULUĞU son yıllarda iyice ayyuka çıkmış bir adetimiz olmuştur. önce otobüsün önünde topluca "en büyük asker bizim asker bizim asker" nidaları atılır. bu nidaları takiben de mehmetçik havaya atılır    burada yatay atış yapılmamasına dikkat edilmelidir    çünkü pencere kenarından özenle alınan ve el sallamak için en stratejik yer olan 1 ya da 4 numaralar yerine mehmetçiğin yeni model uydu antenin üzeinde gitme ihtimali vardır    ayrıca otobüs perondan çıkar çıkmaz önünü kesip istiklal marşı'nı söylemek ve peşinden otobüsü beşik sanıp sallamak adettendir. bu seremoniye seyir halindeki kaptanımızda garaj çıkışına kadar havalı kornası ile eşlik eder, herkes mest olur  

İKRAM SERVİSİ her otobüste yaşanan sorunsallardan biridir...muavin fazla malzeme harcamamak, hatta dönüşte gelirken aldığı çayı, kahveyi, keki vermeyi hedeflemektedir. ancak yolcu ise tam tersini düşünür...ikram yapılana kadar asla uyumaz, çayını-kahvesini içer, kekini yer ve hemen uyku moduna geçer. ancaaaak ne zaman muavin orta kapıda bulunan dolaba doğru gider, hemen uyanılır ve bir istekte bulunulur. muavinlerimiz pek haz etmez bu tip yolcudan. diğer bir yolcu tipi ise otobüste verilen üç-beş kuruşluk keke kahveye muhtaç değilim ben tribine girip hiçbirşey almayan yolcudur. muavinler arasında çok tutan yolcudur ama bir elin parmağını geçmez bu yolcu modeli  

selamlar, sevgiler ve de saygılar...yolculuğunuz bol olsun


En son serhan erel tarafından Pzr 06 Ağu 2006, 22:59 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi


Akın Kurtoğlu

13 yıl önce - Pzr 06 Ağu 2006, 22:59

AYAKKABISINI ÇIKARTAN YAŞLI TEYZELER: Hemen her yolculukta en az bir adet orta yaş ve üzerindeki bir teyze, seyahat boyunca bilekleri şişmiş varisli bacaklarını ve ayaklarını rahat ettirmek için ayakkabılarını çıkartıp, özenle koridorun dibine yanyana koyardı. Çorapları kirlenmesin diye de, ayak koyduğu yere ayağının altına bir mendil sererdi.  Bunlar çoğunlukla, çiçek desenli başörtülü ama saçları başörtülerinin önlerinden bir perçem şeklinde fırlamış, hafif tombulca, gözlüklü, hırkalarını genellikle omuzlarının üzerine almış, ellerinde yün şişleri olan şen-şakrak yolculardı. Mola yerlerinde hiç aşağıya inmezler ve kapıları kapatılıp da tazyikli su eşliğinde sabunla dış yüzeyi yıkanan otobüsün içinde, gönüllü bekçilik yaparlardı. Şayet yanlarında refakatçileri varsa, onlara mola yerinden şekerli bisküvi, meyva suyu vs. taşırlardı. Yaşlarının verdiği güçten olsa gerek, aynı zamanda aracın muhtarlığını da yaparlardı ve otobüs mola yerinden ayrılmak üzereyken, 33-34 numaralı koltuktaki genç çiftle 17 numaradaki sarı saçlı delikanlının henüz otobüse binmediğini şoföre haykırırlar, şoför bu feryat üzerine aracın mazot deposu delinmişçesine telâşlanır, aracı durdurur, geç kalan yolcular koşturarak araca gelirler ve hemen yanından geçerken de, adıgeçen teyze tarafından; "Ayol, ben söylemesem, sizi bırakıp gidecekti bu şoför!..." şeklinde uyarılırlar ve karşılığında da onlardan birkaç kelimelik bir  taltif beklerlerdi. Seyahat süresince etrafındakilere o yıl okula başlayan torunlarını anlatırlar ve hiç durmadan seri bir şekilde örgü örerlerdi. Yolculuğun şirin ve olmazsa olmazı yolcu profilindendiler.  

YOLCULUK SIRASINDAKİ İKRAMLAR: Otobüs içinde ara ara ikramlar da yapılırdı. Küçük karton kutularda meyva suları, kolonya veya minik paketlerde gofretler... Koridor tarafında oturanlar, muavin elindeki tepsiyi/sepeti uzattığında, içindeki hepsi de birbirinin aynı olan ambalajlı gıda maddelerini seçmeye çalışırlardı. Ayrıca yanlarındaki yolcu (tanıdık olsun/olmasın) şayet uyuyor ise, dirsekleriyle de onu uyandırır ve ikramın kendilerine geldiğini haber verirlerdi (İyilik melekliğinden örnekler vermeye çalışırken, yanındakinin uykusunu mahvettiğini düşünmeden). Bazıları, kolonya ikramı tamamlanıp muavin geri dönerken, bir kez daha kolonyadan isterlerdi (Evde, kütüphanenin rafında duran kolonyayı sanki günboyu periyodik aralıklarla ellerine serpmeden duramıyorlarmışçasına bir arzu ve ihtirasla!...     )

Akın KURTOĞLU



Erhan Aydoğdu
13 yıl önce - Pzr 06 Ağu 2006, 23:02

Şimdiki otobüslerde sanırım yok herhalde.Tekirdağ - İstanbul / İstanbul - Tekirdağ arası çalışan otobüsler belkide her ağır taşıt emin değilim Selimpaşa taraflarında bir yerde kilometre sayaçlarını anahtarla açıp  oradan bir kağıt çıkarıp aşağıda bir kulübeye götürürlerdi.sonradan anladım ki o takografmış.oda eskilerden aklımda kalan bir detay.

serhan erel

13 yıl önce - Pzr 06 Ağu 2006, 23:14

MOLADA GEÇ KALAN YOLCU mola verilen tesise girmeden önce ne kadar süre tesiste kalınacağına dair otobüs içerisinde anons yapılmış ise de her yolculukla bir kişi mutlaka otobüsü bekletir, bu da yolcu olmanın şan'ındandır   kaptan 5 dakikadan sonra sinirlenir ve arkası gelmeyen tesis içi anonsları yeterli bulmayarak muavin ve hostu yolcu aramak için görevlendirir. birisi wc diğeri restoran tarafına giden iki personel az sonra başlar öne eğik geri gelir. son yıllarda aynı firmanın tüm otobüslerinin aynı renk olmaya başlaması nedeni ile yolcu aynı yere giden diğer otobüste kendi haricinde bulunan 45 kişiyi ve personeli beklemekte ve geç kaldık, hani xx dakikaydı mola diye söylenmektedir.  

SAHUR VEYA NAMAZ MOLASI ramazan ayında oruç tutan çoğu yolcunun düştüğü yolculuk öncesi sıkıntıdır sahur vakti...otobüs nerede mola verecek, vakit girmiş olacakmı, yolda ufak bir gecikme olmuşsa vakit çıkarmı şeklinde sıkıntı yaşanır. birde özellikle iç anadolu bölgesi kalkışlı olup ankara'ya gelen otobüslerde görülen bir klasik sabah namazı için kırıkkale-delice'de ankara'ya gidiş yönünde solda yer alan camide verilen namaz molasıdır. aynı caminin önünde 3-4 otobüsün mola verdiği vuku bulmuştur  


ahmetnet
13 yıl önce - Pzr 06 Ağu 2006, 23:40

Enteresan bir konu daha   Ben de bir yolcu olarak görevimi yapayım.

Otobüsler ve Koli Bantları

Koli bantlarının günümüz taşımacılığında yeri büyüktür. Faydaları saymakla bitmez. En bilinen ve ilk akla gelen kullanım alanı bavul ve koliler olsa da çok daha farklı alanlarda da hizmet görürler. En önemli 2 kullanım alanı şunlardır:
a. Havalandırma Pencereleri.
403'lerle birlikte (304'ler de yoktu sanırım) ülkemiz muavin ve yolcuları otomatik açılır tavan pencereleri ile tanışırlar. Eski pencerelerin yanında teoride kusursuzdurlar ve estetiktirler ama pratikte nadiren kullanılırlar. Birkaç modu olan bu pencereler tamamen veya kısmen yatay eksende açılabildiği gibi sadece ön tarafını da kaldırmak mümkündür. Ne var ki şehirler arası otobüs seyahatleri literatürüne bu güzel özellikleri  pek kullanılmadığı için(halbuki Karadeniz'in virajlarında keyfine doyum olmaz) farklı bir şekilde girmiştir: yolcuların pencere üstündeki acil çıkış mandalını kullanmalarını engellemek için her araçta bu mandalın üstü koli bantı ile örtülmüştür. Zira bu mandal çekildiğinde kapak tüm bağlantı noktalarından ayrılmaktadır ve pek çok firma bu halde seferlerini tamamlamak zorunda kaldığı için bu ucuz ve kolay çözüm ile sorunu kökünden halletme yoluna gitmiştir.

b. Kül tablaları
Koli bantlarının yaygın kullanımda olduğu bir diğer alan ise kül tablalarıdır. Mucizevi şekilde Meclis'ten geçen sigara yasağının ardından bu tablalara çöp-sakız-çay poşeti atıldığını ve temizlemekle uğraşmanın yanlış olduğunu düşünen firmalar mütemadiyen bu tablaları rengine doyum olmayan koli bantları ile kapatarak yolculara gerekli mesajı vermişlerdir.

Bagajdaki büyük beyaz plastik varil
Her bagajın vazgeçilmez elemanlarından birisi de orta kapının hemen sağındaki bagaj gözüne konuşlandırılmış olan büyük plastik varillerdir. Peki renkleri beyaz veya lacivert olan bu varillerin görevi nedir? Açıklayalım: görevleri su ısıtıcısına bir otobüse yetecek kadar su sağlamaktır Ekseriyetle dinlenme tesisinde araçların yıkanmasında kullanılan su hortumu ile doldurulan bu sular ve varilin dibindeki tadına doyum olmaz tortu ve yosunlar her firmaya kendi özgün demli çayını hazırlama imkanı verir.

Resmi Otobüs Spreyi
Otobüs aksesuarlarından vazgeçilmez bir tanesi de "fısfıs"lardır. Özellikle fındık dönüşü Karadeniz otobüslerinin yolcu taşımaktan ziyade ana görevleri turşu bidonlarını nakletmektir. Gece olsun gündüz olsun yolculuğun ilk saatlerinden itibaren otobüse yayılan kokunun tek çaresi özenle seçilen ozon-free fısfıslardır. Bu malzeme de koli bantı gibi sezon öncesi bol bol stoklanan kalemlerden birisidir.



En son ahmetnet tarafından Pzr 06 Ağu 2006, 23:51 tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi


sayfa 1
123 ... 161718   sonraki »
ANA SAYFA -> ULAŞIM