1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 5  |
 |
ahmet seven
16 yıl önce - Pzr 25 Mar 2007, 23:42
Tarihçesi
Sahip Ata Külliyesi Selçuklu İmparatorluğu nadide eserlerinden biri. Bu ata yadigari küliyenin tarihi yapılış sebeplerini araştıran bir dostum ilginç sonuçlara ulaştı. Tarihci araştırmacı ve sanat tarihcilerinden araştırıp ortaya çıkardığı sonuçları minik bir hikaye ile anlattı. Sahip Ata Külliyesinin dünyanın ilk emzikli sebili olduğu ortaya çıkıyor. Bir tarafda bal şerbeti değirinde süt ikram edilen taç kapı nın hikayesi aşağıda.
Diş Hekimi Dostum Kemal Elitemiz'e teşekkür ediyorum.
SAHİP ATA
Mavi gözlü , esmer tenli adamın bakımlı sakallarında , yer yer belirmiş beyazlıklar onun orta yaşı geçkin olduğunu gösteriyordu . Oysa çok dinç görünüyordu , elleri ve dişleri temizdi, uzun boyu ve adaleli yapısını , üzerindeki bol Türkmen dervişi giysileri saklayamıyordu.
Kendinden emin bir tavırla , vakıftaki yemek sırasına girdi.
Konya başşehir olduğundan beri , Selçuklu yurdunun her bir tarafından akın akın , kervanlarla gelen konuklar, töre gereği üç gün misafir kabul edildiği için , iaşe ibade ve ikametleri
Sarayın göreviydi . Uzun ve zahmetli yollardan gelen bu konuklara aş ve yatacak yer temini zorlaşıyor , hanlar ve aşevlerinde yemek yetişmiyordu.
Sabırla sırasını beklerken , konuşmaları da dinliyordu .
- Selçuklu Hanı nın bizim bu sıkıntımızdan haberi yokmu ? Bu ne iştir .Veziri uyuyor mu.
- Sahip Ata külliye yaptırıyor , onun yerine aşevi yaptırsa ya..
- Bir somun verseler daha iyi , katıksız yer, bu eziyeti çekmezdik.
Arada hak verenlerde vardı . Kazanlardaki yemeklerin yetişmeyeceğini gören görevlilerin telaşı , sırada bekleyenlerin homurdanmalarını artırıyordu.
Sıranın kendisine gelmesi ile tabağına konan etli pilav ve helva doyurucu değildi ve öğün vakti geçmişti.
Handan çıktı , tabağını ve somunu sıradaki bir ihtiyara verdi . Hanın karşısında kendisini yedeklerindeki ak bir atla bekleyen iki yağız delikanlı ile göz göze geldi , koşarak geldiler ve Alaaddin sarayına doğru gittiler.
Bu tebdili kıyafetli yağız adam Selçuklunun büyük veziri ‘ SAHİP ATA ‘ diye anılan ,
FAHREDDİN ALİ idi.
Duydukları doğruydu , bir şeyler yapmak lazımdı. Alıngan olan Selçuklu boylarını küstürüp, birlik ve beraberliğin zedelenmesine izin veremezdi.
Bütün gün zihni bu mesele ile meşgul oldu , yattığında henüz bir çare bulamamıştı.
Sabah ezanından önce uyandığında gördüğü rüyanın tesirindeydi ..
Hayırdır inşallah hayırdır.
Rüyasında bir derviş kolundan tutmuş ve Sure-i Kıt-al i okumuştu. Sureyi biliyordu
Cennetteki ırmakları anlatan sureydi . Bu ırmakların birinden süt diğerinden bal akıyordu.
Gözleri doldu ,ecel herkese ve her an gelebilirdi..Mükafatı Cennet olan ölüm bir lütuftu,
Keşke dedi keşke .. Hanlık ve vezirlik geçici...... Rüyasını kimseye anlatmadı.
Bütün günü sarayda toplantılarla geçti . Selçuklu yurdunun her köşesinden haberler geliyordu, Sultan Keyhüsrevzade Keykavus , en küçük bir ayrıntıyı bile kaçırmaz inceler sorar ve danışırdı çok dikkatli ve uyanıktı, onunla çalışmak zevkli ama zordu.
Gece aynı rüyayı tekrar gördü, rüya sıradan bir rüya değil , bunda bir hikmet var mutlaka rüyamı yordurmalıyım diye düşündü. Mevlana hazretleri aklına geldiğinde gözleri yaşarıverdi
O sağ olsaydı ,keşke sağ olsaydı en iyi o yorardı , hatta ben demeden bilirdi ne söyleyeceğimi.
Ama çok şükür mülk boş değil, Sadreddin Konevi Hazretleri sağdı.
O Mevlana nın vasiyetiydi . Mevlana nın vefatından sonra her mülkîlini ona danışmıştı.
Bir ziyaretinde,
-Fahreddinim, vezirim , amel defterinin kapanmamasını istiyorsan ilim yuvası yaptır külliye
yaptır, orada ilim tahsil edilsin halka hizmet Hakka hizmettir . diye öğüt vermiş
bunu bir emir kabul ederek, adını yaşatacak bir külliye inşaatına başlamıştı , inşaat devam ediyordu. Han-gah , hamam, derslikler, yatakhaneler , dükkanlar yapılmış , Cami bitmek üzereydi , Taç kapı yapımı henüz başlamamıştı.
Külliyenin yerini tespit edende Konevi Hazretlerleriydi .Üşenmemiş yeri kendisi göstermişti.
-burası bizden önce bu topraklarda yaşamış kavimlerin mekanı Diyar-ı Rum idi , burada
onların medresesi hamamı ve kütüphaneleri var mektep mektep üzerine hamam hamam üzerine yakışır, külliyenin yeri burası olsun . demiş
O nun bu kerameti temel kazılarında ortaya çıkmıştı , kazılarda Roma Hamam ve bina kalıntıları ortaya çıktı. SAHİP ATA , BU MİRASA SAHİP ÇIKTI ve mermerden iki Lahitin
Külliyenin taç kapısına konmasını emretti, böylece bu toprakların mirası , külliyenin kapısında yaşatılacaktı...Ayrıca külliyenin yanındaki geniş araziyi , başka kalıntılar olabilir
düşüncesi ile satın aldı . Buradan çıkabilecek eserlerin korunmasını vasiyet etti .
vasiyeti tutuldu ..(..Günümüzde bu alanda. Konya Arkeoloji müzesi yer alıyor.)
bu düşüncelerle geldiği tekkede Şeyh Sadreddin Konevi Hazretlerini odasında yalnız buldu. Elini öptü , diz dize oturdular.
Rüyamı nasıl anlatsam diye düşünürken , Konevi Hazretleri konuşuverdi.
-Acele etme , Cennet ayeti okundu , ölüpte cennetlik olacam diye sevinme, daha yaşayacak çok ömrün var. Süt ve bal ...süt ile bal bunlar cennet taamı. Saf , temiz , tabii..Mübarek..
SÜT.. Çocuğun aç midesine ilk giren gıda.
Mide görevine süt ile başlar.
Uzun yol yürümüş , sıcakta soğukta kalmış yolcunun midesine etli pilav ve helva ağır gelir.
Süt onu rahatlatır,adelelerindeki yorgunluğu alır , Bal ise diriltir güç verir, dizine derman olur
Yolcuya misafire ,süt ikramı ona garipliğini unutturur, yurt yakınlığı ana sıcaklığı verir,
Gönlü ve kalbi yumuşar. Balda aynıdır dilinin pasını giderir ağız tadı verir ..Su ise serinletir.
Sahip Ata mesajı almıştı. koca Şeyhin elini öpüp , dergahtan ayrıldı, şimdi aklı bal ve sütteydi.
Anlamıştı ..Gelenlere süt ve bal dağıtılacaktı ama nasıl...
Önce ,atların sağına süt soluna bal şerbeti dolu güğümler konur .yanında bir at arabası da somun taşır , dağıtılır. peki güğümler boşalınca nasıl doldurulacak , bal şerbeti nasıl, hemence hazırlanıverecek . en çok konuk havaların sıcak olduğu yaz aylarında gelir bu sıcaklarda süt nasıl muhafaza edilir..Bu fikri beğenmedi. Yine vakıfta dağıtmak en iyisi...
Ama sırada kendiside beklemişti zahmetliydi. Hem o kadar insana süt ve bal şerbeti ne ile verilecekti..toprak kupa..Evet toprak kupayı silleli testi ustaları çokça yapabilirlerdi bu mümkündü..Peki ama nasıl yıkanacak bu kadar kupa .. kırılanlar olur , yenisi hemen nasıl bulunur.Aklı karışmıştı...sokak aralarından saraya giden tenha yolda ağır adımlarla düşünerek yürüyordu. Selçuklu yurdunda birçok aşevi ,vakıf ,sebil vardı. Kandil gecelerinde buralarda ve
Camilerde süt ve bal şerbeti dağıtılırdı ama cemaat bu kadar yoğun olmaz ve sıkıntı çekilmezdi bu sefer yüzlerce konuk söz konusuydu.
İsteyen yemek yemeli ama beklemek istemeyenlerde kolayca süt ve bal şerbeti içebilmeliydi.
Nasıl.... nasıl.... nasıl....
-Allah rızası için bir sadaka ..
önünde genç bir anne belirmiş ve el açmıştı.
Yavrum için bir sadaka.
Kucağında birkaç aylık çocuğu vardı.
Çocuğum için..sütüm azaldı açım ..
Çocuk annesinin memesini emiyordu.
Çocuğum süt ememiyor ..
Çocuğum süt ememiyor...Yardım edin ..Allah rızası için ..
SÜT..MEME... EMMEK ..EMZİK...SÜT...BAL...
Sağol bacım çok yaşa emi... sağol çok yardımcı oldun ..
Kadına birkaç altın verdi..Al bunları çocuğun için harca ...Sağol
Kadının gözleri kocaman açılmıştı .
Altınları vereni tanımıyordu.
Bu nasıl bir adam hem altın verdi hemde teşekkür ediyor...Şaşkınlığındaydı...
Sahip ata çözümü bulmuştu saraya nasıl geldiğine şaştı. Hemen mimar
Abdullah oğlu KÜLÜK ü çağırttı heyecanla planını anlattı Külük bir kez daha vezire hayranlık duydu . Bu proje onu da heyecanlandırmıştı.
Külük hemen çalışmalara başladı bu eser onunda ismini sonsuzlaştıracak en önemlisi amel defteri kapanmayacaktı.
Planlar hazırdı istişare başladı..
Kervan Alanya dan gece karanlığında yola çıkmıştı , develerin denkleri ağırdı gün ağarmadan Alanya’nın sıcağından kurtulup , Torosların serinliğine ulaşmak lazımdı develer sıcaklanırsa sarplara tırmanmaları zorlaşır , yürüyüş temposu düşerdi, buda Konya ovasının sıcağına Yakalanmak demekti.
Gece Dim çayı boyunca vadiden yürüyen kervan , Dim çayı kaynağına ulaştığında , tan yeri ağarmak üzereydi. Kervan başı Yörük Ökkeş ilk kısa molasını verip ,kalın sesi ile talimatlarını yağdırmaya başladı.
Develer yakın bağlanacak, katırlar önde olacak. Kadınlar la çocuklar kervanın ortasında olacak , öncüler fazla uzaklaşmayacak. Kimse benden habersiz çişini dahi yapmayacak.
Atlılar dizginleri sıkı tutacak .atlar ve develer ürkütülmeyecek. Herkes gocuğunu kürkünü hazır etsin çocuklar belensin Torosların yazı da hastalar adamı , çoğunuz alışkın değildir dağ havasına.
Ökkeş Emmi yi kervan başı yapan onun bu engin bilgisi idi . ömrü toroslarda geçmişti.
Geyik dağlarına bitişik oba da yaşamış hiçbir iş tutmamıştı .keçi koyun gütmeyi sevmemiş
Dağlara kaçmıştı . kendini bildi bileli dağlarda yaşamıştı en büyük merakı geyik avı idi .
Ta ki o dişi geyiği oklayıncaya kadar.
Kervan yola koyuldu .Ökkeş emmi nin aklı geyik dağlarındaydı .
Geyik dağı eteklerindeki üçpınar geçitinde adamları bekleyecekti. Vaktinde yetişiriz İnşallah dedi kendi kendine.
Vazife mühimdi , kervan başılık bahaneydi .
Allahım.. Verdiğin ömür kadar sağlık ver .Ver de son nefesime kadar hizmetimi yapayım defterim kapanmasın . diye dua etti.
Vazifeyi aldı alalı karabasanlarından kurtulmuş , gönlü geyik dağı kadar genişlemiş,
Dağların türüm türüm kokusunu alır olmuştu . Eski mutlu günlerine kavuşmuştu.
O dişi geyiği oklamadan önce de mutluydu . Şimdi geyiği düşündüğü halde içi daralmıyordu.
Kendini bildi bileli hep erkek geyik oklamıştı ,dağın en büyük boynuzlu erkeklerini avlamıştı
Düğününde bütün obaya geyik eti yedirmişti.
Her seferinde daha büyük boynuzlunun peşine düşerdi .
O gün gördüğü boğa da en irisiydi . Sürünün en gösterişli dişisinin peşine düşmüş uğruna bir çok genç erkeğin boynuzunu kırmıştı dişi ye bitişik geziyordu. Dişi geyik gebe değildi, belki daha tavında değildi .yanlarında yavru geyik yoktu.
Geyiği gecenin ayazında koca bir çamın dibinde beklemişti. Geyik menzile girmiş fakat insan teni kokusunu alıp, durmuştu .Geyik çok uyanıktı , adeleleri gerilmişti. Dişi erkeğin diğer sağrısındaydı.
Bu koca boğayı vurursam dişi hemen yeni bir eş bulur .. Dedi ..Ve oku saldı.
Erkek geyik okun tınlamasını duyup fırlayıverdi ...
Ok dişi geyiğin kalbine saplanmıştı.
İlk defa bir dişi geyik vurmuştu sıkıntı ile gitti geyiğin yanına ve ...
Karabasanını gördü... Geyiğin memeleri süt doluydu iyice şişkindi , süt ölü geyiğin memesinden fışkırıyordu......
Yavrusu yoktu ... dedi
Yavrusu yoktu...haykırmaya başladı .....yavrusu yoktu......yavrusu yoktu..
Birden anladı yavruyu bir dağ aslanı yemiş olabilirdi, memeler onun için dolmuştu .
Bu onu rahatlatsada.. Süt akıtan memeler onun kabusu olmuştu.
Yayını ve oklarını orada kırdı , avı bıraktı....
Günlerce dağlarda dolaştı dağların kokusu gitmiş ,karabasanı olmuştu.
Kervan başı olması dağları iyi bildiğindendi .ama Vazifeyi alıncaya kadar bunalımı sürmüştü.
Yaz aylarında kervan devamlı Konya ya giderdi .
Konya da Sahip ATA nın külliyesini seyretmeye bayılır , dağlarda alışık olmadığı
Bir güzelliği seyrederken mutlu olurdu.
Yine böyle bir günde duymuştu ..
Taç kapının emzikli sebilini ..
Koca vezir taç kapının bir yanına SÜT diğer yanına BAL şerbeti sebili yaptırıyordu.
Bu süt ve bal şerbeti yayladan getirilecek karla soğutulacak ve sıcak yaz günlerinde içenler serinletilecekti...
SÜTLÜ SEBİL ...SÜT ... SÜT....
Bu işi ben yaparım bu benim vazifem olsun ..
Böylece dişi geyikle helallaşırım..... Bu iş benim işim ...bu iş benim işim..demiş ...
Ve saraya koşmuştu.
Saraya almamışlar , kapıdaki bekçi çerileri tepelemiş ..gürültüyü Sahip ATA duymuş,
Yaka paça çıktığı huzurda ağlayarak dişi geyiği anlatmış ve koca vezirin de gözlerini yaşartmıştı.
O gün kar getirme görevini almıştı hemde ölünceye kadar.........
Son düşüncesini beğenmişti sesli söyledi..Hemde ölünceye kadar...
Keyifle atın üzerinde kaykıldı.
Adamlarını bir gün önceden iki katırla yollamıştı .Geyik dağının sarplarına katırla tırmanıp
Yanlarındaki keçi kılından dokunmuş hurçlara sıkı sıkıya kar basacaklar akşam serinliğinde
Üç pınar geçidinde kervana katılacaklardı .Hurçlar develere sarılacak üzerine ıslak keçe dolanacak. Bu keçeler arada soğuk pınar suyu ile ıslanacak ve sıcak Konya ovası karlar erimeden geçilecekti.....
Taç kapının planı , Sahip Ata nın istediği şekilde uygulanıyor ve taç kapı bütün muhteşemliği ile yükseliyordu.
Genel plan her zamanki Selçuklu planı idi ..Kapı mihrap şeklindeydi , Romalılardan kalan iki
Lahit , kapının hemen sağ ve soluna en alta konmuştu. Her iki lahitin üstünde sağda ve solda mihrap şeklinde ve taş işlemeli kenarları ayet çerçeveli iki su sebili yapılmıştı. Bu sebilleri kuşatıp gelen ve Selçuklunun birlik ve beraberliğini temsil eden girift geometrik desen lahitlerin üstünde , kapıya yakın , simetrik , büyükçe kabarık bir yumak olmuştu .tam ortalarında , bu bal ve süt sebilinin altın emzikleri parlıyordu.
Su sebillerini çevreleyen mihraplar , mihrap ayetini anlatır gibiydi......
Meryem validemiz Zekeriyya Aleyhisselam’ a emanet edilmiş , bir zarar görmesin diye
Ona bir oda tahsis etmişti . Zekeriyya peygamber ne zaman onu ziyaret etse Meryem validemizi mihrapta ibadet halinde görürdü ve her zaman yanında hazır bir sofra bulurdu.
Bunlar nereden geldi , diye sorunca da Meryem validemiz’ bunlar cennet taamı dır Rabbimin tarafındandır ‘ buyururdu.(.MİHRAP VE CENNET TAAMI)
Koca vezir ince fikri ile düşünüp sunduğu cennet taamının önemini böylece anlatır gibiydi.
Süt ve bal cennet taamı değilmiydi.
Sebilin emzikleri önce bakır, bronz ve gümüşten düşünülmüş sonra bunların paslanabileceği
Endişesi ile altın olmasına karar verilmişti. emziklerin arkasında taşla kaplı küp boşlukları yapılmış, silleli testi ustaları gayet kalın içine insan sığacak büyüklükte iki küp yapmışlar, küplerin içi çini ustaların önderliğinde sırlanmış, kapakları yapılmış , küplerin oturduğu yerin etrafında belli bir boşluk bırakılmıştı. Sütün bozulmaması , bal şerbetinin soğutulması için taş ve küp arasına kar doldurulmasına karar verilmişti. Altın emzikler küplere sıkıca tespit edilmiş, emziğin içine altından bir kapak konmuştu.
Emziğin içine sokulan bir kamış bu kapağı iter ve emzikten süt ve bal şerbeti böyle emilirdi.
SAHİP ATA külliye mutfağının bir bölümünü süthane yaptı gelen sütler burada kaynatıldı ballar süzülüp şerbet yapıldı , küpler eksildikçe dolduruluyordu .Emziklere her kesin ağzı değmesin diye emzik kamışını düşünende oydu.
Hotamış sazlığından gelen kamışların aynı boyda kesilip hazırlanması için külliye dükkanlarının birini bu işe tahsis etti .
Ayrıca her iki sebilin başına bir görevli koydu bu görevlilerin yanında kapaklı sepetlerde kamışlar vardı kullanılan kamış yandaki boş sepete konuluyordu.
Böylece İslam aleminin ve Selçuklunun ilk EMZİKLİ SEBİLİ tamamlanmıştı.
Açılışı Şeyh Sadreddin el Konevi hazretlerinin duaları ile oldu duası herkesi ağlattı ..
Büyük Selçuklunun büyük veziri SAHİP ATA nın Dev Eseri , devlet babalığının yanında DEVLET ANA olmuş , yurttaşlarına iki memesinden CENNET TAAMI.... SÜT ve BAL Sunuyordu.....
Yine bir Cuma ziyaretlerimden birini yapmış , sırası ile aile kabirlerimizi keçeciler sokağını ve tahta tepen camisini ziyaret etmiştim . Mustafa irmikçi hazretlerinin kabrinin ruhaniyetinde rahatlamış ve son ziyaretime sıra gelmişti .
Musatafa amca Vefatından önceki sohbetlerinin birinde.
-Sofu Sahip ATA yı ziyareti bırakma , çok mertebeli bir adam ben onu gördüm , mavi gözlü esmer ve uzun boylu , çok yüksek makam sahibi. Demişti
Hacı Fettah kabristanından Yürüyüp ,koca vezir SAHİP ATA nın türbesi önünde , Fatihalarla şefaat dilenmiştim.
Taç kapı önü son durağımdı .emzikli sebil karşımdaydı , gürültülü trafik göz huzurumu bozamadı.
Gönlümü daraltan ..gözümü yaşartan...
Kararmış ruhumuzun karartılmış kültürümüzün nişanı olan ....ve bir miktar altın uğruna ... parçalanıp... KARA , KAPKARA ... Bir çift delik haline gelen Emzikli sebillerdi....
(+)
|
 |
ahmet seven
16 yıl önce - Pts 14 May 2007, 00:38
Selçuklular zamanında, Sahip Ata Camii' nin emzikli sebilinden su içen bir Konya'lı
(+)
|
 |
suna koçal
16 yıl önce - Cum 25 May 2007, 00:38
hikaye
Merhaba,
Eklemiş olduğunuz Sahip Ata ile ilgili olan hikayeyi okudum ve çok etkilendim.Konya ile ilgili araştırma yapıyordum.Sahip ata camiinin minyatürünü yapmak için bilgiler ve fotoğraflar bakınırken sizin eklemiş olduğunuz hikaye beni çok farklı bir konu işlemeye yöneltti.Size bir sorum olacak: Arkadaşınız bu hikayeye ne kadar ekleme yaptı ? Yani hayali kısımları varmı acaba?Bunu öğrenebilirsem yapacağım minyatür gerçek dışı olmamasını sağlamış olursunuz.Güzel fotoğraflar ve hikaye için çok teşekkür ederim,bana çok yardımcı oldunuz.
Saygılarımla Suna Koçal
Not:Külliyenin tepeden de fotoğrafları varmı acaba?
|
 |
mkdemirhan
16 yıl önce - Prş 28 Hzr 2007, 14:21
Çok eski olmasına rağmen hala ayakta durabilen bir cami.Selçukluların tuğlayı ne kadar ustalıkla kullandıkları bu yapıda göz önüne çıkıyor.. Sahip ata camiini gemek nasip oldu. Gerçekten fevkalade...
|
 |
osman 42
|
 |
sayfa 5  |
ANA SAYFA -> KONYA
|