Ana Sayfa 915 bin Türkiye Fotoğrafı
Kayseri Seyyid Burhaneddin Türbesi ve Mezarlığı
123 ... 161718   sonraki »
Ana Sayfa -> KAYSERİ
cevap yaz
(üye olmadan da mesaj yazabilirsiniz)
Burhanettin Akbaş

8 yıl önce - Cum 07 Nis 2006, 00:46
Kayseri Seyyid Burhaneddin Türbesi ve Mezarlığı


KAYSERİ’NİN MANEVİ MİMARLARINDAN BİR BÜYÜK EVLİYA
SEYYİD BURHANEDDİN MUHAKKİK-I TİRMİZİ


Şehrimizde isimleri ile hizmetleri ile isimleri bu günlere gelmiş, Türk halkının gönül dünyasına taht kurmuş, birçok devlet adamı, mutasavvıf , ilim adamı ve şair vardır. Şöyle ilk planda aklıma gelen isimleri sayacak olursam: Kayseri’yi Türk yurdu haline getiren Danişmendli emiri Melik Mehmet Gümüştekin Gazi, Anadolu’da yetişmiş bir büyük insan Ahi Evran, Kayseri’nin mamur bir Selçuklu şehri olması için birbirinden eserlerle donatan Selçuklu sultanı Alaeddin Keykubat, İkinci Kılıçaslan’ın kızı Gevher Nesibe Hatun, Birinci Alaeddin Keykubat’ın eşi Mahperi Hatun (Hunat Hatun), Bostancı Baba, Emir Çoban, Bilgin Kayserili Abdülmuhsin, Eretna devletinin kurucusu Alaeddin Eretna, ünlü mutasavvıf Kayserili Davud, Oğuzların Salur boyundan olan ve kendi adına beylik kuran, ünlü şair ve devlet adamı Kadı Burhaneddin , Somuncu Baba (Şeyh Hamid-i Kayseri), ünlü mutasavvıf İbrahim Tennuri, mimarların piri Mimar Sinan, Seyyid Halil Devletli, Develili Seyrani ve Dadaloğlu aklıma ilk gelenler arasındadır.
SEYYİD BURHANEDDİN HAZRETLERİNİN YERİ BİR BAŞKADIR
Kayseri’ye ilk defa gelen birisi şehri şöyle bir turlamaya kalksa Kayseri’nin bir Erciyes zirvesine bakar, hayran olur; bir de Seyyid Burhaneddin Hazretleri’nin şehre verdiği manevi zirveyi görür, ona hayran olur. Seyyid Burhaneddin Hazretlerinin türbesi adeta dolar taşar hergün. Kayseri’de oturan insanlar, onun gibi bir evliyanın yanıbaşlarında yatmasından manevi bir haz alırlar. Türbenin düzenlemesi gayet güzeldir. Atalarımızın mezarları bu ulu zâtın mezarının yanıbaşında sıra sıra dizilidir. Türbe ve mezarlar sanki bana bir camiin saf saf dizilmiş cemaati gibi gelir. Başta imam olarak Seyyid Hazretleri durmuş, ecdat da onun imametinde secdeye varmış gibidir. Yüzyıllardır koklanan bu hava Kayseri’nin manevi ikliminde çok etkilidir. Seyyid Hazretleri öleli 754 yıl olmuştur ama ondan alınan manevi terbiye, nesilden nesile ulaşmış, onun gibi halkı aydılatan ulemamız ve onun manevi ikliminden etkilenen cemaatımız hiç eksik olmamış ve günden güne de artmıştır.
SEYYİD BURHANEDDİN HAZRETLERİ VE MAARİF
Seyyid Burhaneddin Hazretlerinin sözlerinin ve müridleri ile sohbetlerinin yer aldığı kitabına verdiği isim “Maarif”tir. Bu kitapta ibadetin sırları ve hikmetleri ayet-i kerimelerin ve hadis-i şeriflerin ışığı altında açıklanmıştır. Maarif, Farsça yazılmış bir eserdir. Çünkü Seyyid Burhaneddin Hazretlerinin yaşadığı devirde (M.1165-1244) Selçuklu Devletinin resmi dili Farsça idi. Bu eseri Farsça yazma nüshalardan Türkçe’ye önce Prof.Dr.Bediüzzaman Fürüzanfer (1960), sonra Abdulbaki Gölpınarlı (1972) ve kıymetli hemşehrimiz Ali Rıza Karabulut(1995) çevirmişlerdir.
SEYYİD BURHANEDDİN VE MEVLANA CELALEDDİN-İ RUMİ
Seyyid Burhaneddin Hazretleri talebesi Mevlana Celaleddin-i Rumi’ye hitaben şöyle demiştir: Yüce Allah, seni babayın (Bahaeddin Muhammed’in) derecesine ulaştırsın. Zira hiç kimsenin derecesi ondan üstün değildir, babayın derecesi bu kadar yüce olmasaydı, Allah seni onun derecesinden de üstün kılsın, diye dua ederdim. Fakat en son derece, onun ulaştığı derecedir, ondan yüksek derece de yoktur. Nitekim Kur’ân-ı Kerim’de: “Şüphesiz ki en son varılacak yer (derece, makam) Rabbinin huzurudur.” buyurulmuştur
*Seyyid Burhaneddin Tirmizi, “Maarif” Tercüme:Ali Rıza Karabulut, s.66
SEYYİD BURHANEDDİN HAZRETLERİNİN KAYSERİ’DEKİ BİR KERAMETİ
Seyid Hazretlerine Kayseri’de Talas’tan bir kız öğrenci derse geliyordu. Birgün, kızın babasına komşuları dedikodu yaparak, “genç ve yetişmiş bir kızı, bekar bir hocaya nasıl gönderiyorsun?” dediler. Kızın babası, hocasının yaşlı bir evliya olduğunu, böyle düşünmekle, ona iftirada bulunduklarını söyledi. Sabahleyin de kızını yine hocasına gönderdi. Kız, gelip hocasının karşısına geçince, hocası ona bir paket vererek, bunu babasına götürmesini söyledi. hiçbirşeyden haberi olmayan kızcağız, paketi alarak tekrar Talas’a döndü. Emaneti babasına verdi. babası açtığında bir ateşin yanmakta olduğunu ve ortasında da bir demet pamuğun ateşin içinde yanmadan durduğunu gördü. Akşamleyin komşularının yapyığı ayıp Hocaya malum olmuş ve bu hareketiyle onlara cevap vermişti. Durumu dedikoducu komşulara kızın babası gösterdi. Hepsi gelip Seyyid Hazretlerinden özür dilediler. Ancak, Seyyid Hazretleri bir daha o kızı dersine kabul etmedi.



(+)



 

(+)



 

(+)



 

(+)



 

(+)


SEYYİD BURHANEDDİN HAZRETLERİNİN KAYSERİ’YE GELİŞ SEBEBİ:
KAYSERİ’NİN YARALARINI SARMAK İÇİNDİ


Seyyid Burhaneddin Hazretlerinin Kayseri’ye niçin geldikleri yönünde kaynaklarda bir bilgiye rastlamak kabil olmamıştır. Mevlana Hazretleri ile Seyyid Burhaneddin Hazretlerinin aralarında bir konuşma geçtiği, Seyyid Hazretlerinin kendisinin yerine Şems-i Tebrizi’nin gelişine vakıf olarak bunu Mevlana’ya naklettiği ve Mevlana’nın üzüntülere gark olmasına rağmen Şeyhinin Kayseri’ye gelişine de razı olmak zorunda kaldığı anlatılır. Bu hikayede de Seyyid Hazretlerinin Kayseri’ye geliş sebebi açıklığa kavuşmaz.
Bu sorunun cevabını bulmak için Seyyid Burhaneddin Hazretlerinin Kayseri’ye geldiği sırada Kayseri’de ceryan edenlere olaylara kısaca baktığımızda, Kayseri şehrinin tarihindeki en acılı dönemlerden birini yaşadığı görülmektedir: Moğol istilası ve bunun neticesinde büyük Türkmen kıyımı.
MOĞOL İSTİLASI VE BÜYÜK TÜRKMEN KIYIMI
13. yüzyılda Selçuklu Devleti içerisinde Türkmenler birbirleri ile kıyasıya iktidar mücadelesi yaparlar ve kardeş kanı oluk oluk akar. 1239 yılında ise Moğollar Kars ve çevresini almışlar böylece Anadolu topraklarına ayak basmışlardır. 1242 yılında Erzurum’a giren Moğol hükümdarı Baycu Noyan, 30 bin kişilik ordusuyla Anadolu’da ilk büyük yağma ve katliamı Erzurum’da yapmıştır. 1243 yılında Sivas’ın Zara ile Suşehri ilçeleri arasında yer alan Kösedağ mevkiinde 70 bin kişilik Selçuklu Ordusu adeta savaşmadan Moğolların bozgununa uğrar. Çünkü, ll.Gıyaseddin Keyhüsrev gibi basiretsiz ve korkak bir hükümdar koskoca Selçuklu Ordusunun, sadece öncü birlikleri dağıldı diye savaş meydanında yalnız bırakmış, yanına bir kısım mücevherleri alarak Tokat’a kaçmıştır. Bu durumdan Selçuklu Ordusunu ilk planda haberi olmaz. Ancak bir gün sonra Sultanın kaçtığı haberini büyük bir şaşkınlık içerisinde öğrenirler ve savaşmadan ordu dağılır. Olayın enteresanlığına bakın ki Baycu Noyan’ın başında bulunduğu Moğol Ordusu, Selçuklu Ordusunun dağıldığına inanmamış, bunu pusu amacıyla yapılmış bir ricat hareketi zannıyla iki gün beklemiş ve ordugaha ancak iki gün sonra girebilmişlerdir.
Karşısında ciddi bir güç kalmayınca Moğol Ordusu, Sivas’tan sonra Kayseri’ye geldi. Önce şehrin kenar mahallelerini yağmaladı. Şehir halkı Emir Kaymaz ve Fahreddin Ayaz’ın komutasında kale surlarını onararak kaleyi müdafaa etmişlerdir. Moğollar, Kayseri kalesini alamadıkları için ümitsizliğe düştükleri bir sırada, Ermeni dönmesi Kayseri İğdişbaşısı Hajuk oğlu Hüsam ihanet ederek Baycu Noyan’a kale hakkındaki gizli bilgileri aktarmıştır. Hajuk oğlu Hüsam’dan sonra şehrin sübaşısı Fahreddin Ayaz Moğollara sığınmıştır. Bu ikinci ihanet ile daha da yalnız kalan Emir Kaymaz cihada devam etmiş ancak elindeki Türk askerlerinin sayısı azaldığı için kale düşmüştür.
Moğollar, askerlerin ellerini bağlayarak Meşhed Ovasına götürdüler ve orada askerleri katlettiler. Kayseri şehri tarihte emsali nadir görülen bir büyük felaketin altında inim inim inlemiştir. Şehrin bütün binaları yıkılmış, Kayseri Kalesinin surları yerle bir edilmişti. Bazı kaynaklar Seyyid Hazretlerinin Kayseri gelişini Moğolların Meşhed Ovasında büyük Türkmen kıyımını yaptıkları zaman olarak açıklarlar. Hatta Moğolların Türkmenleri ve Türk askerlerini katlettikleri sırada Seyyid Hazretlerinin Meşhed Ovasından geçerek Kayseri’ye geldiğini belirten kaynaklar dahi vardır.
Moğol Zulmünün boyutları hakkında zamanın tarihçilerinin neler söylediklerine bir bakarsak sanırım durumun vahameti daha da iyi anlaşılır:
Halil Edhem, İbn Bibi Selçuknamesi’nden naklediyor:
“Bütün askerler şehre girdi. Şehirde buldukları askerlerin ellerini bağlayıp hepsini Meşhed Ovasına götürdüler. Evleri yağma ettiler ve içindeki adamları öldürdükten sonra dışarı çıktılar ve şehri ateşlediler. Önceden tutup çıkardıkları köleleri Meşhed Ovasında öldürdüler. Çocuk ve kadınları da aralarında üleştikten sonra çıkıp gittiler. Yolda hastalanan veya yaya yürüyemeyen köleleri de öldürüyorlardı.
Ahmet Nazif Efendi, Kayseri Tarihinde şunları yazıyor:
“Doğu Asyayı baştan başa istila eden Cengiz Sülalesi İslam alemi için bir tufan belası gibiydi, önüne çıkan herşeyi sildi süpürdü.”
Aksarayi ise bu olayı şöyle anlatır:
“Rum memleketinin kasrına düşen ateş, bir semavi afet oldu ve nesiller üzerinde tesiri sezilmekte devam eden sarsıntılar doğurdu.”
Müneccimbaşı Tarihi de Kayseri’de Moğolların zulmünü şöyle anlatır:
“Tatarlar Kayseri’ye yürüdüler. Az bir müddet muhasaradan sonra şehri savaşsız aldılar. Şehri yaktılar ve yağmaladılar. Ahalisinin umumisini öldürdüler, kadınları esir aldılar. Kayseri’de teneffüs eden bir şahıs kalmadı. Kayseri vahşi hayvanlar yeri oldu. Moğollar, yağmaladıkları mallar ve esirler ile memleketlerine döndüler.”
Halit Erkiletlioğlu’nun Kayseri Tarihi isimli eserinde de bu olay şu şekilde yer alır:
“Moğollar, Abaka kumandasında kalabalık bir ordu ile Anadolu’ya geldiler. Elbistan Ovasından Kayseri’ye girdiler. Buradaki Müslümanları öldürmek isteyen Abaka’ya kadılar ve fakihler elçi olarak gittiler ve yalvardılar. Şehrin herhangi bir askeri kuvvete karşı duracak gücünün bulunmadığını ve kendilerine itaat edeceklerini beyan etmelerine rağmen Moğollar başta Kayseri Kadısı Celaleddin Habib olmak üzere ahaliden kimseleri katlettiler. Askerlerine de genel bir katliam yaptırarak 200 binden fazla kimseyi çiftçi, asker ve ahaliden yarım milyon insanı kestirdiler.”
İşte o tarihlerde Kayseri’nin durumu bu derece vahimdir. Anlaşılıyor ki Seyyid Burhaneddin Hazretlerinin Kayseri’ye gelişi Moğol istilası sonucu çok büyük yaralar almış olan şehrin yaralarını sarmak içindir.

 

(+)



 

(+)



 

(+)



 

(+)



 

(+)


Bu Erciyes manzarası Seyid Burhaneddin Türbesinin bulunduğu mezarlıktan çekildi. Bu mezarlık şehrin en eski mezarlıklarından biridir. Çok uzun zaman bakımsız kalmıştı. Geçtiğimiz yıllarda Kayseri Büyükşehir Belediyesi tarafından türbenin çevresi düzenlenerek hem tarihi mezarlar koruma altına alındı, hem de bu ziyaretgah yeri insanların rahatlıkla oturup dinlenebilecekleri ve ziyaretlerini yapabilecekleri bir ortama getirildi.
Benim ilginç bulduğum şey ise türbenin mimarisi olmuştur. Seyid Burhaneddin Hazretleri 1244 yılında vefat etmiştir. Türbe ise 19. yüzyılın sonlarında zamanın moda mimarisi olan Avrupa Barok tarzının izlerini taşımaktadır. Türbeye daha dikkatli bakarsanız, 19. Yüzyılda Osmanlının Avrupa'dan kopyaladığı mimari tarzın ne kadar hakim olduğunu görürsünüz.


En son Burhanettin Akbaş tarafından Cum 07 Nis 2006, 01:20 tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi


Gökhan Erdoğan

8 yıl önce - Çrş 28 Hzr 2006, 18:51
Seyyid Burhaneddin Türbesi ve Mezarlığı


Seyyid Burhaneddin Hazretleri Hz. Mevlana'nın hocasıdır.

Seyyid Burhaneddin Hz. hakkında kısa bir bilgi aşağıdaki resimde verilmiştir.Okumanızı tavsiye ederim...



(+)





(+)




(+)



 

(+)



 

(+)



 

(+)



 

(+)



 

(+)



 

(+)



 

(+)



Neşe Akbaş

8 yıl önce - Prş 29 Hzr 2006, 15:43

Arkadaşlar gerçekten Kayseri belediyesi bir çok konuda gösterdiği duyarlılığı  böyle maneviyatı yüksek kişilerin türbelerine de göstererek güzel bir hizmet örneği göstermektedir.Kayseride halkımız Seyit Burhanettin türbesine evlenmeden önce,sünnet olmadan önce ,sınava girmeden önce ve bir çok özel günlerinde ziyarette bulunarak ibadet eder ve dua ederler.Belediyenin yapmış olduğu düzenlemeler sonucu ziyarete gelen insanlar temiz ve düzenli bir yerde ibadetlerini yapıyorlar.Türbe hemen her gün ziyaretçilerle dolup taşıyor.Allah herkesin duasını kabul etsin.

senayy
8 yıl önce - Cum 30 Hzr 2006, 07:54
Mezar taşları


Huzur veren bir mekân. Değer verilip düzenlemesi ve korunması için emek sarfedilmesi ayrıca takdire şayan. Bu mezar taşlarının sadece birar taş olmadığına ilişkin, Talha Uğurluel'e ait bir yazıyı paylaşmak istedim.


      Osmanlı Mezar Taşlarının Dili

      Başta İstanbul olmak üzere, caddeleri ve sokakları ile hâlâ Osmanlı kokan hangi şehre uğrasanız, yolların kıyılarında irili ufaklı kavukları ile sizden dua bekler gibi duran mezar taşlarına sahip uçsuz bucaksız Mezarlıklar görürsünüz. Günümüzde olduğu gibi şehrin dışarılarında değildir bu mezarlıklar. Bilakis şehir ile iç içedirler. Hatta birçok yabancı gezgini şaşırtan haliyle şehrin en güzel yerlerine kurulmuşlardır.


     Ünlü Fransız yazar ve gezgin Gerard de Nerval, defalarca geldiği İstanbul'da, Mezarlıklar hakkında bakın neler söylüyor:

"Boğazda son derece güzel ve serin bir yerdeyiz. Buranın bir mezarlık olduğunu söylememe gerek yok sanırım. İstanbul'un bütün güzel yerleri, gezilecek ve zevk alınacak sahaları mezarlıklardır. Bakıyorsunuz yüksek ağaçların arasında, şuradan buradan güneş ışınlarının sızıp renklendirdiği, sıra sıra beyaz hayaletler var. Bunlar bir insan yüksekliğinde, mermerden yapılmış mezartaşlarıdır. Başları sarıklı, üzerleri yazılı mezar taşlarıdır. Sarığın biçimi, ölünün hayattayken işgal ettiği mevkii, sosyal seviyesini veya mezarın yapılış tarihini belli ediyor. Bazı mezartaşlarının başları koparılmış. Bu koparılmış olanların çoğu yeniçeri mezarlarına ait (II. Mahmud döneminde hal edilmeleri üzerine). Kadınların mezarlarında da sütun taşlar var. Fakat bunlarda baş yerinde gül veya demet şeklinde bir süs bulunuyor. Kabartma veya oyma şeklinde çiçeklerle süslenmişler."

Osmanlı Mezarlıkları, her bakanın rahatlıkla görebileceği konumlarıyla, çevrelerinde yaşayan tüm insanlara bu dünyanın geçiciliğini, kalınacak asıl yurdun buralar olmadığını fısıldamaktadırlar. Osmanlı toplumunda hayat ölümle o kadar iç içedir ki, kişiler evlerinin önlerindeki bahçelerine, yada her gün gittikleri camilerinin bir köşesine bile gömülebilmektedirler. Bugün İstanbul Karacahmet, Eyüp yada Edirnekapı Mezarlıkları'nın etrafındaki tüm duvarlar 1950 lerden sonra örülmüştür. Normalde hiçbir Osmanlı mezarlığını çevreleyen duvar yoktur. Herkes rahatlıkla bu mezarlıkların aralarından geçebilmekte, yolunu mezarlık aralarından geçirerek kısaltabilmekte, hatta özellikle bayanlar, çocukları ve komşuları ile hazırlık yapıp bir mezarlık alanında bir ikindi sohbeti yapabilmekteydiler.


     Tüm bunlarla Osmanlı insanının amaçladığı şey, dünyanın bu en güzel öğüdünü hep gözlerinin önünde tutmak ve öldükten sonra da yaşayan ve kendilerine dua edebilecek insanlara kendilerini daha iyi gösterebilmektir. Bu nedenledir ki, Osmanlı Mezarlıklarında mezar taşı yazıları çoğunlukla yolun geçtiği tarafa bakmaktadır. Karacaahmet Mezarlığında çokça göreceğimiz şekilde, eğer bir kişi kendisine, mezarlığın yol kenarına bakan kısmında bir mezar bulamazsa, mezar taşının bir numunesini mezarı içeride olduğu halde yol kenarına diktirebiliyordu. Böylece yoldan geçenler bu mezar taşlarını okuyabilecek ve bu kişilere ismen duada bulunabileceklerdi.

Osmanlı Mezar taşları o kadar özellikli ve sanatlıdır ki, bu mezarlıkları birer açık hava müzesi olarak görebiliriz. Gerard de Nerval'in az önce yukarıda da belirttiği gibi, Osmanlı Mezar Taşlarının başlarındaki serpuşlarından, üzerlerindeki desenlere kadar birçok işaret o mezarlarda yatanlar hakkında bizlere bilgiler vermektedir.

Yazının devamı da var meraklıları için adresi;

http://www.mutasyon.net/kultur/kultur/tarih/default27.asp

   Belki de ilgili ve bilgili biri Seyyid Burhanettin Türbesi Mezarlığındaki taşların öyküsünü bizer yazar, ne hoş olur.


Gökhan Erdoğan

8 yıl önce - Cmt 29 Tem 2006, 01:12

Bu mezarlığın türbe kısımının bir özelliği de;
Sünnet olacak çocukları sünnet kıyafetleriyle buraya getirip dua ettirmeleridir..
Malum yaz aylarındayız düğünler falan bayağı çok..Yolunuz düşer ilk defa giderseniz dediğim durumu görüp şaşırmayın...
(Unutmadan beni de küçükken getirmişlerdi buraya     )


cevap yaz
(üye olmadan da mesaj yazabilirsiniz)
Ana Sayfa -> KAYSERİ