1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 4  |
 |
nightmare3d
17 yıl önce - Pzr 16 Tem 2006, 20:30
Hacı Sadık Bey dedemin dedesi oluyor, bir kaç anektod da ben vereyim madem:
dedem anlatırdı (Allah Rahmet eylesin) Boza için herşey hazırlandıktan sonra sadece oranın o andaki sahibi kim ise o gider karışıma bir madde atar ondan sonra bir müddet daha karıştırıldıktan sonra boza ikram edilirmiş. Bu karışım sayesinden bugün halen daha vefa bozacısından içilen bozanın tadı hiçbiryerde yoktur. 2. bir anektod: üstteki binanın içi o kadar güzeldirki, müze olsa ziyaretçi çeker...
|
 |
fvefa
17 yıl önce - Çrş 19 Tem 2006, 15:35
Vefa Bozacısı
Değerli arkadaşlar,
bugün bir arkadaşımın yönlendirmesiyle forumunuzdaki bu topiği okudum.
Firmamız hakkında yazılan bu güzel yazıları okumak beni ve kuzenim Sadık Vefa'yı son derece memnun etti. Konuyu açan Alpaslan beye ve bu kadar detaylı bilgi ve resimleri için Selçuk beyle topiğe cevap yazan diğer arkadaşlara teşekkürler.
Dördüncü kuşak olarak 131 yıldır devam eden geleneği sürdürmek hiç kolay değil. Tenkit aldığımız gibi sağolsun sizler gibi kişilerin desteklerini görmekte bizleri çok mutlu ve motive ediyor. Günün zor ekonomik şartlarında ayakta kalarak diğer kuşaklara bakın bizimde "asırlık" şirketimiz var dedirtebilmek çok büyük bir mutluluk.
Hepinize tekrar teşekkür ederim. Benimle irtibata geçmek isteyen arkadaşlar ferdi@vefa.com.tr adresine mail atabilirler.
Sevgiler
Ferdi Vefa
|
 |
Selcuk Aral
17 yıl önce - Çrş 19 Tem 2006, 16:21
(+)
Leblebi boza'nın olmaz sa - olmazlarindan dır !
Sevgili WOW' cular !
Nasil *mezesiz Raki* gitmez se veya oldukca yavan *yani tatsiz-tuzsuz* olursa leblebi'siz de boza gitmez, biraz eksik olur. Daha acikcasi sari sade *yani tuz’suz, aci’siz, sos’suz veya seker’siz* leblebi boza'nin olmaz sa olmazlarindandir. Üstelik boza'yi taniyan, agzinin tadini bilen, eski Istanbul'lular leblebi'nin Corum'dan gelmisini makbul sayarlar.
Yukarda resmini görmüs oldugunuz Vefa Leblebicisi’de hemen Vefa Bozacisinin karsisindadir ve *bozaci kadar eski olmassa da* gene de 1922 senesinden beri ayni yerde faliyettedir. Boza almaya gelen müsteri damacana veya yaninda getirdigi dolu kapla beraber bozacidan ciktiktan sonra hemen arabasina binip gitmez, önce bozanin yanina cerezi’ni yani buradan sicak-sicak taze *sari leblebi’sini de* satin alir. Görmüs oldugunuz resim yaz ortasinda *yani bozanin satilmadigi bir mevsimde* cekilmistir. Sokak arasi bir yerde boza olmadan leblebi’nin pek satilmayacagini bildiginden *tatile gitmis* olmali.
Peki leblebi nedir, nasil yapilir, neden Corum leblebisi makbuldur ?
Yani Erzincan-Leblebisi olsa olmaz mi?
Mutlaka olur. Esasen leblebi’nin asli bildigimiz *nohut’dur.* Ve memleketimizde sadece Corum’da iyi nohut yetismez. Ayrica Corum Leblebi’si o kadar cok meshurdur ve tutulur ki: Corum’da yetisen nohut’lar yetmez daha baska yerlerden de almak zorunda kalinir.
Yalniz bir leblebinin iyi olabilmesi sadece nohut’un iyi olmasina bagli degildir. Nohut’luktan cikip leblebi oluncaya kadar *bir bucuk ay süren* bir sürü islemlerden gecer. Aslinda Corum’da her kösenin leblebici dükkani olmasi *meslegin babadan-ogla gecmesi* kendine has tat ve lezzet gelistirilmesine sebep olmustur.
Gelelim Corum Leblebi’sinin yapılısına …
1) Ilk önce eleme islemi yapilarak, nohut’larin irileri seciliyor;
2) Daha sonra nohutlar *is yapmayan odun* atesinde isitilmis firinlarda ilk kavurmalari yapiliyor;
3) Kavrulmus nohutlar cuvallara doldurularak 2-3 gün dinlendiriliyor;
4) Bu sürenin sonunda ikinci defa (tekrar) kavrularak gene cuvallara doldurulup ayni müddet kadar dinlenmeye birakiliyor.
5) Iki defa kavrulup, iki defa dinlendikten sonra: Bu defa nohutlar kuru bir zemine yayilarak sergi halinde bekletiliyor;
6) Ücüncü defa kavurmadan önce nohutlar bu defa *nemlendirilerek* cuvallara konuluyor ve 1 günde bu sekilde bekletiliyor.
7) Nohutlar tekrar (yani 3. defa) kavrulduklarinda *isinin etkisiyle* kabuklari *kendiliklerinden* soyulmaya basliyor ve iste burada *Nohut, leblebi oluyor !*
Ne yediginizi, ne ictiginizi bilin ! (Hahaha...) Afiyet olsun !
Hoscakalin
|
 |
Selcuk Aral
17 yıl önce - Pts 24 Tem 2006, 10:16
(+)
*Kayip-Büro <--- WOW*
| Selcuk Aral, 09 Hzr 2006'da demiş ki: |
| NOT: Gercek bozacilardan *Ferdi Vefa* (simdi nerdedir bilmem) Almanya’da tahsil yaparken, benim takimda basketbol oynamis, yâni ögrencim olmusdu. |
| Ferdi Vefa demiş ki: |
Değerli arkadaşlar,
bugün bir arkadaşımın yönlendirmesiyle forumunuzdaki bu topiği okudum. Firmamız hakkında yazılan bu güzel yazıları okumak beni ve kuzenim Sadık Vefa'yı son derece memnun etti. Konuyu açan Alpaslan beye ve bu kadar detaylı bilgi ve resimleri için Selçuk beyle topiğe cevap yazan diğer arkadaşlara teşekkürler. |
Sevgili WOW’cular !
Aslinda biraz özel olsa da sizlere anlatacak (Aaa... Hayrola Selcuk ! Hayirdir insallah ! Sen öyle pek konusmazsin ! Hangi dagda kurt öldü ? Hahaha…) bir-iki sözüm var. Hani Akin’in gecen seneden beri *yaz abi-yaz abi-Vefa Bozacisini yaz !* diye tutturup yazdiramadigini *Alpaslan, beni gaza getirerek* bir yerde emri-vaki yapinca: Sizlere ilk yazimda *Ben bu soyadi Vefa olanlardan* birisini *Ferdi’yi tanirim* ama yillardir tas yarildi icersine girdi *haber alamam* demistim.
Iste gecenlerde Ferdi WOW’a tesekkür etmek amaciyla girip, e-mail’adresini verince: Aramizda *bu aralar biraz keyfi yerinde olmamasina ragmen* bir kac defa yazistik. Daha dogrusu *kimin-kim oldugu* ortaya cikti. O beni tarif etti, ben de ona *evrak-i metruke’yi acip* kendisinin dogum tarihini, Almanya ve Türkiyede’ki adreslerini yaziverdim. Hahaha...Eee… aradan bizim bile tami-tamina tespit edemedigimiz 20-28 sene gecivermis.
Size bu olayi anlatmadan *Vefa-Bozasina* devam etmek istemedim. Aslinda ben yazinin tamamini gecen yaz coktan bitirdim lâkin anlatacak o kadar cok sey, o kadar ince detay varki: Ancak insan bunlarin tamamini okudugu zaman *neden bu kadar firma-sirket arasindan* bir tanesinin ayakta kalabildigini anlayabiliyor. Bir klasik, bir nostalji olmasina *ve de kalmasina ragmen* modernlesmemis, günün hayat sartlarina uymamis (Ferdi’nin babasi *Adam sende, otur-oturdugun yerde, kurulu cark nasil olsa dönüyor ! Allah bereket versin ! Almanya’lara ekonomi tahsili icin gitmene ne lüzum var ?* deseydi) mutlaka en gec *gazetelere konu olan* ailevi problemlerden sonra göcüp gider di. Yani birazda *Ferdi’nin dümene gecmis olmasi* beni bu ananevi *benim icin Istanbul’un bir cesit 3 sembol’ü Haci Bekir, Kurukahveci Mehmet Efendi ve Vefa Bozasi* kurulusun daimi acisindan sevindirmistir.
Simdilik hoscakalin sevgili WOW’cular ve sevgili Ferdi !
NOT: Aslinda ben *aynanin karsisindan* yukardaki resmi dükkanin giris kapisindan cekerken mecburen *Selcugun aksi de tabak gibi* aynada cikivermisti. Hahaha… Enayi’miyim tabi kimselere caktirmadan *biraz photoshop’cuk* yapmis yani yok etmistim.
|
 |
Selcuk Aral
17 yıl önce - Prş 27 Tem 2006, 09:13
Bozanin iyi ve kötü günleri
veya
Boza’nin yasaklanmasi ve Bozahane’lerin Kapatilmalari
Sevgili WOW'cular !
Aslinda boza Farsca *buze* sözcügünden türemis (muhtemelen oradan dilimize girmis) bir kelimedir ve *dari* anlamina gelmektedir. Osmanli Imparatorlugunun kurulus yillarindan itibaren benimsenen ve gecen gün ragbet kazanan boza *yâni bozacilik* cok kisa bir zaman sonra, büyük sehirlerin önemli meslek dallarindan biri halini aliyor. Osmanli'lar dört bir yana kol atarak, topraklarini genisletip-büyültürken, boza'yida bir sekilde her gittikleri yere beraberlerinde götürdüklerinden boza'nin mütemadiyen yayilmasina *en parlak devirlerini yasamasina* sebep oluyorlar.
XVI. Yüzyila kadar her gecen gün önemini arttiran, ragbet bulan, rahatca tüketilen bu icecek, icersine afyon katilarak *Tatar Bozasi* olarak yapilmaya baslaninca: Sakincali görülerek II. Selim döneminde birtakım kısıtlamalar getiriliyor (yani yasaklaniyor).
Gene XVII. Yüzyilda yasanan ve tarihe *Bozahaneler Vak'asi* olarak gecen bir olaydan sonra o dönemin hükümdari IV. Sultan Mehmed 1670 yilinda icki yasagi getiriyor. Icki yasagiyla birlikte boza'nın da keyif verici bir icecek olduguna karar verildiginden bozahaneler kapatiliyor.
Istanbul'un bir dönem bahceler ve incir agaclariyla dolup tasan *adi bu sebepten Incirliköy'e cikan* Bogaz semt'erinden Pasabahce'de kahvehane ve bozahane'ler o derece ragbet bulmaya, sayilari o derece artmaya baslar ki: Idare ve asayisten sorumlu yetkililer telasa düserek, bunlardan hatiri sayilir bir kismini yiktirirlar.
Hoscakalin
|
 |
sayfa 4  |
ANA SAYFA -> İSTANBUL
|