1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 1  |
 |
kadirbaba
17 yıl önce - Pzr 23 Tem 2006, 23:09
Türkiye'nin Doğası (Bilgiler, Sorunlar, Çözümler) - [ÇEVRE]
Kimse kulak asmıyor ama Türkiye'nin eşsiz doğası can çekişiyor, sulak bölgeler kuruyor, ormanlar azalıyor, kuraklık ve erozyon toprakları geri dönüşsüz öldürüyor, kuş göçleri ülkemizden geçmez oluyor, bitki ve hayvan türleri hızla tükeniyor.
Yurdumuzun en değerli varlığını, doğasını sevmemiz için onun ne kadar kıymetli olduğunu bilmemiz gerek. Türkiye'de 10,400 bitki türü bulunuyor. Bunların %33'ü (3.000'den fazlası) endemik, yani Türkiye dışında hiçbir yerde yok. Bu rakamlar tüm Avrupa için toplam 2500 endemik bitki türü. Türkiye ormanlarının %70'e yakını doğal iken Avrupa'da bu rakam %2'lerde. Yani Türkiye tek başına Avrupa florasına bedel. Türkiye'nin herhangi bir ili çoğu Avrupa ülkesinin doğasına bedeldir. Örneğin sadece Mersin tüm İspanya'ya bedeldir. Bu örneği ikisi de Akdeniz'de olduğu için durumun ne kadar çarpıcı olduğunu göstermek için verdim.
Uluslararası Doğa Koruma Örgütü’nün, “Biyoçeşitlilik Sıcak Nokta” listesinde, yeryüzünde belirlenen 34 küresel sıcak noktadan 3’ünün ülkemiz topraklarında bulunduğunu ve topraklarımızın % 77’sini kaplayan, Trakya ve Batı Karadeniz dışındaki bu alanların imdat haykırışları içerisinde olduğunu bilmekte de yarar var. Bir yerin sıcak nokta sayılması için; en az 1500 endemik bitki türüne sahip olması ama doğal yaşam alanının dörtte üçünün kaybedilmiş olması şartı düşünüldüğünde, daha yeni yeni farkına vardığımız bu tür zenginliklerin kıymetine de fazla kulak asmadığımız net bir şekilde belgelenmiş oluyor aslında.
Su kaynakları ve kuş yaşam alanları olarak da yurdumuz tam bir hazine. Göllerimiz, sazlıklarımız, ırmaklarımız, taşkın ovalarımız, bataklıklarımız ve barındırdıkları hayvan türleri Türkiye'yi gerçek bir kıta ülkesi konumuna getiriyor. Ülkemizde belirlenmiş 184 Önemli Kuş Alanı, 20 denizkaplumbağası yuvalama kumsalı ve 16 akdeniz foku yaşam alanı bulunuyor. Ancak bir su ülkesi olan Türkiye artık gelecekteki felaket senaryolarıyla karşı karşıya. Artan nüfus, su ihtiyacı, su kaynaklarındaki kirlenme ve hepsinden kötüsü su kaynaklarının yanlış ve bilinçsiz kullanımı bunlara sebep oluyor.
Ülkemiz bir Su Politikası'na sahip değil, uygulanan kısa vadeli planlar sürdürülebilir değil. Böyle giderse çölleşme kaçınılmaz olacak.
(Kaynaklar: Yeşil Atlas, cevreorman.gov.tr, Tübitak, National Geographic Türkiye, Doğa Derneği, ağaçlar.net, WWF-Türkiye)
Buyrunuz; http://www.ntvmsnbc.com/news/380422.asp
Bugün satırlar arasından geçen bir haber yine içimizi sızlattı. Acaba bunlar okunuyor mu, kimse kulak asıyor, umursuyor mu? Bu cennet vatanın doğasını seven birileri var mı?
En son kadirbaba tarafından Pts 24 Tem 2006, 04:43 tarihinde değiştirildi, toplamda 3 kere değiştirildi
|
 |
Serkan Erdoğan
17 yıl önce - Pzr 23 Tem 2006, 23:15
Bugün bu haberler benimde gözüme çarptı.Gerçekten büyük bir tehlikeyle karşı karşıyayız;ama kimsenin bu sese kulak verdiği yok...Konya bölgesinde 3 gölümüz tamamen kurumuş,bazılarınında kuruma tehlikesi bulunuyormuş.Üstelik çölleşen bölgeler de varmış.Bunda sanırın en büyük etken Dünya'daki küresel ısınmanın da etkisiyle görülen, yağış azlığı...Öte yandan yanlış sulama politikalerı ve kaçak kuyular da tuzu biberi oluyor haliyle...
|
 |
kadirbaba
|
 |
kadirbaba
17 yıl önce - Pts 24 Tem 2006, 05:59
Anadolu nedir? Niçin bu vatan cennettir?
Anadolu'yu benzersiz kılan şey konumu ve muhteviyatıdır. Çünkü Anadolu ne Asya'dır, ne Avrupa'dır ne de Afrika'dır. Hepsinden bir parçadır Anadolu. Bu coğrafî gücü Anadolu'nun biyolojik çeşitliliğini derinden etkilemiş. Anadolu, tarihin değişik dönemlerinde her üç kıtada yaşayan canlıların yayılması için köprü görevi de yapmış.
Bugün, Avrupalı canlılara daha çok Karadeniz ve Batı Anadolu'da, Afrikalı türlerin topluluklarına Akdeniz Bölgesi'nin sahil şeridi ve Güneydoğu Anadolu'da, Asya kökenli türlere ise Doğu ve Orta Anadolu'da rastlıyoruz. Yine de sonuçta ortaya çıkan biyocoğrafyanın tüm özelliklerini açıklamak için bu sayılanlar yeterli olmuyor. Türkiye'deki canlı topluluklarının şekillenişini tam olarak anlamanın yollarından biri, fiziki coğrafyadan bildiklerimizi bir yana bırakarak alternatif bir coğrafya dalının kurallarını izlemek.
Bitki coğrafyasının anlattıkları Türkiye'deki canlıların dağılışlarını anlamamız için önemli ipuçları veriyor. Üç farklı bitki coğrafyası bölgesi Türkiye sınırları içinde buluşmakta. Türkiye gibi dünyanın çok küçük bir bölümünü kaplayan bir alanda üç ayrı bölgenin buluşması çok nadiren görülen bir durum.
Küçük bir kıta olarak da tanımlanabilecek olan Anadolu'nun benzersiz bir kara parçası olmasını sağlayan diğer bir nokta ise topografya ve iklimindeki çeşitlilik. Sıradağların, volkanların, kapalı havza göllerinin, taşkın ovalarının, karstik platoların, denizlerin ve büyüklü küçüklü pek çok nehrin birbirlerine olan yakınlıkları farklı iklimlerin aynı zaman dilimi içinde yan yana görülebilmesine neden olmakta.
Topografya ve iklimdeki çeşitlilik Türkiye'deki biyolojik çeşitliliğe iki boyutta yansıyor. Bunlardan ilki 'ekosistemlerin' yani doğal yaşam ortamlarının çeşitililiği: Subasar ormanları, fundalıklar, turbalıklar, bozkırlar, yüksek dağ ekositemleri ve tuzcul göller bunların en iyi örneklerinden.
Türkiye'deki yüksek dağ ekosistemlerinde Göbekli Göl gibi birçok buzul gölü bulunuyor.
İşin diğer boyutu ise diğer alanlardan fiziksel ve iklimsel olarak kopmuş bölgeler açısından Anadolu'da tarifi zor bir çeşitliliğin bulunması. Bu çeşitliliğe bir de iklimsel özelliklerin zaman içindeki değişimleri ile toprak yapısındaki ve jeomorfolojideki değişkenlik eklendiğinde fiziksel izolasyonun etkisi daha da derinleşmekte. Tüm bunlar aynı zamanda biyolojik çeşitliliği artıran en temel kavramlardan birini, yani endemizmi oluşturan coğrafi koşulları sağlamakta. Yüksek dağ zirveleri, derin nehir vadileri, kapalı havza gölleri, fiziksel izolasyonun en üst düzeyde gözüktüğü ve bu nedenle sadece kendilerine özgü pek çok canlı türünü, yani endemik türü barındıran alanlardan.
Türkiye kendi başına bir coğrafî çeşitlilik cennetidir. Öyle kuşaklar barıdırırki, topraktaki minerallerden yer altındaki madenlere, eşsiz kayaç zenginliğinden, bazıları sadece Türkiye'ye özgü olan coğrafî oluşumlarına, yeraltı sularından termal kaynaklarına kadar birçok şey ülkemizi sanki tüm dünyanın bir minyatürü konumuna getiriyor.
Anadolu'nun bugünkü sureti yukarıda konu edilen nedenlerin birleşmeleri sonucunda her bir taşı ayrı bir efsaneyi tarif eden bir mozaik haline dönüştü. Türkiye'nin biyolojik çeşitlilik atlasını çizebilmek için onu oluşturan birimlerin neler olduğunu ve bunların birbiriyle ilişkisini anlamak gerek. Daha da önemli olansa, Anadolu doğasının tek bir bütün olduğunu, onu oluşturan parçaların ancak tümünün bir arada kaldıkları sürece var olabileceklerini anlayabilmek.
Bozkırlar Türkiye'nin bugünkü suretinde en çok yer kaplayan doğal yaşam ortamları. Doğanın en çok övündüğü, yaşamı en zor koşullarda mümkün kıldığı, insanlarınsa utandığı yüzü Anadolu'nun. Sanılanın tam terine, Türkiye bozkırları pek çok nadir canlı türüne ev sahipliği yapmakta. Türkiye'de en çok bitki türünü barındıran doğal yaşam ortamı yine bozkırlar. Orta Anadolu'nun en iç kesimleri, Güneydoğu Anadolu ve Iğdır bölgesi Türkiye'nin doğal bozkır alanları. Diğer alanlar insan eliyle ormanların tahribi ve ardından otlatma baskısının oluşmasıyla bozkıra dönüşmüş.
Gelengi, Seyfe Gölü çevresinde ve bozkırlara rastlanan bir hayvan türü.
Orta Anadolu'da Tuz Gölü Havzası'nda çoğu buradaki tuzcul bozkırlarda yetişen ve dünyanın başka bir bölgesinde bulunmayan nadir bitkiler yaşamakta. Sadece Konya Hodulbaba Dağı'nda kalmış olan Anadolu yabankoyunu Orta Anadolu dağ bozkırlarının en önemli türlerinden biri. Güneydoğu'da ise Anadolu'nun başka hiçbir yerinde göremediğimiz pek çok Afrika ve Ortadoğu kökenli canlı yaşıyor. Yok olma noktasına gelmiş olan ceylan ve çizgili sırtlan, dev bir ketenkele türü olan çöl varanı ve yediğimiz buğdayın ataları olan yabani buğday ırkları bu bölgenin Türkiye mozaiğine koyduğu taşlardan sadece birkaç tanesi. Diğer yandan, Iğdır Ovası bazı çöl türlerinin Türkiye'de yayılış gösterdiği tek alan olma özelliğine sahip.
Ormanlar sadece ekonomik ve peyzaj değerleri açısından değil, biyolojik çeşitlilik açısından da çok önemli bir yer tutuyorlar Anadolu sahnesinde. Neredeyse her bir orman parçası kendine has bir canlı kompozisyonuna sahip. Bunun temel nedeni Türkiye'nin farklı bitki coğrafyalarının etkisi olması ve tarih boyunca bu coğrafyalar arasında yaşanmış olan göçler. Anadolu'daki mikroklimatik zenginliği en iyi şekilde yansıtan ve çok görkemli relikt topluluklar oluşturan doğal yaşam ortamları yine ormanlar.
Aydın'da 800 yıllık bir çınar. Tarih kadar eski, ismi kadar mağrur...
Türkiye ormanlarını üç ana bitki coğrafyasının sınırlarını dikkate alarak sınıflandırmak mümkün. Avrupa-Sibirya bölgesinde, yani Karadeniz ve Kuzey Trakya'da, yaprak döken ağaçların bol sayılarda gözüktüğü nemli orman tipini görüyoruz. Kayın, göknar ve doğuda ladin, bu coğrafyanın önemli ağaç türlerinden. Tuz Gölü etfrafında çok kurak koşullarda büyüyen tuzcul bozkırların birkaç yüz kilometre kuzeydoğusunda, yani Doğu Karadeniz Dağları'nda, Avrupa-Sibirya bitki coğrafyasının bir parçası olan ılıman kuşak yağmur ormanları uzanmakta. Ormangülü, karaca, kara ağaçkakan bu bölgedeki orman dokusuyla sıkı bir ilişki içinde bulunan pek çok canlı türünden sadece birkaç tanesi.
Yurdumuzun yakut kadar değerli ormanları, ladinden defneye, sedirden ardıça, çamdan selviye her biri ayrı bir halk masalına dayandırılan sayısız ağaç çeşidini barındıryor.
Doğu ve Orta Anadolu'da ise çoğunlukla meşenin baskın olduğu İran-Turan bitki coğrafyası kökenli kuru orman dokusu uzanmakta. Bu bölgenin kuzeyindeki orman-bozkır geçiş kuşağında uygun mikroklimatik koşulların hüküm sürdüğü yerlerde karaçam ve sarıçamın baskın olduğu alanlara rastlamak da mümkün. Geçiş kuşağında yer alan ormanlar kara akbaba gibi büyük yırtıcı kuşlar başta olmak üzere pek çok nadir türe ev sahipliği yapmakta.
Hüzünlü sesiyle tanıdığımız bilgeliğin kuşu kukumavı, ülkemizin her yerinde elektrik direklerinde, çitlerde ve çatılarda tünerken görebiliriz
Akdeniz bitki coğrafyası kökenli Akdeniz ve Ege ormanlarında ise daha çok iğneyapraklı türler baskın. Kızılçam özellikle alçak bölgelerde yaygın iken, Toroslar'ın yükseklerinde Toros göknarı ve sedir ağaçlarının yoğunlaştığını görüyoruz. Ege'de yüksekliğin 1500 metreyi geçtiği yerlerde ise karaçamın topluluklar oluşturduğunu görüyoruz. Sığla ağacı ve yok olmak üzere olan alageyik bu bölgedeki orman dokusuna özgü bazı canlı türleri. Küçük sıvacıkuşu adlı bir türün dünya dağılışının büyük bir bölümü bu bölgedeki doğal yaşlı iğneyapraklı ormanlar ile sınırlı.
Yüksek dağlar derin nehir vadileri ile birlikte endemik bitkilerin ve relikt (yaşam alanı küçülmüş) canlıların en sık görüldüğü doğal yaşam ortamı. Pek çok bitki ve hayvan türü Anadolu'daki dağların yükseklerini kaplayan alpin dokuya uyum göstermiş durumda. Toros kurbağası ve kayauyuru adlı bir memeli türü sadece Bolkar Dağları gibi Türkiye'deki yüksek dağlarda yaşayan yüzlerce canlı türüne birer örnek. Çengelboynuzlu dağkeçisi, urkeklik ve huş tavuğu dağılışları Türkiye sınırlarını aşan diğer yüksek dağ türlerinden.
İşte "Allı Turnalarımız", göllerimizin aşığı, Orta Anadolu'nun çok sevgili kuşları
Maki ise Akdeniz bitki coğrafyasının hüküm sürdüğü bölgelere özgü bir doğal yaşam ortamı. Aşırı kuraklık, yangın veya otlatma gibi nedenlerle kızılçam dokusunun kaybolduğu veya hiç yetişemediği alanları kaplayan çalı formundaki her dem yeşil bitkilerden oluşuyor. Maki, canlı çeşitliliği açısından çok zengin bir oluşum. Sadece makiye özgü pek çok canlı türünün bulunması, bu doğal yaşam ortamının her zaman var olmuş olduğunu kanıtlıyor. Aslında maki, yeryüzündeki en nadir doğal yaşam ortamlarından biri. Kuzey ve güney yarımkürede, Akdeniz enlemlerine ve iklimine sahip olan 5 kopuk leke halinde dağılmış durumda: Orta Şili, Güney Afrika'nın güney ucu, Avustralya'nın güneyi, Türkiye'nin de bulunduğu Akdeniz Havzası ve Kaliforniya. Türkiye makileri Akdeniz'de endemik olan pek çok canlıya ev sahipliği yapıyor.
Ege ve Akdeniz Bölgeler,, kıyı ve deniz canlıları ile makilik alanlarda yaşayan endemik bitkiler için büyük önem taşıyor.
Makini kuzeyli akrabası olan fundalıklar ise Türkiye'de en kısıtlı dağılışa sahip doğal yaşam ortamı. Geniş anlamda fundalık kelimesi ile zaman zaman çalı formundaki farklı bitki toplulukları ifade edilse de burada bahsedilen, süpürgeotu adlı bir bitkinin baskın olduğu kendine has bir oluşum. Fundalıklar Türkiye'de hemen sadece İstanbul sınırları içinde bulunuyor ve burada da Akdeniz ile Avrupa-Sibirya bitki coğrafyalarının birbirlerine yaklaştıkları sınır hattı boyunca yayılıyorlar. Türkiye dışında sadece Güney Afrika'da ve Batı Avrupa'nın Atlas Okyanusu'na bakan bölgelerinde uzanan fundalıklar, süpürgeotlarının çiçek açmasıyla sonbaharda pembe/mor bir renge bürünmekte. İstanbul fundalıklarına özgü çok sayıda bitki türü yaşamakta.
Eğirdir Gölü'nün yedi rengi birden hapsettiğine inanılır
Göller açısından Anadolu dünyanın en şanslı bölgelerinden birisi belki de. Özellikle dört yanı dağlarla çevrili kapalı havzaların ortasında suların birikmesiyle oluşan göller, bulundukları bölgenin anakayası ve toprak özelliklerinden etkilendikleri için hemen hepsinin suları ayrı bir özelliğe sahip. Kimi tatlı, kimi tuzlu, kimi sodalı, kimi acı. Bir zamanlar Orta ve Doğu Anadolu'yu kaplayan büyük bir iç gölün kalıntıları özelliğini taşıyan bu göllerde izole olan sucul canlı toplulukları zamanla birbirinden farklı türlere dönüşmüşler. Anadolu bozkırının ortasında uzanan büyüklü küçüklü göllerin önemli bir kısmı dünyanın en nadir balık türlerine ev sahipliği yapmakta. Örneğin Tuz Gölü ve etrafındaki uydu göller gerçek bir iç delta özelliğinde. Türkiye'deki en büyük ve kendine has sulak alan yapısı olan Tuz Gölü Havzası sadece kendine sakladığı çok sayıda endemik türe sahip. Diğer yandan, Türkiye gölleri su kuşları için de yaşamsal bir önem taşıyor.
Akarsular tüm bu doğal yaşam ortamlarını birbirine bağlayıp tek bir organizmanın parçaları haline getiren ve bunu yaparken de yepyeni yaşam alanları yaratan çok hassas oluşumlar. Akarken oluşturdukları vadiler, mağaralar, adacıklar ve taşkın ovaları kimi zaman canlıların yayılabilmeleri için bir yol, kimi zaman da sığınmaları için bir barınak işlevi görmüş. Türkiye'deki en büyük nehir sitemini Murat, Fırat ve Dicle nehirleri oluşturmakta. Fırat kaplumbağası gibi Ortadoğu'ya özgü pek çok canlı Anadolu topraklarına bu nehirler sayesinde ulaşabilmiş. Anadolu'daki diğer bazı nehir vadileri fiziksel izolasyon etkisi yaratarak biyolojik çeşitliliğin daha da artmasına neden olmuş.
Akarsu cenneti Türkiye'nin deltaları ve lagünleri Avrupa'nın en büyük ve iyi korunmuş kuş yaşam bölgeleri
Çoruh ve Kelkit vadileri Kardeniz Bölgesi içinde bulunmalarına karşın sahip oldukları ılıman koşullar nedeniyle Akdeniz kökenli bitkilere ev sahipliği yapıyorlar. Nehirlerin oluşturdukları taşkın ovaları ve adacıklar ise özellikle su kuşları açısından büyük öneme sahip. Murat Nehri'nin taşkın düzlükleri bugün hâlâ daha bozulmadan kalabilmiş nehir alanlarından biri. Türkülere konu olan turnaların Anadolu'daki varlık sebebi büyük ölçüde işte bu taşkın düzlükleri. Bugün ne yazık ki nehirlerin binlerce yılda oluşturdukları doğal sistemler, sürdürülebilirlikleri tartışma götüren enerji yatırımları uğruna kendi suları altında bırakılıyor. Fırat, bu uğurda neredeyse tamamen kaybedilen bir nehir.
Fırat gibi Anadolu'nun yüksek vadilerini ince ince işleyen ırmaklar Anadolu'yu âb-ı hayatla besler.
Kıyılar karanın sonu ve nehirlerin denize kavuştuğu sınır çizgisi. Bir çizgi olmaktan çok, denizdeki canlılığı karadakine bağlayan çok özel bir yaşam alanı. Hiçbir doğal yaşam ortamının kıyılar kadar çeşitlilik göstermesi olası değil. Kumullar, nehir ağızları, lagünler, kayalık adacıklar, denize dik yarlar, mağaralar, düz delta adacıkları, kumulların ardında uzanan subasar ormanları hep kıyı çizgisi boyunca gödüğümüz ve her biri başka başka canlı topluluklarını barındıran çok hassas oluşumlar. Akdeniz foku, yeşil denizkamplumbağası, tepeli karabatak ve denizbörülcesi Türkiye kıyılarındaki ve denizlerindeki biyolojik çeşitliliği temsil eden türlerden bazıları.
Tüm bu söylenenler Anadolu'da milyonlarca yıldır oynanan yaşam oyununun sonuçları aslında. Çok farklı yaşamlar sahne almış olduğu için çok fazla söz söylenmiş, çok fazla iz bırakılmış ve çok fazla çeşitlilik üretilmiş. Anadolu'nun adı bile, yani 'ana' ve 'dolu' kelimelerinin yan yana getirilmesi, bu çeşitlilik ve üretimin ne denli üst noktalara ulaştığını kanıtlıyor. Diğer yandan, böyle bir kara parçasını vatan bilen biz Türk insanının onun üzerindeki milyonlarca yıllık izleri silebilmek için nasıl da canla başla çalıştığını görmeden yapamıyor insan. Yüreğinde taşıdığı aşkın gücünde zengin, kaderinde ise yoksul mu yoksul bir yalnıza benziyor aslında Anadolu. Binlerce yıl üzerinde yaşayan medeniyetlere zırnık almadan hep vermiş, karşılığında ise hak ettiği değeri hiçbir zaman görememiş bir coğrafya. Her şeye rağmen güzel, her şeye rağmen zengin, her şeye rağmen ana dolu.
Not: Okuyup buraya kadar gelenlere saygı ve sevgilerimi iletiyorum.
Kaynaklar: Sıfır Yok Oluş Projesi, Yeşil Atlas Dergisi
Fotoğrafların bir kısmı kendimden, bir kısmı muhtelif kaynaklardan.
|
 |
Necmettin K.
17 yıl önce - Pts 24 Tem 2006, 10:32
Yaşım elliye dayandığı şu günlerde,hala benim gençliğimde okuduğum bazı çevreci makaleleri okur gibi oluyorum.
Yıllar önce de aynı konulara dikkat çekilir ve geleceğimizi tehdit eden bu felaketler sıralanırdı.
Gazetelerde bazı köşe yazarları bu konuları kaleme alırken diğer yandan orman arazisi yok edilerek açılan arazideki malikanesinde hafta sonu partileri verirlerdi.
İşte gerçek kapitalizmin,sömürü zihniyetinin eserleri ortada.
Türk çocuklarını en vahşi bir geleceğe iteceksin,onları birbirine kırdırıp,iyi düşünenleri düşman edeceksin,ufku olmayanları ve gafilleri iktidara getireceksin.
Senin mamüllerin piyasada değer kazanacak,senin işaret ettiğin arsalar rant kazanacak ve sonuçta hep sen kazanacaksın.
Bir millet ve onun kimliksiz,mefkuresiz gençliği kaybederken,sen onların sırtından kazandıklarınla onlara ağalık yapacaksın.
Yıllarca kömürde ve odun piyasasında dolaplar çevirdiler,ormanları kaçak kesimlerle yok ettiler ve kazandıkları paralarla bu sefer daha büyük tahribatlara başladılar.
En son okuduğum bir kitap,aslında arşiv belge niteliğinde.
1947 ABD-TÜRKİYE antlaşmaları ve sonuçlarını anlatıyor.
Bugün aynı yazıların altına ben imzamı atarım.
Demekki 1947 den bu yana bir adım ileri gidememişiz.
Evliya çelebi seyahatnamesinde,Timur un fil ordusunu sakladığı ve kendisinin bir seyahatte güneşe çıkmadan yol aldığı,Ankara ve Konya ormanlarından bahsetmektedir.
Odun hamamı ve soba kültürü bu ormanları yok etmiştir.
Eğitimli insanlarının sadece 70 000 ini cihan harbinde kaybeden Türk milleti gençliğine sahip çıkmamıştır.Onları memleket ve millet meseleleri ile muntazam bir fikirle yetiştirmemiştir.
Avrupa hayranlığı ve bananecilik bizi buralara getirmiştir.
Bu yolculuk burada da bitmeyecektir.
İstanbul ve sahillerdeki orman ve arazi yağmacılığının önüne nasıl geçilecektir?
Devlete ve kanunlara rağmen yağmalanmakta olmasını ne ile önleyeceksiniz?
Parasını verdim aldım zihniyeti size ve millete rağmen güçlü iken siz nasıl engel olacaksınız?
Paşa Paşa satarım zihniyeti hakim iken sizin "hakimlerinizin atamaları"bu zihniyetin müsteşarı tarafından yapılrken nasıl engel olabilirsiniz?
Vahşi kapitalizm,önce insanları güçsüz ve aciz duruma düşürmekte ve sonra kendine hizmet edeceklere tekrar güç vermektedir.
Brezilya da ,Arjantinde orman katliamı yapan da ,senin ormanlarını yakanda yine aynı zihniyettir.
Atatürk'ün fikir ve düşünceleri harf harf yeniden okunmalı ve millete gösterdiği kurtuluş recetesi ilaca dönüştürülmelidir.
Bu millet neye ihtiyaç duymuşsa onu elde etmiştir.
İnebahtında tüm donanmasını kaybeden osmanlı,6 ayda daha modern bir donanmaya sahip olmuştur.
1965 yılında ABD Yunanistana 2 denizaltı ve 16 parçalık donanma verip,Türkiye'ye aynı yardımı esirgeyince,"Millet yapar" kampanyası düzenlemiş ve Türkiye kendi tersanelerinde milletin desteğiyle daha kuvvetli bir donanma yapmıştır.
Kısacası yeni bir ruh ve yeni bir azimle yapamayacağımız hiçbir şey yoktur.
70 Milyon insanla istersek bir günde 7Milyar fidan dikebiliriz.
Yapılacak tek şey bu milletin ruhunu canlandırmak olacaktır.
Medya, ABD ve AB özentisi ile yönlendirildiğimiz konular yerine milletin meselelerinin gündeme getirilmesi ve güven verici bir kurumun önder olması gerekmektedir.
O kurumların başında yine Ordu,TBMM ve Üniversiteler gelmektedir.
Herkes üzerine düşeni yapmaya hazır olmalıdır.
Bunun için,TBMM ve Üniversiteler bir yasa tasarısı ile kullanılması yasak maddeleri belirlemeli ve üretimini durdurmalıdır.
Kampanya için kıvılcım başlatılmalıdır.Daha sonra kıvılcımlar ateşe dönecektir.
Saygılarımla.
|
 |
Necmettin K.
17 yıl önce - Pts 24 Tem 2006, 12:27
Böyle konularda lütfen duyarlı olun.
Lütfen milletçe şuurlu olalım.
Üniversiteler dikkat!
İşadamları lütfen sorumlu davranın!
Vahşi kapitalizm boyut değiştiriyor.
Avrupa topraklarının asit yağmurları ve kirlilik nedeniyle kaybedilmesinden sonra yeni arayışlara giriştiler.
Çevreyi yokeden sebeplerden bazıları daha gelişmemiş ülkelere havale edildiler.
Gelişmemiş,gelişmekte olan ülkeler diye kibar isimlerle geri kalmışlığımızı hatırlatan hatırlı dostlar,bizim gelişmemizi istiyorlarmış edasıyla bazı fikirleri bize ve bizim durumumuzdakilere enjekte ettiler.
1950 lere kadar toplu iğne bile üretemeyen ülkemiz,sanayi hamlesi hikayesi ile AB nin hurdaya çıkardığı sistemleri değerlendirdiği bir cennet olmuştur.
AB artık otolastiği,AKÜ,pil,telefon bataryası ve benzeri zehirli ve kimyasal atık bırakan üretimi bize yönlendirdiler.Biz de mal bulmuş mağribi gibi hemen sahip çıktık.
Hiçbir bilgi birikimi olmadan,altyapı oluşturmadan ve milli bir politika üretmeden sanayi de AB nin istediklerini yaptık.
Ondan sonra da başta İstanbul,Ankara ve çevresi ile Marmara denizinin çevresini kaybettik.Bugün tekrar kurtarmak için çabalamaktayız.
En kolay ve ucuz çevre temizliği onu kirletmemektir.
İzmit körfezi,Gölcük.Darıca ve Dilovası gibi dünyanın nadide yerlerini kaybettikten sonra nasıl kurtarırızın peşine düşüyoruz.
Daha önce bahsettiğim gibi buraları yok oluyor diye feryat edilmedi mi?
Dün bu feryatlara göz yumanlar bugün de başka yerlerin yok olmasına göz yummaktalar.
Bodrum ve çevresi,Dalyan,Göcek,Köyceğiz için ne yapılmaktadır?Buraları korumak için nasıl tedbirler alınmıştır?
Bugünkü tirajı en yüksek bir gazetemizde dört belediye başkanının ortak açıklamasını okumanızı ve yorum yapmanızı rica edeceğim.
Turizm ve kalkınma yalanlarının arkasından "SİT" alanlarını nasıl imara açmak ve talan etmek istediklerini anlamak için niyetlerini bilmeniz yeter.
Beldesinde Turizmin gelişmesini isteyenler taşın altına elini sokar.Hayatı boyunca tüm birikimleri ile turizm için SİT alanı dışında yatırım yapsınlar sonra yasa koyucu eksikleri gidersin.
SİT alanını deleceksin,devletten teşviki alacaksın,gelsin paralar.Neyin karşılığında?
Bu zihniyete sahip olanlar şunu iyi bilmelidir....
Ne kadar servetiniz olursa olsun,onlar sizin kazandığınız değil,gelecek neslinizden emanet aldığınız ülke kaynaklarıdır.
Sonuçta insanlar mutlu yaşamak için kazanmazlar mı?
Öyle ise sizin kazandığınız başkalarının zararına olursa bu adil olmaz.
Nesillerin geleceğini karatmaya kimsenin hakkı yoktur.
Herkes attığı adıma dikkat etmelidir.Başkalarının geleceğini yok ederek kazanç elde etmek aslında kazançmı,yoksa kayıpmı onun tahlilini iyi yapmak gerekir.
|
 |
BEHÇET VOLKAN
17 yıl önce - Sal 25 Tem 2006, 20:27
Coğrafya Manifestosu
Önemli Doğa Alanları'nı korunmak için atılması gereken adımlar.
- Günümüzde Anadolu, tarih boyunca görmediği kadar hızlı bir değişim halinde. Bu değişim sırasında kendisine özgü doğal ve kültürel değerler aşınmakta veya yok olmakta. Birey olarak bu durumun farkında olmak, yok oluşu durdurmak için atılması gereken ilk adım.
- Yok oluştan rahatsızlık duyan kişi, aşınmanın nedenlerini daha iyi tanıyarak kendisinin ve ilişkide bulunduğu insanların ufkunu aydınlatabilir, bu bilincin yayılmasını sağlayabilir. Doğanın korunması için tek bir şablon çözüm yoktur ve herkesin kendi yaşadığı hayat içerisinde ve olanakları dahilinde kendi bireysel çözümünü yaratması gerekmektedir. Sivil toplum kuruluşlarına üye olmak ve gönüllü destek vermek bireylerin, doğanın korunmasına katkı koyabilmesi için en çağdaş yollardan biridir.
- Toplumun tüm kesimleri adına çevrenin ve doğanın korunması, iktidarda olmanın getirdiği temel sorumluluklardan biridir. Yasalarımız ve ulusal örgütlenmemiz, bunun için gerekli her türlü altyapıyı hazırlamakta ve görevlendirmeyi yapmaktadır. Hiçbir hükümet, yasalardan doğan bu sorumluluğu göz ardı ederek icraatta bulunamaz. Çevrenin korunması sorumluluğunu ihmal etmek, görevi kötüye kullanmak anlamına gelmektedir.
- Hükümetler özelleştime, baraj, tarım ve eğitim politikaları başta olmak üzere tüm politikalarını geliştirirken doğanın korunmasına ve kaynakların sürdürülebilir kullanımına önem vermelidir. Doğal alanları yok ederek veya satışa çıkararak kısa vadede kâr elde etme mantığı, ülkemizin gelişimine orta ve uzun vadede hiçbir katkı koymamakta, sadece sorunlara gerçek çözümler üretilmesini biraz daha ertelemektedir. Türkiye ekonomisi, hazırın yabancı sermayeye satılmasıyla değil, eldeki kaynakların akılcı kullanımı ve yönetimiyle kalkınabilir. Doğanın korunması da yine aynı mantık içinde hareket ederek sağlanabilir.
- Devlet Su İşleri (DSİ), halihazırdaki icraatlarıyla ülkenin doğal ve parasal kaynaklarını verimsiz kullanan bir kurum izlenimi vermektedir. Ekonomik fizibilitesi ve çevresel değerlendirmesi sağlıklı bir şekilde yapılmadan hazırlanmış pek çok baraj ve sulama projesi, Türkiye'deki doğal alanların karşı karşıya olduğu en temel sorundur. Bu projelerin önemli bir kısmı ekonomik açıdan da beklenen verimi sağlamamakta, Orta Anadolu başta olmak üzere pek çok bölgemizde kuraklaşmaya neden olmaktadır. Türkiye'nin su kaynaklarının etkili bir şekilde yönetilmesi için DSİ'nin çalışma programında acilen reform yapılması gerekmektedir.
- Türkiye'de korunması gereken doğal alanların yaklaşık % 80'inin hâlâ hiçbir koruma statüsü yoktur. Bu koruma boşluğu planlı bir şekilde kapatılmalı ve alanlar çok daha etkili bir şekilde yönetilmelidir. Yeni koruma alanlarının ilanı, yönetimi ve doğa koruma yasalarının daha iyi uygulanması için Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü ile Özel Çevre Koruma Kurumu'nun finansal kaynakları güçlendirilmeli ve hazırlık aşamasındaki Doğa Koruma Yasası acilen yürürlüğe girmelidir.
- Doğa koruma amaçlı parasal kaynakların ve insan kaynağının büyümesi için devlet kuruluşları, sivil toplum kuruluşları ve üniversiteler birbirleriyle ve kendi aralarında işbirlikleri kurmalıdır. Korumacı kuruluşlar arasındaki parçalanma, doğal alanların parçalanmasının reçetesidir.
- Türkiye gibi büyük bir ülkede doğal alanların korunması için valiliklere ve yerel sivil toplum örgütlerine büyük bir sorumluluk düşmektedir. Bu kuruluşlar kendi illerindeki önemli doğa alanlarını tanımalı, bu alanların savunuculuğunu yapmalıdır. Bu çalışmaların yapılması için yerel ölçekte daha çok kaynak bulunmaktadır.
- Yapılan tüm koruma calışmaları kırsal kültüre ve geleneklere saygılı bir şekilde yürütülmeli, tepeden inme kurallar dayatılmamalıdır.
- Doğanın korunması için bireyler, devlet kuruluşları ve sivil toplum örgütleri kadar medya, özel sektör ve eğitim sektörüne de büyük sorumluluklar düşmektedir. Bu üç sektörün, toplumun davranış biçimleri ve tüketim alışkanlıkları üzerinde ne kadar etkli olduğu açıktır. Bu gücün en azından bir kısmının doğanın korunması için kullanılması, belki de yeryüzündeki yaşamın kaderini değiştirecektir.
AÜ DTCF FİZİKİ COĞRAFYA VE JEOLOJİ ANABİLİM DALI YÜKSEK LİSANS DERS NOTLARINDAN ALINMIŞTIR
|
 |
Alperen_dt
17 yıl önce - Sal 25 Tem 2006, 23:16
Sahilerimiz korulmali, tum cirkin betonlasma insalar yikilmali, sahilerimiz devletin olmali, temiz tutulmali, kucuk bir para odulmeli turistlerden, temiz tutulmali, dogalik ve tum yaratiklarda korulmali.
Bunun en guzel orneklerinden biri Dalyan'dir, dunyada sadece Turkiye'de bulunan "Kareta Kareta" kaplumbalari kurtardik tabi, Yesil orgutlerin sayesinde...
Gunes Gucu''nu daha iyi kulanmak lazim, bu teknolojiyi gelistirmek ve daha fazla yaymak lazim.
Mesala teknelerimiz Gunes Gucuyle calisabilir, 6 Ay sabahdan akdama kadar hergun gunes var, hemde bu temiz bir guc'dur, Petrol gibi tabiata zarar vermiyor.
Sehirlerimizde daha fazla yesil alanlar (parklar) olmali.
|
 |
kadirbaba
17 yıl önce - Cum 28 Tem 2006, 03:21
TÜRKİYE'NİN DOĞA FONU KURULUYOR
Nasıl destek verebilirsiniz?
Türkiye'de "Sıfır Yok Oluş" hedefine ulaşabilmek için "Türkiye'nin Doğa Fonu" altında acilen başlatılması gereken 10 projeye destek verin. Projeleri, SMS göndererek, bağış yaparak destekleyebilirsiniz.
(SMS ile yardım için bilgi)
Bağışlar
Doğa Derneği
T.C. Garanti Bankası
Mithat Paşa Şubesi (Ankara)
Şube Kodu: 763
Hesap No: 6200305
Urfa'nın ceylanları 10 acil projeden biri
Türkiye'nin Doğa Fonu'nun Hedefi
Türkiye'deki canlı türlerinin kaybında 2010 yılına kadar "Sıfır Yok Oluşa" ulaşmak.
Türkiye'nin Doğa Fonu'nun Kurucuları
Fon, Doğa Derneği, Çevre ve Orman Bakanlığı, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Türkiye Temsilciliği tarafından kuruldu. CNNTürk ve Atlas Dergisi, bu fonun tanıtılması için destek veren ilk medya kuruluşları oldu.
Fonun kurucuları ve destekleyenler, Türkiye'deki özel kuruluşları bu hedef doğrultusunda harekete geçirmek üzere bir araya geldi. Türkiye'nin Doğa Fonu sayesinde, doğaya yatırım yapmak isteyen kişi ve kurumların çabaları birbirini güçlendirerek büyük bir ulusal hedefin gerçekleşmesini sağlayacak.
Türkiye'nin Doğa Fonu Neleri Kurtaracak?
Türkiye'nin Doğa Fonu, ülkede uluslararası öneme sahip 305 Önemli Doğa Alanı'nı korumak için kullanılacak. Koruma çalışmaları ilk aşamada en acil 10 proje üzerinde odaklanacak, fondaki finansal kaynaklar arttıkça 305 Önemli Doğa Alanı'nın tümünün korunması için projeler uygulanacak. İlk aşamada yer alan çalışmaların tamamlanması için 1 milyon 897 bin YTL'lik bir desteğin toplanması gerekiyor.
Korunacak alanlar (kırmızılar) ve 10 acil proje
|
 |
bülent dizdar
17 yıl önce - Pts 31 Tem 2006, 23:27
| Alıntı: |
| ben, 17 Haziran Dünya Çölleşme ve Kuraklıkla Mücadele Gününü kaçırdığımız için üzgünüm ama yinede her ile "wowturkey koruluğu" oluşturma fikrinin arkasındayım. özellikle adana forumundaki arkadaşlara seslenmek istiyorum. gelin adana'ya bir wowturkey koruluğu kazandıralım. bunun için adana büyükşehir belediyesinden ve seyhan belediyesinden ağaç fidanı temin edebiliriz. koruluğun yerini de hep beraber belirleriz. saygılarımla. |
http://wowturkey.com/forum/viewtopic.php?p=276087#276087
24.06.2006 günkü yazımda bu konuya biraz değinip, yaşanabilir bir dünya için bizimde katkı sağlamamız gerektiğinden bahsetmiştim. 
|
 |
sayfa 1  |
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
|