1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 49  |
 |
umit1
15 yıl önce - Prş 21 Ağu 2008, 23:20
| Alıntı: |
| Bir de şunu merak ediyorum: NATO genişlemesinin Güç kampının iç dinamiklerine etkisi ne olacak? Rusya ile ABD arasındaki gerginlik Güç kampını zayıflatır mı? |
Bakin kovboy filmlerinde şöyle sahnelere rastlanılır.
Kamera bir vahşi batı kasabasının caddesini göstermeye başlar caddede dükkanlar vardir,caddede insanlar yurümekte rahat rahar cene calmaktadır,sarhoşlar ise bir kosede ickilerini yudumlamaktadirlar yani canlı ama sakin bir kasaba goruntusu vardir.
Derken kamera caddenin bir ucuna döner,silahşör ve belali oldugu her halinden belli birinin kasabaya dogru gelmekte oldugunu görür seyirciler,kamera bir dönüş daha yapar yolun aksi yönünden yani kasabanin diger tarafindan bir baska, ama en azinda birincisi kadar belali gorunumlu 2.bir silahşöründe kasabaya dogru gelmekte oldugunu gösterir seyircilere.
Bu iki silahsorun aksi yonlerden kasabaya dogru gelmekte oldugunu gören herkez, insanlar ,hayvanlar caddeyi bosaltirlar ,hicbir canli kalmaz caddede ,dukkanlarin kepengleri,evlerin panjurlari kapanir herkez olacaklari beklemeye baslar korkuyla.
Halbuki bu filmi seyreden seyirciler bu kasabaya dogru gelen iki silahsorun niyetlerinin ne oldugunu henuz bilmemektedirler,bunlar kasaba meydaninda düello da edebilirler,karsilastiklarinda "ooo nerelerdeydin yahu gel biraz laflayalim" da diyebilirler.
Bunlarin niyetlerini seyirciler filmin ileriki sahnelerinde veya sonunda ögrenebileceklerdir,hatta belki hic öğrenemeyeceklerdir,seyircilerin neyin ne zaman ve neden yapildigini ogrenmeleri filmin yonetmeninin tercihine baglıdir.
Ama bu iki silahsorun niyetinin ne olduguda hic önemli degildir kasaba ve kasabalilar acisindan,onemli olan onlarin kasabada bulunmalaridir,cunki onlar kasabada olduklari surece kasaba ve kasabalilar icin hicbir şey artik eskisi gibi olamayacaktir.
Umarim anlatabilmisimdir.
|
 |
efendi87
15 yıl önce - Cum 22 Ağu 2008, 13:32
| Alıntı: |
Bir zamanlar Rusya'nın en zengini olan Yukos Petrol şirketinin eski sahibi Mihail Hadarkovski'nin af için yaptığı başvurusunun yerel bir mahkeme tarafından reddedildiği bildirildi. İngilizce yayın yapan ''Russia Today'' televizyonu, Rusya'nın Sibirya bölgesindeki Çita'daki mahkemenin bugün Hadarkovski'nin şartlı tahliye talebini reddettiğini duyurdu.
Hadarkovski'nin avukatı Vadim Kluvgant, mahkemenin kararını temyiz edeceklerini söyledi.
Bir zamanlar Rusya'nın en zengin adamı olan Hadarkovski, 2003 yılında vergi kaçırmak ve dolandırıcılık suçlarından dolayı gözaltına alınmış ve 8 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. |
Ümit bey yukarıda bahsi geçen adam,abramovich gibi(sanırım oligark deniyordu bunlara) bu zenginliğe zamnında nasıl kavuştu.Deniyor ki bunlar komünist resjim sırasında hepsi birer sovyetler birliğinin resmi memuruydu.Ama yurtdışı ile ilişkileri oldukça iyiydi.Özellikle majesteleri ile.Daha sonra rusya derin devleti, rejimini dönüştürme kararı verdiğinde bu oligarklar bu dev petrol şirketlerini alabilecek parayı küreselcilerden bulmuş ve rusyanın para eden bütün şirketlerini almıştır.Hatta küreselcilerden biri zamanında Rusya'yı bir kurşun atmadan 500 milyon dolar ile ele geçirdik demiştir.Bu hikaye doğru mudur.
| Alıntı: |
Washington Post'un haberine göre Vitol ile birlikte 4 büyük aracı kurum işlemcisi de temmuzda yaşanan yükselişten sorumluydu..
İsviçreli petrol ticaret şirketi Vitol'ün haziran ve temmuz aylarında New York Emtia Borsası'nda (NYMEX) yaptığı vadeli petrol işlemlerinin fiyatlardaki büyük yükselişlerde önemli rolü olduğu anlaşıldı. Fiyatların ciddi dalgalanma gösterdiği temmuz ayında da NYMEX'teki vadeli petrol işlemlerinin üçte birinin dört işlemci tarafından gerçekleştirildiği tespit edildi. Petrol İhracatcısı Ülkeler Örgütü (OPEC) ile büyük petrol şirketleri ve batılı devletler arasında da tartışmaya neden olan petrolün fiyatının spekülasyon kaynaklı yükseldiği iddiası önemli bir zemin buldu. Washington Post gazetesinin "Birkaç spekülatör büyük petrol piyasasına hakim oluyor" başlıklı haberine göre ABD vadeli işlemler piyasasını düzenlemekten sorumlu CFTC, piyasalarda yapılan vadeli petrol teslimi sözleşmelerinden oluşan işlemleri mercek altına aldı. Petrol ticaretinde küresel bir dev olarak kabul edilen 147 milyar dolar cirolu Vitol, zaten önemli bir piyasa oyuncusuydu. Ancak NYMEX'te sözleşmelerini petrolü teslim etmek üzere yapan tüccar şirket statüsünde bulunuyordu. CFTC'nin yaptığı incelemeler ise Vitol'ün NYMEX'teki işlemlerini ticaretten fiyat spekülasyonuna kaydırdığını ve piyasayı da önemli oranda etkilediğini ortaya çıkardı.
1 GÜNDE 11 DOLAR ZIPLATTILAR
CFTC'nin bu tespitini iki önemli noktaya dayandırdı. Öncelikle Vitol, 6 Haziran'da 57.7 milyon varillik fiyatların yükseleceğine dayalı petrol sözleşmeleri bağladı. ABD'nin günlük petrol tüketiminin üç katı olan 57.7 milyon varillik işlemle birlike petrolün fiyatı o gün 11 dolar yükselerek 138.54 dolar oldu |
tamamı:http://www.haber7.com/haber/20080822/Petrolu-azdiran-sirket-bulundu.php
Ümit bey bu konuda da değerlendirmenizi yapar mısınız?
|
 |
erkan
15 yıl önce - Cmt 23 Ağu 2008, 15:20
Amerika'da da dengeler değişiyor, ne dersiniz?
| Alıntı: |
[Yorum - Ahmet Kurucan] Azınlık-çoğunluk meselesi
Geçen hafta içinde New York Times'ta okuduğum bir haber oldukça dikkatimi çekti. Birinci sayfadan 4 sütuna yan manşet olarak verilen habere göre 2050 yılında Hispanik, Latino, Kızılderili vb. grupların toplam nüfusu beyaz Amerikalıları geçecekmiş.
Daha açık ifadeyle bugün azınlık olanlar 2050'de % 53'lük bir oranla çoğunluk olacakmış. Nitekim manşet başlığı azınlık-çoğunluk kavramlarının kullanıldığı kurgu üzerine bina edilmiş.
Haberde anlatılan muhtemel tablo aslında tarihî bir deverânın göstergesi. Çünkü bugünkü ABD topraklarını sahiplenip kendilerini hakiki Amerikalı gören Avrupalı göçmenler, 1500'lü yılların başında % 4'lük bir nüfus yoğunluğuna sahipler. Kızılderililer ise % 96. 1700'lü yılların sonunda bu tablo Avrupalı göçmenler lehine değişiyor; oran % 64. Kızılderililer ise ciddi ölçüde gerilemeye başlamış. Bu arada birinci, ikinci, üçüncü göç dalgaları diye adlandırılan Meksika başta olmak üzere dünyanın dört bir yanından devam eden göçlerle başka etnik unsurlar ülkeye yerleşiyor. Hispanikler ve Latinoların ağırlıklı kesimi teşkil ettiği bu göç dalgasında Hindistanlılardan Araplara kadar birçok etnik köken var. Göç ve doğumla sürekliliğini devam ettiren bu deverân yukarıda ifade ettiğimiz gibi 2050'de Avrupa kökenli Amerikalıların aleyhine bir tablo çıkartacak.
Bu zaviyeden baktığınızda aslında anormal bir durum yok. Çünkü ABD kuruluş günlerinden bu yana ne bir ulus-devlet ne de devlet-ulus. Yani ne 20. asır Avrupa ve Asya'sında gördüğümüz üzere ırk temelli siyasi ve sosyal yapılanmaya sahip ne de devlet erkinin taban kitleye dayattığı bir etnik köken anlayışına. Aksine insanların etnik kökenlerini olduğu gibi kabullenip vatandaşlığı sosyal bir mukavele esası üzerine kurmuş. O mukavelede yer alan şartlara bağlılık, dini, dili, cinsi, mezhebi ve ırkı ne olursa olsun ilgili kişiyi ABD vatandaşı olmaktan alıkoymuyor. Çoğulcu toplum anlayışı bu sistemin temelini oluşturuyor bir başka tabirle. Tabii bu kadar farklı özelliklere sahip tabanı bir devlet çatısı altında yönetmek kapsayıcı ve kucaklayıcı bir siyasi rejimi gerektiriyor. Demokrasi de bunu sağlıyor. Hatta şöyle denilebilir; demokratik sistemin ABD'de bu kadar yerleşik olmasında mezkur çoğul yapının rolü büyük.
Dengelerin değişmesi öyle kolay değil!
Buraya kadar aktarmaya çalıştığımız haber ve haber üzerine yapılan kısa yorum anlaşılabilir, kabullenilebilir bir muhteva izliyor sanırım. Ama sonrasına dikkat edin; haber, sunumda tercih edilen üslup ve ruhuna içirilen mana ile her tarafından bir yerlere mesajlar sunuyor. Adeta; "bu işin önüne geçmek için yarın çok geç olabilir. Haydi göreve!" diye çağrı yapıyor. Siz zannedersiniz ki 2050'de çoğunluğu ele geçirecek azınlık, bugün ABD'de yaşamıyor; uzaydan gelip burayı ele geçirecekler veya en azından üçüncü, beşinci sınıf vatandaş. Halbuki böyle bir şey söz konusu değil. Yarının çoğunluğu, bugünün azınlığı olan insanlar bu ülkede bugün itibarıyla ABD vatandaşı olmanın bütün nimet ve külfetini kendilerine hakiki Amerikalı diyen Avrupalı göçmenlerle birlikte paylaşıyorlar. Vergi ödemeden askerliğe kadar hemen her yerde birlikteler. Hatta burada "dirty job" denilen çöpçülükten maden işçiliğine uzanan ağır işleri onlar üstleniyorlar.
Eğer üslup ve haberin ruhundan okuduğumuz bu ihtimaller doğruysa ve ülkenin iç denge ve dinamiklerini belirleyen güçler buna müsbet cevap verirse yakın gelecekte çifte standartlı uygulamalara daha çok şahit olacağız demektir. Kehanet olarak algılanmamalı bu söylediklerim. Çünkü 11 Eylül sonrası bahsini ettiğimiz çifte standart İslam ve Müslümanlar özelinde acı acı yaşandı ve hâlâ yaşanıyor. Dünyanın jandarmalığını üstlenen, tek kutuplu dünyanın süper gücü olarak kendini gören, Rusya ve Çin başta her türlü potansiyel rakibi alt etmek için kısa, orta ve uzun vadeli plan ve projeleri devreye sokan bir üst yapının evinin içindeki dengeleri değiştirecek muhtemel gelişmelere rahatlıkla izin vereceğini zannetmek zaten dünyayı bilmemek demektir. Mazisi neredeyse yüzyıllara dayanan "yeni dünya düzeni" plan ve projeleri ile aleme nizâmât vermeye çalışanların bundan bir çırpıda vazgeçeceklerini ummak ve kendini yerinden-yurdundan edecek gelişmelere seyirci kalmaları beklenemez.
Bir ülkenin içinde yer alan statüko taraftarı iç dinamik güçler her zaman değişim ve dönüşümün önünde Berlin Duvarı gibi durmuşlardır. Sebep nettir; statükonun kendilerine sundukları maddi-manevi imkân ve imtiyazları kaybetmemek. Atanmışlar, diğer bir tabirle bürokratik kadro burada kilit rolü oynar. Üniversiteler, zengin işadamları, medya ve eğer demokratik değerler yerli yerine oturmadıysa silahlı güçler bu süreçte ikinci-üçüncü derecede rol oynayan yapılardır. Bizim ülkemizde de AB'ye üyelik bağlamında ortaya çıkan çatlak seslerin, "istemezük" diye ortalığı birbirine katanların, hatta bu hususta silahlı örgütlenmeye kadar gidenlerin kimler olduğunu sanıyorsunuz? Görünüşte öne sürdükleri ve inanmamızı istedikleri sebeplere aldanmamak lazım. AB gibi bir dış dinamiği yedeğine alarak değişim ve dönüşüm isteyen iç dinamiklerin önünü kesme mücadelesidir yaşananlar. Statükoyu, onun sunduğu imtiyazları kaybetmeme tek hedefleridir.
Pekala bu Berlin duvarı aşılabilir mi? Eğer dış dinamikler hukuki, ekonomik, siyasi argümanları yedeğine alarak değişim taraftarı iç dinamiklerin yardımına koşarsa aşılabilir diye düşünüyorum. İletişim ve ulaşım vasıtalarının geniş bir kullanım ağına sahip olması, demokrasiyi daha iyi özümsemiş taban kitleye sahip olması itibarıyla ABD'nin bu noktada mesela bizim ülkemizden çok daha şanslı olduğuna inanıyorum. Her ülkenin kendine özgü derin gerçekleri vardır. Her nedense söz konusu gerçekler derin olunca ortaya çıkan yapılanmalar ve yapılanlar çok değişmemektedir. Sahi, John F. Kennedy, Martin Luther King, Malcolm X'i kim öldürmüştü?
|
http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=729042&a ...k-meselesi
|
 |
umit1
15 yıl önce - Cmt 23 Ağu 2008, 19:59
| Alıntı: |
Amerika'da da dengeler değişiyor, ne dersiniz?
|
Amerikalilar'ın cok kullandiklari bir deyim vardir,derler ki "What goes around,comes around".
Yazarın bahsettigi olayın adina biz "Brownisation of America" deriz.1950 de 150 milyon olan ABD nufusu bugun 300 milyonu aşmış,ABD Cin ve Hindistandan sonra dunyanin en kalabalik 3.ülkesi haline gelmistir.
Bu nufus artisinin en hızlı oldugu dönem ise son 35 yildir, bu donemde ABD nufusu göclerle % 40 gibi buyuk bir oranda artmis,"Amerikan Ruyasi" bitmisdir.
Yazar bazi seyleri anlamis ama bazi seyleri pek anayamamistir,anlayabilmesinede bu isin icinde olmayan herkez gibi pek de imkan yoktur.
ABD kuruldugu gunden 1965 senesine kadar göç politikasini "white-caucasian" diye tabir edilen Avrupa kökenlilere dayandirmis,bunlarin dışındakilerin ABD ye ayak basmasina dahi izin vermemistir,bu ABD ye ayak basan Avrupalilar bile kendi aralarinda 1.,2.,ve 3 sinifa ayrilmislardir bunlardan Anglo-Sakson,Teuton ve Iskandinav kökenli olanlara her kapi kolaylikla acilirken,Irlanda ve Italyan asillilar 2.Sinif Slav asillilar ise 3.sinif olarak degerlendirilmislerdir.
Bu pek hoşa gitmeyen ama gerekli ayirimcilik sayesinde ABD ikinci bir Brezilya veya Arjantin olmaktan kurtulmus,diger büyük "Göçmen ülkeleri" Arjantin ve Brezilya bir gelisme gosteremezken, ABD onlarla aynı kaderi paylasmamış,dunyanin en gelismis ulkeleri arasinda katilmistir,60 li yillarda Global Sermaye ABD yi ele gecirmeye hazirlanirken "Global Sermaye" ve "Musevi Cemaati" farklı nedenlerlede olsa bile,ABD nin bu 200 yildir uyguladiğı geleneksel göç politikasını temelinden degistirmek icin ittifak yapmislar ve amaclarinda basarili olmuslardir.
Bugun ABD nin karsilastigi sorunlarin temelinde bu vardir.
| Alıntı: |
| O mukavelede yer alan şartlara bağlılık, dini, dili, cinsi, mezhebi ve ırkı ne olursa olsun ilgili kişiyi ABD vatandaşı olmaktan alıkoymuyor |
Bu bugun böyledir,ama 1965 deki "Göç Reformu" öncesinde ise "White-Caucassian" grubu disindakilerin birakin ABD vatandasi olmalarini bir yana,ABD ye adım atmalarina bile izin verilmezdi.
Her nasilsa ABD ye adim atabilmis,yesil kart alabilmis olanlarin ABD vatandasligi alabilmeleri ise Yuksek Mahkemenin 1923 de vermis oldugu "White Caucassian grubu haricindekilerin ABD vatandasligina kabulu durumunda ABD nin bekasinin tehlikeye girecegi icin onlarin vatandasliga kabulunu yasaklayan" içtihat kararı ile yasaklanmis bulunmakta idi.
Turkiyedeki yazarlar cizerler bunlardan haberleri bile olmadan malesef ahkam keserler dururlar.
ABD nin cokusu 1965 deki Ted Kennedy'nin "Göç Reformu" ile baslatilmistir,çöküşün durdurulabilmeside ancak 1965 öncesi politikalara geri donulmesi ile olabilir.
Bu ise bir ic savaşı göze almadan basarilamaz,icine girdigimiz dönemde ABD nonoslara,liboşlara dar gelecektir,bu kesinlikle söylenebilir.
Lafin kisasi,yukardaki deyimin dogrulugu bir kez daha kanitlanacaktir ABD de.
| Alıntı: |
Pekala bu Berlin duvarı aşılabilir mi? Eğer dış dinamikler hukuki, ekonomik, siyasi argümanları yedeğine alarak değişim taraftarı iç dinamiklerin yardımına koşarsa aşılabilir diye düşünüyorum. İletişim ve ulaşım vasıtalarının geniş bir kullanım ağına sahip olması, demokrasiyi daha iyi özümsemiş taban kitleye sahip olması itibarıyla ABD'nin bu noktada mesela bizim ülkemizden çok daha şanslı olduğuna inanıyorum. Her ülkenin kendine özgü derin gerçekleri vardır. Her nedense söz konusu gerçekler derin olunca ortaya çıkan yapılanmalar ve yapılanlar çok değişmemektedir. Sahi, John F. Kennedy, Martin Luther King, Malcolm X'i kim öldürmüştü?
|
Buda yazarin henuz hicbir sey anlayamis olmasinin bir göstergesi,ABD yi ABD yapmış olan 1965 e kadar uygulanan politikalardir.
|
 |
erkan
|
 |
teoman1
15 yıl önce - Sal 26 Ağu 2008, 02:00
ümit bey Pzr 04 Eyl 2005 07:52 demişki:
| Alıntı: |
Su andaki olusum Almanya-Fransa-Japonya-Rusya blogudur.(ki bunlardan ilk ucunun ABD ye "Plaza Anlasmasini dayatan ulkeler olmasi bir tesaduf degildir herhalde).
Bu bloga karsi bir ABD-Cin-Hindistan blogu olusacaktir.Papa secimine kadar dunyada her sey bu yeni olusumun sinyallerini cok acik bir sekilde vermektedir.
Diger butun ulkeler bu iki ana blogun birine dahil edileceklerdir.
Hesaplarini 2025 ve daha sonrasi icin yapan herkesin hesabini buna gore yapmasi gerekir diye dusunuyorum. |
en son kutuplaşmayı
abd rusya fransa almanya - ingiltere çin hindistan olarak vermiştiniz.
2025 e mi geldik yoksa dünyada bir değiklik mi var?
|
 |
alimemo
15 yıl önce - Çrş 27 Ağu 2008, 01:43
Ümit Ağabey, bir şey sorayım. Özal öncesi durumumuz çok mu iyiydi de "global sermaye şöyle kötü böyle kötü" diyoruz? Global sermayeyle ekonomik açılım olmasaydı nasıl bir durumda olurdu ekonomimiz bugün?
| alimemo bu başlık altında daha önce demiş ki: |
| Tabii burada reel değerler, tuvalet kağıdı ve CFIUS falan derken, çok dikkatli olmak lazım, zira söylediklerimizden "1970'lerin dövizin yasak olduğu, devletin şeker ürettiği Türkiye'sinin özlenecek bir yer olduğu" izlenimi uyanabilir birçok insanda. "Stratejik kuruluş, vatan millet" diyerek devlet elinde tutulan ve birilerinin çiftliği haline gelmiş kurumların ülkeye çok fayda getirdiği sanılabilir. |
|
 |
efendi87
15 yıl önce - Çrş 27 Ağu 2008, 16:05
Ümit bey heralde forumu 2-3 gündür takip etmiyorsunuz.Benim bir kaç sorum var.
1-Şemdinli operasyonunu kimler tezgahladı amaç neydi.Halkta oluşturulmak istenen olgu neydi.
2-Aynı şekilde Danıştay operasyonunu kimler tezgahladı.(Küreselciler mi yoksa Ulus-Devletçiler mi?)
3-Bir de o zamanlar gözden kaçan birşey vardı.Belki farketmişinizdir.Tümgeneral Reha Taşkesen telefonu dinlenmişti.Bir bayan teğmenle ilişkisi olduğu ortaya çıkmıştı bu dinleme sonucunda.Taşkesen'in özelliği BüyükAnıt'a çok yakın olmasıydı.Ve geleceğin genelkurmay başkanı olarak lanse edilmesiydi.Bu dinleme olayından sonra.Jandarma,Emniyet ve Mit,ayrı ayrı açıklamalar yaptı.Dinlemeyi biz yapmadık diye.Bu dinleme olayından sonra Taşkesen kariyerinden feraget ederek "Yaşar Paşa'ya zarar vermemek için istifa ediyorum" dedi ve istifa et(tiril)di.Bu operasyon kimin operasyonuydu.
|
 |
teoman1
14 yıl önce - Cum 29 Ağu 2008, 23:47
sanki beklenenin dışında garip şeyler oluyor.
ruslar bu sefer ciddiler sanki, füze kalkanını ya söktürücekler ya da kalkan kalkmadan füzeler kalkacak . yanıldığımı umuyorum ama bir gerilim olduğu ve bunun ciddi olduğu belli.
yorumlarınızı bekliyorum, ümit bey de bizi aydınlatır umarım.
bu arada bu ümitsiz günlerde ümit beyin eski yazılarını 2005 lerdeki ilk yazılardan bu güne okumaya başladım. herkeze tavsiye ederim.
|
 |
teoman1
14 yıl önce - Pts 01 Eyl 2008, 14:39
yada
yada beklenenin dışında garip şeyler olmuyor
rusya - abd - iran - ab - türkiye grubu düğmeye bastı. herkes çok önceden belirlenen repliklerini okumaya başladı:
rusya agresif tutumlar içerisinde, abd'ye bize, ab'ye kafa tutuyor, iran öcüsüne füzeler satıyor. abd ise rusyaya karşı füze kalkanları kuruyor, karadenize savaş gemileri sokuyor. rusya öyle füzelerle denemeler yapıyor ki amerikan kalkanlarını hektorun kalkanı gibi delecek güçte. gerilim üstüne gerilim artıyor. rusya en son bütün petrole aç devleri etrafına topluyor, size petrol silah füze ne isterseniz vereceğim diyor. ab ye dönüyor sonra, size de vereceğim, yeterki bu lanet abd ye hizmet etmeyin diyor.
böylece nükleer bir savaş patlamak üzere korkusu yayılarak iki kutuplu soğuk savaş düzenine yumuşak geçiş sağlanmaya çalışılıyor. bu küresel sermayenin bir 50 sene daha belini doğrultamaması anlamına gelecek.
bu senaryonun inandırıcı tarafları şunlar:
1. ingilterenin hiç bir yerde adı anılmıyor. sanki böyle bir ülke yok
2. yeni g.kurmay başkanı amerika rusya savaşmak üzere diyen gazeteciye "güldü". emin olmasa hayır der, ama gülmez.
3. hindistan ve çin rusyanın bana destek olun size petrol vereyim teklifine atlamadılar.
ah ümit bey bir dönse bu amerikanvari ağustos tatilinden 
|
 |
sayfa 49  |
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
|