Ana Sayfa 1 milyon Türkiye fotoğrafı
İstanbul Eyüp
123 ... 535455   sonraki »

ANA SAYFA -> İSTANBUL
cevap yaz
(üye olmadan da mesaj yazabilirsiniz)
sayfa 1
sabahattin kayış

11 yıl önce - Pzr 07 May 2006, 11:56
İstanbul Eyüp


Bu sayfayı açmam için teşvikte bulunan Fatih'li kardeşim Akın Kurtoğlu'na şükranlarımla...

EYUP, medeniyetimizin tüm nirengi noktalarının buluştuğu yer. Tarih, Sanat, kültür, bilim, Hepsinin en görkemli örnekleri burada zaman içinde Eyup ile meşhur kişi ve eserlerini acizane bilgi ve fotoğraflarla yer vermeye çalışacağım, sizler de bu başlığa katkıda bulunabilirsiniz.




BÖLÜM 1

Eyüp'ü tanıtmaya bu semte ismini verilmesine sebeb olan Halid b. Zeyd (Ebû Eyyub el-Ensarî) ile başlıyorum..

Halid b. Zeyd (Ebû Eyyub el-Ensarî), Medineli olup, Hazrec kabilesinin Beni Neccar kolundandır. Babası Zeyd b. Küleyb, annesi Hind bint-i Said'dir. Peygamberimiz Ive II.Akabe biatlarından (biat=anlaşma) sonra Mekke'den Medine'ye hicret etti. Şehirde büyük bir çoşku ve sevinç hakimdi. Bütün sahabeler kendilerini evinde misafir etmek istiyordu. Hangisini tercih ederse etsin bir diğerinin kırılmaması düşünülemezdi. Güzel bir gelişti, peygamberimizin devesini serbest bırakılır ve çöktüğü yere en yakın eve misafir olması herhangi bir mesele olmayacaktı. Devenin, Sehl ve Süheyl adında iki yetime ait hurma kurutma yerine çöktüğü görüldü. Peygamberimiz de üzerindeydi. Deve yine kalkıp bir kaç adım daha attktan sonra deve çöktü. Peygamberimiz deveden indikten sonra deveye en yakın evin kimin olduğunu sordu. Ev Halid b. Zeyd (Ebû Eyyub el-Ensarî)'ye aitti. Peygamberimiz yedi süresince bu eve misafir oldu.

Konstantiniye'ye ilk gaza edeceklere Hz. Peygamber'in diliyle vaadedilen ecre nail olmak için" Muaviye devrinde vukû bulan ilk İstanbul kuşatmasına da iştirak etmiştir. Hemen hemen bütün İslam Tarihi kaynaklarında Ebû Eyyub (r.a) İstanbul kuşatması sırasında hastalanarak 669 (671 olarak söyleyen tarihçiler de vardır) yılında vefat etmiştir.

Hastalığı sırasında Yezid ziyaretine gelip bir dediği olup olmadığını sorunca cevaben:
"Sizin dünyanızın bana hiç lüzumu yok. Lakin beni elinizden geldiği kadar düşman beldesinde gidebileceğiniz en ileri noktaya kadar götürüp orada defnedin. Zira Resulallah'tan (Konstaniyye surlarının dibinde salih bir kimse defnolunacaktır) dediğini işittim. Umarım ki o salih kimse ben olayım" dedi.

Savaşta gidilebilecek un uç noktaya kadar gidilip defnedildi vasiyeti üzerine toprağı çiğnenip düz bir şekilde belli olamayacak hale getirildi. Fetihten sonra herkesçe bilinen rivayette Akşemsettin hazretlerinin çeşitli olayları gözlemleyerek gösterdiği yer kazıldı. ve kabrin başında "Hâzâ kabru Ebâ Eyyub el Ensarî" ibaresi yazıyordu..



(+)

Eyüp Sultan Türbesi sandukası dev çınar ağacının solundaki çinili yerdedir.

Bunları yazarken mümkün olduğunca size özet bilgiler vermek istedim daha geniş bilgi için yararlandığım kaynak: Tarihi, Kültürü ve Sanatıyla VI. EYÜP SULTAN SEMPOZYUMU 415 sayfa basım yılı 2002..



sabahattin kayış

11 yıl önce - Pzr 07 May 2006, 20:47

BÖLÜM 2
Bir başka kaynakta; Eba Eyyub el-Ensari'nin şehid edilişi şöyle anlatılmaktadır: Arap ordusu başarı gösterip şehri düşüremedi. O yıl kış da şiddetli oldu. Asker arasında dedikodu çoğaldı. Ordudaki herkes "Fetihten vazgeçelim, haraç alalım" diyor ve bu düşünce de ısrar ediyordu. Ordunun başında olanlar, aralarında uzun uzadıya konuştular. Fetihten vazgeçmeği ve haraç almağı kararlaştırdılar. İstanbul imparatoru da güç vaziyette olduğundan haraç vermeyi sevinçle kabul etti. Arap ordusu savaşı bıraktı. Bu münasebetle ordudaki sahabeler "Buraya kadar gelmişken İstanbul'a girip iki rekât namaz kılalım? dediler. Bunun için imparatordan izin aldılar. Eba Eyyup bin kadar askerle kalenin altına geldi. Bizanslılardan rehin almaksızın, korkusuzca ve tereddütsüz şehre girdi. Gerek kendisi, gerekse askerleri Ayasofya'da ikişer rekât namaz kıldılar. Ayasofya'nın İslâmlar için ibadet yeri olmasını Allah'tan dilediler. Ayasofya'dan çıkıp civarda dolaşırken papazların tahrikiyle Bizanslılar, misafirlerini öldürmek kararı verdiler. Askeri aldatmak maksadiyle ziyafetler tertip ettiler, "Şehri görünüz" diye Edirnekapısı'na doğru götürürlerken onlara saldırdılar. Bizanslıların saldırışını Arap askeri cesaretle karşıladı. Onlar da kılıçlariyle Bizanslıların üzerine atıldılar. Göz açıp kapayıncaya kadar Bizanslıların birçoğu yere serildi. Ne çare ki Arap askeri pek azdı, bununla beraber çarpışma üç saatten fazla sürdü. Damlardan, bacalardan, pencerelerden Bizanslı kadınlar ve çocuklar Müslümanlara ateş yağdırıyorlardı. Araplar vuruşa vuruşa Eğrikapı'ya geldiler. Kapıcıları ve bekçileri öldürdüler. Eba Eyyup Eğrikapı'dan çıkarken atılan bir taşla yaralandı. Ötedenberi biraz da rahatsız olduğundan bu vesile ile hastalığı şiddetlendi. Nihayet şehit düştü. Araplar, Eba Eyyup'u Eğrikapının yakınında bir meşelikte hazırladıkları kabre bıraktılar. Kabrin üzerine ölüm tarihini gösteren bir taş koydular. Ondan sonra İstanbul'dan ayrıldılar. Eyyüb Sultan ve Kutsal Emanetler isimli eserinde Recep Akakuş; - Halid bin Zeyd, Müslümanları cihada teşvik etmekle kalmamış, sekseni aşkın bir çağda İstanbul muhasarasına katılmış ve bu yolda kendi hayatını feda etmiştir.

İslâmın dinamizmini muhafaza edebilmek için çöller, vadiler, dağlar, uçsuz bucaksız ovalar aşarak İstanbul surlarının önüne gelen Halid bin Zeyd, muhasara esnasında hastalanmış, ishal veya astım hastalığına yakalanarak yatağa düşmüştür. Vasiyetinin olup olmadığını soran başkumandan Yezid'e cevaben: "Sizler için ehemniyet arzeden hususların artık benim için hiçbir değeri yoktur; şu kadar var ki, Resul-ü Ekrem'den, İstanbul surlarının yakınına salih bir kimsenin defn olunacağını işitmiştim; umarım ki, o salih kimse ben olayım; bu sebeple öldükten sonra beni gaslediniz; nâşımı da İslâm ordusunun ilerleyebileceği en ileri noktaya götürüp defnediniz. Gerçekten o emsalsiz mücahit, ideali ve imanı uğruna savaşmak üzere geldiği Bizans surlarının yakınında düçar olduğu hastalıktan kurtulamıyarak Hakka yürümüştür. Vasiyeti aynen yerine getirilmiş, gasledildikten sonra nâşı, bugün kendi adı ile yâd edilen türbesinin bulunduğu yere defnedilmiştir. Bir rivayete göre yine vasiyeti icabı, mezarının üzerinde süvari atları dolaştırılmak suretiyle kabri, gizlenmiştir. Bazı tarihi kaynaklara akseden bilgilere göre, Hazreti Halid bin Zeyd'in, defin merasimini Eğrikapı civarındaki Tekfur Sarayından Bizans İmparatoru Konstantin, gönderdiği bir elçi vasıta ile durum hakkında bilgi istemiş, gördüğü fevkalâdeliğin sebebini sormuştu. Edindiği istihbarattan sonra, sırf Müslümanların kumandanı Yezid'i tahrik etmek üzere şu haberi gönderir: "- Ben İslâm Halifesi Muaviye'nin akıllı bir adam olduğunu zannederdim. Bu kadar akıllı bir adamın bu derece ahmak bir oğlu olacağını hiç düşünmemiştim. Hiç insan, ulularından biri vefât eder de nâşını düşman toprağına gömer mi? Onlar çekilir çekilmez ben toprağıma defnettikleri büyüklerinin cesedini çıkartır, vahşi hayvanlara yediririm.?


Bizans İmparatorunun bu tahrik ve tehdit edici bu haberi üzerine Yezid, cevaben şu haberi göndermiştir: "Şüphesiz, defnettiğimiz zat, Müslüman ulularındandır. Vasiyeti mucibince buraya defnedilmiştir. Yoksa o'nu yâd ellerde bırakmazdım..." ve hemen ilâve eder: "Bizler buradan çekildikten sonra İslâm ulularından Halid bin Zeyd'in kabri açılırsa nâşı, vahşi hayvanların önüne atılır ve bunun haberi bana ulaşırsa İslâm diyarındaki kiliseleri yıkar, taş taş üstüne bırakmam. Hıristiyanları da kılıçtan geçiririm." Müslüman ordu komutanı Yezid tarafından gönderilen bu cevabi haber üzerine Bizans İmparatoru tutumunu değiştirir, Müslüman ordu komutanı ile antlaşma cihetine gidilir. İmparator, tahrip ve imha etmek istediği Hazreti Halid'e ait kabri korumayı, muhafaza etmeyi taahhüt eder. Hatta üstüne dört sütun üzerine açık bir kubbe inşa ettirir. Geceleri de burada kandil yaktırır. Buhari şarihlerinden Ayni, eserinde, yaşadığı devirde Halid bin Zeyd'e ait kabrin Bizanslılarca muhafaza edilmekte olduğunu haber vermektedir. Diğer taraftan yine tarihi kaynakların verdiği malûmata nazaran, Hazreti Halid bin Zeyd'e ait mezar ve türbe yüzyıllarca Bizanslılar tarafından korunmuş, ziyaret mahalli olarak kullanılmış, hâlen türbede bulunan ve kısmet kuyusu olarak anılan kuyunun suyu,akıl ve astım hastalıklarına şifa niyeti ile dağıtılmıştır. Lâtinlerin İstanbul'u istilâ edip tahrip edişlerine kadar Halid bin Zeyd'in türbe ve mezarı Bizanslılarca korunmuş, ziyaret edilmiş, kıtlık ve darlık zamanlarında kutsal bir mahal olmuştur. Ancak Lâtinler, İstanbul'u istila edince, Hıristiyanlara ait bir çok kilise ve benzeri kutsal yerleri yıktıkları gibi Hazreti Halid bin Zeyd'in mezarını ve türbesini de tahrip etmişler, ortadan kaldırmışlar. Aradan 7 asır geçmiştir. Fethin hemen akabinde, Fatih Sultan Mehmed'in hocası, Akşemseddin naaşın bulunduğu yeri belirlemiştir. Bunun üzerine bu yer kazılmış ve üzerinde "Haza kabr-i Eba Eyyub" ibaresi yazılı bir taş bulunmuştur.

Padişahın iradesiyle bir türbe yaptırılmıştır. Hazreti Halid bin Zeyd'in kabrinin bulunması ve burada bir türbe inşa edilmesinden sonra, şehrin ilk büyük selatin camii inşa edilmiştir.


En son sabahattin kayış tarafından Pzr 07 May 2006, 21:40 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi


sabahattin kayış

11 yıl önce - Pzr 07 May 2006, 20:57

BÖLÜM 3
EYÜP SULTAN COĞRAFYASI ve YERLEŞİM

Eyüp İstanbul Metropolitan Alanı'nın Batı yakasında, Çatalca Yarımada'sında yer almaktadır. İlçe doğuda Sarıyer, Şişli, Kağıthane, güneydoğuda Beyoğlu, güneyde Fatih ve Zeytinburnu, güneybatıda Bayrampaşa, batıda ve kuzeybatıda Gaziosmanpaşa ilçeleri ile çevrilidir. İlçe Haliç'in son bulduğu noktada başlayan, kuzeyde Karadeniz kıyılarına kadar uzanan 242 km2'lik geniş bir alana sahiptir. İlçe sınırları içinden Alibeyköy ve Kağıthane dereleri geçerek Haliç'e dökülmektedir. Arnavutköy ve İmrahor yörelerinin sularını alan Alibeyköy Deresi önce doğuya, sonra da güneye Haliç'e yönelmektedir. Yaklaşık 50 km uzunluğundaki derenin üzerinde Alibey Barajı mevcutdur. Eyüp tarihi merkezi Haliç doğal suyolu üzerinde bulunmaktadır. Kent yalnızca kurumsal, ekonomik ve politik bir olgu değil aynı zamanda tarihsel gelişim süreci içinde oluşan, bir mimari fenomendir. Şehirleri meydana getiren, anıtların birlikte var olmaları, yaşantıların, anıların, geleneklerin,ilişkilerin bağlantıların, bir öncekine saygının, etkileşimlerin, var olmaları daha da önemlisi birlikte var olmalarının birer tanıklığından başka bir şey değildir.

Kentin mekansal oluşumunda, hem coğrafi hem de tarihsel olarak bulunduğu yerin önemi büyüktür. Eyüp uygun topoğrafik yapısı, iklimi, suya ulaşım kolaylığı ve verimli toprakları nedeniyle tarih öncesi dönemden beri insanların yerleşmesi ve yaşaması için cazibe merkezi olmuştur. Kağıthane ve Alibey derelerinin birleştiği yerde 1949 yılında yapılmış olan Arkeolojik kazılar M.Ö. 2. yüzyıldan kalan bazı yapılara işaret etmektedir. Bizanslı Dionisios bu derelerin birleştiği yerde yapılmış Semestra Sunağı çevresinde bir yerleşimden bahseder. 1544'den 1550'ye kadar kentte bulunan Gilles Bizanslı Dionisios'u referans göstererek, Haliç'in eski çağlarda temiz suları, yeşil tepeleri ve koyları ile güzel bir yer olduğunu belirtir. Deniz ve rüzgarın şiddetine karşı korunaklı doğal bir limandır. Bölgenin Bizans dönemine ait (M.Ö.4 .y.y. -1453) açık bir tasvirini bulmak oldukça güçtür. En erken bilgiler Theodosius II'un arkadaşı Paulinus tarafından verilmektedir. Bu bilgiler Aziz Kosmas ve Damianus adlarına yaptırılmış bir kilisenin varlığına işaret eder. (Van Millingen 1899=170) Manastır büyük bir olasılıkla 5.yüzyılın ikinci yarsında yapıldı ve daha 6.yüzyılda yurt ve hamamı olan popüler bir şifa yeri oldu. 626'daki Avar kuşatması sırasında yıkılan manastır, 10.yüzyılda Michael IV (1034-1041) tarafından çeşitli eklemelerle daha geniş bir biçimde ve binayı bir duvarla çevreleyerek yeniden inşa ettirilmiş ve 15.yüzyıla kadar tamamı değilse bile bazı bölümleri ile varlığını sürdürebilmiştir.

Aziz Kosmas ve Damianus'a ait manastırın yeri tarihi kaynaklarda açık değildir. Ancak, 6. Yüzyılda kent valisi olan Prokorpius'un yaptığı tarife göre manastırın bugünkü Eyüp Camii'nin hemen arkasında yer alan dik yamacın üzerinde olduğunu söyleyebiliriz. K.Ekrem Uykucu İlçeleriyle birlikte İstanbul isimli eserinde; Eyüp tepesinde "Ayamama" adlı bir saray ve manastır inşa edilir. Bu manastır kilisesinde; Bizans İmparatorları silah kuşanırlar. Bu gelenek, daha sonraki yüzyıllarda Osmanlı padişahlarının da Eyüp'te kılıç kuşanarak padişahlıklarını ilan etmeleri şeklinde devam eder, demektedir. Ancak diğer kaynaklar ve tarihi kalıntılar göz önüne alındığında; bugünkü Eyüp'ün bulunduğu yerde Aziz Kosmos ve Damianos adına yaptırılmış olan manastırın dışında önemli sayılabilecek başka bir yapı bulunmadığı belirterek, Eyüp'teki ilk önemli yapının Osmanlılar tarafından Eyüp el-Ensari adına yaptırılan türbe, cami ve imaretten oluşan külliyedir diyebiliriz. Emevi halifelerinden Ebu Süfyan Muaviye zamanında (H.50 veya 52) Muaviye'nin oğlu Yezit'in kumandası altında büyük bir Arap ordusu İstanbul önlerinde göründü. Bu orduda Abbas oğlu Abdullah, Yezit oğlu Abdullah, İbni Zübeyr, Eba Eyyup Zeyd oğlu Halit gibi sahabeler de vardı. Arap ordusu elli bin kadar askerden ibaretti. Bunlar iki yüz bin parça kayıkla önce Rodos limanına oradan da İstanbul'a geldiler. Arap ordusu şehri sardı, savaş altı ay sürdü, Arap ordusunda bulunan Eba Eyyup savaş sırasında ishale tutuldu, hastalığı gittikçe şiddetlendi. Öleceğini anlayan bu büyük adam, ordu kumandanı Muaviye'nin oğlu Yezit'i ve ordunun belli başlı rükünlerini yanına çağırdı, öldüğü zaman kendisinin İstanbul surlarına pek yakın bir yere gömülmesini vasiyet etti. Eba Eyyup vefat edince vasiyetine uyularak cesedi surların yakınında hazırlanan mezara konuldu. Bizanslılar gece Zeyd oğlu Halit'in kabrinden bir nur yükseldiğini görünce şaşaladılar, sabah olunca imparator Arap ordusuna hususi bir elçi gönderdi. Surların yakınında görünen nurun ne olduğunu sordurdu. Araplar hâdiseyi çekinmeden anlattılar. Bunun üzerine imparator Eba Eyyub'a bir türbe yapılmasını ve kabrin başucunda dört kandil yakılmasını emretti. Bundan sonra Bizanslılar, her sıkıldıkları zaman Eba Eyyub'un ruhundan yardım istediler, hatta kabrin ayak ucundan çıkan suyu akıl hastalığının tedavisi için kullandılar.


Eyüp İlçesi sınırları içerisinde yer alan tescilli yapı ve yapı elemanlarına ait liste aşağıdaki gibidir:
Cami-Mescit: 38 Türbe - Kabir: 56 Mezarlık- Hazire: 121 İmarethane: 1 Kilise : 3 Namazgâh : 7 Tekke ve Dergâhlar : 24 Medrese : 7 Su Tesisleri : 50
Sebil - Şadırvan : 8 Tarihi Ağaç : 7 Yapı Kalıntısı : 3 Kârgir Yapı :5 Mektepler: 11 Askeri Tesis: 1 İskele: 1 Kütüphane: 2 Hamam: 5 Çeşme: 116 Atik Duvar: 12 Sivil Mimarlık Örnekleri: 392 Kırkçeşme tesisleri (Kemer- Galeri-Havuz): 14

Kaynak: Eyüp Kaymakamlığı



sabahattin kayış

11 yıl önce - Cmt 13 May 2006, 00:44

BÖLÜM 4

EYÜP SULTAN ile MEŞHUR ÜNLÜ KİŞİLİKLER
Ali KUŞÇU
(Mevlana Alaeddin ibn Ali ibn Muhammed Kuşçi, ölümü 1474)
Büyük Türk düşünürü ve bilgini: Astronomi, Matematik, Felsefe, Kelam, Usul-ü Fıkıh, dil ve gramer konularında 15'in üzerinde eseri bulunur daha fazla eser isnat edilmişse de bunların gerçekliği ispat edilememiş..

Uzun süre Sahn- Seman Medresesinde derslerini sürdüren Ali Kuşçu, 1473'de bu görevinden emekliye ayrılmış ve 15 Şaban 879 (15 Aralık 1474) tarihinde İstanbul'da vefat etmiştir. Kabri Eyüp Sultan'da bulunmaktadır..


sabahattin kayış

11 yıl önce - Pzr 14 May 2006, 00:47

YÂ VEDÛD SULTAN

İstanbul'un hemen her köşesinin mythosları, onlarla ilgili ilgili öyküler ve insanların kabul ettiği bazı inanışlar vardır. Bunlar arasında Yâ Vedûd Sultan ile ilgili olanlar Eyüp semti ile Ayasofya'yı ayrılmaz biçimde birbirine kaynaştırmıştır.

Bazılarına göre yüce bir veli; Yâ Vedûd'un İstanbul'un fethine katılmasını istemiştir. Bunun üzerine müritleri ile birlikte Fatih Sultan Mehmet'in ordusuna katılmıştır. Fatih'in askerleri surlardan içeri girerken nereden zgeldiği belli olmayan bir gülle ile şehit düşmüştür. Kuşatma boyunca hergün duasında "Allah'ım İstanbul'un İslamın eline geçtiğini bana göster ve o gün benim canımı al" dediğine inanılırdı.

Bir başka söylentiye göre fetihten bir süre sonra Ayasofya semtinde kalmış sonrada adına yaptırılan Ayvansaraydaki mescit ve tekkeye yerleşmiş ve orada ölmüştür.

Yâ Vedûd ile ilgili bir başka söylentide de bu oldukça farklıdır. (Evliya Çelebiye göre
Bizanslılar kuşatmanın ilk günlerinde Osmanlı'ya tüm güçleri ile karşı koymuşlardır. Fetih bir türlü gerçekleşemiyormuş. Bu sırada askerler arasında bir söylenti dolanıyormuş "Yâ Vedûd Sultan" isimli, Allah'ın çok sevdiği bir kişinin sabahtan akşama kadar "Fetih olmasın, Fetih olmasın" diye dua ettiği , bu duadan ötürü İstanbul ele geçirilemiyormuş, Nihayet Fatih'in kulağına kadar gelen söylenti üzerine hocası Akşemseddin başta olmak üzere bütün ulemayı toplamış.. Padişah son derece üzgün konuyu Yâ Vedûd Sultan'a getirmiştir. Akşemseddin: "Gam yemem Sultanım, Fetih müyesser olacaktır, Ancak bu Yâ Vedûd Sultan'ın ölümüne bağlıdır, o da yakın gözükmektedir." deyince Fatih biraz olsun rahatlamıştır. Bu yüzden daha kırk gün dayanacağız, gerçekten de Akşemseddin'in dediği gibi kuşatmanın ellinci günü Fatih Surlardan içeri girerken O da Allah'a kavuşmuştur.


Yararlandığım kaynak: Tarihi, Kültürü ve Sanatıyla VI. EYÜP SULTAN SEMPOZYUMU



sayfa 1
cevap yaz
(üye olmadan da mesaj yazabilirsiniz)
123 ... 535455   sonraki »
ANA SAYFA -> İSTANBUL