şükrü
17 yıl önce - Sal 09 May 2006, 17:50
Sveti Stefan Kilisesi İstanbul’da, Haliç boyunca Fener'den Balat'a doğru giderken sağ kolda, Mürsel Paşa Caddesi ile Balat Vapur iskelesi Caddesi arasında, yer almaktadır. Eskiden çevresini saran irili ufaklı yapılar nedeniyle ancak önüne gelince fark edilebilen bu yapı, Bedrettin Dalan'ın, belediye başkanlığı zamanında, 1980'lerin ikinci yansında Haliç'i "temizlemek" İçin giriştiği yıkımlar sonunda bugün tek başına orta yerde kalan Sveti Stefan Bulgar Kilisesi'dir. Bulgarca "sveti" sözcüğü Türkçede "aziz" anlamına gelmektedir; kısaltılmışı da "sv." biçimindedir.
Sv. Stefan Kilisesi ilginç bir yapıdır, çünkü malzeme olarak baştan aşağı demirle inşa edilmiştir. Bu nedenle eskiden beri "Demir Kilise" olarak da anılmaktadır. En başta, taşıyıcı strüktürü, yani iskeleti çeşitli biçim ve bo¬yutlarda çelik profillerden oluşturulmuştur. Ama iş bununla kalmamıştır, yapının dış cephelerinde yer alan her eleman da demirdendir. Bütün dış duvar kaplamaları, pilastrlar (gömme ayaklar) ve pilastr başlıkları, pencere doğramaları, kapı kanatları, kemerler, saçak silmeleri, çatı, çatının kenarı boyunca uzanan parapet (korkuluk) duvarı ile bunun üzerindeki babalar, çan kulesi, bu kulenin dört yanındaki dört balkon ve cephelerdeki çeşitli kabartma bezemeler, inanılması gerçekten güç ama sadece demirden yapıl¬mıştır. İç mekâna gelince, duvarlar, merdivenler, bütün kolonlar ve kolon başlıkları yine demirdendir. Yalnız daha görkemli bir görünüm sağlamak amacıyla, girişte ve ana mekânda duvarların ve kolonların üstleri, renkli mermer levhalarla kaplanmıştır.
Kilisenin 19. yüzyılın sonlarında, hemen tümüyle prefabrike olarak Viyana’da üretilmiş olması da ilginçtir. Daha sonra yapının bütün parçaları İstanbul’a taşınmış, arsada önceden hazırlanmış olan temelin üstüne monte edilmiştir.
İlgi çekici başka bir nokta da Sv. Stefan'ın, İstanbul’da, eskiden mevcut olanların dışında, yeni Yahudi ve Hıristiyan tapınaklarının inşa edilmesini engelleyen ve ta fetihten beri uygulana gelen şer'i yasağa karşın yapılmış ol¬masıdır. Aslında bu, birtakım siyasal denge oyunlarının sonucunda elde edilmiş bir inşaat iznidir ve hem Bulgarların Osmanlı İmparatorluğu'ndan koparak bağımsız bir devlet kurmak için yürüttükleri mücadeleyle, hem de bu mücadelenin bir bölümünü oluşturan bağımsız bir Bulgar Ortodoks Kilisesi, yani Bulgar Eksarhhanesi kurma girişimleriyle yakından ilişkilidir. Başka bir deyişle, Sv. Stefan'ın inşa edilme süreci, bağımsız Bulgar Eksarhhanesi'nin kuruluş süreciyle iç içe geçmiş durumdadır.
Son olarak, bir başka ilginç noktaya daha işaret etmeden geçmemek gerekir. Sv. Stefan her şeyden önce İstanbul’daki Bulgarların girişimleriyle gerçekleşmiştir. Ama ortaya çıkmasında kuşkusuz başkalarının da payı vardır. Örneğin Rum Patrikhanesi (kendinden ayrılıp bağımsız bir kilise kurmalarını engellemek amacıyla bile olsa) Bulgarların ayrı bir kilise yapısı inşa etme isteklerine zaman zaman arka çıkmıştır. Osmanlılar (yine siyasal amaçlarla da olsa) Bulgarları girişimlerinde destekleyerek ve hem kendi bağımsız kiliselerini kurmalarına, hem de Sv. Stefan'ı inşa etmelerine izin vererek bu süreçte rol oynamışlardır. Yapının mimarı, ilerde ele alınacağı gibi, bir Osmanlı Ermeni’sidir; yapıyı prefabrike olarak üreten ve yerine monte eden de, yukarda değinildiği gibi, Avusturyalı teknik adamlardır, işte bütün bu olgular göz Önünde tutulduğunda Sv. Stefan, yüzyıllardır içinde farklı etnik toplulukları ve bunların yarattığı kültür mozaiğini barındıra gelen İstanbul kentinde bu çok kültürlülüğün somut bir göstergesi olarak ortaya çıkmaktadır.
KAYNAK: HASAN KURUYAZICI - METE TAPAN, "SVETI STEFAN BULGAR KİLİSESİ"
|