Medya, Ramazan'da da yalan haber orucu tutmadı.
işte malum ramazan yalanları:
yalan 1
Alıntı:
İlk sahur gecesini hatırlayın.. Ankara'da çatlayıncaya kadar içen ve zilzurna sarhoş oldukları için birbiriyle kavga eden arkadaşları, "Sahurda alkol alanları öldüresiye dövdüler" bize yutturmaya çalıştılar.. Neyse ki olayın aslı sonradan ortaya çıktı.. Dayak yiyenler, kendilerini dövenlerin kendi sarhoş arkadaşları olduğunu açıkladı..
yalan 2
Alıntı:
Antalya'da bir baba oğlunu dövdü. Ertesi gün gazetelerde "Oruç tutmayan oğlunu dövdü" yalanıyla yer aldı o haber.. İrternet gazeteleri olayı araştırıp doğruyu ortaya çıkardı.. Baba da oğlu da haberi yalanladı ve çocuğun ders çalışmayıp yaramazlık yaptığı için babasından kötek yediği ortaya çıktı..
yalan 3
Alıntı:
Yalanın adresi bu kez Ankara'ydı.. Bir ayyaş yol artında dövülerek öldürüldü.. Haber gazete ve televizyonlarda, “4 genç Ramazanda alkol alan adamı döverek öldürdü” yalanıyla yayınlandı. Bu olayın aslı da yine internet gazetelerinde yayınlandı. İçip içip her gece bu gençlerin yolunu kesen ve son kavga gecesinde de gençlerden birini döven adam, gencin diğer arkadaşlarını alıp gelmesi üzerine dövülerek öldürülüyordu. Yani olayın Ramazan'la, Oruç'la uzaktan yakından alakası yoktu..
Biz yalanladıkça onlar tüm azgınlıklarıyla saldırmaya devam etti..
yalan 4
Alıntı:
Bu kez de olaya bir TRT çalışanını alet ettiler. TRT muhabiri işhanında bağırarak birileriyle tartışıyordu. Çevredeki esnaf bağırmamasını ve rahatsız olduklarını ilettiler gazeteciye. O sırada ağzından çıkan bir küfür, olayı kavga safhasına taşıdı ama olay ertesi gün gazetelerde şu şekilde yer aldı:
"TRT çalışanına ramazanda sigara dayağı.."
Ve ahlaksızlıkta son perde...
Alıntı:
Neymiş; Bir doktor hastasını ameliyatta ölüme terketmiş ve iftarını açmaya gitmiş..
Bir insanın ar damarı çatlamışsa her türlü arsızlığı yapar derler ya hani. Bu da öyle bir şey..
Yalanı, arsızlığı ve ahnlaksızlığı yine ve sadece internet medyası dile getirdi..
Sözünü ettikleri doktor, aynı hastanenin başhekimi. Yani ameliyatlara asistanları, yardımcılarıyla giriyor. 7 saat boyunca hastasını yaşatmak için mücadele ediyor..
Arkadaşlar lütfen.. 7 saat deyip geçmeyin..
7 saat boyunca aynı noktada ayakta kalmak ve ameliyat gibi hayati bir işle meşgul olmak nedir lütfen iliklerinize kadar hissederek düşünün.. Başhekim, işte bu 7 saatin ardından sırasıyla dinlenip dönen asistanlarına devam etmelerini söylüyor ve iftarını açmak için sadece 15 dakikalığına ameliyathaneden çıkıyor..
Kaldı ki bu tür uygulamalar dünyanın tüm hastanelerinde var.. 10 saat boyunca bir ameliyatı dinlenmeden sürdürmek mümkün değil çünkü..
Yalandan "hayırlı ramazanlar" derler ya hani.
boş durmadılar, yalanlara devam ettiler.
sınır yok, durak yok, tam gaz yalana devam.
işte medyanın kirli yüzü!
milletin değerleri üzerinden birlik ve beraberliğimize saldırmaya devam ediyorlar.
osmancık arkadaşa sormak lazım..o methettiği zaman ve vakit gazetelerinin ulu önderimiz ATATÜRK'ün şöyle büyükçe resimlerini bastığına hiç tanık olmuşmu acaba?
adnan k. isimli çağdaş, laik, demokrat arkadaşımız herhalde Atatürk posteri dağıtılınca matah birşey oluyo zannediyo. ayrıca Zaman gazetesi şu ana kadar hiç poster basmamış. Atatürkçülük gösteriş değildir, poster dağıtmakla olmaz.
Atatürkçülük gösteriş değildir, poster dağıtmakla olmaz.
Zaman gazetesi bu durumda Atatürkçü'dür diyebiliriz.Çünkü poster dağıtmıyor.Hatta öyleki riya olur diye Atatürk'ün adını bile anmıyor.
Yine kısır döngüye girdiniz.Herkes kendi inandığı taraftan bakacak olaya.Asla aklıyla yaklaşmayacak.At gözlüğüyle bakıp bendense doğrudur mantığını işletecek ve işletiyor.
Arkadaşlar biraz sınırlarınızı zorlayın.Karşınızdakilerin de doğru olabileceğini veya kendiniz gibi düşünen insanların da hata yapabileceklerini kabul edin.Çok fazla birşey kaybetmezsiniz ama sağ duyu kazanır. Birbirimizi anlamaya başlarız.En ufacık bir tartışmayı hatta sohbeti bile dinci-laik tartışma ortamına çekmekte üstümüze yok maalesef.Biz bunları tartişırken altımızdaki ülkeyi çekip alacaklar haberiniz yok. Parça parça gidiyor bile.Bu gün yani Cumhuriyet Bayramı arifesinde,Cumhuriyeti içimizde en yoğun ve çoşkulu hissetiğimiz bu günlerde lütfen bu tür çatışmalardan vazgeçin.Cumhuriyeti içinizde hissedin, aldığınız her nefeste yaşayın Cumhuriyeti.Çünkü başka Türkiye yok.Bu ülke bizim.
Ya bu ülkede birbirimizle yaşamayı öğreneceğiz ve ülkemize sahip çıkacağız ya da aldığımız her nefes boğazımıza düğümlenecek.Tarihte kaç devlet kurduğumuzu ve bunların neden yıkıldığını hatırlayınız lütfen.
Bilge Kağan kendi yazıtında şöyle seslenmektedir:
Alıntı:
"Ben Tanrı'ya benzer, Tanrı'dan olmuş Türk Bilge Kağan. Tanrı irade ettiği için, kağanlık tahtına oturdum. Ey ulusum, ey hanedanım! Sözlerimi dikkatle dinle!
İleride gün doğusuna, güneyde gün ortasına, batıda gün batısına, kuzeyde gece ortasına kadar bütün milletler şimdi bana tâbidir. Şimdiki gibi, kargaşalık olmaksızın, Türk Kağanı, Ötüken'de oturursa, Türk yurdunda sıkıntı olmaz. Ben, Ötüken'de oturarak tek başına yurdu idare ettim. Çinliler'in altınına, gümüşüne, ipeğine, tatlı sözüne, değerli hediyesine kapılmadım. Bunlara kapılan ne kadar Türk'ün öldüğünü, Çin boyunduruğuna düştüğünü unutmadım. Tanrı yardım etti, Türk Kağanı oldum. Dağılmış ulusumu bir araya topladım. Fakir halkımı zengin ettim. Azalmış ulusumu çoğalttım. Atalarım Bumin Kağan'a, İstemi Kağan'a lâyık bir evlat olmaya çalıştım.
Atalarım Türk ülkesini öylesine sıkı tuttular, öyle bilgelikle, öyle güzel törelerle yönettiler ki, Türk ulusu bahtiyar oldu, onların ölümlerine candan ağladı. Atalarıma tâbi olan bütün yabancı uluslar, Çinliler, Tibetliler, Moğollar bile onların çağında yaşadıkları yaşamı unutmadılar. Atalarım o kadar ünlü kağanlardı. Sonradan bilgisiz, kötü kağanlar Türk tahtına oturdular. Onların kötü idaresi ve Çinliler'in hilesi yüzünden Türk ulusu zengin ülkelerini yitirdi. Türk kağanlarının cihanı tutan gücü geçmişte kaldı.
Bu yüzden Çinliler'e beylik eden Türkler köle, Türk kızları cariye oldu. Türk beyleri, şanlı isimlerini bıraktı, Çince isimler kullanmaya başladı. Türkler, Çin kağanına uyruk olup elli yıl onun acıklı ve utandırıcı idaresinde yaşadılar.
Fakat Gök Tanrı, Türk'ün bu durumuna acıdı, Türk ulusu yok olmasın, eskisi gibi dünyanın en yüce milleti olsun diye, babam llteriş Kağan ile anam Elbilge Hatun'u Türkler'e kağan kıldı. Tanrı güç verdi, babamın Türk ordusu kurt, Türk düşmanları koyun oldu, kurt önünden kaçan koyunlar gibi dağılıp gitti. Babam Kağan, doğudan batıya at koşturup Türk ulusunu topladı. Türk Devleti'ni ihya etti.
Ey Türk Oğuz Beyleri! Üstten gökçökmedikçe, alttan yer delinmedikce bil ki Türk ulusu, Türk yurdu, Türk Devleti, Türk töresi bozulmaz. Ey ölümsüz Türk ulusu! Kendine dön! Su gibi akıttığın kanına, dağlar gibi yığdığın kemiklerine lâyık ol!
Ey ulusum! Bil ki, ben, zengin ve parlak bir millete han olmadım. Zayıf ve zavallı bir milletin başına geçip tahta oturdum. Kardeşim Kül Tigin ve yeğenlerim olan iki prens ile ant içtik; babamın, amcamın hayatlarını verdikleri millet uğrunda biz de bütün gücümüzle çalıştık.
Başına geçtiğim Türk ulusunun şan ve şevketi için gece uyumadım, gündüz oturmadım. Ölesiye, bitesiye çalıştım. Tanrı yardım etti, bahtım yâr oldu, yoksul halkımı zengin ettim. Türk ulusunu bütün milletlerden üstün kıldım!"
Eğer ders alınırsa tarih tekerrür etmez.
En son m.enver tarafından Cmt 28 Ekm 2006, 22:58 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
habar benim şehrimde haber anlamına gelir yazılarınızı pek okuyamadım ama genel olarak türkiyedeki yayınların bir çoğu taraflı habar yapıyor patron habarları yani. yazarların içinde bana göre nihat genç var tarafsız
zaman gazetesi de zaman zaman yanlı haber yapıyor ama bir doğan gurubu gibi değil zaten yazar kadrosunda her düşünceden yazar var. zaman gazetesi milliyetçilik yapmaz. aksine evrenselliği savunur
Ekonomiden sorumlu devlet bakanı Güneş Taner'le Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök’ün 22 Ekim 1998’de gerçekleştirdikleri telefon görüşmesinin metni:
Özkök: Sen şeyde mi, şeyden mi dinliyorsun beni açıktan mı?
Taner: Hı, tabii alayım. Ha şimdi söyle.
Özkök: Ya şimdi Güneş biz biliyorsun bir tane karton fabrikası kuruyoruz Kocaeli’nde, ondan sonra ee.. size bir teşvik başvurumuz var.
Taner: Tamam.
Özkök: 50 milyon dolara kadar teşvik veriyorsunuz, şey pardon 50 milyon dolar en az olacak. Bizimki 130 milyon dolarlık falan bir teşvik...
Taner: Eee, veririz.
Özkök: Senin masanda duruyormuş bu.
Taner: Yoo, daha bana gelmedi.
Özkök: Gelmiş sana, öyle dediler bana.
Taner: Dur bakayım bana gelmedi ama şimdi sordururuz söyle bakim isim ver.
Özkök: Meyta.
Taner: Meyta mı?
Özkök: Meyta galiba, evet Meyta mı Meyfa mı öyle bir şey karton fabrikası.
Taner: Bana teşvik uygulama genel müdürünü bağlar mısın? Ha sen söyle bana ben öbür. telefonla istettim.
Özkök: Bir sor bakalım bir öğren yahu?
Taner: Ben şimdi öğreneyim de ne olduğunu durumun.
Taner: Dur bir dakka... Alo ya bir şey sorucam sana, bu şeyle ilgili bir teşvik bizde bekliyor mu? Meyta diye karton fabrikası... Korkmaz Yiğit mi, hayır Milliyet grubunun değil ya, bu şeyin Meyta da bu şeyin Aydın Doğan’ın tamam...
Taner: Bu nedir tık tık sesleri benim söylediklerimi teybe mi kaydediyorsun?
Özkök: Bu benim şey ya şey telefonla konuşuyorum ben hayatımda hiç kimseyi banda almadım kimseye yapmadım, sana mı yapacağım. Afitap bak bakan şüpheleniyor banda alıyorum diye. Herkes kasete aldığı için bunu başka telefona aktarabilir misin...
....
Taner: Dışarıda eğer sıkıntımız olmasa ben içeride şeyi temizleyeceğim. Yani benim sıkıntım dışarıdan kaynaklanıyor. Dışarıdan alamadığım için şey yapıyorum. Bir tarafta onlar, bir tarafta seçim, bir tarafta şey Türk Ticaret Bankası, nedir ulan bu başımıza gelenler.
Özkök: Hakikaten ya bu Türk Ticaret Bankası olayı... Bu gazete.. yine biz şey yapıyor bir tarafa.
Taner: Hı...
Özkök: Yazıyoruz abicim.
Taner: Yazmanız lazım çünkü yarın siz de çok zor durumda kalırsınız ya.
Özkök: Evet.
Taner: Mehmet Emin’le görüşmüş seninki.
Özkök: Evet görüştü, görüştü.
Taner: Ondan sonra tekrar görüşecekler herhalde.
Özkök: Onun havası ne?
Taner: Ben şey yaptım ona dedim ki yahu yap bu işi...
....
Özkök: Doğru, doğru. Peki yahu Güneş, verin artık bunu satış falan verin bunu ya.
Taner: Ya vericez de şimdi devletin yani şimdi.
Özkök: Abi, devlet ilk defa mı kağıt verecek Allah aşkına yapmayın bu yahu.
Taner: Ya mesele o değil, bütün mesele şimdi sorumluluk meselesi var. Kimin ne sorumluluğu, şimdi bunun içersinde bunun ne kadarı bana ait, ne kadarı başbakanın sorumluluğunda belli değil ki. Yani şimdi ben kalkıp da emniyetin çok gizli diye Merkez Bankası’na yazdığı ve Merkez Bankası Başkanı’nın bana göstermediği dokümanı ben nasıl vereyim ki.
Özkök: Ne olacak abicim, sen kendini koruyacaksın ya...
Taner: Hayır, ne olacak değil, yani yahu tamam ben kendimi koruyacağım ama bir de devletin şeyi var yahu çalışma yöntemi var, boku var, püsürü var ya.
Taner: Şimdi biz biliyoruz ki, herkes biliyor ki böyle bir yazı yazılmış ve bu yazıdan bizim haberimiz yok. Benim bu yazıdan dün haberim oldu.
Özkök: Ben seni orada yazıyım mı peki bunu.
Taner: Yazma. Yani bir numara çekme, çünkü olduğu takdirde bir sürü şeyin içersine şey olur yani habercilik açısından senin işine yarar da benim işime yaramaz. Taner: Yani bunu alacağın yer Başbakan. Senin başbakanı yakalayıp, alman lazım. Gelsene Ankara’ya.
Özkök: Bugün mü? Abi dün oradaydım ben.
Taner: Niye haber vermedin, ben akşam Zafer’i başbakana götürdüm. Geldiğin zaman beni niye aramıyorsun. Ben sana dedim ya sen beni boş veriyorsun diye. Oğlum bak biz bu işlere katılmadık ha korkma benden.
Özkök: Yahu ne korkucam senden bırak Allah aşkına yahu. Benim
başka işim vardı dün akşam.
Taner: Bilmiyorum tabii, ne işin vardı ama?
Özkök: Hı hı.. tahmin ettiğin işim vardı.
....
Taner: Söyleyemem oğlum söyleyemem yapamam. Yani biliyorsun ne onunkini sana ne de seninkini ona söyleyemem onun için gel buraya, kendin başbakana gel.
Özkök: Telefonlara bile çıkmıyor artık adam.
Taner: Kim?
Özkök: Mesut.
Taner: İşte böyle zamanda arayı şey yap.
Özkök: Arayı ne yapalım ben kardeşim çıkmıyor bile telefonuma yahu...
Taner: Sen de telefonla uzaktan idare etmeye çalışıyorsun.
Özkök: Bugün onun ağzından manşet yaptım, daha ne yapayım.
....
Taner: Yani senin buradaki Sedat’ın yapacağı işler değil bunlar.
Özkök: Ben yarın Paris’e gidiyorum.
Taner: Vay adi herif vay...
Özkök: Yok abicim senin başbakanın bana etmediği hakareti bırakmadı.
Taner: Benim başbakanım oldu şimdi.
Özkök: Ulan yine ben koruyorum, hâlâ da ben koruyorum. Röportaj gibi gideceksin ana avrat iyice bir kavga edeceksin ondan sonra tekrar iyi adam olacaksın.
Taner: Ankara’da her şey önemli bugünler bu saatlerde.
Özkök: Ben bunu kafaya yedikten sonra hiçbir şeyi yok. İftira atıyor, bana kalleş diyor. Atsın ne yapalım. Biz de öğrendik artık kavga ederiz onunla bir güzelcene ondan sonra barışırız biz de iyi adam oluruz ondan sonra bizi de şey yaparlar.
Taner: Sizin aranızdaki ilişkiye karışmam.
Özkök: Öyle işte karışmazsın ya.
Taner: Şarapları sana verirken bana mı verdi, şarapları getirdi.
....
Taner: Valla ipucu falan veremem. Gel diyorum sana sen dinle beni, atla uçağa gel ne işin var?
Özkök: Yarın sabah 8 uçağıyla şeye gidiyorum Paris’e. Rahmi Bey’in davetlisi olarak gidicem.
Taner: Ulan çok mu önemli Rahmi Koç’un davetlisi olmak?
Özkök: Önemli abicim önemli.
Medya, Her ülkede olduğu gibi ülkemizde de toplumun aynasıdır.
Duran saat bile günde iki kez doğruyu gösterir.
Deveye sormuşlar "niçin boynun eğri" diye , "nerem doğru ki" demiş.
Herşeyi kendiniz araştırınız ve okuyunuz, kendi akıl süzgeçinizden geçiriniz ve doğru olana kendiniz karar veriniz.
Kulaktan dolma bilgilere itibar etmeyiniz.
İyi ki varsın Medya........
Son Söz : Akıllı Siyasetçi, medyaya malzeme olmaz, gündemi kendisi belirler.
Saygılarımla
En son Kamil Büke tarafından Sal 31 Ekm 2006, 11:15 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayın Kenan Kör bu telefon görüşmesinin kaynağınıda belirtirseniz memnun oluruz. Bu telefon görüşmesi bile Medyın Doğan ın nelerle nasıl uğraştığını gösteriyor. Medyın Doğan Aydın Doğan ın yeni adı..
Bugünlerde de Yimpaş ı manşetlerinden düşürmüyor. Maksat POAŞ ın yaptığı usulsüz satışlarından dolayı kendisine kesilen 500 milyon dolar cezayı ödememek için hükümete baskı yapmak.Tabi bu cezadan OPET te nasibini almış. Artık kimbilir daha ne dolaplar döndürecekler, kimbilir bununla ilgili ne telefon görüşmeleri olmuştur.
Gerçekler zamanla ortaya çıkar...
Medyadaki yimpaş haberlerini okuyanlar "Vayy adamlar ne yüzsüzler, arandıkları halde bakan yanında rahat geziyorlar. Mazlum gurbetçileri de amma tokatlamışlar ahlaksızlar" mı diyorlar yoksa "Şerefsiz medya nasıl da yükleniyor adamlara" mı diyorlar. Eğer birincisini söyleyen gruptansanız zaten sorun yok. Herşey ortada, Yimpaş'ın eski müdürleri bile neler neler açıklıyorlar. Ha eğer ikinci gruptansanız acaba satılmış olan kim? Medya mı yoksa..
osmancık arkadaşa sormak lazım..o methettiği zaman ve vakit gazetelerinin ulu önderimiz ATATÜRK'ün şöyle büyükçe resimlerini bastığına hiç tanık olmuşmu acaba?
aramızda cumhuriyet, milliyet vs. türünden yalancılığı ayyuka çıkmış gazetelerin wowturkey şubeleri var sanırım.
benim zaman ve vakit gazetesini methettiğime dair kanıt istiyorum kendilerinden.
aksi takdirde benim savunmadığım ama kendilerinin "yaptıkları yalan haberlere rağmen" ısrarla savundukları asparagas gazetelerinde muhabirliğe başvurmalarını tavsiye ediyorum.
hiç şüphesiz, bu iftiralara devam ettikleri sürece hemen kabul edilirler işe.
benim bu başlık altında herkesi, medyanın kirli çamaşırlarını ortaya dökmeye davet ettiğimi herkes bilir.
varsa yalan haberler(istisnasız, her gazete için), buyrun, burası tam yeri!