Listedeki ürünleri görünce 2 kere şaşırdım. İlkinde 'Bravo adamlar ne yapmışlarsa dünyanın 1 numarasını yapmışlar' diye düşündüm. İkinci düşünsemse 'Nasıl olurda alakası olmayan ürünleri bu listeye almışlar' diye düşündüm. Gerçi Danimarka'yı protesto eylemlerinde de 'Pınar, Tamek, Maret, Eti..' de Danimarka malı olarak gösterilmişti. Pepsi ise her iki listede de mevcut. Burdan bakın.
Ben yaşı tutan üyelere sormak istiyorum tüm samimiyetimle.. 1960 ve 1974 arasında Kıbrıs'ta yaşanan zulme hiç bir tepki gösteren Arap ülkesi olmuş muydu? Suriye'de, BAE'de, Filistin'de, Mısır'da, Lübnan'da.. Bunların hiçbirisinde sokaklarda "Din kardeşlerimize yapılan kötülüğü kın kın kınıyoruz" tarzı protestolar yapıldı mı? Bu ülkelerde bulunan Kıbrıs ve Yunan elçilikleri önünde bayrakları yakıldı mı? Din kardeşlerinin ufacık çocukları, eşleri banyo küvetlerinde uziler ile tarandığında, rahmetli Cengiz Topel Rumların eline esir düşüp işkenceler gördüğünde, sonra itina ile iyileştirilip eski haline döndüğü zaman işkenceye tekrar başlandığında hiç bir dindaş ülke sesini çıkarttı mı? 'Hepimiz Kıbrıslı Türküz' baskılı tişörtler giydiler mi? Ben hatırlamıyorum üzgünümki
Tüketiciler birliğinin başarılı bir boykotunu göstermek istedim.Başarılı bir boykot
Alıntı:
örneği:chesterfield
Ancak tüm paradokslarına rağmen tasarlanmış, uygulanmış ve başarılı sonuçlar vermiş olan boykot örnekleri bulunmaktadır. Philip Morris firması tarafından üretilen ve üzerinde cami resmi bulunan Chesterfield sigarasının üzerindeki bu resim, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın tüm girişim ve ricalarına rağmen ilgili firmaya kaldırtılamamış, Tüketiciler Birliği’nin konuya el atarak firmanın yöneticileri hakkında suç duyurusunda bulunması ve ardından sigara paketi üzerindeki cami resminin en kısa sürede kaldırılmaması halinde, tüketicileri bu sigara markasını satın almamaları için boykota yönlendireceklerini açıklaması üzerine, dünyanın dev firmalarından olan Philip Morris firması, 111 ülkede sattığı sigara paketi üzerindeki cami resmini kaldırmıştır.
Israil mallarini boykot edelim, Peki. Amac Filistinlilere ve Sii hegemonyasi pesinde Lubnanin basini belaya sokan Hizbullahi desteklemek.
O zaman cep telefonlarini kullanmamak lazim, icindeki teknolojinin buyuk kismi israilden gelir.
Bilgisayar kullanmamak lazim, bircok program ve parca Israil mali veya icadidir.
Hastanede modern teshis aletlerinden vazgecmek lazim, Israil icadi olabilir.
Bircok ilac hammadesi Israilden ithal edilmis olabilir.
vs. vs.
Degmez.
Onun yerine Hamas ve hizbullah'a Israilin yasam hakki oldugu fikrini verirseniz daha iyi olur. Bu sekilde onlara yardim etmis olursunuz, harpler biter, Israil 1967'de eline gecen yerleri geri verir, kimse birbirini oldurmege calismaz.
Bir de bunu dusunun.
Selim Amado
Bu olayin cozumunun Israil mallarini boykot ederek bir yere varacagini zannetmiyorum. Birincisi hangi birini boykot ediceksin. Ikincisi senin onlarin urettigi urunlerin yerine koyacagin malin yok. Birak bizi Dunyada kac tane ulkenin bu adamlarin urettigi urunlere karsi rakibi var. Bizimkiler hala daha basortu muhabbetine takilmis kalmis vaziyette. Konsantre olamiyoruz gercek sorunlara......
Selim, Lübnan'da Hizbullah gibi örgütlerle ilişkisi olmayan demokratik yönetimler hakim olmalıdır, bu konuda hemfikiriz. Ancak İsrail'in yaşam hakkı olduğu fikrini vermenin yolu 1000 tane sivil öldürmek değildir. Bu vahşettir ve dünyayı İsrail'in yanına değil, karşısına iter. İsrail yaşam hakkını mı arıyor yoksa saldırgan tavırlarla BOP projesi için Amerikan evanjelistlerinin piyonu görevini mi görüyor, bu da sorulması gereken başka bir soru.
Hepimiz Kıbrıslı Türküz' baskılı tişörtler giydiler mi? Ben hatırlamıyorum üzgünümki
Ben Kaddafi Hayranı değilim ama Kaddafinin yardımını Hatırlatayım size.Kurtuluş savaşında Gazi Mustafa kemal Atatürk'e Yardım eden,Endonezya,Pakistan başta olmak üzere bu ülkeye bir çok İslam Ülkesinin yardım yaptğınıda unutmayalım.Fakat Arapların Sütten Çıkmış Ak kaşık olduğunuda ifade etmiyoruz buda biline ! Hala daha Bir çok Arap Ülkesinde Türkiye Hayranlığı vardır dolayısı ile biz arap olamayız ama arap bizden olmak zorunda buna en yakın örnek ise Hatırlatırım Cezayir'e Yapılan Gemiler dolusu Askeri ve diğer yardımları,Tabi dünki İKO toplantısına katılmamış olmalarıda Hainliklerinin tescilidir,Sorun değil Bu millet Balkanlardaki,Asyadaki bir çok Din bağı olan,ayrıca olmayanada kol kanat gerdi germeyede devam eder.
Ortadoğu'da yanan ateşi söndürmek için en fazla çaba harcayan ülkelerin başında gelen Türkiye, savaştan kaçanların da ilk sığındıkları liman olarak tüm dünyanın takdirini topluyor. Tarih boyunca, zulme uğrayanların sığınacakları ilk kapı olarak gördükleri Türkler, bugüne kadar yüzbinlerce mazluma kucak açtı. Din, dil ve ırk ayrımı yapmadan, gördükleri zulümden kaçan binlerce kişiyi bağrına basarak insana verilen değeri en iyi şekilde sergileyen Türkler, örnek tutum ve tavrıyla tarihteki en büyük insanlık derslerini veren millet oldu.
TARİHTEN ÖRNEKLER
İspanya'da zulme uğrayan Müslüman ve Yahudiler, Osmanlı Devleti'ne gönderdikleri bir elçi ile içler acısı durumlarını anlatır ve yardım isterler. Osmanlı Devleti, 1505 yılında İspanyol sahillerini vurmak için Kemal Reis kumandasında bir filo gönderir, zulme uğrayan bir kısım Müslüman ve Yahudi Türkiye'ye getirilerek ve katliamdan kurtarılır. İspanya'daki insanlık dramı ve yapılan zulümler iyice artınca Kaptan-ı Derya ve Cezayir Beylerbeyi Kılıç Ali Paşa'ya gönderilen bir fermanla İspanya'da zulme uğrayanlara yardım edilmesi emredilir. Birçok Müslüman ve Yahudi'nin, İspanya'dan önce Afrika sahillerine aktarıldığı daha sonra bunlardan bir bölümünün Adana, Tarsus gibi sancaklara yerleştirildiği tarihi kaynaklarda yer alıyor. Zulümden kaçarak sığınan bu insanlar, durumlarını toparlayıp verimli hale gelene kadar 5 yıl vergiden muaf tutulurlar. Tarihçi Bernard Lewis, bir eserinde, Avrupa'da baskı görüp kovulan Yahudilere Osmanlı'nın kucak açtığına dikkati çekiyor. Lewis, Osmanlı'nın, kovulan ve baskı gören Yahudileri her zaman kabul ettiğini, hatta baskılardan kurtulmaları için Osmanlı topraklarına çağrıldıklarını ifade ediyor.
SIĞINANLARI GERİ VERMEDİ
Avrupa'da katı yönetimlere karşı koyma ve hürriyet cereyanı sırasında ayaklanan beş bin Macar ve Polonyalı da zulümden kaçarak 1849'da Türklere sığındı. Osmanlı Devleti'nin savaşı göze alarak sığınan bu mültecileri vermemesi, bir insanlık destanı olarak tarihe geçti. Tarihi kaynaklara göre, 18. Asırda Macar lider Lajos Kossuth, uğradıkları zulümden kurtulmak için dönemin Padişahı Sultan Abdulmecid'e bir mektup yazarak kendisi ve arkadaşlarına kucak açılabilme imkanının olup olmadığını sorar. Sultan Abdulmecid'in, mültecilerin kendi misafirleri olduğunu belirterek saçlarının bir teline zarar gelmesini tebaasından 50 bin kişinin kurban edilmesine yeğleyeceğine dair garanti vermesi sonrası, 5 bin Macar ve Polonyalı mülteci Türk topraklarına iltica eder. Macar ve Lehlerin Osmanlı Devleti'ne iltica etmesinden sonra Rusya ve Avusturya devletleri, baskı yaparak mültecilerin kendilerine verilmesi hususunda ısrar ederler ve hatta Ruslar, mültecilerinin verilmemesi halinde savaş açacakları tehdidinde bulunurlar. Rusya ve Avusturya'nın isteklerinde direnmeleri üzerine genç Padişah Sultan Abdülmecid'in, büyük bir insanlık dersi vererek ''tahtımı veririm, başımı veririm, fakat devletime sığınanları asla geri vermem'' şeklindeki sözleri tarihe kaydedilir. Osmanlı'ya sığınan Polonyalılar, İstanbul, Halep, Vidin ve Silistre'ye yerleştirilirken, Kossuth liderliğindeki Macarlar ise Kütahya'da misafir edilmiştir.
''TÜRKLER TEHDİTLERE BOYUN EĞMEDİLER''
Osmanlı'ya sığınan Macar lider Kossuth ve arkadaşları, 21 ay sonra Kütahya'dan ayrılarak Londra'ya giderler. Londra'da büyük bir coşkuyla karşılanan Kossuth'un burada yaptığı konuşmada, kendilerine sığınma hakkı veren Türklere minnettarlığını şu sözlerle ifade eder: ''Bugünkü hayatıma ve hürriyetime sahipliğim, Avusturya ve Rusya'nın tehditlerine ve baskılarına rağmen beni ve arkadaşlarımı muhafaza eden Türkler sayesindedir. O Türkler ki, yüksek hislerle ve insan haklarına saygılı oluşlarıyla tüm tehditlere boyun eğmediler. Türk milleti bu yönüyle üstün bir güce sahiptir. Türklerin bugün ve istikbalde mevcut olması, Avrupa'nın ve insanlık aleminin yararınadır. Ben Türklerden gördüğüm lütuf ve saygının hatıralarıyla yaşıyorum.''
RUSLARA AÇILAN KUCAK...
1917 Bolşevik Devrimi sonrası ülkelerini terk eden Beyaz Ruslar, ilk durak olarak Türkiye'yi seçer. Rusya'dan kaçanları da engin hoşgörü ve misafirperverlikle kabul eden Türkler, kaçarken yanlarına hiçbir şey almayan Beyaz Ruslara yardım amacıyla Hilal-i Ahmer Cemiyeti tarafından onbinlerce göçmen için 1921 yılının ocak ayında ''halk çorbası'' kampanyası başlatır. Ayrıca, düzenlenen battaniye kampanyasıyla 1921 kışında binlerce Beyaz Rus'a yün battaniye sağlanır, sağlık sorunlarının çözümü için çeşitli fonlar oluşturulur. Sayıları 150 ila 200 bin arasında olan Beyaz Rusların Türkiye'yi seçmelerinde en büyük neden ise engin hoşgörü ve misafirperverliktir. Yazar Jak Delon, kaleme aldığı ''Beyoğlu'nda Beyaz Ruslar'' adlı eserinde Türkiye'ye kaçan Beyaz Rusların hayatını anlatırken, o dönemleri yaşayanların anılarına da yer veriyor. Eserde bir Beyaz Rus, Türkiye'yi seçme nedenlerini, ''Rusya'dan kaçarken hep şunları düşündük: İspanyol engizisyonundan kaçan Yahudilere kapılarına açan tek ülke olan Türkiye, 1920'lerde bizi de geri çevirmeyecektir'' sözleriyle özetliyor. 1905 yılında Çarlık Rusyası'ndaki meşrutiyet devrimi sırasında, ülkelerinden kaçmak zorunda kalan 30 bine yakın Rus'un da Türkiye'ye sığınarak hayatlarını kurtarabildikleri tarihi kaynaklarda yer alıyor.
İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI VE SONRASI
İkinci Dünya Savaşı sırasında zulme uğrayan binlerce insan yine Türkiye'ye sığınır. Avrupa'nın çeşitli ülkelerinden 10 bini aşkın insanın, öldürülme ve eziyet görme korkusuyla kendilerini güvencede hissedebilecekleri tek ülke olan Türkiye'ye geldikleri biliniyor. Hitler döneminde siyasi ve ırkçı nedenlerle işlerinden olan, sanatlarını icra edemez hale gelen ve onun da ötesinde hayatları tehlikeye giren binlerce Yahudi kökenli ya da sosyal demokrat düşünceye sahip Alman, 1933'ten itibaren gidecek ülke ararken, aralarında bilim adamı, mimar, mühendis, sanatçıların da bulunduğu bir bölümü Türkiye'ye sığınır. Alman mültecilerden çoğu, genç Türkiye Cumhuriyeti'nde özellikle üniversiteler de önemli görevler alırlar. Hitler rejiminden kaçarak Türkiye'ye sığınan yaklaşık bin Alman mültecinin üçte ikisi, 2. Dünya Savaşı'nın bitiminden hemen sonra Amerika ve İngiltere'ye yerleşir, bir bölümü Almanya'ya geri dönerken 28 Alman da Türkiye'yi vatan olarak seçer. 1979 yılında İran'daki İslam devrimi sonrası rejim muhaliflerinin ilk sığındıkları ülke de Türkiye oldu. Sovyetler Birliği'nin 1979'da Afganistan'ı işgali sonrası sonrası ülkeden kaçan milyonlarca Afganlıdan yaklaşık 4 bin kişi Türkiye'ye göç etti. Birinci Körfez Savaşı sırasında da Saddam'ın korkusuyla Türkiye'ye kaçan binlerce Peşmerge, kurulan mülteci kamplarında en iyi şekilde misafir edildi. Bulgaristan'da Jivkov rejiminin baskı politikası nedeniyle 300 binin üzerinde Türk yine anavatana sığınmak zorunda kaldı. Türkiye, Sırp zulmünden kaçan Kosovalılara da kucak açtı.
Sen ben kendi mallarımıza sahip çıkıp desteklemezsek kim sahip çıkacak.Onların mallarının yerine geçecek mallarımız var.Mesela,geçen gün bir olay oldu.Birine coca-cola diye cola turka verdiler.'İşte hiç bir kolaya benzemiyor.Ne güzel.Farkı anlaşılıyor.' dedi.Birazda bizde ön yargı var.Belki şuan onların kadar güzel ürün yapamıyor.Zamanla onları yakalar.Ama bence coca-cola ile cola turka arasında hiç bir fark yok.Her ürünün yerine geçebilecek ürün yapılır.