1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 14  |
 |
Gözde
15 yıl önce - Sal 10 Hzr 2008, 17:25
Yaş konusunda güzel bir yazı. Yaş farkının ne gibi durumlarda önemli, ne gibi durumlarda önemsiz olduğunu gösteren süper bir yazı.
| Alıntı: |
Bu adalette bir terslik yok mu yani?
İzmir’de bir üniversite öğrencisi ile 16 yaşını doldurmayan kız arkadaşı ailelerinin rızasıyla nişanlanmışlar. Gelinlik ve damatlık içinde dans ederken düğün fotoğrafları çıktığına göre düğün bile yapılmış.
Ama kızın yaşı tutmadığı için nikah kıyılamamış. Bu güzel, yasa uygulanmış. Ama sonra, ailelerinin rızasıyla “kız 16 yaşını bitirene kadar” birlikte yaşamaya başlamışlar ve şimdi 3 aylık bir bebekleri var.
Ve şimdi babaya (eşi “O beni değil, ben onu kaçırdım ve çok mutluyuz” demesine rağmen) 8 yıl 4 ay hapis cezası verilmiş.
“Hiç kimseye ayrıcalık tanınmasın, kanunlar karşısında herkes eşit olsun” diyoruz tamam da yani hapis cezası vermek için bula bula bu çifti mi buldunuz da diyor insan duyunca...
Küçük çocuk tacizcilerine, tecavüzcülerine bu cezaları vermiyorsunuz, aksine “git, tekrar aynı suçu işle” der gibi korunuyor ve serbest bırakılıyorlar. Ülkenin her köşesinde 75-80’lik ihtiyarlar gencecik kızları kuma olarak, ikinci-üçüncü eş olarak “başlık”la satın alıyor göz yumuyorsunuz. Birkaç eşi olan milletvekilleri gazetelere röportaj verse bile dokunan olmuyor. Devletin zirvesindeki isim evlenirken eşi 15 yaşındaymış, hiçbir hukuki engel çıkmamış. Trafik cinayetleri işleyip gencecik kızları öldüren trafik katillerini ertesi gün serbest bırakıyorsunuz.
Ve gidip birbirini severek çocuk sahibi olmuş, birkaç aya kadar medeni nikah kıyacak bir genç çifti, bebeklerine rağmen ayırıp acı çektiriyorsunuz.
Bu adaletin bir tek aşka, sevgiye mi kastı var diye düşünmekten kendini alamıyor insan.
Ne garip ülke burası yahu! |
http://www9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?tarih= ...&wid=4
|
 |
seyran
15 yıl önce - Prş 12 Hzr 2008, 19:08
evlilik kimilerine göre rezillik , kimilerine göre de vezirlik
evlilik çocuk oyuncağı değil
bunu çiftler çok iyi bilmeliler
günümüzde evlenen ve bi okadarda boşanan çok insan var ki
insan evliyim demek için evlenmemeli
evlilik nedir? yenilir mi , içilir mi , ne işe yarar
zararı var mı?
düşünüyorumda saygı bir evlilikte çok önemli
saygı bir ilişkinin temellerini oluşturuyor
saygı oldumu sevgide peşinden atlı gibi kovalar
karşılıklı birbirimizi anlayacağımız insanlarla karşılaşmak okadar kolay olmasa gerek
ALLAH ım hayırlı insanlarla karşılaştırsın bizleri
herkese mutlu huzurlu bir yuva dilerim
|
 |
Ahmet Arif Hoca
15 yıl önce - Prş 12 Hzr 2008, 20:16
Bu başlık siteye üye olduğumdan beri takip ettiğim ama yazmaya cesaret edemediğim bir başlık özelliği taşımaktadır.
On yedi yılını çoktan devirmiş evli birisi olarak sadece konu başlığına bir itiraz yapıp bırakacağım.
Evliliğin kuralları asla iki kişi tarafından koyulmaz.
Gençleri öyle söyleyerek kandırırlar.
Birde, evlilik asla oyun değildir.
Tecrübeyle sabittir.
|
 |
vahitsan
15 yıl önce - Pts 04 Ağu 2008, 03:37
Gerçektende evliliğin kuralları büyük çoğunlukla iki kişi tarafından konulmuyor. Tabiiki anne ve babanın çocuklarının eş seçimine dozunda bir müdahale etmesi iyi olur ama nedense çoğunlukla son kararı da ilk kararıda büyükler vermekte direniyor. Bende üç çocuk sahibi biri olarak bunları yazdığım için bazı arkadaşların beni yadırgayacağını biliyorum ama dün yani geçtiğimiz pazar günü olanları anlatınca bana hak vereceklerdir.
Efendim günlerden pazar olduğu için ve gece bilgisayarımdaki bir sorunu gidermek amacıyla çok geç yattığım için biraz kendimi şımartıp geç kaltım. Kaltığımda eşimin verdiği komik müjdeyle şok oldum, pazar sabahı saat dokuzbuçuk ile on arası kızımı istemeye gelmişlerdi, iyi ama istedikleri kişi kızımdan on yaş büyüktü, haydi olsun, daha aklı başındadır ama kızımız henüz onyedi yaşında evlilik için küçük değilmi? Söz, nişan düğün derken biraz daha büyür canım, tamamda kızcağız açık öğretim okuyor ve aynı zamanda kimseye yük olmamak adına çalışıyor, bunun üzerine biraz düşünülmüş, düşünülmüş diyorum çünki eşimle bunlar konuşulurken ben uyuyordum ve bingo kızın hiç bir şeyden haberi yok, tıpkı manavdan satın alınan karpuzun satıldığından haberi olmadığı gibi.
Şimdi düşünüyorumda hakkaten evliliğin kurallarını iki kişimi koyuyor yada bu kuralları koyan iki kişi kim. Şimdi buradan yapmayın kardeşim çocuklarımızı böyle birbirinden habersiz, arzusu dışında evlendirip bedbaht etmeyin desem hiç faydası olmayacağını biliyorum çünki böyle düşünen insanların bu tür mesajları okumayacağını, okusada anlamayacağını biliyorum,
Bütün evli çiftlere mutluluklar evleneceklerede iyi eş seçmelerini dilerim.
|
 |
cihan20
15 yıl önce - Pts 04 Ağu 2008, 10:55
Evlilik bana bir adım yakındı ama şu an bir ömür boyu kadar uzakta.Geçen ay ne yaşandıysa yaşandı ve hayatımda yeni bir kırılma noktası oluştu.
Üzülüyorum,gerçekten, hem de çok, son birkaç gündür çektiğimi bir ben bir de Allahım(c.c.) biliyor.
İzmir'e gittiğim de herşeyin benim dilimde olduğunu biliyordum ayrıyeten de müthiş bir sinir savaşı yaşanacağınıda.
30 yaşın verdiği olgunlukla yaklaştım yaşananlara, karşımdaki ise 23 yaşında bir bayan.
Sevgi,Saygı,Sorumluluk,Sadakat(4S Kuralımdır)
Ama bazı durumlarda bununda yetmediğini anladım.
Hep derler ya Aşk olmalı , evet olmalı bende de vardı.Birçok mantıksızlığa ve ailemin karşı gelişlerine rağmen.O da bana aşık biliyorum her ne kadar bana aşıktım dese de
Kızlar mantıksız değil artık en azından bana öyle geliyor, mantığa dayalı aşk, bilmiyorum hiç duydunuz mu?
Önce mantığınıza yatacak sonra da tanışalım bari kafama uyarsa devam ederiz bel ki de kim bilir evleniriz.İşte bu düşünce hakim bir çok kişide.İşte ben aşkı ön planda tuttum ve başlamadan önce dedim ki birkaç kişiye;
Ben AŞK'a inanıyorum ve AŞK'a şans vereceğim
Ama şimdilik kaybeden ben değil AŞK oldu
Kalbimin çıkmaz sokağında bir eve kilitledim onu,bakalım beni anlayarak çıkabilecek mi?
Yoksa orada ,son nefesime kadar kalacak mı?
En son cihan20 tarafından Pts 04 Ağu 2008, 11:41 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
|
 |
Veli yaman
15 yıl önce - Pts 04 Ağu 2008, 11:34
Kurallarını iki kişinin koyduğu oyun ( evlilik )
Ben Evlilik konusunda bir yazı yazma ihtiyacı hissetim rahatlamak adına..
Ülkemizde evlilik çeşitleri
1. Görücü üsülü ( çok yaygın )
2. kız kaçırma ( çok yaygın)
3.Berdel ( genelde doğuda kan davaları ve aşiret malzemesi yapılır)
4.severek evlenme ( çok az sayıda malesef)
Ben de mağdurlardan biriyim cehalettin kol gezdiği çoğrafyada adını bilmediğin kavganın içinde olursun ansızın... adına evcilik oyunu diyorlar değil aslı olan rus rulettidir ...
Evlilik sevgi pınarını beslemek demek eğer kurutulmuş pınarlar var ise ancak gözyaşların ile besleyebilirsin tabi gözlerin yeterse...
esen kalın..
|
 |
OGUZHAN GULKANAT
15 yıl önce - Pts 04 Ağu 2008, 12:07
acizane fikrim
evlilik bu devirde beni en çok ürküten meseledir.çünkü hayatımızda iş ve eşin önemi seçimi hayatımızın gidişatını önemli ölçüde etkileyecektir.bence televizyondaki diziler programlar kadınları ve erkekleri en çok yönlendiren, heveslerini kıran, bir tür tatminsizlik oluşturan, şükretmeyi unutturan hep daha iyisini aramaya iten sebeptir.tv de görülen senaristin yazdığı bir şeyi bizim oynamak isteyişimiz karakterimizin oturmayışına delalettir.
Toplumca büyük yıkımların gerçekleştiği bir çağda huzursuzlukların başlayacağı,ülkenin kimliğini kaybetmesine ramak kalmışken ne yapabileceğimiz konusunda birşeyler yapmamız lazım, gerekirse sivil toplum kuruluşları hatta yasalar.....
Anne babalar çocukları fazla şımartmadan, başıboş bırakmadan aile yapımıza uygun çocuklar yetiştirmeliyiz.iş aileye düşüyor...
|
 |
Alexandros
15 yıl önce - Pts 04 Ağu 2008, 14:13
Allah bizleri yarattiginda, bazilarimiza , obur insanlara nisbetten, “Allah hediyesi” dedigimiz degerlerle, dunyaya getirir.
Hepimizin icimizde olan hissleri , dile getiremiyor veya cikartamiyoruz, cunku bu konuda “Allahin Hediyesini” almis degiliz.
Sanirim bu talihli insanlardan bir tanesi gazeteci Sayin Can Dundar’dir .
Daha asagida yaziya benim ekliyebilecegim tek paragraph :
Evli Ciftler Dikkatki okuyun………. Gencler daha asagidaki makaleden ders alin.
Can Dündar'dan Evlilik
Evlilik, inanmadığım halde içerisinde 17 seneyi
bitirdiğim bir kurum benim için..
17 senede (abartmıyorum) 40 çift arkadaşımın son
verdiği kurum aynı zamanda da...
Evliliğimin bu kadar uzun sürmesinin gizi belki de
kuruma inanmamaktan geçiyor.
Evliliği toplumun dayattığı şekilde
yaşamamaktan...
Nedir bu dayatmalar?
Erkeğin muhakkak kadından yasça büyük olması, eğitim
seviyesinin erkeğin lehine yada en azından eşit
olması
bunların sadece ikisi...
Olmaz, yürümez diyor toplum... Erkek yaşça büyük
olmalı ki, kadına "höt" dediğinde oturmalı kadın...
Yada yumuşatıyorlar; efendim kadın erkekten önce
çöktüğü için (hani doğum felan) küçük olmalıymış
yaşı...
Eğitimde de böyle.. Kadının çok okumuşu bilmiş
olurmuş, evde kalmakmış layıkı....
Eşim benden 2 yaş büyük; ne "höt" dememe gerek kaldı
17 senede, ne de benden önce çöktü...
Yıllar içinde ben yaşlandıkça o gençleşti, "oo
Can bey kapmışınız çıtırı" esprilerine muhatap
dahi oldum.
Eşim 3 üniversite bitirdi; ben bir taneyi 9 senede
bitirdim..
Ne o bana bilmişlik tasladı, ne ben ona ezik
baktım...
Kulağa gelen müzik tekse de, onu oluşturan notalar
farklıdır der Halil Cibran...
Bunu unutmadık biz. Ben konuşurken o dinledi,
Ben dinlerken o konuştu 17 sene.
O öfkeliyken ben, ben öfkeliyken o "haklısın
bitanem..." dedik,
Öfke bitip fırtına durulduğunda "ama bir de böyle
düşün" de dedik fikrimizi savunurken.
Farklı insanlar olarak görmedik birbirimizi,
aynı amaç için savaşan neferlerdik bu Hayatta...
Asla bilmedik ne kadar para kazandığımızı, ortak
cüzdanımızdan gerektiği kadar aldık..
Ne kadar çalarsa çalsın masanın üstünde telefon,
kim bu saatte arayan karşı cins diye sorgulamadık da
ama...
Sevginin en büyük dostuydu bizim için "güven"... Ve
güvenin ardına saklanmış bir "saygı" vardı daima...
Ne kavgalar, ne badireler atlattık 17 senede...
Eee ülkeler neler gördü, biz çekirdek aile mi
sütliman yaşayacaktık...
Öyle bir girdik ki birbirimize, ben ilk kez
odamın dışında yattım bir gece, misafir odasında...
Gece yarısı kapı açıldı, eşim "ne yapıyosun burda?"
diye sordu kapının eşiğinden,
"uyuyorum" dedim buz gibi bi sesle...
Gitti, gelmesi 1 dakikasını almıştı elinde
yastıkla... "kay yana" dedi daracık yatakta.
"ne yapıyosun?" dediğimde "benim yerim senin yanın,
sen gelmezsen ben gelirim" dedi...
Anladım ki o gece, en uzun kavgamız yat saatine
kadar sürecek...
Ve bence doğrusu da bu...
Özen gösterdik o günden sonra, evin her yerinde
kavga ettik, yatak odamız hariç..
Kırsak da zaman zaman kalplerimizi, asla kin
tutmadık birbirimize...
Toplum kurallarıyla oynasaydık bu oyunu belki de 41
inci çift olacaktık o listede...
Ama oyunun kurallarını biz koyduk... Ne de olsa
bizim oyunumuzdu, oynanan... Evlilik; hesapsız içine dalınması gereken bir oyun
bence...
Topluma kulaklarını tıkayarak hem de... Ne benim, ne
de bizim sözlerimizle...
Sadece gönlünüzden geçtiğince...
Dediği gibi Ataol Behramoğlu'nun;
"...Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var: Yaşadın
mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene
karışırcasına. Çünkü ömür dediğimiz şey, Hayata
sunulmuş bir armağandır.
Ve Hayat, sunulmuş bir armağandır insana..."
|
 |
HÜLYA79
15 yıl önce - Cum 08 Ağu 2008, 15:33
Üzgünüm ama başlık biraz evliliğe tezat düşmüş gibi geldi...ya da bu başlığı açan kişi evli değil..
EVLİLİK...Ben de evlenmeden önce kurallarını iki kişinin koyduğunu sanırdım..Evlendikten sonra kural koymaya çalışanların ya da senin kurallarını ihlaletmeye çalışanların sayısını görünce şaşkına döndüm..
Oyun...hıh..evlilik mi oyun...Evliliği oyun diye nitelemek..Oyun oynarken ne kadar da mutluyduk küçükken..Hata yapacağım kaygısı taşımazdık...En çok sevdiğimiz arkadaşlarımız ile akşam vakitlerine kadar yakantop ,saklambaç,evcilik...şekilden şekile girer sonra da oyunlar da hissettiğin mutluluk+yorgunluk ile deliksiz uyurduk..Ertesi gün yine aynı..Hiç bıkıp usanmazdık..
EVLİLİK OYUN DEĞİL MALESEF..Oyun olsaydı çoktan oyunbozanlık ederdi birileri ve sadece oyun bozulurdu velhasıl..
|
 |
funda77
15 yıl önce - Cum 22 Ağu 2008, 17:47
Zaman zaman kurallarını başkaları koyuyor,başkaları yüzünden sarsılıyor,başkaları hep birşeylere zarar veriyor gibi düşünsekte gerçekten de bu oyunun kurallarını iki kişi belirliyor.Bakın alıntı yazıda evlilik nasıl güzel anlatılıyor..
| Alıntı: |
Kocam bir mühendisti. Onunla sâkin tabiatını sevdiğim için evlenmiştim. Bu sâkin adamın göğsüne başımı koymak içimi nasıl da ısıtırdı…
Gel gör ki iki yıl nişanlılık ve beş yıl evlilikten sonra bu sâkinlik beni yormaya başlamıştı. Eşimin -bir zamanlar çok sevdiğim- bu özelliği artık beni huzursuz ediyordu.
İş ilişkiye gelince oldukça içli, hattâ aşırı hassas bir kadınım. Romantik anlara, küçük bir çocuğun şekere düşkünlüğü gibi can atıyorum. Oysa kocamın sakinliği, başka bir deyişle vurdum duymazlığı, evliliğimize romantizm katmaması beni aşktan almış, uzaklaştırmıştı.
Sonunda kararımı ona da açıkladım: boşanmak istiyordum.
Şaşkınlıktan gözleri açılarak 'niye?' diye sordu.
'Gerçekten belli bir sebebi yok' dedim, 'sadece yoruldum.'
Bütün gece ağzını bıçak açmadı. Düşünüyordu. Bu hâli ise hayal kırıklığımı daha da artırmaktan başka bir işe yaramıyordu: işte, sıkıntısını dışarı vurmaktan bile aciz bir adamla evliydim. Ondan ne bekleyebilirdim ki!
Sonunda sordu: 'seni caydırmak için ne yapabilirim?'
Demek ki söyledikleri doğruydu: insanların mizacı asla değiştirilemiyordu. Son inanç kırıntılarım da kaybolmuştu.
'İşte mesele tam da bu' dedim. 'Sorunun cevabını kendin bulup kalbimi ikna edebilirsen kararımdan vazgeçebilirim.'
'Diyelim dağın tepesinde bir uçurum kenarında bir çiçek var. O çiçeği benim için koparmak, düşüp vücudunun bütün kemiklerinin kırılmasına, hattâ ölümüne mâl'olacak. Bunu benim için yapar mısın?'
Yüzümü dikkatle inceledi ve 'Sana bunun cevabını yarın vereceğim' dedi.
Bu cevapla son ümidim de yok olmuştu.
Ertesi sabah uyandığımda evde yoktu. Boş bir süt şişesini mutfak masasının üzerine koymuş, altına da bir not bırakmıştı.
'Sevgilim' diye başlıyordu,
'O çiçeği senin için koparmazdım' Kalbim yine kırılmıştı. Okumaya devam ettim.
'Çünkü her zaman yaptığın gibi bilgisayarın altını üstüne getirip çökerttikten sonra monitörün önünde ağladığında, onu tekrar düzeltebilmem için ellerime ihtiyacım var.'
'Anahtarları her zaman evde unuttuğunu bildiğimden, senden önce eve varabilmem üzere koşmam gerektiğinden bacaklarıma ihtiyacım var.'
'Arabayı kullanmayı çok sevdiğin halde şehirde hep yolu kaybettiğinden, yolu gösterebilmem için gözlerime ihtiyacım var.'
'<Sâdık arkadaşın>ın her ayki ziyaretinde sebep olduğu, karnındaki krampları rahatlatabilmem için avuçlarıma ihtiyacım var.'
'Evde oturmayı sevdiğinden, içe kapanıklığını dağıtmak, can sıkıntını hafifletmek üzere sana şakalar yapabilmem, hikâyeler anlatabilmem için ağzıma ihtiyacım var.'
'Sabahtan akşama kadar bilgisayara bakmaktan gözlerinin bozulması kaçınılmaz olduğundan, yaşlandığımızda tırnaklarını kesebilmem, saçlarında -görülmesini istemediğin- beyaz telleri ayıklayabilmem, merdivenlerden aşağı inerken elini tutabilmem, çiçeklerin renginin - gençliğinde senin yüzünün rengi gibi olduğunu söyleyebilmem için gözlerime ihtiyacım var.'
'Ama seni benden daha fazla seven biri varsa, evet o uçuruma gidip, o çiçeği senin için koparırım bir tanem.'
Baktım, mektuptaki yazının mürekkepleri yer yer dağılıyordu.
Göz yaşlarım mektuba düşüyordu.
'Mektubu okuduysan ve kalbin ikna olduysa lüften kapıyı aç canım. Çok sevdiğin susamlı ekmek ve taze sütle kapıda bekliyorum.'
Koşarak kapıyı açtım. Endişeli bir yüzle ve ellerinde sıkıca tuttuğu susamlı ekmek ve sütle kapının önündeydi.
Artık çok iyi biliyordum: beni ondan daha çok kimse sevemezdi. O çiçeği uçurumun kenarında bırakmaya karar verdim.
Bu gerçek aşktı.
İlk yıllardaki heyecanlar içinde görmeye alıştığımız aşkın, seneler sonra o heyecanlar kaybolup gittiğinde, huzur ve durgunluk içinde de hep var olmaya devam ettiğini göremeyebiliyoruz.
Oysa aşk hep vardır. Belki artık heyecansız, belki artık romantik değil... Belki sıkıcı, tekdüze, hatta belki yüzsüz... Ama hep oralarda bir yerdedir.
Çiçekler ve romantik dakikalar ilişkinin başlaması için elbette gereklidir. Bir zaman sonra bunlar gitse de gerçek aşkın sütunu ebedi kalır.
|
İşte hayat ve evlilik tamda böyle birşeydir.
|
 |
sayfa 14  |
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
|