1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 171  |
 |
ersin geçim
14 yıl önce - Çrş 25 Şub 2009, 01:55
Bende yazılanları başından sonuna okudum. Benimde aklıma takılan bir soru oldu. Ümit1 beye sorum.
Peki sizce İslam'ın yükselişi diye birşey yok mu dünyada?Yani bununla yine 300 yıldır olduğu gibi kandırılan taraftamıyız? Eleştirdiğiniz cemaat yaptığı çalışmalarıyla Türkiye'nin neredeyse cihanşümul tek hareketi.Eğer bu koca hareket koca bir yalansa.... yani Allah'ın afrikasında cumhurbaşkanımızın istiklal marşıyla karşılanması bambaşka bir düşünceye hizmet ediyorsa(iddia edilene göre İslamın karşıtı ve ezeli-ebedi düşmanı bir düşünceye) bu toplumsal şizofrenimizin bir göstergesi değil midir? Hangi güç böylesine kocaman bir yalan söyleyebilir?
Herneyse tekrar başa dönüyorum.Cevaplamınızı rica ettiğim soru şu: Bu kadar hengame içerisinde İslam ve Kur'an'da ve kutsi sahih hadislerde vaadedilen o büyük gelecek sizce hala uzakmı?
|
 |
erkan
14 yıl önce - Çrş 25 Şub 2009, 02:13
Ümit beye bir soruda benden: daha önceki yazılarınızda amerikanın tezkerenin geçmesini istemedeki esas amacının türkiyenin güneydoğusuna yerleşmek olduğunu yazmışsınız. madem öyle neden tezkere çıkmadığı halde gitti ırağı işgal etti vede şimdi çıkmanın telaşında?
|
 |
Orhan Kınık
14 yıl önce - Çrş 25 Şub 2009, 02:29
2020 sonrası Yeni Türkiye ya da Yeni Osmanlı hairtası.
Amerikalı bir analist hazırlamış. Burda 2020 tarihi dikkatimi çekti. Lozan antlaşmasından çıktıktan sonra İnönü ''Yüz yıl süre kazandık'' demişti. Lozandan bu yana bağımlılık süreci yaşıyoruz. İnönü bunu derken yeniden toparlanmak için bir yüz yıla ihtiyacımız mı var demişti , yoksa Lozan'ın geçerliliği yüz yıl sonrası tamamalanacak mı demek istemişti?
Amerikalı strateji uzmanı George Friedman’ın öngörülerine göre ''Türkçe geleceğin geçer dilleri arasında olacak, bununla da kalmayacak Türkiye-Japonya ittifakı ile ABD savaşmak zorunda kalacak, savaş da öyle bildiğiniz topla tüfekle değil daha farklı bir bilim kurgu filmi savaşlarını andıracak ve Dünyanın kaderini bu savaşın galibi belirleyecek."
http://www.stratejikboyut.com/article_detail.php?id=431
|
 |
Uğur1
14 yıl önce - Çrş 25 Şub 2009, 02:29
| Alıntı: |
Diyelim ki Aydin Bey imar planlarini degistirdi oraya rezidanslar dikti,ve onlari satti.
Hilton arazisinin alinis tarihiyle rezidanslarin dikilip satilma tarihi arasinda 12 aydan fazla bir zaman gectigi icin, bir gun bile gecse kafidir,IRS Aydin Beyin kafasina dikilir elde ettigin gelirin % 50 sine yakin bir bir kismini ABD hazinesine aktarirdi.
|
Buna hakikaten şaşırdım, bizde yerleşen global sermaye kültürünün aynısı ABD'de de var, fakat ABD yönetimi bir kaç inşaat şirketinin tek bir pazarı ele geçirmesi yerine ufak ölçekli binlerce şirkete müsaade etmiş demekki.. Fakat ABDnin diğer sektörel pazarlarında ise daha çok büyük ölçekli şirketlerin varlığı söz konusu.. Orada mahalle bakkalı, mahalle manavı diye bir kavram söz konusu mu bilmiyorum..
İnşaat sektöründe böyle bir uygulama enteresan geldi..
Bizde de olsun isterdik..
Bol bol Ağaoğlu, Taşyapı görüyoruz burada..
| Alıntı: |
Nasyonal-sosyalistlerin korumacılık merakı -1
Korumacılık giderek krizden çıkışın yegâne alternatifi gibi gösterilmeye başlandı. Bugünlerde korumacılık kavramını dillendirenleri iki tarafta toplayabiliriz. Birinci taraftakiler korumacılığı ve devlet kapitalizmini şimdiki krizden çıkışın bir alternatifi olarak gösteriyor. Bu kesime göre ulusal pazarların öneminin giderek artacağı, ulus-devletin yönlendirip düzenleyeceği bir dönem hem gerekli hem de kaçınılmaz. “Ah, şu gümrük birliği, DTÖ anlaşmaları olmasaydı, şimdi her şey daha kolay olurdu” türünden hayıflanmalar da bu kesimin şu sıralar dilinden düşmüyor. Bu yaklaşıma, kriz şaşkını büyük sermayenin bazı kesimleri bile “aslında olabilir” deme aşamasında. Bundan sonrasını artık korumacılık, içe kapanma paklar diyenlerin ikinci cephesini ise dünyanın siyaseten bu çerçevede olacağını/olması gerektiğini isteyenler ya da kapitalizmin başka çaresi yok diyenler oluşturuyor. Aslında bu “başka çare yok” diyenler korumacılık çaresini, bir noktada, üstü örtülü de olsa, istiyorlar. Örneğin bir nasyonal-sosyalistle “sosyalist” bu noktada tam bir siyam ikizi resmi verebiliyor. Bu örnekleri hemen hemen her gün TV ekranlarında görüyoruz. Mesela geçen gün Amerikan tedrisatlı ama sıkı “solcu”, aynı zamanda özel üniversite elamanı “bilirkişiye” TV sunucusu soruyor; “e, Ahmet bey peki sizce bundan sonra nasıl olacak krizin seyri?” Yanıt hazır: “Herkesin içe kapanacağı, korumacılığın artacağı bir döneme gireceğiz.” Ahmet bey nereden biliyor diye sormayın; o zaten öyle olmasını istiyor. Ama ondan öte veriler küreselleşmenin, bu dönemde, geriye gittiğini gösteriyor. Emtia, sermaye ve istihdam dolaşımı kriz nedeniyle en dip noktada. Bu durumu The Economist son sayısında verilerle anlatıyor. Kargo trafiği bir yılda yüzde 23 azalmış, gelişmekte olan ülkelerin net özel sektör borçlanma ve hisse senedi piyasalarına sermaye akışı, bir yılda 1 trilyon dolardan 530 milyar dolara gerilemiş. Öte yandan ILO, 2009’da 30 milyon kişinin işsiz kalacağın tahmin ediyor. ILO bu tahmininde “deglobalizasyon” etkisini öne çıkarıyor.
Çok ilginç olarak bu verilere dayanarak “gördünüz işte, küreselleşme iflas etti; yeniden ulus-devlet zamanlarına dönüyoruz” diye ortalığa atılan nasyonal-sosyalistlere Soros gibiler de eşlik ediyor. Soros geçen gün “serbest piyasa modelinin sonuna gelindi” gibisinden laflar etmiş. Tabii çok doğal çünkü Soros gibiler devlete sırtını dayamış tekelci mali sermaye düzenini “serbest piyasa” zannediyor. N’apsın, adam öyle yaşamış; öyle görmüş.
Şimdi birincisi: Küreselleşme, ya da küreselleşmenin içinde bulunduğumuz aşaması yalnızca, emtia, sermeye ve işgücünün küreselleşmesi değildir. Birinci savaş öncesinde de bu alanda benzer istatistikleri yakalayabiliriz. Birinci savaştan önce kapitalist devletin ekonomiye müdahalesi çok daha sınırlıydı. Hatta 1929 bunalımına değin, ulusal devletçi ekonomilerin olmazsa olmazı olan, denk bütçe prensibi, yoğun vergilendirme –birçok ülkede kurumlar vergisi- uygulamaları tam anlamıyla gerçekleşmemiştir. Dolayısıyla etkin bir maliye politikasından bahsetmek mümkün değildi. Yine merkez bankacılığı daha doğrusu ulusal para politikaları 20. yüzyıl başında ancak kurumsallaşmaya başlamıştır. Aslında kapitalizm, başından beri –İngiltere dâhil- devlet kapitalizminin sırtında yükselmiştir. Britanya, sanayiini tehdit eden her gelişmeye önlem almıştır. Birinci savaşa değin, altın standardı, gelişmiş ulus-devletlerin uyguladığı güçlü bir tarife sistemi, ulus-devletlerin savaş sanayiini geliştiren ve alt yapıyı inşa eden, dolayısıyla önemli bir dışsallık oluşturan politikaları hem güçlü bir devlet kapitalizmi yaratmış hem de ikinci savaşa ve faşizme giden sürece damgasını vurmuştur. Örneğin 1860’tan 1933’e kadar uzanan (Nazizm’e giden) süreçte Alman ekonomisinin dinamiklerine bakanlar hem korumacılık olgusunu hem de ulus-devlete dayanan kapitalizmin inşaını görebilirler. Hemen ikincisi: Ulus-devlete dayanan sermaye birikim rejimi kapitalizmin yukarıdaki dönemine aittir. Ve bu kriz işte tam da bu birikim rejiminin radikal bir şekilde son yapılarının tasfiyesinin krizidir. Bu birikim rejimi, yerini küreselleşmeye bırakıyor. Gerçek küreselleşme kriz sonrası başlayacak.
Küreselleşme, mesela güçlü kıtasal merkez bankalarıdır; küreselleşme kıtasal devletler ve onların kurumlarıdır. Küreselleşme tek dünya parasına gidiş, tek mali piyasa ve ilkönce kıtasal sonra da küresel düzenlemedir. Devam edeceğiz ama hemen söyleyeyim; “bu kriz sonrası kapitalizm korumacılığı öne çıkaracak, ulus-devlet dönemine dönecek” demek, Soros kadar cahil olmayı gerektirir. Tabii bir de Amerika’da Soros gibilerin akademik versiyonuyla dolu üniversite tedrisatı da bu yargı için yardımcı olabilir.
Cemil Ertem-TARAF
|
Bu insanlara ne demeli Ümit bey sizce, hala dünyada globalizasyonun tekrar yaşanacağını ve ulus devletlerin son demlerini yaşadığını düşünüyorlar..
Masallar masallar ah şu masallar...
|
 |
umit1
14 yıl önce - Çrş 25 Şub 2009, 02:56
| Alıntı: |
| Bol bol Ağaoğlu, Taşyapı görüyoruz burada.. |
Oyle olduğu icinde Turkiye "gelişmekte olan ülke".
Ağaoğlular,Taşkafalar tasviye edilip ulkenin zaten sınırlı olan kaynakları toprağa gömülmek yerine yaratıcı ve üretici alanlara yönlendirilemezse o zamanda ebediyete kadar "gelişmekte olan ulke" olarak kalir.
Bunu yapacak olan ise "derin devlet" dedigimiz şeydir,o ise Türkiyede mevcut degildir,zaten olsa idi Turkiye gelismekte olan ulke degil gelismis ulke olurdu.
| Alıntı: |
| Bu insanlara ne demeli Ümit bey sizce, hala dünyada globalizasyonun tekrar yaşanacağını ve ulus devletlerin son demlerini yaşadığını düşünüyorlar.. |
Buda Taraf gazetesinin dunyadan ne kadar haberdar oldugunu gosteriyor.
Globalizasyonun olabilmesi icin olmazsa olmaz sart dunya uzerinde en az % 4,5 buyume hizlari yakalanabilmesidir.
Bunun altindaki her buyume hizi korumaci ve neonasyonalist cozumleri one cikarir,bu benim uydurdugum bir sey degil suruyle ulus devletin milyonlarca dolarlik bilgisayar programlari ve yuzlerce uzmani kullanarak yaptirdiklari farkli modellerin ortaya cikardigi ortak sonuctur.
Netekim 2005 de petrol zirvesi gerceklesmis buyume durmus ve sistem salinimlara baslamistir,bu sene icinde yeni bir "Suudi Arabistan" kesfedilemezse sistem tamamiyle cokecektir,bu matematik bir kesinliktir.
Cemil Ertem beye ne demeli ?
"Umut fakirin ekmeği,ye Cemil ye" demeli. 
|
 |
Osman Yavuz
14 yıl önce - Çrş 25 Şub 2009, 07:46
Umit Bey ufak bir soru;
Su anda ABD haber kanallarinda Bobby Jindal konusuyor, cumhuriyetci parti adina konusma yapiyor, demokratlari yeriyor duruyor.
Cumhuriyetcilerin 2012 adayi olacak diye yazmistim secimlerden hemen sonra (bir kac ay once), Bobby Jindal icin.
Simdi ufak bir kac sorun ortaya cikmiyor mu?
Bobby'nin annesi babasi Hintli.
Hindistan global sermayenin yeni ulkelerinden teki potansiyelinde.
Amerika'nin brownisation olmasi Hintliler (ben latinleri daha cok gormustum ama...)
???????
Global sermaye = Hindistan = Jindal = ABD baskani?????
Kim golu nereye atiyor, kim nerden gol yiyor? Kaleci depara cikiyim derken topu kendi kalesine mi sektiriyor?
Jindal'in katolik olmasi ve de latinler ile ayni renkte olmasi 2012 secimlerinde latinolarin demokratlardan cikip topluca cumhuriyetcilere oy vermelerini saglayacaktir saniyorum... Beyazlar bu ise ne diyorlar acaba? Herhalde artik beyaz amerikalilar kendi partilerini kuracaklar 3. parti olarak oyle secimlere katilirlar. Adini da supremacist party filan koymasinlar
|
 |
Osman Yavuz
14 yıl önce - Çrş 25 Şub 2009, 08:12
| Alıntı: |
| AYNAK SAVAŞLARI dediğimiz şeyin en önemlisi yaşam alanlarını sağlıklı olarak ayakta tutabilmeye bağlıdır ve özellikle tarım burada ENERJİ kadar özellikle birde sulu tarım olayı,meyve ve sebzeler için hayati önem arzeden bir konu. Hiç olayın bu boyutu tartışılmadı hep sanayi ve enerjide kaldık nedense. ENERJİ Hatlarının geçtiği Boru hatlarında GAP altında,Dicle ve Fırat kıyıları meseleleri bunlar olmadan bu konu zayıf. Açılım gerektitiyor. |
Ertugrul Bey cok guzel bir konuya deginmissiniz.
Elbette ki tarim cok onemli, bir kriz aninda once insanlari doyurmak gerekir, ondan sonra is vermek. Ama ac insan elbette ki en tehlikeli insandir.
Turkiye'nin tarim acisindan durumu cok elverisli, bu bilinen bir gercek. Kendimize yetecek tarimimiz var, olmaya da devam edecektir. Bunun ustesinde diger ulkelere satacak tarim kapasitemiz de vardir. Eger daha fazla uzerine dusersek kriz zamanlarinda tarimdan cok guzel degerler elde edebiliriz. Mesela komsu ulkelerimizin cogunun tarimsal yonden eksiklikleri vardir, orta dogu en basta. Orta dogunun da petrolu var iken, bizim acimizdan size bugday bize petrol deme kapasitemiz de bulunmaktadir. Eger oyle bir duruma gelirse bunu kullanabiliriz elbette.
Bence Turkiye'de su an cok guzel bir olay olmaktadir. Ki bu olay cok uzun zamandir olmamistir (Ozal zamanindan beri). Hukumet ile Ordu yanyana durmaktadir. Bu bizim icin, ulkemiz ve gelecegi icin cok onemli bir olgudur. Bu birliktelik devam ettikce Turkiye'nin cok zorlu donemlerden gececegini sanmiyorum. Ordumuz bolgedeki en kuvvetli ordulardan tekidir. Hukumetimiz ise bolgedeki en cok sevilen hukumetlerden tekidir. Simdi ileriyi dusunerek yapmamiz gereken enerji kaynaklarina sahip ulkeler ile iliskilerimizi gelistirmek, ve de diger Turk devletler ile yakinlasmaktir. Eger ulke olarak insiyatifimizi tum Asya'nin ortasina yayabilirsek o zaman yepyeni bir tarih yazabilecek kapasiteye gelebiliriz.
Tarim konusuna yeniden donecek olursak. Tarimi guclu olan ulkenin hiperenflasyon potansiyelini dizginleyen bir olgusu vardir. Su an Zimbabve'de hiperenflasyon ortaminin en buyuk sebeplerinden teki tariminin gocmus olmasi, insanlarinin acliktan oluyor olmalaridir. Kriz anlarinda kendimizi besleyebildigimiz surece hem sanayimizi ayakta tutabiliriz, hem ordumuzu, hem de paramizi. Tarim konusunda devlet olarak teknolojik yapilandirmayi yaymak gerekiyor. Sulama olayinda ne yazik ki cok gerideyiz, suyumuzu tasarruflu kullanmiyoruz. Genetik tohumlara cok karsi cikan gruplar olsa da insanlari doyurabilecek mamulleri daha fazla ve da verimli olarak uretebilen bu cesit tohumlarin kullaniminin yayginlasmasinin yaninda Turkiye'de uretilebilmesinin calismalarinin yapilmasi gerekmektedir.
Velakin burada Umit Bey'in dedigi aci gercek ortaya cikiyor. Turkiye'de isadami mantiginin bulunmamasi. Umit Bey isi genel anlamda emlak olayina bagliyor, velakin bence is cok daha farkli yonlerden gelmekte. Kendim Turkiye'de is sahibi idim bir vakitler (aile islerinden tekini yoneten) ve de esnaf mantiginin neden isadami mantigina gidemedigini de bilmekteyim.
Bu tohumlama konusunda daha once bir baslikta yazmistim bir kac mesaj (saniyorum baslik ekmek ve icindekiler ile ilgiliydi). Tohum teknolojisi onemli bir teknolojidir, ve de ziraat sektorumuz de Turkiye gibi cok verimli topraklara sahip bir ulke oldugumuzdan cok onemli bir sektor olmalidir. Bu sektoru de gelistirebilmek icin cok yonlu yan sektorlerin acilmasi gerekmektedir. Aslen Turkiye'de tarim uzerine bir is yapmayi isterim, mesela potasyum bazli gubrelerin ve genetik tohumlarin Turkiye'ye getirilmesi vs acisindan. Velakin devletin bu konudaki yasalari hakkinda cok bilgim yok.
Genetik tohum calismalari nedense Turkiye'de yaygin degil. Velakin genetik tip gibi cok buyuk potansiyele sahip bir sektor. Soguga dayanikli domates tohumlarindan tutun, cekirgelere dayanikli tahil tohumlarina kadar bir cok alternatif uretilebiliyor.
|
 |
mursel1
14 yıl önce - Çrş 25 Şub 2009, 15:31
| Alıntı: |
| Genetik tohumlara cok karsi cikan gruplar olsa da insanlari doyurabilecek mamulleri daha fazla ve da verimli olarak uretebilen bu cesit tohumlarin kullaniminin yayginlasmasinin yaninda Turkiye'de uretilebilmesinin calismalarinin yapilmasi gerekmektedir. |
| Alıntı: |
| Genetik tohum calismalari nedense Turkiye'de yaygin degil. Velakin genetik tip gibi cok buyuk potansiyele sahip bir sektor. Soguga dayanikli domates tohumlarindan tutun, cekirgelere dayanikli tahil tohumlarina kadar bir cok alternatif uretilebiliyor. |
Bu bence çok önemli, genetik çalışmaları ülkemizde geliştirilmeli bu sadece tarımda değil tıp alanındada çokça yer bulmaya başlayan bir konu.Bunun başarılı olması için kök hücre üretim çalışmaları yapılmalı çünkü bu işin lokomotifi.Artık kök hücre uygulaması ile felçli hastalar yürütülebiliyor.(Tabii daha uygulamada bir çok komplikasyonlar olabiliyor.)
Birde bu işi kötü emelleri için kullanan ülkeler var.İsrail gibi.
İsrail genetik çalışmalarda hangi sınırlara ulaştı bu bir sır .Kalpsiz insan projesi ve insan ve diğer canlı türlerinin genleri ile oynanarak birer ölüm makinası üretme çabaları gibi.
| Alıntı: |
Cumhuriyetcilerin 2012 adayi olacak diye yazmistim secimlerden hemen sonra (bir kac ay once), Bobby Jindal icin.
Simdi ufak bir kac sorun ortaya cikmiyor mu?
Bobby'nin annesi babasi Hintli.
Hindistan global sermayenin yeni ulkelerinden teki potansiyelinde.
Amerika'nin brownisation olmasi Hintliler (ben latinleri daha cok gormustum ama...)
???????
Global sermaye = Hindistan = Jindal = ABD baskani?????
Kim golu nereye atiyor, kim nerden gol yiyor? Kaleci depara cikiyim derken topu kendi kalesine mi sektiriyor? |
Bence bu piramidin alt tabakaları için bir sorun ama üstü özellikle tepedeki göz için bir avantaj , yoksa tez-antitezlerini nasıl işletirler.
| Alıntı: |
| 2020 sonrası Yeni Türkiye ya da Yeni Osmanlı hairtası |
.
Ufağını göstererek kendilerini teselli ediyorlar
| Alıntı: |
| Eleştirdiğiniz cemaat yaptığı çalışmalarıyla Türkiye'nin neredeyse cihanşümul tek hareketi. |
Atılan tohumlar bir çınar olunca herkez görecek kültürel hakimiyet ne demekmiş.
|
 |
Uğur1
14 yıl önce - Çrş 25 Şub 2009, 17:55
Ümit bey, yeni ekonomik düzende G-8lerin kendi içlerindeki ticaret hacmi boyutları şu anki gibi mi olucak peki?
Burada şöyle iki senaryo ortaya çıkıyor..
Birincisi G-8ler enerji işbirliğinde birlikte davranıp içeride de milli iktisat politikaları uygulayacak, kendi aralarındaki serbest ticaret düzenlerini azaltıcak %1 ve 2lik büyümeler hedeflenicek, gelişmekte olan ülkeler ile olan ticaret hacimleri çok büyük oranlarda düşürülecek, ambargolar uygulanacak..
İkincisi G-8ler enerji işbirliğinde birlikte davranıcak ve kendi aralarında tek bir hükümet -global governor- biçiminde davranarak korumacılık uygulayacak fakat yine kendi aralarındaki ticaret hacimlerine devam edecekler, gelişmekte olan ülkelerde ise ticaret hacimleri çok büyük oranlarda düşürülecek, ambargolar uygulanacak..
Buna ek olarak gelişmiş ülkeler ile yakın çevredeki bölge ülkeler arasında karşılıklı çıkar ilişkisi ve global olmayan, yerel ticaret söz konusu da olabilir diye düşünüyorum.. Mesela Türkiye-Rusya arasındaki yeni açılımlar..
| Alıntı: |
3)Gelismekte olan ulkelerin buyuk bir kismi sistem disina itilecekler. |
diye bir söylem okudum.. Bu ülkeler Çin, Hindistan, Suudi Arabistan,Endonezya,Brezilya, Arjantin mi? Yoksa biz de sistem dışına itilmesi düşünülenler arasında mıyız?
|
 |
surhay
14 yıl önce - Prş 26 Şub 2009, 01:59
| Alıntı: |
2020 sonrası Yeni Türkiye ya da Yeni Osmanlı hairtası.
Amerikalı bir analist hazırlamış. Burda 2020 tarihi dikkatimi çekti. Lozan antlaşmasından çıktıktan sonra İnönü ''Yüz yıl süre kazandık'' demişti. Lozandan bu yana bağımlılık süreci yaşıyoruz. İnönü bunu derken yeniden toparlanmak için bir yüz yıla ihtiyacımız mı var demişti , yoksa Lozan'ın geçerliliği yüz yıl sonrası tamamalanacak mı demek istemişti? |
Bu harita Türkiye'nin gelecekteki siyasi sınırlarımı yoksa etki alanımı ? gerçi şu anda'da kırmızı ile gösterilen alanlar kısmende olsa etki altında! acaba analistler ne düşünüyor neden 2020 ?
|
 |
sayfa 171  |
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
|