1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 2  |
 |
Burhanettin Akbaş
17 yıl önce - Cmt 29 Tem 2006, 02:15
Hepimiz insanız elbette. İnsanlığın en güzel değerlerini yeşertmek kadar güzel ne olabilir ki... Ama biz burada anlatılması çok büyük insanlık dramlarını yaşadık. 1927'de normal şartlarda 25 milyon olması gereken nüfusumuz sadece 13 milyondu. Sırf Çanakkale'de 250 bin, Sarıkamış'ta 90 bin evladımızı kaybettik. Balkanlardaki 6 milyon nüfusumuzun kaçta kaçı Türkiye'ye göçebildi bilemiyorum. Van'daki Ermeni katliamında, Batı Anadolu'daki Rumların katliamında kaç Türk öldü bilemiyorum. Salgın hastalıklar, açlık ve kıtlık da cabası... İnsanımız aç ve sefil kalmıştı. Benim askerim cepheden cepheye koşarken onların bıraktığı ailelere sarkan ve canına, malına kasteden çapulcular da işin cabası. Daha dün (1974'te) Kıbrıslı Rumlar, ellerine fırsat düşünce ne yapacaklarını gösterdiler. Türk Düşmanı ASALA ve PKK'nın neler yaptığını hepimiz biliyoruz. Lafı uzatmayalım. Biz devletimizden ne istiyoruz? Bu aziz milleti, bir daha acılara sürüklemeyecek kadar dirayetli olsun. Türk anaları ağlamasın, çocuklar yetim ve öksüz kalmasın, Türk'ün göz pınarları sel olup akmasın. O yüzden devletimiz, öncelikle milletinin can güvenliğini korumak zorundadır. O yüzden silahını, topunu, tüfeğini ve tedbirini almak devletin görevidir. Hoşgörünün vatanında yaşıyoruz, insani nitelikleri yüzlerce yıldır en önde yaşatmış bir milletiz. Bunun yanında "tedbirsiz" davranıp yeni acılara gark olmamamız lazım. Su uyur, düşman uyumaz.
|
 |
Hakan Aslantürk
17 yıl önce - Cmt 29 Tem 2006, 09:52
savaşsızlık güzeldir
Savaşsızlık
Yanlış genellemeler ile ilgili yazılmaya başlananlar maalesef biraz boyut değiştirse de, konunun özü ve onlarca savaş karşıtı için özeti savaşsızlıktır. Sanmam ki bir savaş destek olsun barışa. Ve yine sanmam ki, hiçbir savaş dost kazandırmamıştır savaşılanlarla. Sadece içlerindekileri bastırmıştır ve gün gelince hepsi birer birer içindekileri dışarıya taşırmaya çalışmıştır. Bu demek değildir ki, devletimiz taviz versin. Ama şu da gerçektir ki
-en azından bana göre- karşılıklı sağduyulu davranarak çözülebilecek problemler, maalesef ana haber bültenlerini sıklıkla dolduran kayıp haberleriyle devam etmiş ve etmektedir.
Bunu lütfen Türkler ve Kürtler ile ilgili bi yazı olarak algılamayın. Bu genelinde dünya üzerinde olan bitenler ile ilgilidir. Yalnızca ırklar mı birbirlerini yiyip bitiren? Dinler, düşünceler ve hatta bazen ten renkleri.
Haçlı seferleri sırasında -ki ardından hristiyanların kiliseye ve din adamlarına olan güvenleri büyük ölçüde sarsılmıştır- derlerdi ki rahipler/papazlar 'Tanrı bizim yanımızda, zafer bizimdir'. Mağlubiyetle sonuçlanan seferlerin ardından da dediki hristiyanlar 'Tanrı bizim yanımızdaysa, onların yanında kim var?'. Bir taraf adını barış koyar savaşın ve der ki 'Barış ve özgürlüğü sağlamak için savaşıyoruz' ve yine diğer taraf der ki, 'Barış ve özgürlüğü sağlamak için savaşıyoruz'. Aynı amaç uğruna savaşmak. Barış için savaşmak.
Yine de güzeldir savaşsızlık.
|
 |
Burhanettin Akbaş
17 yıl önce - Cmt 29 Tem 2006, 10:48
| Alıntı: |
| Daha güncel bir örneklemeyle, eğer PKK teröristleri olmasaydı, kimse kürt vatandaşlarına bu derece bir antipati duyar mıydı? |
Örneği siz vermişsiniz. Arkadaşlar da görüşlerini yazmışlar. Peki siz Türkiye'de böyle bir antipatiyi nasıl algıladınız ki... Sizin yaptığınız da bir genelleme oluyor. Çünkü, bir ya da birkaç kişiden gördüğünüz bir şeyi toplumun tamamına genellememek lazım. Bu ne tarihi gerçeklere ne de bugünkü gerçeklere uygun değil bence.
|
 |
Hakan Aslantürk
17 yıl önce - Cmt 29 Tem 2006, 11:31
| Alıntı: |
| Açıkcası, genelleme eleştirisi yaparken ben de bir genelleme de bulunmuşum farkında olmadan. Hepimizin sinirleri yerine büyük çoğunluğumuz demek daha yerinde olurmuş. |
Burhanettin Bey, daha önce bununla ilgili bir yazı da yazmıştım, yine aynı başlık altında, gelen cevaplara istinaden.
Şimdi bu kanıya nasıl vardığımı kısaca izah edeyim. Öncelikle belirtmek isterim, belki bu yazılanları okuyanların akıllarında herhangi bir soru işareti kalmıştır. 'Acaba o yöreden ya da ırktan birimi' şeklinde. Bunu düşündüğünüz için söylemiyorum ama yine de herhangi bir kuyruk acım olmadan bunları yazdığımın da bilinmesini isterim. Ben İstanbul doğumluyum, Bursa'da yaşıyorum. Ebeveynlerim de İstanbulludur.
Esasen benim değinmek istediğim nokta, ırklarından, şehirlerinden, ten renklerinden önce kişilerin öncelikle insanlığı üzerinde durulması gerekliliğiydi. Şu bir gerçektir ki, bir çok zaman ve rakamsal bazda hatrı sayılır bir çoğunluk, o yöreden herhangi bir insanla karşılaştığında, karşısındakiyle münasebete 0'dan değil -1'den başlıyor. Bununla ilgili örnekler çoğaltılabilir. Mesela takım elbise gibi. Aynı şekilde yine büyük bir çoğunluk takım elbiseli biriyle münasebete de karşısındaki ile 0'dan değil 1'den başlıyor.
Ya da Kayseri'den bir örnek verelim. Bir çoğumuzun bildiği üzere, Kayserililer ticaret düşkünüdürler. İyi pazarlık yaparlar. Ve bazı pazarlamacılar, eğer müşterisinin Kayserili olduğunu biliyorsa, vereceği fiyatın üzerine iyi bir pazarlık payı koyar.
Demek istiyorum ki, burada ben direkt olarak ırklar arası bir ayrımdan söz etmiyorum. Ayrım olayının şehirlere hatta ve hatta mahalle bazlarına indirgenmiş olduğundan ve bu durumun -bana göre- yanlışlığını dile getiriyorum.
Bakınız Bursa'da, romenlerin oturduğu başlıca 2 mahelle vardır. Bir tanesi Kızyakup (Kamberler olarak da bilinir) diğeri ise Alacahırka. Kamberlerin içinden geçmek gündüz bile olsa insanları tedirgin eder ve oradan geçmezler. Bir hırsızlık olduğunda polis ekiplerinin ilk incelemeye aldıkları yerdir. Ve bu yüzden, Bursa'da bir romenle karşılaşıldığında endişe duyulur. Diğer yandan, Alacahırkada ise romenler müzikle ilgilenirler. Hırsızlık vs. gibi yasadışı yollar hiç denecek kadar azdır. Şimdi biz bütün romenler hırsızdır diyebilir miyiz? Tabii ki hayır.
Bahsettiğim genellemeler bunlarla ilgilidir. Ve yakındığım nokta, bu genellemelerin sonuçlarının negatifliğidir.
Yinelemek isterim ki, şahsi fikrim, insanların insanlıkları ilk göz önüne alınması gereken unsur olmalıdır.
(İlginiz için teşekkür eder, yanlış anlaşılmaktan duyduğum endişeli hassasiyeti de bilmenizi isterim)
|
 |
Hakan Aslantürk
17 yıl önce - Cmt 29 Tem 2006, 11:56
Düşünceler ve ifadeler üzerine; tez, anti-tez, sentez
Düşünceler ve ifadeler üzerine; tez, anti-tez, sentez
Tam anımsayamadığım ancak mantığı aklımda kalan -yine yanlış hatırlamıyorsam Voltaire söylemiştir- bir söz vardır; 'Düşündüklerine katılmayabilirim ancak onu ifade etme özgürlüğünü sonuna dek savunurum'.
Şuna inanırım; hiç bir tez, kendisine bir anti-tez sunulmadan kendini geliştiremez. Bir araştırma yapar ve bir düşünce ortaya koyarım. Bazıları bu düşünceye katılırlar. Bazıları reddederler, muhalif olurlar. Bu konuda tezi ortaya süren açısından sergilenecek olan tavır, bence kendi tezi hakkındaki eleştirileri sabır ve sukûnetle dinlemekdir. Diğer yandan anti-tez ortaya koyan taraf için ise yapması gereken, ortaya koyduğunu karşısındakinin düşüncesine ya da en azından o düşünceyi oluştururken ki emeğine saygı duyarak, aşağı görmeyerek ifade etmesidir.
Ancak yine bu noktada fazlasıyla önemli olan bir husus daha vardır ki o da, tezi sürenin objektif düşünmesidir. Kendi düşüncesini tamamiyle doğru sayıp, herhangi bir karşıt düşünceyi dinlermiş gibi yapıp dinlemeden reddetmemesidir. Şüphe yoktur ki, anti-tezler, tezlerin açıklarını yakalarlar. Bu durumda tez sahibinin yapması gereken, eğer açıkları ortaya koyan düşüncelere katılmıyorsa, kendi düşünceleriyle o açıkları kapatmadır. Eğer kendi açıklarını ortaya koyan düşünceleri mantıklı buluyorsa (ki burda da objektif olmak son derece önemlidir) o düşünceleri kendi fikirlerine ekleyerek bir sentez oluşturma yoluna gitmelidir.
Sözün özü, -bence- hiç bir tez, kendisine bir anti-tez ortaya konmadan gelişemez. İkincisi ise, tezi öne süren de ona karşı duran da, iyi bir dinleyici olmalı ve objektif olarak konuyu ele almalıdır.
|
 |
Hakan Aslantürk
17 yıl önce - Cmt 19 Ağu 2006, 09:32
On binlerce insanın arasında yalnız kalmak
Zaman geçtikçe, insanların içlerine kapanma oranı, yalnızlıkları daha da artıyor. Paylaşımlar her, ilerleyen her yeni yaşla ve bazı insanların kişilere yaptığı bazı kötülükler sonucunda oluşan güvensizlikle azalıyor. İçe dönüklük, konuşmak istediklerini yalnızca kendi içinde tekrarlama, büyük bir yalnızlık hatta bazen de klinik psikolojik problemler zamanla orantılı bir artış sergiliyor.
İnsanlara güvenememe, onbinlerce insanın arasında yalnız kalma durumunu ortaya çıkarıyor. Her gün gazetelerde okuduğumuz veya TVlerde izlediğimiz, kapkaçlar, cinayetler, cinnetler bu güvensizlik ortamını daha da ileriye taşıyor. Kiminle karşılaşsak tedirginlikle yaklaşmaya başlıyoruz. Başkalarının bize söylediği üç cümleden birine farklı manalar yüklüyoruz, çoğunlukla buzağıları öküz altında aradığımız oluyor. Ve sonrasında, yalnızlıktan şikayetçi oluyoruz.
Biraz düşündüğümüzde, hayat gibi şahsi çıkarlarında geçici olduğunu algılamak güç değil. Zihnimiz yalnızca kendi menfaatlerimiz üzerine çalıştığında, diğer insanları yok sayabiliyoruz. Bazılarının binbir desise, düzen içinde insanları kandırma eğilimleri, sadece insan olmasından kaynaklanan bir sebeple diğer insanlara da hep bir önyargı taşımamıza neden oluyor.
Kısa bir hayat. Memento Mori denir ki Barok döneminin Carpe Diem'le birlikte en çok anılan sözüdür, ölümü hatırla. Carpe Diem, anı yakala. Yaşama şansımızın bir defa olduğunu ve bu şansımız elimizdeyken iyi bir şekilde değerlendirmemiz gerekliliğini kavramak güç değil.
Yeniden kurulmalı dost meclisleri ve on binlerce insanın arasında yalnız kalmamalı insan.
|
 |
Hakan Aslantürk
17 yıl önce - Pzr 20 Ağu 2006, 12:58
Sorgulanan varoluş ve başlangıcı bir türlü bulunamayan döngü
İnsanoğlu, hayatının farkına varmaya başladığı ilk andan itibaren, önce kendi hayatını ve sonrasında yaşamın evveliyatını sorgulamakta. Bir çıkış noktası, bir başlangıç aramakta. Konu üzerine değerli filozoflar, onlarca bilin insanı çalışmakta, çabalamakta. Varoluşun kaynağı nedir? Ne zaman başlamıştır? İnsanlık tarihinin yaşı ne kadardır?
Belki de üzerinde en fazla tahminin bulunduğu/yürütüldüğü bu konu üzerinde durmaya başlamak, hayatı sorgulamaya başlamanın ilk adımı. Çocukluğumuzdan kalmadır merakımız ve denir ki filozofluğa en yakın çağdır çocukluk. Büyük bir merak duygusu, etrafını inceleme, neyin ne olduğunu algılamaya çalışma. Yaşı büyük, merakı çocuktur filozofun. Bazen sihirli bir şapkanın içinden çıkan tavşanlar misalidir, meraklı olanlar tıpkı bir kitapta da bahsedildiği üzere sihirbazın gözlerinin içine bakmaya çalışır.
Varoluş... çözülemeyen başlangıç. Çözülememesinin nedeni bir döngü olması olabilir mi? Bu fikri kendimle tartışmaya başladığımda henüz ortaokuldaydım. Basit bir meyve suyu kutusunun arkasındaki "geri dönüşüm" işareti, çıkış noktamdı. Bilirsiniz, 3 ok bir üçgen oluşturur, bu oklar birbirlerini takip eder. Elime aldığım bir kalemle okların birinin herhangi bir yerinden kalem ucunu ilerletmeye başladım. Sürekli aynı yerlerden geçiyordum, gayet basit bir döngüden ibaretti. Bu işlemi 5-6 saat uygulasam ne olurdu dersiniz? Muhtemelen başlangıç noktamı kaybederdim. Peki bu işlem, tahminler yürütülen dünyanın yaşı kadar tekrarlansa? Sonucunda başlangıç noktamızı unutup gitmemiz şiddetle muhtemel. Yalnızca üzerinde tahminler yürütebiliriz. Ancak hiç bir tahminin kanıtlayamayacağımız gibi hiç bir tahmini de reddedemeyiz.
İnsanlık süreci ve tarih basit bir döngüden ibarettir. Geçtiğimiz noktalardan sürekli geçeriz, bazen suretlerimiz farklı olur bazen ruhlarımız. Hiç birimiz başladığımız noktayı bulamayız. Bizden sonrakiler de bu noktayı asla bulamaz. Döngülerin başlangıcı yoktur. Her birim kendinden başladığını iddia edebilir. Yaprak kendisinden, güneş kendisinden veya toprak kendisinden...
|
 |
m.ertug
16 yıl önce - Çrş 18 Nis 2007, 15:40
İspanya'nın Seville kentinde yapılan boğa güreşlerinde yaşanan insanlık ayıbını bir at ortaya çıkardı. İspanya’nın Sevilla kentindeki Maestranza Arenası’nda yapılan gösteride İspanyol matador Diego Ventura atıyla arenaya çıktı. Ventura, elindeki kalın uçlu mızraklarla boğayı vahşice yaraladı. Binlerce izleyicinin tezahüratları eşliğinde süren kanlı şovun ardından boğa güçsüz düşünce, Ventura hayvanın ensesine ölümcül darbeyi vurdu ve kulaklarını da kesti. Matador elinde iki kulakla seyirciyi selamlarken, kanlar içinde can çekişen boğanın yardımına Ventura’nın atı yetişti. Zavallı hayvan acılar içinde kıvranırken, at, boğanın kanlı bölgesini yalayarak ona yardımcı olmaya çalıştı. Matadorun göstermediği ‘insanlığı’ bir at gösterdi.
Okuyunca yaşadığım üzüntü ve sinir sebebiyle açıkçası yapacağım yorum terbiye sınırlarında olmayabilir;
bu yüzden YORUM YAPAMIYORUM. Kusuruma bakılmasın lutfen.
Saygılarımla;
KAYNAK(LAR): http://www.internethaber.com/news_detail.php?id=80110
http://www.ankarahaber.com/haber_detay.php?id=6638
|
 |
Armağan Örki
16 yıl önce - Çrş 18 Nis 2007, 15:47
| Alıntı: |
| bu yüzden YORUM YAPAMIYORUM. Kusuruma bakılmasın lutfen. |
Sayın m.ertug, zaten yorum yapamayız ki... Onlar çağdaş, onlar insan... Siz hâlâ kokoreç yiyorsunuz değil mi, onlar yemez; çünkü onlar çağdaş... Her şeyin en doğrusunu bilirler... Bakın, hayvan kılıçlamayı da iyi beceriyorlar...
Zamanında kolonilerindeki insanları kılıçtan geçiren Avrupalılar, şimdi de hırslarını başka şeyler alıyor...
İspanyollar'ın boğaları delik deşik vahşice katletmesindeki neden de, olsa olsa Endülüs Müslümanları'nı katletmelerinden gelen alışkanlıktır her halde...
Yorum yapmayalım, bu adamları izleyelim...
|
 |
m.ertug
16 yıl önce - Çrş 18 Nis 2007, 16:02
Ben bunun nasıl bir zevk, nasıl bir davranış modeli olduğunu küçüklüğümden beri düşünürüm.
İşin garibi, 80lerin sonu, 90ların başından beri tve(ispanyol galiba -devlet- televizyonu) gece gündüz demeden bu boğa katliamlarını hababam yayınlar. Aslında çocuk doktoru, psikolog varsa aramızda biraz da onlara yönelecek sorum; yahu birader biz burada saçma sapan yarışma yayınları yüzünden tv akışına, programlara, yapımcılara veryansın ediyoruz, bunlar artık "kültürümüz" diyerek mi orasını bilemiyorum, yıllardır tv'den günün her saati&şifresiz düpedüz katliam, kan, vahşet, cinayet yayınlıyorlar!
Bu görüntüleri izleyip de ruh dünyası salaklaşmayan gelişme evresinde bir insan olur mu? Ya da etkisi ne olur, bilemiyorum...
Hayır takıldığım nokta, bizim Kurban Bayramlarımız'daki iç düzene varıncaya kadar karışmaya kalkmaları!...
Elbette bazı düzensizlikler tatışılabilir; giderilebilir, ama şimdi sormazlar mı insana, bu ne perhiz, bu ne rejim, bu ne patates kızartması, bu ne turşu?
Hani var ya, bir deyimimiz; iğneyi kendine çuvaldızı başkasına diye... Bu sefer "İğneyi de çuvaldızı da ispanyollara batırmak" istiyorum! Yazık hayvancağıza, yazık...
|
 |
sayfa 2  |
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
|