Ana Sayfa 1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 789
Ihsan86
12 yıl önce - Çrş 03 Ksm 2010, 01:50

Alıntı:
Füze kalkanı sistemi beş ana unsurdan meydana gelmektedir: erken ikaz sistemleri (ilk ikazı yapacak), karada ve denizde konuşlu radarlar (atılan füzenin yer ve rotasını belirleyecek), uzaya dayalı kızıl ötesi sistemler (hedefi takip edecek), savaş alanı komuta-kontrol tesisleri (önleme kararını verecek), önleme araçları (hedefi vuracak füzeler). (...) Aegis ve PAC-3’lerin ilk parçası Baltık Denizi’ne (Estonya ve Finlandiya ile anlaşarak) yerleştirilmeye başlandı. Yeni görev ise Doğu Akdeniz ve Karadeniz’i içine alan bölgede İsrail, Bulgaristan, Gürcistan, Romanya ve Türkiye’nin de bulunduğu ülkelere yerleştirilecek ya da destekleyecek unsurların belirlenmesidir. Kısaca savaş gemilerine monte edilmiş SM-3’ler (Standart Missile-3) ile karada konuşlu PAC-3’ler Türkiye’nin içinde ve etrafında mobil olarak cirit atacaktır.

Stratejik olarak:
Alıntı:
Kitle İmha Silahları (KİS) ile mücadelenin amacı rakipleri KİS kullanmaktan veya kullanma tehdidinden vazgeçirmek, caydırmak, eğer taarruz olursa etkilerini hafifletmek ve caydırıcılığı restore etmektir. Bu amaçla icra edilebilecek görevler; taarruzi operasyonlar, KİS’in elde edilmesinin önlenmesi, aktif savunma, pasif savunma ve KİS’in engellenmesini kapsamaktadır. Taarruz operasyonları düşmanı caydırmak veya yenmek için kinetik (konvansiyonel ve nükleer) veya kinetik olmayan seçenekleri içerir. Bu amaçla düşman kitle imha silahları, atma vasıtaları ve tesisleri tespit edilir, aksatılır ve imha edilir. Aktif savunma; füze savunması, hava savunması, özel operasyonlar ile KİS’e karşı savunmayı öngörmektedir. Füze kalkanı da aktif savunma amacı ile geliştirilmiş bir projedir. Nükleer aktör olma gayreti içindeki devletlerin başında Kuzey Kore ve İran gelmektedir.


Politik olarak:
Alıntı:
Türkiye füze kalkanı projesi kapsamında önemli bir karar aşaması arifesindedir. Türkiye bu seferde bir orta yol bulup, ABD’yi kızdırmadan bir orta yol aramaktadır. Ancak NATO’da kararlar oybirliği ile alındığı için hayır demesi mümkün değildir. Türkiye sadece savunma ve güvenliği için değil diğer iç ve dış dinamikleri için de bu kadar ABD’ye doğrudan bağımlı iken aksine bir karar beklenmemelidir. Artık ‘Bağımsız dış politika’ macerasında AKP için sona gelinmiştir ve gerçekle yüzleşme zamanıdır. 19 Kasım’a kadar sıkıntılı günler yaşanacağı açıktır. Amerika cephesinde ise Türkiye’ye karşı ciddi bir propaganda savaşı sürmektedir. Özellikle neo-con’lar ve Yahudi lobisi, gerek ‘komşularla sıfır sorun politikası’, gerek ‘Mavi Marmara’ sonrasında İsrail ile kopma noktasına gelen ilişkileri öne sürerek, Türkiye’nin artık karşı cephede yer aldığı görüşünü işlemektedir. Türkiye ise şimdilik bu karardan kurtulmak için topu NATO’ya atmaktadır. Ankara bu bir NATO kararı olsun, İran ve Suriye’nin adı geçmesin istemektedir.

Türkiye ile ABD arasında sözde bir müttefiklik ve dostluk ilişkisi vardır. Ancak bu ilişki genellikle ABD çıkarlarının gözetildiği, Türkiye’nin ise PKK’ya karşı destek, Ermeni soykırım yasasının bu sene de çıkmaması gibi sanal dostluklar ile yürüye gelmiştir. Örneğin Türkiye’ye F-16 satan ABD, uçağın elektronik harp ve gece görüş sistemlerini vermez. Yıllardır Türkiye ABD’den hava savunma sistemi almaya çalışmaktadır ama ancak bugün ABD projesi olduğunda Türkiye’nin hava savunma ihtiyacı hatırlanmıştır. NATO’da da durum farklı değildir; Körfez Savaşı esnasında sözde müttefiklerimiz Patriot’ların Türkiye’ye gelmemesi için elinden geleni yapmışlardır. Bu devletlerin pek çoğu halen bölücü terör örgütünün açık ve örtülü destekçisidir. Sorulacak soru şu? Füze Kalkanı projesi Türkiye’nin çıkarına mıdır yani bize ne sağlayacaktır? Füze kalkanı projesi tıpkı ABD’nin NATO’ya sağladığı nükleer savunma gibi kendi tehdit algılamasına göre geliştirdiği, davulun kendisinde tokmağın biz olacağı bir projedir. Kısaca ABD kendini uzaktan savunacak biz de ona savaş alanı olacağız.

Bugün Ankara’nın önünde gerçekten bağımsız bir politika izlemek için gerçekçi bir fırsat bulunmaktadır. Eğer ‘hayır’ dersek o zaman küresel dengeler içinde imajımız değişir. Türkiye, gerçekten bağımsız politikalar izleyebilen, kendi çıkarlarını sonuna kadar koruyan güçlü bir devlet olarak kendisini bölgesel güç olmanın ötesine götürecek rüzgârları yakalayabilir. NATO ve AB içindeki değerimiz ancak o zaman anlaşılır. Rusya ve Çin ile daha ilişkilerimiz şüphelerden arınır ve içerik kazanır. Ama yok illa ‘evet’ demek zorunda kalacak isek o zaman hiç olmazsa şu iki hususta azami fayda sağlamalıyız; (1) Kurulacak sistemlerin milli sistemlere entegre edilmesi ve komuta-kontrolünde söz sahibi alınması. (2) Kendi milli sistemlerimizi uygun şartlarda kurmak için satış garantisi. Unutmayalım ki, ABD bu kalkanı boşuna kurmuyor ve kullanılması için gerek olduğunda canı yanan İran karşısında Türkiye hedef haline gelecektir. Böyle bir durumda İran ortaklıkta olmayan Amerikan hedeflerini değil ona yataklık eden en yakınındaki Türkiye’nin önemli şehirlerini vuracaktır.


Ertuğrul MERTEL

12 yıl önce - Çrş 03 Ksm 2010, 02:03



erolerdem
12 yıl önce - Çrş 03 Ksm 2010, 12:26



erolerdem
12 yıl önce - Çrş 03 Ksm 2010, 15:37



erolerdem
12 yıl önce - Çrş 03 Ksm 2010, 20:36

Alıntı:
Nobelli Ekonomist Mundell: AB’de Deflasyon Geliyor

03.11.2010 14:30
Nobel ödüllü ekonomist Robert Mundell, aynı zamanda para birliklerinin (ortak para alanlarının) ticareti ve dolayısı ile ekonomik refahı artıracağını öne süren ilk bilim adamı. 78 yaşındaki ünlü ekonomist Hong Kong’da Bank of America-Merrill Lynch panelinde konuştu. Mundell’e göre, eğer Fed QE2 uygularsa, dünyada finansal terör estirecek.
Mundell’e göre Fed’in çok para basması halinde, Euro değer kazanacak ve tek görevi enflasyonla mücadele etmek olan Avrupa Merkez Bankası karşı önlem alamayacak. Robert Mundell, AB’de deflasyon halinde zaten borçlarını ödemekte zorluk çeken PIIGS (Portekiz, Italya, İspanya, Yunanistan ve İrlanda) moratoryum ilan edebilir düşüncesinde. Deflasyon ortamında borçların reel değeri yükselirken, bütçe geliri azaldığı için, geri ödemeler zorlaşıyor.
Mundell’e göre Fed para basarak tüm dolar rezerv tutan ülkelere vergi salıyor. Geithner’in cari açık ve fazlaların GSYIH’nın belirli bir oranında sınırlanması teklifini makul gören ekonomist, Brezilya’dan gelen “Fed politikası varlık köpüğü yaratır” görüşüne de katılıyor.



http://www.bilgeekonomist.com/Haber/4451/Nobelli_ ...liyor.html

Bernanke buları bilmiyormu?



umit1
12 yıl önce - Prş 04 Ksm 2010, 20:50

Alıntı:
Bernanke buları bilmiyormu?


Rand Paul MD nin ezici bir cogunlukla ABD Senatoru,ki kendisi hayatini FED ile mücadeleye adamış olan Ron Paul'un oğludur,seçildigi bir ABD de Bay Bernanke nin bunlari bilmesinin veya bilmemesinin hic bir önemi kalmamistir.

Bugunki ABD nin durumu daha evvelce cok bahsettim Weimar Almanyasina benzemektedir,yani dunyada "Hitlervari" demokrasiye gecise en uygun ulke halindedir.

Ancak Weimar Almayasindan farkli olarak 1965 den sonra ABD ye ABD de olmamasi gereken bir suru etnik kimlik sokulmus oldugundan bu gecisin Almanyadaki gibi kansiz yani ic savassiz olabilmesi epeyce zordur.

Bakin sayin Karagul ne yazmis:

http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/?t=04.11.2010&am ...himKaragul

Alıntı:
Bush'tan bile tehlikeli yeni dalga yükseliyor!


Oyle zannediyorum ki yakinda bendeniz bile "çok liboş ve nonoş birisi" olarak değerlendirilecegim buralarda.

2012 den sonra ABD kalacaklarin yapacaklari en iyi yatirimin bir Gun Shop'a ugrayip şöyle bir sey satin almalarini oneriyorum daima.

http://www.gunbroker.com/Auction/ViewItem.aspx?It ...=198878322

Her eve gerekli olacaktir.


mursel1
12 yıl önce - Prş 04 Ksm 2010, 20:56

Alıntı:
Oyle zannediyorum ki yakinda bendeniz bile "çok liboş ve nonoş birisi" olarak değerlendirilecegim buralarda.


Ozaman hemen sizi buralara alalım ümit bey

Belki rumeliler olarak balkan halkları ile birkikte rumeli Türk cumhuriyetini kurarız sonrada adriyetikten-hazara uzanan büyük devlete katılırız ha ne dersiniz.

Bir rumeli göçmeninin amerikalarda telef olmasını istemem nede olsa toprağımsınız.


Uğur1
12 yıl önce - Prş 04 Ksm 2010, 21:41

Alıntı:

Ozaman hemen sizi buralara alalım ümit bey


Buralar da çok güvenli ya zaten dimi..

ABD hapşırsa biz nezle oluruz diye bir deyim vardır bilirsiniz..


mursel1
12 yıl önce - Prş 04 Ksm 2010, 21:42

Alıntı:
ABD hapşırsa biz nezle oluruz diye bir deyim vardır bilirsiniz


Bu sefer maske kullanıyoruz


erolerdem
12 yıl önce - Cum 05 Ksm 2010, 18:33

Alıntı:
'''''Kriz kahini' olarak nitelendirilen ünlü ekonomist Nouriel Roubini, Fed’İn ABD ekonomisini desteklemek için attığı yeni adımın yeterli olmayacağını söyledi.
Roubini, yeni tahvil alım programının reel ekonomiyi canlandırmaya ve deflasyonist baskıları engellemeye yetmeyeceğini ifade etti.
Ünlü ekonomist, ikinci niceliksel gevşeme adımının ardından üçüncüsü, hatta dördüncüsünün gelmesini beklediğini de kaydetti.
Goldman Sachs baş Amerika ekonomisti Jan Hatzius, Fed’İn yeni niceliksel gevşeme adımlarının 600 milyar dolarla sınırlı kalmayacağını öngördü. Niceliksel gevşeme adımlarının 2012 yılı boyunca bile devam edebileceğini belirten Hatzius,Fed’in toplamda 2 trilyon dolara varan bir harcama yapabileceğini belirtti. Hatzius, Fed’in 2015 yılından önce faiz artırmayacağını savundu.
ABD Merkez Bankası'nın yeni önlemler alacağını düşünenlerin arasında PIMCO CEO'su Muhammed El-Erian da var. Dünyanın en büyük tahvil fonunu yöneten PIMCO'nun CEO'su El-Erian, ekonomide istenen iyileşmenin sağlanamadığını ve Fed'den yeni adımların beklenebileceğini ifade etti.
Ünlü yatırımcı Jim Rogers ise, Fed Başkanı Ben Bernanke'ye ilişkin açıklamalarıyla dikkat çekti. Rogers, "Bernanke ekonomiden, kurlardan, finanstan anlamıyor. Anladığı tek şey para basmak" diye konuştu.'''''



Korkut Hoca genişleme öncesi bir yazı yazmış...

http://haber.sol.org.tr/yazarlar/korkut-boratav/k ...erde-35203

Alıntı:
Dolar ile yuan arasındaki “kur savaşı”nda, Çin’in hareketsiz kalması, Amerika’yı da karşı hamlelere yönlendirdi. ABD Merkez Bankası (FED), para politikası yoluyla doların değerini aşağıya çekebilir ve belli bir noktadan sonra yuan’ın dolardan kopması, değerlenmesi kaçınılmaz olabilir. Kriz sonrasında sıfıra yakın faiz ve piyasaya pompalanan yüksek likiditeye rağmen Çin dolar rezervlerini artırarak yuan’ın değerlenmesini önleyebildi. Şimdi, “parasal gevşeme”nin ikinci aşamasına (buna QE2 diyorlar) geçilmek üzeredir. Roubini’nin tahminine göre FED altı ayda 600 milyar ile 1.5 trilyon dolar arasında devlet tahvili satın alacak; böylece hem uzun vadeli faizleri de sıfıra yaklaştıracak; hem de doların değerini aşağıya çekecektir. Bir anlamda “para basarak borç ödeme” (“monetizasyon”) cürmünü işlemiş olacaktır; ama, emperyalist sistemin patronunun bu kadar ayrıcalığı elbette vardır.

Çin FED’in pompalayacağı likiditeyi satın alarak dolar/yen kurunun değişmesini önleyebilir mi? Roubini’nin ek likidite tahmini doğru çıkarsa, Çin bu tür bir işlemi ancak dolar rezervlerini iki misli artırarak gerçekleştirebilir. Bu hacimde bir operasyonun Çin ekonomisini istikrarsızlığa (en başta enflasyona) sürüklemesi kaçınılmazdır. Çinli yetkililer, dolar pompalanmasına dayanan “kur savaşı” hamlesini tedirginlikle karşılamaktadırlar.





sayfa 789
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET