1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 15  |
 |
abdullah1
14 yıl önce - Prş 16 Ekm 2008, 21:10
"Seninle aramızdaki sevgi öldü. Sanırım boşanmaktan başka çaremiz yok." Şimdilerde pek sık duyar olduk böyle cümleleri. Peki ama neden? İşte nedenlerden birkaçı:
Saygısızlık
Kimi eşler, evlenir evlenmez "karı-koca arasında resmiyet mi olur?" düşüncesiyle saygıyı rafa kaldırıyorlar. Halbuki saygı sevgiyi besler. Her kaba söz ve davranış, sevgi duvarından koparılan tuğladır.
Sevgisizlik
Kimileriyse evlendikten sonra "seni seviyorum" demeyi angarya görerek, "Ona devamlı sevdiğimi hatırlatmama ne gerek var?" diyorlar. Sevgiyi açığa vurmamak odun atılmayan ateş gibi, sevgi ateşini söndürmektir.
İlgisizlik
Saksıdaki menekşenizin gelişip çiçek açması için su neyse, sevgi çiçeğinizin büyüyüp gelişmesi için ilgi de odur. İlgi sevgi çeşmesinin musluğu, ilgisizlik kör tapasıdır.
İletişimsizlik
İnsanın ihtiyacını en fazla tatmin eden kalbine karşı bir kalbin bulunmasıdır ki, her iki taraf sevgilerini, aşklarını, şevklerini karşılıklı değiştirsinler. Lezzetlerde ortak, kederli şeylerde birbirine yardımcı olsunlar. Bu paylaşım olmadığı zaman eşler, kendilerini yalnız hisseder. Çünkü iletişim, sevginin dilidir. İletişimsizlik sevgi dilinin katilidir.
Bencillik
Şefkat, merhamet ve fedakarlık duygusundan yoksun olarak erkeğin "yuvayı dişi kuş yapar" mantığıyla her şeyi kadından beklemesi; kadının da aşırı beklenti içinde olması sevginin zamanla ölümüne yol açar. Çünkü, bencillik sevgiyi öğüten değirmendir.
Negatif düşünce
Bazı eşler, sürekli "Neden bana öyle söyledin?" diye her şeyi yanlış değerlendirerek eşinin kendisini sevmediğini düşünür. Sürekli yanlış anlaşılan eş, kendisini savcı karşısında yargılanan suçlu gibi hissetmeye başlar. Negatif düşünce, sevginin ölüm fermanına atılan imzadır.
Alkol, kumar gibi alışkanlıklar
Alkol, sevgi çeşmesine atılan zehir, kumar sevgi yumağını mahveden bomba, kötü alışkanlıklar sevgiyi yutan canavardır.
Kin, nefret, öfke...
Kin sevginin buzdolabı, öfke sevginin barut fıçısı, nefret sevginin celladıdır.
Kültür boşluğu
Kitap okuma hastası olan birisiyle kitaptan nefret eden birisinin arasında uçurumdan başka ne olur?
Huy ve mizaç uyumsuzluğu
Birbirlerini sevseler de farklı huy ve mizaçta olan zıtlaşmalar, pişmiş sevgi aşına katılan soğuk sudur.
Aile yakınlarının araya girmesi
Kayınvalide, görümce, hala, teyze gibi yakınların eşlerin arasına girmesi, eşler arası sevginin idam kararını veren aile mahkemesi olabilir.
Eşini değiştirmeye çalışmak
Sürekli "şöyle hareket et, şöyle davran, şöyle konuş" diyerek eşi çocuk eğitir gibi eğitmeye kalkışmak, sevginin ölüm tuzağıdır.
Şiddet
Eşe atılan her tokat, sevgi bağını kesen bir makastır.
Dini inançlar
Eşlerden birinin namaz kılarken diğerinin namazla maalesef alay etmesi...
Ve sevgi sadece maddiyata ve dış güzelliğe kalırsa, o sevginin bozulması yakındır.
En son abdullah1 tarafından Prş 16 Ekm 2008, 21:16 tarihinde değiştirildi, toplamda 5 kere değiştirildi
|
 |
abdullah1
14 yıl önce - Cum 17 Ekm 2008, 21:55
Mutlu eşler birbirine nasıl davranır?
Evliliklerinde mutlu olan eşler mutluluklarını pekiştirmek için bazı davranışlara özen gösterirler:
Her şeyden evvel evlilikteki mutluluğun sevgi, saygı ve güvenden geçtiğini bildikleri için o noktalara çok dikkat ederler.
Hayatlarının birinci planına kendilerini mutlu etmeyi değil eşleriyle birlikte mutlu olmayı koyarlar.
Beraber oldukları zamanları güzel geçirmeye özen gösterirler.
Pozitif düşünürler.
Bencil değillerdir.
Güzel ve yumuşak huylu, hoşgörülü ve affedicidirler. Kin tutmaz, intikam peşinde koşmazlar.
Eşlerinin yerine karar vermez, kararları birlikte alırlar.
Eşlerinin küçük hatalarına takılmazlar. Ufak tefek problemlere takılmazlar.
Eşlerinin nelerden hoşlanıp nelerden hoşlanmadığını bilir, ona göre davranırlar.
Evlilikteki mutluluk yolunun fedakarlık ve özveriden geçtiğini bilirler.
Ailelerine zaman ayırır, hafta sonları birlikte olmaya özen gösterirler.
Eve geldiklerinde işyerinin sıkıntılarını kapının önünde bırakıp içeriye tebessümle girerler.
Eşlerinde hata aramazlar.
Kendi sorumluluklarının idraki içindedirler. "Aman canım ben yapmasam evde yapan biri var." diyerek eşlerinin fedakarlıklarını istismar etmezler.
Evlilik hayatlarını monotonluktan kurtarmak için çaba sarf ederler.
Beden dillerini kullanmasını bilirler. Eşlerinin sevgi dillerini iyi anlarlar.
Eşlerini eleştirmezler. Eleştirmek zorunda kalırlarsa dikkatli olurlar. Evdeki çatlayan duvarı düzelteceğim diye evin temel kolonlarını yıkmaz, çatlağı kibarca onarırlar.
Eşlerinin her dediğine itiraz etmezler.
Eşlerinin mutluluğu için bazı zevklerinden feragat ederler.
|
 |
Mehmet DK
14 yıl önce - Cmt 18 Ekm 2008, 00:59
Kurallarını iki kişinin koyduğu oyun ( evlilik )
Evlilik
Ben ve Eşim, onu ( EVLILIGI) bir Saksı çiceğine benzetiriz, Suyunu sık sık vermezseniz, Topragını arada sırada degiştirmezseniz, ve en önemliside, Güneş görmez bir yerde tutarsanız, bir müddet sonra o çiçeginizi soldurmuş olur, degiştirmek zorunda kalırsınız.
Vesselam emek ve Dikkat gerektiren bir iştir.
biz bunu 27 senedirde yapıyoruz, hemde büyük bir zevkle.
çicegimizde ilk günkü gibi canlı canlı soldugu moldugu yok , mis gibide kokuyor.
Eger sizlerinde bir saksı çiçeginiz varsa aman bunlara dikkat edin emi.
Saygılar.
|
 |
Engin GÜRBÜZ
14 yıl önce - Cmt 18 Ekm 2008, 02:56
Ben bu konuyu başka bir persektiften bakmak istiyorum ve bir kaç örnekle de kouyu açıklık getirmeye çalışacağım müsadenizle..
Bir zamanlar köyün birisinde bir evliya var diye laflar almış başını gitmiş, ama bu evliya da yan köydeymiş. İki kafadar demişlerki:
___ Yahu arkadaşım gel şu mübarek insanı ziyaret edelim de hayır duasını alalım demiş.Arkadaşıda:
___ Neden olmasın, gidelim hemen yola çıkalım falanca köye demiş.
Neticede yola çıkarlar ve o köye gelirler , sora sora o zatın evini bulurlar.Kapıyı çalarlar bir kadın çıkar.
___ Kusura bakmayın bacım biz bilmem kim adamı arıyoruz, evliyaymış onun elini öpmeye geldik, demişler. Kadında:
___ Hadi ordan ne evliyası o benim kocam, üçkağıtçının, yalancının birisidir demiş..Bunları duyan iki arkadaş hadi gidelim derken karşıdan gelen birisini görürler. Ama sıradışı bir durumla; arslan ın sırtına binmiş ,yılanı da kamçı yapmış bir adam.hayret ederler ve sorarlar:
___ Kusura bakmayın amca bu ne ALLAH aşkına siz filancamısınız derler.Tabiki onlarda sıradan bir insan olmadığını anlamışladır. O zat ise cevap verir.
___ Evet buyrun o benim demiş.Arkadaşlardan birisi derki:
___ Ama sizin hatun sizin yalancı ve üçkağıtçı olduğunuzu söyledi ama siz arslan a binmiş, yılan ı da kamçı yapmışsınız. Siz bir evliyasınız ama neden böyle bir kadını çekip duruyorsunuz ,size yakışıyormu böyle bir kadın boşayın gitsin demiş. O zat ise:
___ Benim nasıl evliya olduğumu daha anlamadınız mı demiş ,benim evliya olmamın tek sebebi o hatunumdur, ona gösterdiğim sabırdan dolayı evliya oldum demiş.
Demek istediğimi umarım anlamışsınızdır arkadaşlar. 'Güzel yüze 40 günde doyulur ama güzel huya 40 yıl doyulmaz ' demiş Peygamber efendimiz (S.A.V. ).
Sadece ve sadece karşılıklı fedakarlık ve özveri. Birazda gayret yaaa....!
SAYGILARIMLA.
|
 |
abdullah1
14 yıl önce - Cmt 18 Ekm 2008, 08:08
Evlilikle ilgili yaşanan bazı sorunlara ve çözümlerine değinen bir yazıdan derlemeyi aktarıyorum.
Evliliğinizi hiç bakıma aldınız mı?
"Alo, hayatım neredesin?"
"Arabayı servise götürdüm de."
"Yine mi? Daha geçen gün götürmedin mi? Senin de bir ayağın serviste. Varsa yoksa araban."
"Senin de bir ayağın alışveriş merkezinde varsa yoksa evin."
Evet, arabalarına itina gösteren erkekler yanında evine itina gösteren kadınlar da vardır.
Öyle erkekler var ki, arabasının sesini dinler. "Acaba bu ses nereden geliyor? Egzoz mu patladı? Frenler mi boşaldı? Motorun yağı mı bitti? Lastikler mi eskidi? Bu arabanın burası neden çizilmiş?" der dururlar.
Öyle kadınlar da vardır, "Bu halının burasına ne dökülmüş? Bu masa neden eskimiş? Bu perdeler niye yıpranmış? Eve iyi bir bakım yapmak gerek. Mutfak masraflarını kısarak evin eşyalarını değiştireyim." diye hesap yaparlar...
'Evliliğim nasıl gidiyor?' diye düşünüyor muyuz? Arabasının aksi sesini dinleyen erkek, eşinin çıkardığı ufak tefek seslere kulak verip "Hanımdan bu ses neden çıkıyor? Bir yanlış mı yapıyorum? Evi mi ihmal ediyorum? Sevgimi mi belli etmiyorum? İlgim mi azaldı? Ondaki, bu memnuniyetsizliği gidereyim" diye düşünüyor mu?
Arabasını bakıma aldığı gibi evliliğini bakıma alıyor mu? Sevgiyi yutan canavarı öldürüyor mu? Eşinin mutluluğu için davranışlarında değişiklik yapıyor mu? Yoksa hep eşinden gelen cızırtılara "Şu cızırtıyı kes" demekle mi yetiniyor?
Tek görevinin para kazanmak olduğunu düşünüp sonra da eve gelip TV'nin karşısında çayını, kahvesini yudumlayarak eşinin ve çocuklarının bütün sıkıntılarına kulağını mı tıkıyor?
Eşiyle iki çift laf etmeden koltukta uyuya mı kalıyor? Çalışma odasına çekilip "beni rahatsız etmeyin" diye hobileriyle mi ilgileniyor?
Peki ya hanımlar?
Evini temiz tutmak için gösterdiği özeni eşinin gönlünü hoş tutmak için gösteriyor mu? Yerdeki bir kırıntıyı hemen alıp çöpe attığı gibi eşinin kalbine attığı küçük bir sıkıntı tohumu ile ilgileniyor mu? Yoksa onu günlerce kalbinde saklayıp sık sık eşinin önüne serip "filan zaman sen benim kalbime böyle bir kin tohumu atmıştın" diyerek kendini tamamen koyverip:
"Boş ver, nasıl olsa vaktiyle alan aldı" veya "beni beğenen beğendi", "beğenilmeye gerek yok" mu diyor?
Tek görevini ev temizleyip yemek yapıp çocuklarla ilgilenmek olarak mı görüyor? Akşam yorgun olarak eve gelen eşiyle ilgilenmek yerine takip ettiği dizilerin karşısında taş mı kesiliyor?
Sanırım her erkek, arabasına, her kadın da evine gösterdiği itinayı eşine gösterse bütün evlilikler ilk günkü gibi mutluluğunu sürdürerek canlılığını korur.
|
 |
seyhun tanrıkul
14 yıl önce - Cum 12 Arl 2008, 18:52
Böyle bir duyguyu daha tatmadığım için bir şey diyemem ama bence evlilikte kurallar olmalıdır.Herşeyden önce kadın ve erkek evine sadık olmalıdır.Kadının evine karşı nasıl bir sorumluluğu var ise erkeğinde eşine o kadar bir sorumluluğu vardır.Kurallar asla tek başına konulmamalı birlikte hareket edilmelidir.İki tarafta birbirine anlayışlı olursa evlilikleri bir ömür boyu sürer ama evlilik asla bir oyun değildir.
|
 |
Fatih_01
14 yıl önce - Cum 16 Oca 2009, 03:08
EVLİLİK
** Sevgi ve Saygı
** Paylaşım
** Dürstlük
** Karşılıklı sevgi
** Karşılık çabalama
** Cinsellik
Bunların sonucunda AŞK DOĞAR
Meyveside ÇOCUKTUR.
|
 |
Ömer3510
14 yıl önce - Prş 26 Şub 2009, 13:52
Kızımı Kime Vereyim?
Merv şehri kâdısının bir kızı vardı. Ülkedeki, ileri gelen zengin, makam ve mevki sâhibi kimseler bu kızı isteyince hiç birine vermedi. Bu zâtın Mübârek adlı, bağına-bahçesine bakan bir kölesi vardı. Aradan iki ay geçmiş meyveler olgunlaşmış bolluk bereket gelmişti. Efendisi, Mübârek'ten üzüm isteyince, toplayıp geldi. Getirdiği üzüm çok güzel olmasına rağmen henüz olmamıştı, başka üzüm istedi. O da ekşi çıktı. Efendisi;
"Bahçede o kadar üzüm var, niçin böyle üzüm getiriyorsun?" demekten kendini alamadı. Mübârek;
"Efendim! Ekşisini tatlısını bilmiyorum!" diye cevap verdi. Bağ sâhibi;
"Sübhanallah iki aydır bağdasın, daha hangisinin ekşi, hangisinin tatlı olduğunu bilmiyorsun." diye çıkıştı. Mübârek onları yemekle değil korumakla vazîfeli olduğunu biliyordu. Efendisi;
"Niçin onlardan yemedin?" deyince; "Siz benden bağınızdaki meyvelerin muhâfazasını istediniz. Yeyiniz demeyince alıp yemem uygun olur mu, emrinize karşı gelebilir miyim?" cevâbını verdi. Efendisi böyle bir hâdiseyle ilk defâ karşılaşmıştı. Mübârek'in bu hâline hayran kaldı. Güvenebileceği birini bulmuştu. Gerçekten onu ve hâlini çok sevmişti. Kölesine dönerek;
"Sana bir şey soracağım." diye söze başladı. Sonra;
"Benim bir kızım var, malı makamı yüksek pekçok kimse onu ister. Hangisine vereceğimi ne yapacağımı bilemiyorum. Bu hususda bir fikrin olur mu? Sen ne dersin?" diye sordu. Mübârek, bu söze karşı şöyle dedi:
"Efendim!.. İnsanlar, dâmâd için; câhiliyye devrinde soya sopa; yahûdîler ve hıristiyanlar güzelliğe, Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem zamânında dindârlığa, Allahü teâlâdan korkup, haramlardan sakınmaya bakarlardı. Zamânımızda ise, mala ve makama bakılıyor. Artık bunlardan dilediğini seç." Bunun üzerine efendisi:
"Ben dindarlığı ve takvâyı seçiyorum ve kızımı seninle evlendirmek istiyorum. Çünkü sende haramlardan kaçma, dînine bağlılık, iyi hal, emânet ve güvenilirlik gördüm ve bunları sende buldum." dedi.
O ise kendisinin köle olduğunu, parayla satıldığını, böyle olunca evlenmelerinin garib karşılanacağını, hem kızın buna râzı olmayacağını bir bir anlattı. Akıl da öyle diyordu. Ancak kâdı kararlı idi.
"Kalk eve gidelim." dedi. Eve varınca hanımına;
"Bu sâlih, dindâr, takvâ sâhibi bir köledir. Kızımızı onunla evlendirmek istiyorum, senin fikrin ne?" deyince, hanımı;
"Sen bilirsin, fakat bir de kıza soralım." cevabını verdi. Anne durumu kıza açıp babasının niyetini söyleyince, kızı da bu hususta her şeyi anne ve babasına bıraktığını bildirdi. Kadın kızın râzı olduğunu babasına anlatınca nikahları kıyıldı. Fakat Mübârek, kızın yanına gitmiyordu. Bu hâl kırk gün sürdü. Bir vesîle ile anne durumdan haberdâr olunca dayanamadı;
"Kızımızı kölene verdin, aradan bunca zaman geçtiği halde dönüp yüzüne bile bakmadı, bu yaptığı nedir? Bu nasıl iş?" diye şikâyet ve sitemde bulundu. Bunun üzerine kâdı;
"Ey Mübârek! Kızıma nâz mı ediyorsun? Niçin yanına gitmiyorsun?" demekten kendini alamadı. Buna karşılık dâmâd:
"Ey müslümanların kâdısı! Ey efendim! Bu nasıl söz? Sizin kerîmenize nâz etmek ne haddime. Lâkin kâdısınız. Ola ki kızınız şüpheli bir şey yemiştir. Şüpheden uzak olmak için bu zamâna kadar bekledim ve ona helâl yemek yedirdim. Belki Allahü teâlâ bize sâlih bir evlâd verir. Bundan başka bir düşüncem yoktur." dedi.
Kırk gün geçtikten sonra ehline yaklaştı. Haram ve helâle bu derece dikkat ettiği için Allahü teâlâ ona Abdullah isminde bir çocuk verdi.
|
 |
DAMLAYAN
14 yıl önce - Pzr 01 Mar 2009, 03:13
müsadenizle mizahla yaklaşılmış bi konuyu size aktaracağım
KADIN DİLİ
Oğlum bir hafta sonra evleniyor. Sorumluluk sahibi bir baba olarak ona öğüt vermem gerekiyor. Fakat bunu evde yapamam çünkü annesi ağız tadıyla öğüt vermeme izin vermez, sözü ağzımdan kapıp kendi devam eder. İş yerimden oğluma telefon açtım, "Akşam yemeğini dışarıda birlikte yiyelim." dedim. Deniz kenarındaki bu şirin lokantada şimdi onu bekliyorum. Geliyor aslan parçası, yakışıklılığı da aynı ben. Yan masadaki kızlar gözleriyle oğlumu süzüyorlar. Bakmayın kızlar, onu kapan çoktan kaptı. Hoş beşten sonra konuya giriyorum.
Oğlum haftaya düğünün var, bir baba olarak sana bazı konularda yol yordam göstermem gerekiyor.
Çocukluğunda suç işlediği zamanlardaki gibi birden bire kızardı. Kerata ne anlatacağımı zannettiyse!
-Baba ben yirmi altı yaşındayım, bazı şeyleri biliyorum artık.
-Ah senin o biliyorum zannettiğin konularda da çok bilmediğin çıkacak ama ben o konulardan bahsetmeyeceğim. Keşke konuşabilseydik ama henüz o kadar modern olamadım.
Rahat bir nefes aldı. Bu arada yemeklerimiz de geldi. Oğlumla şöyle keyif yaparak muhabbet edelim bakalım.
-Kaç dil biliyorsun oğlum sen?
-İngilizce, Fransızca, bir de Türkçe' yle üç dil oluyor.
-Bugün ben sana dördüncü dili öğreteceğim. Dilin adı Bükçe. Kadınlar tarafından kullanılır. Sen buna "kadın dili" de diyebilirsin.
Güldü. Güldüğü zaman benim yanağımdaki gibi küçük bir gamzesi var, o ortaya çıkıyor.
—Kadınların ayrı bir dili mi var?
—Tabii ki. Eğer kadın dilini bilirsen bir kadınla yaşamak dünyanın en büyük zevkidir, ama bu dili bilmezsen hayatın kararabilir. O yüzden bir kadınla mutlu olmak isteyen her erkek Bükçe' yi öğrenmeli.
İyi de niye Bükçe?
—Çünkü kadınlar konuşurken, genellikle söyleyecekleri sözü net söylemezler. Eğip bükerler; onun için dilin adını ;Bükçe" koydum.
-"Bükçe zor bir dil mi baba?" diye sordu gülerek.
—Bana bak, çok önemli bir konu ama eğleniyor gibisin, biraz ciddiye al. Bir kadınla mutlu olmak istiyorsan bu dili bilmen çok önemli. Çünkü kadınlar sözü bükerek bükçe konuşurlar sonra da senin sözün doğrusunu anlamanı beklerler. Felsefesini anlarsan kolay, anlamazsan zor. Mesela Çinli bir karın var, sen karına sürekli Fransızca "seni seviyorum" diyorsun ama karın hiç Fransızca anlamıyor. Fransızca "seni seviyorum" un onun için bir anlamı yoktur. Ona Çince seni seviyorum dediğinde seni anlayabilir.
-Tamam baba, haklısın ciddiyetle dinliyorum. Peki, sence kadınlar neden bizimle aynı dili konuşmuyorlar, söyleyeceklerini direkt söylemiyorlar?
-Bence bir kaç sebebi var. Birincisi, duygusal oldukları için, hayır cevabı alıp kırılmaktan korktuklarından sözlerini de dolaylı söylüyorlar. İkincisi, kadınlar dünyaya annelikle donanımlı olarak gönderildikleri için onların iletişim yetenekleri çok güçlü.
-Bu konuda biz erkeklerden bir sıfır öndeler yani.
-Ne bir sıfırı oğlum, en az on sıfır öndeler. Düşünsene, henüz konuşmayan, küçük bir çocuğun bile yüz ifadesinden ne demek istediğini hemen anlıyorlar. İşin kötüsü kendileri leb demeden leblebiyi anladıkları için biz erkekleri de kendileri gibi zannediyorlar. Onun için leb deyip bekliyorlar. Hatta bazen, leb demek zorunda kaldıkları için bile kızarlar. "Niye leb demek zorunda kalıyorum da o düşünmüyor?" diye canları sıkılır.
-Biz de bazen Canan'la böyle sorunlar yaşıyoruz. "Niye düşünmedin?" diye kızıyor bana.
-Kızarlar oğlum, kızarlar. Kadınlar ince düşüncelidirler, detaycıdırlar, küçük şeyler gözlerinden hiç kaçmaz. Bizim de kendileri gibi düşünceli olmamızı beklerler, fakat erkekler onlar gibi değil. Biz bütüne odaklıyız, onlar detaya. Beyinlerimiz böyle çalışıyor.
-Ne olacak baba o zaman, yok mu bu işin çaresi?
-Var dedik ya oğlum, Bükçe' yi öğreneceksin, bunun için buradayız. Hazır mısın?
-Hazırım baba.
-Bükçe bol kelime kullanılan bir dildir. Biz erkeklerin on kelime ile anlattığı bir konu, Bükçe'de en az yüz kelime ile anlatılır. Dinlerken sabırlı olacaksın. Mesela karın o gün kendine elbise aldı, diyelim. Bunu sana "Bugün bir elbise aldım." diye söylemez. Elbise almak için dışarı çıktığından başlar, kaç mağazaya gittiğinden, almak için kaç elbise denediğinden, indirimlerden, yolda gördüğü tanıdıklarından, alırken yaptığı pazarlıktan devam eder ve sana kocaman bir hikaye anlatır.
-Hikaye dili yani.
-Aynen öyle. Sen akıllı bir erkek olarak ona asla, "Hikaye anlatma, ana fikre gel, kısa kes." demeyeceksin. Böyle bir şey dediğinde bittin demektir. İster öyle de, istersen "seni sevmiyorum." de. İki durumda da "seni sevmiyorum" demiş olacaksın.
-Ne alakası var baba "seni sevmiyorum" demekle "kısa anlat" demenin?
-Çok alakası var. Kadınlar dinlenmedikleri zaman sevilmediklerini düşünürler.
-Bu önemli. Bükçe'de dinlemek sevmektir diyorsun.
-Aynen öyle. Devam edelim. Bükçe ima dolu bir dildir. Kadınlar konuşurken bir şeyler ima etmeyi severler. Biz erkekler de imalı konuşuyoruz diye düşünürler ve gözlerimizle onlara ne demek istediğimizi çözmeye çalışırlar. Oysa erkeklerin ima yeteneği pek gelişmemiştir. Bizim kastımız söylediğimiz şeydir.
-Geçen hafta Canan bana "Bir kaç kilo daha versem gelinliğin içinde daha iyi duracağım." dedi. Ben de "Böyle de iyisin." dedim. Canı sıkıldı, bir kaç saat surat astı. ";Neyin var?" diye sordum. "Hiçbir şeyim yok." dedi. Sence nerede hata yaptım?
-"Böyle de iyisin" derken o "de" ekini orda kullanmamalıydı n. Canan bunu şöyle anlamıştır. "Böyle de fena sayılmazsın, eh işte, idare edersin ama tabi daha da iyi, daha da güzel olabilirsin. "
-Peki ne demem gerekiyordu?
-Şunu hiç unutma. Kadınlar kendileri ile ilgili, giysileri ile ilgili ya da aileleri ile ilgili bir soru soruyorlarsa, kesinlikle iltifat bekliyorlardı r. Es kaza eleştirmeye kalkarsan yandın. Bunu hiç unutmazlar. O gün "Hayatım sen zaten Çok güzelsin, kilo vermeye falan bence ihtiyacın yok." deseydin, günün zehir olmazdı. Mesela bir gün kucağına oturup "Ağır mıyım?" derse sakın; Evet, biraz" falan deme "Hayır" de. Yoksa bir daha kucağına oturmaz.
-Yani diyorsun ki bir kadın her daim güzeldir, her giydiği yakışır ve her kadının annesi bir hanımefendi, babası da beyefendidir. Bana ne yaparlarsa yapsınlar.
-Aferin oğlum, çok hızlı anlıyorsun bana çekmişsin. Kadının, kendi anne babasıyla sorunu olsa, kendi eleştirir ama asla senin eleştirmeni kabul etmez. Bunu kendine hakaret olarak alır.
-Ve asla unutmazlar, değil mi?
-Aynen öyle. Yıllar önce annene, annesi için "Biraz cimri." demiştim. Hala "Sen benim annemi sevmezsin." der ve annesi bize bir şey aldığında gözüme sokar, en çok göreceğim yere koyar.
-Hadi o konularda dilimi tutarım da, şu ima işini çözmek zor geldi.
-Zor gibi ama biraz gayret edersen çözersin. En önemlisi imaları anlayacaksın ama "Sen şunu mu demek istiyorsun?" diye asla yüzüne vurmayacaksın.
-Anladım. Anlayacaksın ama anladığını belli etmeyeceksin. Buna şöyle de diyebiliriz. O beni iğnelediğinde "Niye bana iğne batırıyorsun?" Diye sormayacağım, o iğneyi ben kendi kendime batırmışım gibi yapacağım.
-Güzel ifade ettin oğlum. Mesela dün öğlen annen beni aradı. "Akşama tok mu geleceksin?" diye sordu. Beni biliyorsun akşam yemeklerinde hep evdeyimdir. Kırk yılda bir dışarıda yerim onu da haber veririm. Tabi ben hemen anladım annenin ne demek istediğini. "Tok gel, yemekle uğraşmak istemiyorum" demek istiyor. Anladım ama tabi "Ne demek istiyorsun?" demedim.
-Dün çok yorulmuştu baba, düğün alışverişine çıkmıştık.
-Bunun pek çok sebebi olabilir. Yorulmuş olabilir, bir kabul gününden tok gelmiş olabilir, bin beş yüzüncü diyetine başlamış ve o gün yemekle uğraşmak istemiyor olabilir. Ama bunu biz erkekler gibi kısa yoldan "Canım benim karnım tok, sen de dışarıda bir şeyler ye, ya da yorgunum, gelirken bir şeyler getir yiyelim." demez. Sanki böyle derse, iyi ev kadını rütbesi tozlanacak, mevki kaybedecek. İlla Bükçe anlatacak, asık bir yüzle karşılaşmamak için senin de anlaman gerekiyor. "Hayır, evde yiyeceğim ama istersen hazır bir şeyler alıp geleyim, ne dersin?"dedim. "Tamam." dedi. Döneri sever biliyorsun, dün eve giderken, ekmek arası döner yaptırdım. Onun dönerini de porsiyon yaptırdım. Bunu düşündüğüm için ayrıca sevindi. O da diyette, düğünde daha zayıf görünme derdinde bu sıralar.
-Bu Bükçe' de kısa konuşma yok mu baba?
-Var ama yerinde olsam hiç tercih etmezdim. Kadın konuşmuyorsa ya da kısa konuşuyorsa kesin ciddi bir sorun var demektir. Mesela baktın canı sıkkın, soruyorsun, "Neyin var?" diye. "Hiçbir şeyim yok." diyorsa, aman bir şeyi yokmuş diye bırakma. Yoksa az sonra, çok ilgisiz olduğundan yakınarak, ağlamaya başlar.
-Bükçe' de "Hiçbir şey yok." demek ";Çok şey var, benimle ilgilen." demek oluyor, o zaman.
-Evet. Biz erkekler "Bir şey yok." diyorsak ya gerçekten bir şey yoktur, sadece başımızı dinlemek istiyoruzdur ya da bir sey vardır ama; "Şu anda konuşacak bir şey yok." diyoruzdur. Her ikisinde de konuşmak istemiyoruzdur. Ama kadınlar ilgiyi sevgi olarak gördükleri için "Bana değer veriyorsan, ilgilen ki anlatayım." demek istiyordur. Çok nadiren gerçekten anlatmak istemiyor olabilir, o zaman da fazla üstüne varıp bunaltmayacaksı n tabi.
-Bir arkadaşım da "Kadınların 'Peki.' demesi tehlikelidir" demişti.
-Doğru. Bir kadının ağzından çıkan kuru bir 'peki', 'olur', 'tamam' her zaman tehlikelidir. Bu Bükçe' de "Şimdi tamam diyorum ama acısını daha sonra çıkaracağım." demektir. Sana en kısa zamanda kesin bir ceza keser. Fakat pekinin yanında "Peki canım, olur hayatım" gibi bir hoşluk ekliyorsa korkmaya gerek yok.
-Zor bir dil baba.
-Yok yok gözün korkmasın, her yabancı dil gibi. İlk başlarda biraz çalışacaksın, pratik yapacaksın, bazen hatalar yapacaksın, dikkat edeceksin sonra otomatiğe bağlanırsın. Kolay yanı şu; senin bükçe konuşman gerekmiyor. Dili anlaman yeterli.
-Anlamak da pek kolay değil ama.
-Korkma, o kadar zor değil. En önemli kuralları ben sana öğretiyorum zaten. Devam edelim. Kadınlar istediklerini söylemek zorunda kalınca, düşünemediğimiz için biz erkeklere kızarlar ve konuşurken suçlayarak konuşurlar; fakat suçladıklarının farkında olmazlar. Sitem ediyoruz zannederler.
-Nasıl yani?
-Mesela, karın sana "Ne zamandır dışarı çıkmadık." derse bunu suçlama olarak üstüne alma, canı seninle gezmek istiyordur, bunu sen düşünüp teklif etmediğin için kalbi kırılmıştır. Maksadı seni suçlamak değildir. "Daha geçenlerde gezmeye gittik." gibi bir savunmaya girme. "Tamam canım haklısın, ben de istiyorum, en kısa zamanda gideriz." de, konu kapanır. Tabi ilk fırsatta da sözünü yerine getirirsen iyi olur.
-Küçük ama önemli detaylar.
-Aynen öyle. Mesela karın "Üşüdüm." diyorsa, "Üstünü kalın giy." demeni ya da kombiyi açmanı değil, ona sarılmanı istiyordur.
-Keşke okullarda öğretselerdi biz erkeklere Bükçe' yi. Ne kadar erken başlasak o kadar çabuk kavrayabilirdik belki.
-Haklısın, aslında ben de sana öğretmek için geç kaldım. Neyse zararın neresinden dönülse kardır.
-Not mu alsaydım... Epeyce detayı varmış dilin.
-Sen bilirsin oğlum, unutacaksan al. Keşke ben de not alıp gelseydim. Umarım sana eksik öğretmem. Şimdi aklıma geldi. Kadınların en nefret ettiği sözcük "Fark etmez."dir. "Fark etmez"i kadınlar "Hiç umurumda değil, ne yaparsan yap." diye anlarlar.
-En değerli sözcük nedir?
-Sen bil bakalım.
-"Seni seviyorum." herhalde.
-Evet, kadınlar "Seni seviyorum." sözünü sık sık duymak isterler. Biz erkekler "Söylemiştim, zaten biliyor." diye bu konuda gaflete düşmemeliyiz.
-Bükçe sadece konuşma dili midir baba? Bunun bir de davranış dili var gibi geliyor bana.
-Zekan kesinlikle bana çekmiş. Ben de tam ona geliyordum. Davranışlar da çok önemli tabii. Kadınlar küçük şeylere önem verirler. Akşam ona sarıl, televizyon izliyorsan sarılarak izle. Gündüz onu düşündüğünü ifade etmek için kısacık da olsa bir mesaj gönder, küçük sürprizler yap. O yemek hazırlarken ona yardım et, salata yap, çay demle.
-Akşam gelip sırt üstü yatmak yok yani.
-Gözünde büyütme. Sayınca çok şey gibi görünüyor ama aslında bunlar zaman alacak, zor ve masraflı şeyler değil. Sen bu küçük şeylere dikkat et, zaten karın sana paşa gibi davranır, seni yormaz. Bir erkek bu küçük şeylere dikkat etmezse zamanını karısıyla büyük kavgalar yaparak geçirir. Sevgiyle geçirmek varken niye kavgayla geçiresin ki? Kadınlar çok vericidir ama, eğer sen hep alıp hiç vermezsen, bir gün birden patlarlar. Küçük küçük alırlarsa, büyük büyük verirler.
-Tamam baba, bunlara dikkat edeceğim.
Garson yemek tabaklarını kaldırırken oğlumun telefonu çalmaya başladı. Belli ki nişanlısı arıyor, konuşmak için deniz kenarına doğru adımlamaya başladı. Az sonra geldi.
-Baba çok teşekkür ederim. Bükçe'yi anlamaya başladım. Canan aradı. "Salonun perdeleri ne renk olsun karar veremedim, yarın birlikte mi baksak?" dedi. Tam "Fark etmez, sen seç." diyecektim ki bunu senin söylediğin gibi "Ev de perde de umurumda değil." gibi anlayacağı aklıma geldi. "Tabii canım, istersen birlikte bakabiliriz ama ben senin zevkine güveniyorum, sen seç istersen." dedim, çok mutlu oldu. Kendi seçecek.
-O zaten perdeyi çoktan seçmiştir de kadınlar illa yaptıklarını onaylatmak isterler. Birlikte de gitsen o seçtiği perdeyi almak isteyecektir. Biz erkekler onların ne demek istediklerini anlarsak, işlerden kolay sıyırırız.
-Baba tekrar teşekkür ederim. Bu iyiliğini hiç unutmayacağım. Bana Bükçe'yi öğretmeseydin halimi düşünmek bile istemiyorum.
Şanslısın oğlum. Benim seninki gibi bir babam yoktu. Bunları deneye yanıla öğrenmem yıllarımı aldı. Sen yine iyisin, hazıra kondun. Güle güle kullan, isteyene de öğret, herkes de güle güle kullansın. Kullansınlar ki yüzleri gülsün.
Sema Maraşlı'nın Eşimle Tanışmayı Unutmuşuz kitabından... .
|
 |
:sevgi:
14 yıl önce - Sal 17 Mar 2009, 16:04
"YUVAYI DİŞİ KUŞ YAPAR" Nasıl mı? İşte Bir Kaç Örnek;
Çoğu zaman büyük kavgalar küçük şeylerden başlar Eğer kadınlar eşlerine nasıl davranacaklarını bilseler ve kendileri için önemsiz fakat eşleri için çok önemli olan bazı noktalara dikkat etseler, kesinlikle birçok sorun da hallolacaktır Evlilikte mutluluk ve sevgi için kadınların eşleri için yapmaları gereken bazı önemli tavsiyeler şunlardır:
1- Eşiniz eve geldiği zaman Onu kapıda karşılayın ve güler yüzle hoş geldin deyin
2- Onunla ilgilenin, gününün nasıl geçtiğini sorun
3- Kazanç, malikiyet ve diğer bütün işlerinizde “ben” ve “sen” kelimeleri yerine “biz” demeyi öğrenin Evlilik yani benliğin ortadan kalkıp bizliğe dönüşmesi ve başkası için var olmaktır
4- Her ne kadar haklı olsanız bile, kesinlikle tartışmaktan sakının Tartışmak eşler arasındaki sevgiyi öldürür En çok seven siz olun ve susun Daha sonra sakin bir zaman da güzellikle anlattığınız zaman mutlaka kabul edecektir
5- Eşinizi başkasının yanında özelliklede akrabalarıyla beraberken küçük düşürmeyin, aksine daha fazla saygı gösterin
6- Eşinizin yanında asla başka erkekleri överek konuşmayın ve başkalarının başarılarını Onun yüzüne vurmayın Herkesin başara bildiği ve başaramadığı şeyler vardır
7- Eğer yakınlarınız tarafından Ona bir fayda sağlanmışsa bunu minnet koyarak Onun yüzüne vurmayın
8- Eşinizin arkadaşları ve tanıdıklarıyla haddinden fazla samimi olmamaya çalışın
9- Eşinizin akrabaları ve başkalarıyla görüşmesini engellemeyin Sürekli kısıtlamalar getirerek Onu sıkmayın
10- Yakınlarına, akrabalarına özellikle anne ve babasına saygı gösterin, onların hatalarını eşinize mal etmeyin, onları sevdiğinizi gösterin ve bazen de eşinizden önce onları evinize davet edin
12- Onun ailesi ve yakınları için çektiğiniz zahmetleri yüzüne vurmayın
13- Evlilik maddi ve manevi her konuda ortaklıktır, kendi kazancınıza “benim” deyip, sadece kendiniz için harcamayın
14- İsteklerinizin yerine gelmesi için eşinize emretmeyin, Onunda ihtiyacıymış gibi ricayla isteyin
15- Maddi durumunu mutlaka göz önünde bulundurun, kendi istekleriniz için Onu sıkıntıya sokmayın ve anlayışlı bir şekilde karşılanmayan ihtiyaçlarınız için diretmeyin Unutmayın, aranızda sevgi olduğu sürece o sizin için elinden gelen her şeyi yapacaktır
16- Kendinizi eşiniz için süsleyin, o gelmeden veya evdeyken en güzel elbiselerinizi giyin
17- Eşinizin yanında sürekli durgun, sinirli ve asık suratlı olmayın Her zaman güler yüzlü ve güzel ahlaklı olmaya çalışın
18- Eşiniz eve geldiğinde tüm işlerinizi bırakarak beraber oturarak konuşun, Onunla ilgilenin
19- Üzgün, sinirli ve morali bozuk olduğu zamanlarda isteklerinizi erteleyin
20- Nelerden hoşlanıp ve nelerden hoşlanmadığını öğrenin ve hoşlandığı şeyleri yapmaya çalışın
21- Kadın eşinden sevgi beklediği gibi, eşine de sevgi göstermelidir ve her gün mutlaka Onu sevdiğini söylemelidir
22- O evde olmadığı zaman özlediğinizi, geldiğinde sevindiğinizi ve gelmesini dört gözle beklediğinizi belli ettirin
23- Bir hata yaptığı zaman hemen “sana söylemiştim” demeyin, fikir vermek yerine Onu anlamaya çalışın
24- Sizi düş kırıklığına uğratırsa, görmezden gelin ve Onu cezalandırmaya kalkışmayın
25- Bir isteğinizi almamış veya yerine getirmemişse “fark etmez bir dahaki sefere”, yine yapmazsa sabırla ,“tamam bir daha çıktığında alır mısın?” deyin
26- Onun incitip, kırdığınızda ve hatanızı anladığınız zaman ondan özür dileyin ve ona ihtiyaç duyduğu sevgiyi gösterin
27- Eşiniz yapmış olduğu hatayı anlayarak, sizden özür dilediği zaman sizde hemen kabul edin Hata ne kadar büyükse eşinizin size vereceği puanda o kadar çok olacaktır
28- olumsuz duygularınızı erkeği suçlamadan paylaşmalısınız
29- Evden çıkarken Onu yolcu edin, güler yüzle uğurlayıp, hoşça kal deyin
30- Bu listeye içinden gelenleri eklemesini isteyin
|
 |
sayfa 15  |
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
|