Bir projeye bin beş yüz defa dava açılıp, beş yüz defa yürütmeyi durdurma getirilirse bitmez elbette
Davaların kendisini değilde, hangi sebeple açıldığı konusunu neden hiç akla getirmez kimi çevreler?
Yada şöyle yada böyle işlerini bir şekilde hal yoluna koyabilen şehirlerde bu dava işleri neden bu sıklıkla görülmez?oralarda farklı yasa hükümlerimi geçerli?
Yoksa Ankaramızda hep akla,hukuğa ve mantığa ters işler yapılmakta da ondanmı "binbeşyüz(!)" defa davalık olmakda birileri birileri ile?
Davalık olmadanda bir şehirde çözüm ve proje üretebilirsiniz? Yeterki toplumsal katılım ve dengeli bir yönetim politikası izlenebilsin...
Bakın hala bir biz kaldık galerilerini kent dışına taşıyamayan,neden ?
En son rskhem tarafından Cum 03 Hzr 2011, 13:58 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Bakın hala bir biz kaldık galerilerini kent dışına taşıyamayan,neden ?
Ona da dava açıldı. Dava açılmayan şey yok ki. İstemezükçülerin tek bildiği dava açmak, yargıyı da ellerine geçirmişler anlaşılan, Çankaya Belediyesi'nin aleyhine 40 yılda bir ancak karar çıkar. Normal davaları 10 yılda karara bağlayamayan mahkemeler, Çankaya Belediyesi'nin açtığı davaları Melih Gökçek projeyi dava bitene kadar bitirmesin diye çok kısa zamanda karara bağlıyorlar.
Normalde bir davada ilk duruşmanın aylar sonrasında yapılması gerekirken, Kolej Kavşağı'nda mesai bitimine 1 saat kala gelen dosya mesai bitmeden yürütmeyi durdurma aldı.
Bu AOÇ'de adamlar buralar tarım arazisi olsun, arpa ve buğday yetiştirilip, inek otlatılsın diye mahkeme kararı veriyor.
Çetin Emeç'te iki köprülü kavşağın ortasındaki kavşağın katlı kavşağa dönüştürülmesi projesi, bir katlı kavşak sonraki sinyalize kavşağı tıkar gerekçesiyle iptal ediliyor. Yahu zaten bu bir diğer kavşağı tıkadığı kavşak, sorunun çözümü için buranın da katlı hale getirilmesi gerekiyor. Ama yok olmaz. Çankaya Belediyesi yada bazı odalar açtıysa kesinlikle Büyükşehir kaybeder.
Türkiye'nin her yerinde kademeli sistem vardır, su faturalarında. Ama mahkeme bir tek Ankara'daki sistemi iptal etmiştir. Tüm Türkiye şu anda tükettiği suya göre farklı kat sayılarla su alıyor, yani az tüketen iyice az, çok tüketen iyice çok para ödüyor. Ama Ankara'da bu yok. Çünkü mahkeme kararı var.
Bunlar somut örnekler, afaki ifadeler değil. Mahkemelerin nasıl çalıştığına dair çarpıcı örnekler. Hala daha "proje iyi olsaydı mahkeme durdurmazdı" diyenlerin itirazı varsa buyursunlar.
Bir projeye bin beş yüz defa dava açılıp, beş yüz defa yürütmeyi durdurma getirilirse bitmez elbette
Bir projenin, proje olması için hukuki, mali, sosyal ve toplumsal olarak karşılıkları olmalı ki toplum önüne çıkıp benim projem şu diyebilmelisin. Yoksa ben yaptım oldu ile olmuyor. Onu Ali AĞAOĞLU diyor Belediye başkanlarının ben yapmak istiyorum ama, yaptırmıyorlar demekle sorumluluktan sıyrılması sözkonusu olamaz.
Bir projenin, proje olması için hukuki, mali, sosyal ve toplumsal olarak karşılıkları olmalı ki toplum önüne çıkıp benim projem şu diyebilmelisin. Yoksa ben yaptım oldu ile olmuyor. Onu Ali AĞAOĞLU diyor Belediye başkanlarının ben yapmak istiyorum ama, yaptırmıyorlar demekle sorumluluktan sıyrılması sözkonusu olamaz.
Bu konuda belediye başkanları, hesaplarını millete verirler. Bu hesabı millete verme hususunda da çok bir sıkıntı görülmüyor bence. 1994, 1999, 2004 ve 2009'da çok ciddi sınavlarla verildi bu hesaplar.
Hakkı Bey, Ankaralı'nın çoğunluğu bir sıkıntı görüyor ve siz de biliyorsunuz ki Ankara'nın çoğunluğu Melih Bey'i desteklemiyor. Ama bir noktada birleşemedikleri için Melih Bey sürekli başa geliyor. Melih Bey koltuğa oturalı 17 yıl oldu. Ama şunu diyebilmek mümkün değil: Hah işte Ankara süper oldu!
Geçen seçimde yarım kalan işler diyordu. 15 sene olmuş yarım kalan diyor. Sıkıcı bir sözcüktür bu. Ben Ankara için doğru düzgün tatmin edici sonuçlar göremiyorum. Dikmen Vadisi diyor, Göksu diyor. İyi tamam güzel de sırf bunlarla da olmuyor ki arkadaş. Şehir dışında konuştuğum birçok kişinin Ankara'ya karşı bir hayranlığı yok. Seviyorlar çünkü başkentimiz diyorlar. Ama hayranlıkları yok. Ankara'nın tarihi olmadığını düşünen insanlar bile var. Biz 17 senede tarihimiz için doğru düzgün çalışma yapmadıysak bunda belediyenin suçu vardır. Melih Bey buna karşılık olarak sürekli dava açıyorlar diyor. O zaman in şu koltuktan da dava açılmayacak birileri gelsin. Ben artık çözümsüzlükler dinlemek istemiyorum, somut güzellik istiyorum. Bu somut güzelliğin ilk noktası benim ve bütün Ankaralı'nın düşündüğü gibi Ankara Kalesi ve çevresidir. Aradan geçmiş 17 yıl, bundan sonra yapmazsan zaten düşmesen de düşersin o koltuktan. Bundan sonra yapılanlar çok zoraki geliyo bana. Benim belediye başkanım kendini ilk 5 senede gösterebilmelidir.
Şimdi siz şunu da bana avukatlık yaptırmak için diretebilirsiniz. Bu da: önceki belediye başkanı şunu yaptı, öyleydi, böyleydi. Bunu diyebilirsiniz bu beni ilgilendirmez. Kötüyse kötüdür. Partizanlığın alemi yok. Avukatlık yapmayı sevmem. Somut güzellik istiyorum. Ama 17 yıl sonra gelen zoraki güzellik olmasın bu...
Hakkı Bey, Ankaralı'nın çoğunluğu bir sıkıntı görüyor ve siz de biliyorsunuz ki Ankara'nın çoğunluğu Melih Bey'i desteklemiyor. Ama bir noktada birleşemedikleri için Melih Bey sürekli başa geliyor.
Böyle bir argümanla ortaya çıkmak saçma olmuş. Ankaralı Melih Gökçek'i istemiyor, Karayalçın'ı hiç istemiyor, Mansur Yavaş'ı hiç hiç istemiyor o zaman. Yani Ankaralının en az istemediği yani en çok istediği Gökçek oluyor. Mantık böyle işler, kimse yüzde 50'nin üzerinde oy almadan seçilemezdi aksi takdirde.
Alıntı:
O zaman in şu koltuktan da dava açılmayacak birileri gelsin.
O zaman seçim meydanında yenilemeyeni, davalarla indirsinler ; böyle saçma bir yaklaşım olur mu?
Melih Gökçek seçildi diye, sen hazımsızsın diye, bu Ankara'nın önünü tıkamaya ne hakkın var? Siz de kalkıp bu hazımsızları ve Ankara'nın önüne koydukları engelleri savunup, sonra neden Ankara bambaşka bir şehir olmuyor diye kendi içinizde çelişiyorsunuz.
Böyle bir argümanla ortaya çıkmak saçma olmuş. Ankaralı Melih Gökçek'i istemiyor, Karayalçın'ı hiç istemiyor, Mansur Yavaş'ı hiç hiç istemiyor o zaman. Yani Ankaralının en az istemediği yani en çok istediği Gökçek oluyor. Mantık böyle işler, kimse yüzde 50'nin üzerinde oy almadan seçilemezdi aksi takdirde.
Diğerlerini hiç istemiyor olabilir. Bu Melih Bey'i istiyor anlamına da gelmez. Çoğunluk istemiyor. Bu bir gerçek.
Alıntı:
O zaman seçim meydanında yenilemeyeni, davalarla indirsinler ; böyle saçma bir yaklaşım olur mu?
Melih Gökçek seçildi diye, sen hazımsızsın diye, bu Ankara'nın önünü tıkamaya ne hakkın var? Siz de kalkıp bu hazımsızları ve Ankara'nın önüne koydukları engelleri savunup, sonra neden Ankara bambaşka bir şehir olmuyor diye kendi içinizde çelişiyorsunuz.
Yaptığı işlerin de her birisi doğru düzgün olsa dava açılmazdı. Dava açılan mahkeme de sonuçta Fransa Mahkemesi değil. Yine bu ülkenin mahkemesi, bu ülkenin adaletidir. Kimseyle çeliştiğim yok. İşini doğru yaptı da biz mi çeliştik? 17 sene oldu. Buyrun size Ankara Kalesi ve çevresi. Ankara'nın öz değeleri ne durumda. Bunun neyine hazımsızlık yapılır. Eğer Ankara bambaşka bir şehir olacaksa ilk başta Ankara'nın özüne el atmak gerekirdi. 17 sene geçmiş hala laf. Çok sıkıcı.