Ana Sayfa 878 bin Türkiye Fotoğrafı
  
Erdem ve edep, sizce nedir?
Sayfa: 1, 2, 3, 4, 5, 6  Sonraki
Ana Sayfa -> HABERLER ve SOHBET
cevap yaz (üye olmadan da mesaj yazabilirsiniz)
Necmettin K.

7 yıl önce - Prş 27 Tem 2006, 17:39
Erdem ve edep, sizce nedir?


Günümüzde mum yakıp aradığımız bazı vazıflar,büyük erdem oldu.
   Her nesil,bir önceki nesile göre yeni nesli, biraz daha yozlaşmakla suçlanmaktadır.

   Değerler erezyona uğramış olabilir,önemli olan değerlerin bilinmesidir.Bir şey bilinirse arandığında bulunabilir. Eğer bilinmiyorsa ,onu aramak boşunadır.

   Ahlak anlayışımız her geçen gün değişmektedir. Birilerine göre ahlaklı olanlar,bir diğerine göre ahlaksızlıkla itham edilmektedir.
   Bunun bir ölçüsü bulunmamakla beraber,kişilerle değerlenmektedir.
   Sıcaklığın birimi derecedir. İnsanın ateşi ölçüldüğünde,36,5 derece olması gerekir.
   Ahlakın bir ölçü birimi yoktur.
   Birim değerleri, toplumun geneli tarafından belirlenmektedir.
   Hatta,bir semtte belirlenen değerler yakın bir semtte geçerliliğini kaybetmektedir.
   Ancak bazı değerler vardır ki onların yeri ve zamanı değişmez.
   Saygı ,değişmeyen bir kavram olmasına rağmen,değerlendirme kriterleri farklılık arzetmektedir.
   Mutlak olması gereken vasıflar bugün çok değerlenerek fazilet olmuştur.
   Arabasında unutulan bir çanta veya cüzdanı,sahibine teslim eden taksici,haber konusu olmakta, yaptığı bir fazilet olarak bilinmektedir.
   Aracı ile çarptığı yayayı hasteneye götüren,çok büyük fedakarlık yapmış sayılmaktadır.
   Çarptığı yayaya verdiği ızdırap ,ailesine çektirdiği acılar yok sayılmaktadır.

   İnsanlara yaptığı yardımları,TV kanallarında izlettirmek ve afişe olmak erdem sayılmakta,verdiklerinden dolayı övünç duymaktadır.
   Kazancını kendi başarısı saymak ve kazanamayanları,pasif ve aciz saymak gibi bir gaflete kapılmaktadırlar.

   Bazıları bu servetleri kazanmak için hiç çaba sarfetmeden miras yoluyla sahip olmakta ve kendisi gibi varlıklı olmayanları eksik görmektedirler.

   Haksız kazanmak iltifatı hak,taltifi mecbur kılmaya zorlanmaktadır.
   Yasadışı kazançlar mübah sayılmakta ,karşı çıkanlar ayıplanmaktadırlar.

   Ahlakın  da ,diğer insani vasıflarda olduğu gibi bir standardı yoktur.
   Size göre ahlaki olan davranış,bir başkasına göre ahlaki bulunmamaktadır.
   Bazılarına göre evlilik dışı birliktelikler ahlaksızlık kabul edilirken,diğer bir kesime göre ahlak kurallarının ölçüleri arasında kabul edilmektedir.

   Kimi insanlar vardır,sosyal iştimai durumları ve maddi imkanları gereği,hiçbir sıkıntılarının olmamasından sanırım,kendi seviyelerinde olmayanları ,medeniyet ölçülerinde bulmamaktalar.
   Medeniyeti sadece ,belli bir gelir grubunun üstündekilere münhasır bulmaktadırlar.
   Kimilerine göre,yer sofrasında yemeğe oturmak ayıplanmakta,masada yemek yemeği ise medeniyet ölçüleri safında saymaktadırlar.

   Kimilerine göre,kendi soyundan ve sırf aynı kandan olanları sevmek,diğer insanlara göre daha yakın bulmak,ilkelliğin eseri sayılmakta,daha ileri gidenleri ırkçılık ve kafa tasçılıkla suçlamaktadırlar.

  Herkes kendi hayatından bazı bölümlerde yaşamışlardır;babaanneler ve anneanneler çıplak ayaklarını bile erkeklere göstermezlerken,yeni jenerasyonun ,bikini ve mayo giymesi yadırganmamaktadır.
   Bu iki durum birbirine asla tezat değil bir zenginliktir.

   Edep ve Erdem,işte böyledir.Bazen Sahra çölünde dondurma yemeye ihtiyaç duyduğunuzda,Sibiryadan kar getirmeniz gerekmiyorsa,birbirine zıt iki lezzet de hayatımıza öyle tad katmaktadır.

   Kimsenin beynindeki düşünce yoğunluğunu tespit edebilme yeteneğimiz olmadığı gibi,insanların vasıflarını ölçmek için elimizde bir derecemiz bulunmamaktadır.
   Sadece beşeri ilişkiler ve yaşadığımız duygular ,insanlar hakkında fikir sahibi olmamıza yardımcıdır.
   İnsanların,ne kadar ,fedakar ve mütevazi olduklarını ,sadakatlarını,sözlerinde sebat ettiklerini ve buna benzer erdemleri test edebilirsiniz,ancak yargı ve test sonuçları yalnız sizi bağlar.
   Siz,bir tıp laboratuarı gibi her zaman aynı testten aynı sonuçları çıkaramayabilirsiniz,sizin bir standartınız olmayabilir,onun için insanları başkalarına test sonuçları ile tanıtmayın,sizde başkalarının testlerini kullanmayın.
   Başkaları için geçerli olan toleranslar sizin içn geçerli olmayabilir.

    Benim için geçerli olan erdemli davranışlar sizin için sıradan ve vasıfsız,kifayetsiz sayılabilir.

   Eğer bir değer kaybolursa mutlaka onun boşluğunu başka bir değer dolduracaktır,bunu asla unutmayın.
   Saygılarımla.


Necmettin K.

7 yıl önce - Pts 31 Tem 2006, 14:13
Edep ve Erdem.


Edebi anlamak için varlığını ve yokluğunu iliklerimize kadar yaşayıp,ihtiyacımız olunca,nasıl bir duygu olduğunu daha iyi anlarız.

    Yoksullukta parayı,hastalıkta sağlığı aradığımız gibi.
    Kurtuluş savaşı sırasında,Kütahya Gediz hattında bir köy.Tüm erkekler savaşta,sadece  kadınlar,çocuk ve yaşlılar köyde bulunmaktalar.
    Komitacılar köyü basıyorlar,maksatları Yunan ordusu geri çekilmek zorunda,kendilerine zarar gelmemesi ve yaklaşan Türk ordusuna lojistik destek sağlanmaması.
    Kadınlara tecavüz edip,herkesi öldürüyorlar.Aynı esnada köyden bir grup kadın,Türk ordusuna cephane taşımaktadırlar.
    Ayakları yalın,soğuktan üşüyen bir nineye Ali Fuat Cebesoy yaklaşır ve sorar:Nine üşümüyormusun?
    Nine:Oğlum,düşman yurda girdiğinden beri içim yanıyor der.İşte edep budur.

    Bir yanda canı pahasına cephaneyi yerine ulaştırmaya çalışan yalın ayaklılar,bir yanda namusuna komitacıların elinin değmesini istemeyip kendini öldüren Türk kadını edep bu olsa gerek.
    İnsanın kul hakkı bilmesi,başkalarının hakkı olan her ne ise ona el uzatmaması bir edeptir. Edebi kavrayan,içine alan sebebi meydana getiren asli unsur ise Erdemdir.
    Yani başkasına ait bir mala el sürmemek,başkasının hakkını manevi veya maddi gaspetmemek edeptir. Başkasının hakkını alırsa nelere sebep olacağını bilmek ise Erdem dir.

    Yavuz Sultan Selim Han ,orduya sefer emrini verir.İstanbul dan kalkan ordu,ilk konaklamasını Gerede civarında yaparlar. Tüm askerlere tayınları dağıtılır ve dinlenmeleri tavsiye edilir.
    Etraf bağlık bahçeliktir.Hertarafta,binbir çeşit meyva ve yemişler bulunmaktadır.
    Sabah,toplanma ve yola devam emri verilecek iken,padişah,yeniçeri ağasına tüm yeniçerilerin çantalarının aranmasını emreder.
    Sonunda ağa,hiçbir askerde meyva veya yemiş bulunmadığını bildirir.
    Yavuz Sultan Selim,Allaha şükürler olsunki haram yemeyen bir ordu ile sefere çıkıyorum,bana artık her fetih ve zafer nasip olacaktır der.
    Askerin harama el uzatmaması bir edeptir.Kendi topraklarında bahçeleri yağmalayanların yarın fethettikleri yerlerde verecekleri zararları bilmek ve tedbir almak Erdemdir.

    Osmanlı döneminde,paşalar,zenginler ve ağalar saraylarında ve konaklarında satın aldıkları köleleri çalıştırıyorlar,hatta onlara bazı önemli görevler bile veriyorlarmış.
    Zekası,kuvveti ve çalışkanlığı ile meşhur köle Ayaz,bir gün Sultan Mahmuta köle olarak verilmiş. Verilen görevleri layikiyle yapması ve ahlakı sayesinde sultanın hazine dairesinin muhafızı yapılmış.
    Bir köleye böyle bir önemli görevin verilmesi bazı asil aile çocuklarını kıskandırmış.Etrafta uluorta konuşuyorlar ve kölenin bu görevi hak etmediğini söylüyorlarmış.
    Köle Ayaz,hergün hazine dairesine girer orada bir müddet kalır daha sonra dışarı çıkarmış. Bunu bahane edenler köle Ayazın hergün hazineden gizlice altın çaldığı iddiasını yaymaya başlamışlar. Bu iddia sultanın kulağına kadar gitmiştir.
    Sultan gizlilikle hazine dairesini gözleyecek bir delik açılmasını ister ve köle Ayaz daireye girince gözetlemeye başlar.
    Köle Ayaz saraya ilk geldiği gün giydiği köle elbiselerini atmamıştır. Onları hergün giyip aynanın karşısına geçerek,"daha önceleri bu elbiseyi giydiğin zamanlar kim olduğunu hatırlıyormusun?" diye sormuş.
    Sen bir hiçtin.Hepsi hepsi,satılacak bir köle idin,Allah sana sultanın eliyle haketmediğin nimetleri lütfetti. Şimdi buradasın ama asla geldiğin yeri unutma.Senien makamından aşağı olanlara asla kibirle bakma,mal ,mülk insanı helak eder der.Soyunup tam çıkacakken sultanla karşılaşır.Sultan Mahmut:
    "Artık kalbimin hazinedarısın. Bana benim önümde bir hiç olduğumu ,kendi sultanımın(Beni ve insanlığı yaratanın)huzurunda nasıl davranmam gerektiği dersini verdin diyerek köle Ayazı kucaklar.
    İnsanın kendisini bilmesi bir edeptir.Bolluk,hazine içerisinde gönül hazinesine bozulmadan sahip olmak bir Erdemdir.

    İnsanın evveli bir damla su,ahiri ise bir avuç küldür. Öyle ise bu değersiz ve necis bir madde için kibirlenmeye gerek varmıdır.

    Hindi,ne kadar kabarırsa kabarsın,etinin artmasına bir faydası yoktur.

    İnsanın kibrinin faydası olmadığı gibi aksine ateştir,yakar helak eder,onu bitirir.

    Bunu anlamak EDEP ise,yaşamak,ERDEM dir.
    Saygılarımla.


Necmettin K.

7 yıl önce - Sal 01 Ağu 2006, 09:52

Size göre edepsizlik sayılan bir davranış başkasına göre nazik ve edepli bir davranış olarak görülebilir.Sizin onu nasıl algıladığınız önmlidir.

    Trafikte ilerlerken,kırmızı ışığın yandığını gördünüz ve durdunuz.Süre doldu ve size yeşil ışık yandı,1sn geciktiniz,arkanızdaki araç korna çalıyor.
    Size göre edepsizce bir davranış sayılabilir.Aynı korna sesi bir başkası için belki dalgınlık diye nazikçe uyarıldığını düşünebilir.
    Trafikte seyir halinde iken,yanınızdan bir aracın hızla sizi geçmesi edepsizlik ifade edebilir.Ona kızıp sizde o aracı geçer ve ileride yavaşlayıp onu geçebileceğinizi göstermekle siz daha büyük bir edepsizlik yapmış olmazmısınız?
    Aile içi bir fikir tartışmasında size göre saçma bir çıkış yapan çocuğunuz ,size göre bir edepsizlik yapmış olabilir.
    Sakin kafayla daha olumlu düşünmeye başladığınızda,çocuğum kendini geliştirmeyi başarıyor. Bana beyanda bulunduğu fikri saçma gelmişti,ama en azından bir fikir beyanında bulunması benim onlara özgürce düşüncelerini açıklama fırsatını vermemin bir ürünüdür diye düşünebilirsiniz.
    Sinirlendiğinizde ,ani çıkış yapıp kızgınlıkla ona hakaret etmek ve onu aşağılamak onun yaptığından daha büyük bir edepsizlik ve erdemsizliktir.

    Çocuğunuzun kötü alışkanlıklarının olması ilk anda bir edepsizlik olarak algılanabilir.
    Ancak etraflıca düşündüğünüzde onu iyi yetiştiremediğiniz için ,ona belki zaman ayıramadığınızdan,belki olumlu şekilde deşarz olma imkanı sağlamadığınız için,spor yapma,folklor ve tiyatro gibi sosyal aktivitelere yönlendirmediğiniz için kahvehane ve kumar alışkanlığı olabilir.
    Sizce edepsizce bir davranış sergilemiş olabilirler. Önemli olan hangi erdemli davranışlarla bu kötü alışkanlıklardan kurtulabilecek olmalarıdır.
    Çocuğunuz sürekli isyankar,verilenlerle yetinmeyen daha fazla imkanınız olmadığını bilerek stres atmak ve komplekslerini tatmin etmek için sizden karşılanamayacak istekleri olabilir.
    Anne , kızının sıkıntılarını paylaşmalıdır. En azından sohbetine ,düşüncelerine ortak olduğu gibi onu ev işlerinde de ortak yaparak başarılı olduğu konularda onu takdir etmeli ve hoş sözler söylemelidir.
    Kızının daha güzel ,hoş kokulu ve daha farklı tarzda yemek yapabileceğini söylemeli ve yaptığı yemekleri iltifatlarla methetmelidir.

    Çocuklarımızın tahsillerini yarıda bırakmaları ve serseri gibi gezmeleri bize göre edepsizliktir.
    Çalışma hayatına katılmak ve aile bütçesine faydası bulunmak istemek gibi bir davranış ve düşüncede olmamaları da bizce sorumsuzluk ve edepsizliktir.
    Çocuklarımızı bebekliklerinden bu yana olumlu davranışlarını desteklemek ve olumsuz davranışlarını erdemle olumlu davranışlarla değiştirmek başarısını ve vazifesini yapmamak nasıl değerlendirilmelidir?
    Onları sizi sevindiren mutlu eden davranışlarından dolayı öpüp,okşamak ve ödüllendirmek gibi davranışlarda bulunmamak hiç edepsizlik değilmidir?
    Lütfen.! Geç kalmadan ,çocuklarımız edepsiz olmadan biz edeple davranıp,erdemli olmayı başaralım.

    Ya geç kalırsak...
    Saygılarımla.


A. ŞAFAK TOMRUK
7 yıl önce - Sal 01 Ağu 2006, 19:41

Alıntı:
 Ahlak yaşamın temel kavramları arasında olmakla beraber ilişkilerimizi de belirler.  

“Ahlak çok önemli erdemlerden biridir “ diye söze başladı dedem. Seksenli yaşlarında, ağarmış saçlarıyla deneyimlediği hayatından çıkardığı sonuçlarmış gibi geldi bana anlattıkları.

Ahlak yaşamın temel kavramları arasında olmakla beraber ilişkilerimizi de belirler! Yanlışlar karşısında doğrularımızı, kötülükler karşısında iyiliklerimizi, günahlarımız karşısında sevaplarımızı düşündürür bizlere. Bir anlamda ahlaklı olmak negatif davranışlarımızı pozitife dönüştürme eylemimizi gerçekleştirmemizi sağlar. İlişkilerimiz içinde bu kavramalara önem verdiğimizde davranışlarımız da anlam kazanır.

- Peki dedeciğim, ahlaklı olmak kimin için önemli? Benim içinmi? yoksa ilişkide bulunduğum kişiler içinmi?

- Güzel soru dedi dedem. İşte paradoks burada gizlidir. İnsanlar genelde davranışlarında karşılarındaki insanlara karşı ahlaklı olmayı yeğlerler. Bu bir anlamda iyi insanı oynamak istediklerindendir, “insanlar ne der” düşüncesinin onlar için önemli olmasındandır ancak aslında asıl ahlak kişinin kendisine karşı olabildiğidir. Yani zihninin içinde kendi ile kendisine karşı olan davranışlarıdır aslolan.

- İnsan kendisine karşı nasıl ahlaklı olabilirki?

- Dinle bak kızım dedi dedem, bu sorunun cevabı çok önemli! Örneğin birisiyle sevda anlamında ilişkimiz var ve bu ilişkide karşımızdaki kişiyi çok seviyoruz ve onu kaybetmemek adına bazen kendi istek ve arzularımıza ters düşen kararlar alabiliriz veya ona kendimizde olmayan bir şeyi varmış gibi gösterip yalan söyleriz. Ancak kendi içimiz gerçeği bilir ne yazıkki içsel niyetlerimiz yüzünden onu görmezden geliriz. Niyetimiz ilişkiyi istediğimiz noktaya getirebilmektir ama bu durumda ne karşımızdakine nede kendimize karşı dürüst olamayız. Böylece kendi içsel çatışmalarımızı da, mutsuzluğumuzuda başlatmış oluruz. İnsanın kendi gerçeğini reddetmesi o konuda kendi sorumluluğunu henüz alamadığı ve hatta belkide farkında bile olamadığı anlamına gelmektedir. İşte bu durum kendimize karşıda ahlaksızca davranıyoruz demektir. Sonuçta kendimizi kandırmaktayızdır aslında.

Bu gibi örnekleri çoğaltmak mümkün tabi. Kendi içimizdeki yetersizliklerimiz, korkularımız, egosantrik oyunlarımız, değer yargılarımız, tüm bunlar bize zihnimizin oynadığı oyunlardır aslında. Zihnimiz adeta bir maymun gibi oradan oraya gider gelir ve bize yanılsamaları yaşatır. Olayları farklı algılamamıza neden olur, kendimizi olmadığımız gibi gösterir ve bizim olmayan bir sürü şeyi yaşamamıza neden olur.

İşte farkındalık sayesinde ahlaklı olabildiğimizde zihnimizin akışıda önem kazanır ve bize gerçek mutluluğun kapılarının açılmasına olanak sağlar.

Bu sevgili dedemin bana gösterdiği farklı bir bakış açısı, bir farkındalıktı. Hepinizin aynı farkındalığı yakalamanızı dilerim.

Sevgiyle kalın  
                                                                                          Yazar Rüya Yüksel




fatih kocaoglu
7 yıl önce - Sal 01 Ağu 2006, 20:01

Edeb Nezâket,Saygı,içten olmak,Hakkaniyet ölçüleri gibi davranışları yaşamaktır.
Edeb içtenliği, o da Tevazuyu ifade eder. Çünkü kişi eğer davranışlarından ve kendi kişiliğini biliyor ise,edep kuralları içerisinde kendi hayatını ve düzenini dervişlerinde belirttiği gibi “Edep Ya Hu” kavramı içerisinde devam ettirir.


Necmettin K.

7 yıl önce - Çrş 02 Ağu 2006, 13:51

Türk spor tarihinde en önemli branşlardan birisi güreştir.

    Ata sporumuz olan güreş,eskiden savaş idmanı olarak yapılırdı.Gençlerin form tutması için kuvvetleri deneme amacıyla yapılır,bu arada da en güçlüler seçilirlerdi. Herkes birinci olmak maksadıyla daha çok çalışır ve daha iyi beslenmek zorunda kalırlardı.
    Beslenmek için de daha çok çalışıp,daha çok avlanmak gerekirdi.
    Eskiden ,Aba güreşi,Pomak güreşi ve karakucak güreşler biçiminde yapılan çeşitleri vardı.
    Karakucak daha sonraları şov amaçlı ve güreşi törensel hale getirmek için yağlı güreşe çevrildi. Bu tür güreşte,pehlivanların tüm hünerlerini sergileme imkanı sağlanmış olmakta ve en uzun nefesli,en dayanıklı pehlivanların,en usta oyun yapanların kazanması sağlanmaktadır.

    Bu güreşlerde yenilgi şöyle olmaktadır:
    Pehlivan manda derisinden yapılan bir kıspet giyer.Beli bağlanır,kıspetin paçaları da deriden yapılan iplerle sıkıca bağlanır. Eğer bağlar açılır,kıspet çıkma tehlikesi yaşadığından ve kural gereği paça bağı koparsa pehlivan yenik sayılır.
    Pehlivanlardan birinin ne şekilde olursa olsun,rakibi tarafından veya kendisi dönerek göbeği gök yüzünü görürse yenik sayılır.
    Pehlivanlardan biri ,rakibini kaldırıp üç adım yürürse yine yenik sayılır.
    Bir başka galibiyet te ,rakibin,pehlivanın oyunlarından hırpalanma,sakatlanmayla,rakibinin kilosunun ağırlığına dayanamayarak veya çevik rakibi karşısında nefesi yetmediğinden kıspetin bacak bölümüne eliyle vurarak pes ettiğini belirtmesiyle gerçekleşir.
    Güreşlerde yeni pehlivanlar daha iyi yetişmek için eski pehlivnların gözüne girerler ve onlara çırak olurlar.
    Usta pehlivanlar ,çıraklarına oyunlar öğretirler,rakiplerini tanıtırlar,rakibe karşı nasıl hamleler yapması gerektiğini anlatırlar. Bir nevi bugünkü antrenörlerin görevini yaparlar.

    Her genç pehlivan,şimdi minikler,yıldızlar,gençler ve büyükler kategorilerinin olduğu gibi ,yağlı güreşte,ayak,deste,orta ve büyük orta boy,başaltı ve başpehlivanlık gibi kategorilerde güreşirler.
    Ayak boyunda güreşe başlayan bir kez birinci olursa bir daha ayak boyunda değil,deste boyda güreşir. Deste de birinci olan orta boylarda güreşlere katılırlar. Orta da birinci olanlar başaltına ve burada birinci olanlar da başpehlivanlığa soyunurlar.
    Boylarında birinci olamayanlar,ağırlıklarına ve yaşlarına göre bir müddet daha bulundukları boylarda güreşe devam ederler.
    Başpehlivan olan yeni çıraklar ermeydanında babası bile olsa rakibi ile güreşmek zorundadır. Güreşten kaçmak veya şike yapmak büyük suç ve edepsizliktir.

    Çırak ermeydanında ustası ile güreşmek zorunda kalırsa,ustasını açık düşürerek,yani göbeğini havaya getirerek yenmek istemez. Güreşseverler,çocuk gibi çırak tarafından açık düşürüldü diye alay ederler.
    Kucağına alıp üç adım atma,rakibini ve dolayısıyla ustasını hafife almaktır.
    Sadece bir yol kalmaktadır. Ustasının pes etmesi.
    Çırağın ustasını açık düşürmek istememesi EDEP ise,ustasının pesedip yenilgiyi kabul edip çırağını kucaklayarak onu tebrik etmesi ERDEM dir.
    Bu ölçü dahilinde ,amirlerin memurlarına,ustaları çıraklarına,siyasetçilerin gençlere,büyüklerin küçüklere erdemli davranması bir vazifedir.
    Fazilet değildir. Üstünlük hiç değildir. Anlayışlı davranmak,kabullenmedir. Çamura yatmak ,isyan etmek,olgunluk göstermemek erdemsizliktir. Erdemsiz davranışlar ise edepsizliktir.
    Tüm dostlara erdemli davranışlar dileklerimle,gençlerimizi edepli edepli davranmaya çalıştıkları için kutluyorum,tersini aklıma getirmemeye çalışıyorum.
   Saygılarımla.


Necmettin K.

7 yıl önce - Prş 03 Ağu 2006, 12:49

İnsanoğlu dünyaya gelmiş yaratılmışların en şereflisi ve hayırlısıdır.

    Yaratılma fıtratında,hep iyilik ve güzellikler vardır.
    Doğan bebeğin,vücudunun anne karnından ayrılması,ilk nefesini alması ve ağlaması,doğumu bekleyen insanlar açısından çok önemlidir.
    Canlı doğması ve ağlama sesi onun sağlıklı ve dilinin olmasının işaretidir.Onun dilli olması ne kadar güzeldir. Bugün ağlayan dil,yarın baba ve anne diyecektir.
    Bugün ağlayan dil,yarın güzellikler karşısında gülecek ve ailesini mutlu edecektir. Mutluluk ne güzeldir.
    Onun gülen gözleri,rengi ne olursa olsun ne güzeldir. Anne ve babasını görecek ve onları izleyecek olması ne güzeldir.
    O ,bebek birgün anne ve baba olacak onun da çocuğu olacak ve o da bebeğinin ağlamasını dinleyip,gülmesine bakıp mutlu olacaktır.
    Bunun tersi de olabilir. Bebek cansız da doğabilir. Bebek doğup büyüdükten sonra da ölebilir.
    Doğana sevinmek,ölene üzülmek ve sabretmek edep ise olayların farkında olmak ,kabullenmek ve dayanmak erdemdir.
    İnsanoğlu ölünce bir tabuta konup ebedi dinlenme makamına yükseltilmek ve yeniden buluşmaya kadar görüşmeye ara verilecektir.
    Bir kıssa anlatılır. Tahsin Yılmaz beyin ,"Kıssadan Hisseler"kitabında.
    Bir balıkçı ,oltasını almış balık tutuyormuş. Zamanın padişahı yanına yaklaşıp"Oltana ben burada iken ilk takılana ağırlığınca altın vereceğim" der.
    Bir süre beklenir,oltaya birşey takılır. Balıkçı oltayı çekmeye başlar. Olta çıkınca ucuna ortası delik bir kemik takılmıştır.
    Padişah,balıkçıyla kemiği alır sarayın yolunu tutar. Giderkende balıkçıya"Ne yapalım,şansın bu kadarmış,birkaç altın ağırlığında anca,daha büyük birşey taılsaydı daha çok altın kazanırdın" der.
    Sarayda adamlarına emir verir,terazinin bir kefesine kemiği bir kefesine altın koymaya başlarlar. Bir ,iki,üç,beş ve on derken kemik ağır basar,banamısın demez. Daha fazla altın korlar kemik yerinden bile kımıldamaz.
    Padişah alimleri toplar ve sebebini sorar.
    Ariflerden birisi "Sultanım,bu kemik bir insanın baş kemiğinin bir parçasıdır,ortasındaki delikte onun göz çukurudur. Bu adam,aç gözlü biridir,sarayın tüm hazinesi bile bu adamın gözünü doyuramaz"der.
   Ve yerden bir avuç toprak alıp terazide altın bulunan kefeye koyar ve toprak daha ağır basar.
    Sultanım,hazinenin doyuramadığı gözü,bir avuç toprak doyurur der.
    Aç gözün doymaması edep ise,onun bir avuç toprakla doyacağını bilmek ERDEM dir.
    Aç gözlülük,edepsizlikse,yarın mezarda üstümüze örtülecek maddenin ,şal ipek değil,toprak olduğunu bilmemek ise erdemsizliktir.
    Geleceği düşünen ve gelişecekleri iyi yorumlayan erdemli dostlarla gelecek nesillerin edepli davranışlarına selam olsun.
 
    Bir EDEP ve ERDEM örneği de sizden olsun sevgili dostlar.
    Saygılar.


Belkıs
7 yıl önce - Prş 03 Ağu 2006, 13:17

Erdem ve edebin insanlara ancak küçük yaşlarda verilebileceği kanısındayım. İnsanlar karakterlerinin iskeletini oluşturduktan sonra onlara erdem edep kazandırmak neredeyse imkansızlaşıyor.

Bir de bilinçli bir şekilde karaktersizleştirilen gençleri gördükçe aklıma Erdem ve edep konusunda gösterilebilecek en büyük örneklerden birisi  olan Mehmet Akif'in şu şiiri geliyor

Geçilmez kahkahandan her taraf yangın içindeyken...
Yanan bir sineden, lakin, ne istersin? Nedir öfken?
Beraber ağlamazsın, sonra, kör dersin, sağır dersin.
Bu hissizlikten insanlık hem iğrensin, hem ürpersin!

Ne ibret, yok mu, bir bilsen kızarmak bilmeyen çehren?
Bırak tahsili, evladım, sen ilkin bir haya öğren!


Necmettin K.

7 yıl önce - Cum 04 Ağu 2006, 16:10

Erdem  ve Edep

    İnsanoğlunun kendi hayatı dışında kainat içinde,mükemmel bir takım sistemler ve dengeler bulunmaktadır.
    Hava ısınınca su buharı çoğalır ve göğe yükselir. Yüksekte soğuk hava tabakasına rastlayınca yağmur olur toprağa iner.
    Su buharının miktarı,çıkış noktası ve tekrar yere indiği nokta arasında bizlerin anlayamayacağı bir denge vardır.
    Havalar soğumaya başlar,kış gelir. Göllerde su yüzeyinde soğuyan su,gölün altına doğru bir akıma geçer. Tüm göl bu soğuma ve -4 dereceye varıncaya kadar bu böyle devam eder,göl üstten yüzeyden donmaya başlar.
    Göl bir süre sonra su yüzeyinde bir buz tabakasıyla sarılır. Havaların soğuması daha şiddetlendikçe göl buzun altında  donarak buzun kalınlığı artar.
    Yaratılan her hayvanın,böceğin ve çiçeğin bir vazifesi vardır.
    Bu dengeye inanmak ve saygı duymak edep ise sırrını aramak ve bilmek bir erdemdir.

    Göçmen kuşlar iklimlere göre yer değiştirirler.
    Kışa doğru daha soğuk olan kuzey bölgelerden ekvatora doğru uçarak göç ederler.
    Yaban kazları bu göçü her yıl yapmaktadırlar. Onlar göç esnasında bir nizam ve sistemle uçarlar.
    "V" Şeklinde uçan kaz grubu,uçuş esnasında en öndeki kılavuzun havayı delerek ilerlemesinden faydalanırlar. Bir kazın tek başına gideceği mesafe iki katına çıkarırılır. Öndekinin kanat çırpması ,arkadaki kazı hava basıncı ile yukarı kaldırır. Doğal olarak kaz hem ağırlık kaldırıp hem ilerlemek için enerji harcamaz. Tek başına uçuşta kullanacağı enerjinin % 70 ini tasarruf etmiş olmaktadır.
    Bisiklet yarışlarında,önde pedal çevirenler sürekli yer değiştirirler.
   Orta ve uzun mesafe koşanlar için de tempo ve sürat artırmak adına tavşan atlet kullanılmaktadır.
    V nin ucunda önde bulunan kaz yorulunca arkaya geçer dinlenir. Hemen arkasındakiler sırayla liderlik yaparlar.
    Şimdi saltanatı kimseye bırakmayanlar insanın aklına gelince ,kaz kadar bile olamıyorlar dememek elde değildir.
    Grupta göçen kazın herhangi biri yara alır veya hastalanırsa ,iki kaz ona refakat etmek için onunla yere iner. Tekrar uçabilecek kadar iyileşinceye veya ölünceye kadar onu terketmezler.
    Gruptan ayrılan ,hasta ve refakatçılar başka bir göçmen gruba katılırlar. Katıldıkları grubun reddetme diye bir duyguları yoktur.
    Şimdi insanlar arasında dalga geçmek için saf ve beceriksizlere "Kaz kafalı" demek edepsizliktir.
    Kazlarda ve kainattaki bu dengelerin farkında olmamak erdemsizliktir.
    Etrafımızda ,dünyada gelişen ve cerayan eden olayları anlama kavrama ,analiz etme ve yorumlama gibi erdem gerektiren ve sezgilerin gelişmesi dileklerimle, insanları kaz gibi dayanışmaya ve toplumsal çalışmalarda başarılı insanlara karşı edebe davet ediyorum.
    Edep karekteriniz,erdem vasfınız olsun.
    Saygılarımla.


Ethem
7 yıl önce - Cmt 05 Ağu 2006, 10:15

Dostluğu hem doğuran, hem sürdüren erdemdir, erdem olmadan dostluğun hiçbir türlüsü  olmaz.  
Erdem ile mutluluk, anne ile kızı gibidir.  
Erdem, iyiyi elde etme gücüdür.  
Erdem, yaşlanmaz.
Erdemin tek armağanı yine erdemdir.
Erdemli insan, tasaları silkip atandır.
Erdemli kişinin uykusu tatlı olur.
Erdemli olmak güzel şeydir, fakat erdemli olmayı başkalarına öğretmek daha da güzeldir.  
Onur, erdemin armağanıdır.
Yaldızlı sözlerle erdem bağdaşmaz.
Yeryüzünde yegane solmayan çiçek erdemdir.


Ana Sayfa -> HABERLER ve SOHBET