Ana Sayfa 1 milyon Türkiye fotoğrafı
Konya Takkeli Dağ
123 ... 171819   sonraki »

ANA SAYFA -> KONYA
cevap yaz
sayfa 1
kadirbaba
14 yıl önce - Prş 06 Tem 2006, 22:24
Konya Takkeli Dağ


Takkeli Dağ Konya'nın simgelerinden biri. Şehrin 13 km batısında yer alan dağ aynı zamanda yaşayan bir mitoloji efsanesi. Antik çağda Anadolu'nun bereket tanrıçası Kybele'ye atfen bu adla anılmış. Zamanında dağın tepesinde büyük bir kale varmış. Türkler'in Konya'yı fethetmesiyle beraber Kybele ismi Gevele'ye dönüşmüş. Dağın tepesinde duran Gevele Kalesi de dağa kattığı takke görünüşüyle ismini vermiş. XVII. yy'la kadar dağ çam ormanlarıyla kaplıymış. Osmanlı'nın son dönemlerinde kurulan maden ocakları ve çıkan yangınlarla bu ormanlar yok olup gitmiş. Kybele 'ye tapan antik çağ insanları çam ağacını kutsal gördükleri için Takkeli Dağ'ı ve çevresini tamamen çam ormanlarıyla örülmüş. Çamın kutsal olması şu mite dayandırılır:
Tanrıça Kybele nedimeleri Silenlerle (Silenos) beraber ormanlar içinde gezerken kulağına Filavta denilen bir çalgının sesi gelmiş. Burada şunu söylemeden geçemeyeceğim, günümüz Sille'sinin adı Silenos'tan gelmektedir. Neyse hikayeye devam edelim, Kybele sesin geldiği tarafa dalları aralayıp bakınca bunu ağaç kütüğünün üzerine oturmuş genç bir çobanın çaldığını görmüş. Adı Atis olan çobanı sarayına götürüp hizmetine almış. Fakat genç çobanı saraydaki kızlardan kıskanarak öldürtmüş, bir müddet sonra da ayrılığına dayanamayıp onu çam ağacına kalbederek, halkına: Kimse çam kesmeyecek, çam benim Atis’imdir, mukaddestir, kesenin canını alırım demiş. Bundan sonra Frigya’da çam kutsal sayılmış, kimse çam kesmediği için bütün dağlar çamlarla kaplanmıştır. Osmanlılar Karaman eyaletini fethettikleri zaman Konya’nın içinde ve civarında birçok orman ve koru varmış. Akşehir’de Kral Midas’ın çeşmesinin (Yerli halk çeşmeye Ulupınar diyor) yanında köylülerin bir dalını bile kesmedikleri bir Kybele (Sibel) ormanı hâlâ yaşamaktadır. Pagan dininden kalan bir inanışla halk buradan ağaç kesmeyi günah sayıyor. Küçük Mala ormanı da öyle olduğu için bize kadar gelebilmiştir.
   Bir başka kaynaktan Selçuklu veziri Altınapa'nın vakfiyesine göre (ki bu dağa çok yakın bir yerde Altınapa baraj gölü bulunur) dağın üstünde antik köyler ve kayalara oyulmuş bir Kybele tapınağı mevcutmuş. Konya Arkeoloji Müzesi'nde ve Koyunoğlu Müzesi'nde civardan toplanmış birçok Kybele heykeli bulunuyor. Bunlar Takkeli Dağ'dan, Alaâddin Tepesin'de bir zamanlar var olan Eflatun Mescidi (daha da önce kiliseymiş) ve Filobat'tan (Selçuklular Alavardı ve Hocacihan'a Filobat derlermiş.) getirilmiş.
   Selçuklulardan önceki Konyalılar başları sıkışınca Gevele Kalesi’ne sığınırlarmış. Selçuklular da dayanamayacakları zorluklar karşısında hazinelerini Dâr-ül Mülk olarak adlandırdıkları Gevele Kalesi’ne götürür, kendileri de oraya sığınırlarmış. Dağın tepesi 3.5-4 dönüm kare genişliktedir. Burada hükümdar kasrı, dizdar ve iç hazine daireleri, muhafızların oturacakları yerler, cephanelik, erzak ambarları ve mabed vardır.
  Fatih Sultan Mehmed, 1467’de Konya’yı ve Gevele Kalesi’ni fethederken İstanbul’u alırken kullandığı toplar ayarında, 500-600 kiloluk taş gülleler atan toplar kullandı.
  Başka bir kaynak ise, Kanunî devrinden kalmış bir minyatür. Gevele Kalesi, Takkeli Dağ ve Alaâddin Tepesi'ndeki Roma tiyatrosu bu minyatürde betimlenmiş.

İşte Konya'dan göründüğü şekliyle efsaneler dağı (soldaki):


(+)




En son kadirbaba tarafından Prş 06 Tem 2006, 23:30 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi


kadirbaba
14 yıl önce - Prş 06 Tem 2006, 22:45

Asıl harika hikaye bizim hikayemiz. Buyrun;

Konya'nın kuzey-batısındaki Takkeli Dağ'ın sivri tepeleri üzerinde, kartal yuvasına benzer sarp bir kale vardı. Gevele Kalesi diyorlardı. Konya, Takkeli Dağ'ın eteklerindeki düzlükte kurulmuş açık bir şehirdi. Savunması yoktu.. Bir savaş oldu mu, asker Gevele'ye çıkar, düşmanı orada beklerdi. Onun için Gevele'ye "Konya'nın kilidi" derlerdi. Gevele'yi fetheden, Konya'yı fethederdi.

Malazgirt'ten sonra, Anadolu'ya kol kol yayılan Oğuz akıncılarının başı Kutulmuşoğlu Mansur ve Süleyman Şah, Anadolu'da şehirler fethediyor, Anadolu'yu süratle Türkleştiriyorlardı. Bir gün, Süleyman Şah'ın yolu Konya'ya düştü, atının dizginlerini Gevele Kalesi'nin önüne çekti.

Süleyman Şah, Gevele'nin öyle kolay kolay, savaşla alınamayacağını anladı. Değil kaleyi kuşatmak, yamaçlarına dahi yaklaşmak kolay olmuyordu. Kalenin Bizanslı komutanı Romanus Makri, güçlü bir savunma kurmuştu. Yaklaşanları ok ve yağmuruna tutuyordu.

Süleyman Şah, umudunu kırmadı. Çareler aradı. Önce bir, iki esir yakalayarak Gevele'nin gücünü öğrendi. Kalenin şehirle bağlantısı kesikti. Kaledeki yiyecek ve içecek, içerdekilere ancak üç ay yetebilirdi. Gevele halkıyla açıkça konuşmayı uygun buldu. Bir elçi göndererek dedi ki:

- Biz Diyar-ı Rûm'da şehirler fethederek buraya kadar geldik. Burada da durmayacak, daha ötelere gideceğiz. Boşuna kan dökmek istemiyoruz. Yiyecek ve içeceğiniz size ancak üç ay yetebilir. Bizse burada üç ay değil, altı ay da bekler, ama kalenizi er geç teslim alırız. Siz de aç, susuz kırılır, gidersiniz. Kozumuzu mertçe paylaşalım. Eğer komutanınız kendine güveniyorsa, kalede titreyip duracağına meydana çıksın.. Başabaş dövüşelim. Ben yenilirsem, askerlerim çekilip gider, siz de rahat edersiniz. O yenilirse kaleyi teslim ediniz. Buyruğumuzu tanıyınız.

Elçi bu haberi Kaleye ilettiği zaman ortalık birdenbire karıştı. Türkler, mertçe meydan okuyor, çoluk-çocuk, genç-ihtiyar kanı dökülmesini istemiyordu. Kale komutanı Romanus Makri, teklifi reddetmeyi onuruna yediremedi. Kabul ettiğini söyledi. Ertesi gün, halkın gözü önünde iki komutan savaşacaktı.

Güneşin birkaç mızrak boyu yükseldiği sırada Gevele'nin demir kapısı açıldı. Çelik zırhlara bürünmüş bir atlı, tepeden aşağı süzülüp geliyordu. Süleyman Şah da atına binmiş, onu bekliyordu. Yamacın aşağısındaki düzlükte iki atlı birbirine saldırdı. Yaman vuruşuyorlardı. Bazı kez toz dumandan görünmüyorlar, sadece çeliklerin çiğ sesleri duyuluyordu. Derken atlılardan biri yere kapaklandı. Öteki de atından inerek yerdekinin üzerine atıldı. Kılıç şakırtıları, gürz, mızrak gürültüleri yine birbirine karıştı. Bizanslılar heyecandan çığlıklar atıyor, Türkler Allah'a dua ediyorlardı. Az sonra toz duman içinden zırhları parça parça bir adam göründü. Türklere doğru ilerliyordu. Bu Süleyman Şah'tı. Birden "Yaşa. Varol yiğit Şahım!" sesleri gökleri tutmuştu. Bizanslı komutan yerde yatıyordu.

Selçuklu ordusu Gevele'ye böyle girdi. Kilit, Türk kılıcıyla açılmış, Konya'nın fethi tamamlanmıştı.

Süleyman Şah, Konya'yı karargâh yaparak, fetihlerini İznik'e kadar uzattı. Bir süre sonra da istiklâlini ilan ederek, Konya'yı Anadolu Selçuklu Devletinin başkenti yaptı.


lütfü cemal gümüşçay
13 yıl önce - Sal 18 Tem 2006, 23:32
kale hala duruyor


Merhaba, bahsettiğiniz kale hala tepede duruyor, tabii epeyce yıpranmış biçimde, ama zirvenin güney batı yönünde hala oldukça sağlam bir burç duruyor. Ama üzücü olan zirvede  gezerken artık binaların üzerinde yürüyor olmanız. Zirvenin kuzeye bakan tarafında yumuşak toprağı eşelerseniz bir çok cam kolye, toprak kap parçaları, seramik parçaları bulabilirsiniz.
    Zirveden 50m aşağıda kuzey tarafında o meşhur kybele tapınağının kalıntıları var artık daha çok mağarayı andırıyor, bu tapınak Anadolunun ilk tapınaklarından, daha doğrusu mitolojik Ana Tanrıça inanışının ortaya çıktığı yerlerden biri olarak kabul ediliyor (Çatalhöyük ile beraber), Yine aynı irtifada ama batı yönünde kükürtlü su kaynağı var ( gerçi her mevsim farkedemezsiniz ama kokusunu az çok farkedersiniz), bu kaynak Takkeli dağın çok eski bir volkan olduğunun bir delili olarak görülüyor, zaten sille deki tüf oluşumu başka türlü olamazdı.


ahmet seven

13 yıl önce - Pts 31 Tem 2006, 01:00
Batı tarafı


Görünen heybetin arka tarafı Konya


(+)


ahmet seven

13 yıl önce - Pts 31 Tem 2006, 01:26

ve bunlarda güney cephesi, görüntünün sağ tarafı Konyamız. Beyşehir yolu üzerinden çekildi. üçüncü fotoğfda tepeye yakın olan kale den arta kalan surlar görülmektedir.


(+)



 

(+)



 

(+)




sayfa 1
123 ... 171819   sonraki »
ANA SAYFA -> KONYA