1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 2  |
 |
Akın Kurtoğlu
17 yıl önce - Sal 25 Nis 2006, 16:28
Bu gidişle, İstanbul'daki önemli olayların içerik olarak yeraldığı 40-50 WOW sayfalık bir çalışmaya başlamamız çok gerekli görülüyor artık!... Yıl yıl İstanbul'un tarihi... Böylece aradığımız önemli bir olayı anında kendi özel Arşiv başlığımızdan bulabiliriz... Aramızda sıkı bir ekip çalışması yaparak, bir kısmımız Devlet Kütüphanesi Gazete Arşivleri'ni, bir kısmımız ellerindeki özel fotoğraf, doküman ve küpür arşivleri, bir kısmımız da diğer kaynaklardan çeşitli İstanbul Tarihi bilgilerini bulup, yanlarına da günümüzdeki görüntülerini iliştirerek, bir ilke imza atmamız lâzım... Elimizde tasniflenmiş veriler, her zaman ilk başvuru kaynağımız olur ve Net'te herkesin ilgisini çeker. Bilgi deseniz tonlarla mevcut, o günleri yaşayanlar (İstanbul'un Cumhuriyet Dönemi, Yakın ve Orta Geçmiş Zamanı ) deseniz aşağı-yukarı yarımız... İlk adımı atmaya kalıyor iş...
Akın KURTOĞLU
|
 |
Rifat Behar
17 yıl önce - Sal 25 Nis 2006, 16:33
Elimdeki nadir Mecidiyeköy materyalinden bir örnek:
İllustrasyonun alındığı kaynak da kendisi kadar ilginç:
A Bosphorus Straits Bridge and Connecting Highway System
Istanbul, Turkey
May 1956
De Leuw, Cather & Company
Chicago
Yani 1956'da yapılan Boğaziçi Köprüsü ve çevre yolu projesi sunum kitabı.
(+)
Illustasyon kabaca şimdi Ali Sami Yen Stadının üzerinden Zincirlikuyu yönüne bakılarak yapılmış.
Sol alt köşede 3-4 sene önce yıkılan TATKO'nun ilk binaları görülüyor. Burası şu anda Astoria gökdelenlerinin yapıldığı yer. Daha ileride caddenin sağında Puro fabrikası resmedilmiş.
Çevreyolu da günümüzde Profilo'nun bulunduğu yerden geçirilmiş. Yani şimdi güzergahın oldukça uzağından. Zincirlikuyu meydanı yoncaya kurban gitmiş. Az ilerideki iki yuksek apartmanı çözemedim. 1950'lerde burada ne olabilir ki? Zincirlikuyu'da, Büyükdere Caddesi'ni Barbaros bulvarına bağlayan üst geçidin bitiminde sağdaki askeri lojmanların bulunduğu yerde böyle apartmanlar var ama çok sonra yapılmış olmalılar. Neyse, devam ediyoruz. Sol tarafta Esentepe Gazeteciler Sitesi yani yapılmış. O zaman için şehir dışında ucuz müstakil konutlar yapmışlar. Zincirlikuyu Asri Mezarlığı görülmüyor.. Oysa o tarihte mevcuttu ve resimde yer almalıydı. Levent'te caddenin solunda 3 tane fabrika binası gçze çarpıyor. Sağda ise 1980'lerde yıkılan Squibb ilaç fabrikası rahatça seçilebiliyor. Burası günümüzde Merkez Bankası'na ait olan arazi. 1. Levent. bitmiş, yerleşime açılmış. Buranın yeni sakinleri bu yeni semte alışmaya çalışıyorlar. Etiler daha mevcut değil. Alabildiğine kırlık. Levent'in ilerisi de bomboş arazi.
Buyrun size bir nebze Esentepe-Zincirlikuyu-Levent-Etiler nostaljisi...
|
 |
Rifat Behar
17 yıl önce - Sal 25 Nis 2006, 17:14
Foto için çok teşekkürler.
Yeri gelmişken Ali Sami Yen Stadı'nın tarihi:
| Alıntı: |
Nice başarıların yaşandığı, Aslanın destan üzerine destan yazdığı yer... Adı zaferlerle özdeşleşen rakiplere cehennem, Galatasaray’a cennet olan o muhteşem stad. Ali Sami Yen Stadı’ndan bahsediyoruz. Hani şu günlerde boynu bükük biçimde sevgilisinden ayrı bırakılan, terk edilen, yalnızları oynayan, ilgilenilmeyen o muhteşem stad. Gheorghe Hagi, Emre Belözoğlu, Hakan Şükür, Taffarel, Zoran Simoviç, Cevad Prekazi, Tanju Çolak, Bülent Korkmaz, Cüneyt Tanman, Fatih Terim gibi unutulmaz futbolcularımızın top koşturduğu o çimler. İşte Ali Sami Yen Stadı’nın kısa bir tarihçesi....
Galatasaray kuruluş yıllarındaki maçlarını, Kadıköy’de Papazın Çayırı adı verilen alanda yapardı. Taksim Stadı'nın hizmete açılmasıyla birlikte sarı-kırmızılı ekibin maçları Avrupa yakasına taşındı. 5 bin kişilik Taksim Stadı'nın yanı sıra Fenerbahçe Stadı'nda da karşılaşmalar devam ediyordu. 1933 yılında Taksim Stadı'nın istimlak olup Gezi Stadı’na dönüşmesiyle birlikte yeni bir stad arayışına geçen sarı-kırmızılı yöneticiler, o devrin Kulüp Başkanı Ali Haydar Barşal'ın çabalarıyla bugünkü Ali Sami Yen Stadı'nın ilk adımını da atmışlardır. 1936'da yapımına başlanan stat, 1940'ta 30 yıllık bir süre için Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü tarafından Galatasaray Kulübü'ne kiralanmıştır.
Bu stad Muslihittin Peykoğlu, Sedat Kantoğlu ve Tevfik Ali Çınar'ın çalışmaları sonucunda 15 bin seyirci kapasitesi ile 1945'te hizmete girdi ve burada Milli Küme maçları oynanmaya başlamıştı. Stadın ismi olarak da kulübün sembollerinden Ali Sami Yen seçilmişti. Ancak Galatasaray'ın zafereden zafere koşması sonrasında bu stadın kapasitesi de yetersiz kalmıştı. 1950 yılında genişletme çalışmalarına başlanılan stat konusunda Galatasaray Kulübü ile Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü arasında çıkan anlaşmazlıklar yüzünden yenileme işlemi 5 yıl süreyle durmuştu. Ali Sami Yen’in başına gelen talihsizliklerin ilkiydi bu. 53. yıl sonra benzeri bir olay da yaşanacaktı.
1955'te yapımına tekrar başlanan stat, ödenek yetersizliği ve gerekli izinlerin geç verilmesi yüzünden ancak 1964'te tamamlanabilmişti.
Galatasaray, Ali Sami Yen Stadı'nın yapım çalışmaları sırasında maçlarını bugünkü Beşiktaş İnönü Stadı'nda oynamaktaydı. Tıpkı bugün maçlarımızı Atatürk Olimpiyat Stadı’nda oynamamız gibi...
35 bin kişilik bir kapasiteye ulaşan Ali Sami Yen Stadı'nın açılışında yaşanan üzücü bir olay Türk futbol tarihine geçmişti. Stadın açılışı 20 Aralık 1964'teki Türkiye-Bulgaristan A Milli maçına denk getirilmişti. Kapasitenin üzerinde seyircinin tribünlere alındığı maçta yeni açık tribünde bir tezgahtarın tüp gazı alev almış, çıkan panik kısa sürede bütün stada yayılmış ve üzücü tablolar yaşanmıştı. Çıkan izdiham sonucu bir kişi yaşamını yitirirken, 81 kişi de çeşitli yerlerinden yaralanmıştı. Yaşanan bir trajediydi.
Galatasaray'la birlikte özdeşleşen Ali Sami Yen Stadı bir çok efsane maça tanık oldu. Sarı-Kırmızılı takımın Şampiyon Kulüpler kupası'nda yarı final oynadığı 1988-89 sezonundaki 5-0'lık Neuchatel zaferi bunlar arasında en unutulmayan maçlar arasındadır. PSV, E. Franfurt, R.Wien, Roma, Barcelona, Rosenborg, PSG, Monaco, Deportivo, G.Rangers, Milan, Bologna, Mallorca, Real Madrid gibi devlerin hüsrana uğradığı Ali Sami Yen Stadı, Galatasaray'ın UEFA Kupası'nı kazanmasında da en büyük faktörlerden biri olmuştur.
Ancak Galatasaray’ın bir Avrupa devi olmaması, kapasitenin çok, ama çok yetersiz kalması, stadın yenilenmesini gündeme getirdi. Adeta yılan hikayesine dönen girişimlerin sonucunda 2002-2003 sezonu sonunda stadın kapısına inşaatın başlaması amacıyla kilit vuruldu. Gaılatasaray futbol takımı “gurbet ellere”, İkitelli’deki Atatürk Olimpiyat Stadı’na taşındı. Haziran 2003’te Ali Sami Yen Stadı’na ilk kazma vurulacak, teknoloji harikası, G.Saray’a yakışır yeni bir muhteşem stad inşa edilecekti. Galatasaray taraftarları sabırsızlıkla yeni stad için ilk kazmanın vurulmasını beklediler. Hala da bekliyorlar. Kimbilir... Belki de daha da bekleyeckler...
(Yapı Kredi Yayıncılık tarafından yayımlanan “Galatasaray Tarihi” adlı kitaptan yararlanılmıştır.)
|
Kaynak: http://galatasaray_siteleri.sitemynet.com/
|
 |
Ferhat Dogan
17 yıl önce - Sal 25 Nis 2006, 17:20
Ne yazık ki insanlarımız kendi geçmişlerine karşı o kadar yabancılaşmış o kadar körelmiş ki, ben kendi adıma Türk olmaktan utanır hale geldim..
Umarım ki bizim gibi bir avuç amatör ruhlu ve geçmişini önemseyen VATANSEVER insanlar coğalır ve bu mücadelemizi daha geniş katılımla yapma imkanına erişiriz..
|
 |
Rifat Behar
17 yıl önce - Sal 25 Nis 2006, 17:23
Mecidiyeköy Tarihi
| Alıntı: |
Şişli ile Esentepe semtleri arasında, Büyükdere Caddesi'nin iki yanında yer alan semt, Şişli İlçesi'ne bağlı bir mahalle.
1950'lerden sonra hızla iskana açılan ve 40 yıl içinde kentin en yoğun konut, iş ve trafik merkezlerinden biri haline gelen bölgelerdendir. 1934 tarihli İstanbul Şehir Rehberi, bugün Şişli Camii'nin bulunduğu yerden itibaren, günümüzün Mecidiyeköy, Esentepe, Zincirlikuyu, Levent semtlerinin kurulduğu geniş bölgenin, Mecidiyeköy'deki küçük bir köy yerleşmesi hariç, bomboş kırlardan ibaret olduğunu göstermektedir. 1930'larda Büyükdere Caddesi'nin sağ tarafında şimdi erinde büyük bir otel olan ski İETT garajı ve daha kuzeyde, halen aynı yerde bulunan likör fabrikasından başka kayda değer bina yoktu. Bu görünüm 1950'lere kadar sürmüş; Mecidiyeköy' ün İstanbul'un en kalabalık, en yoğun trafikli birkaç noktasından biri haline gelmesi, 1970'lerden sonra gerçekleşmiştir. Boğaziçi'nin güneybatısında yükselen tepeler, 19. yy'ın ortalarına kadar çiftlikler, çok seyrek olarak av köşkleri ve kışla binalarıyla ve göz alabildiğine tarlalarla, kırlarla kaplıydı. İlk iskan Abdülmecid döneminde (1839-1861) muhacirlere bugünkü Mecidiyeköy'de toprak verilmesi ve buraya iskan edilmeleriyle başlamıştır. Mecidiyeköy'ün adı da Abdülmecid'den gelmektedir.
Bölgenin bu yıllarda çevresinin dutluklarla dolu olduğu ve buraya özellikle dut yemek için gelindiği bilinmektedir. Ayrıca karanfil tarlalarıyla da ünlüydü. İstanbul'un Avrupa yakasında, hafif ve serin rüzgara ve kırmızı toprağa ihtiyaç duyan karanfil yetiştirmeye en elverişli olan yöresi, Mecidiyeköy çevresiydi.
Günümüzde, kimi villa tipi, kimi gökdelen benzeri, çoğu 1960'larda yapılmış konut sitelerinin, iş ve iş merkezlerinin iddialı binaları arasında sıkışıp kaldığı Mecidiyeköy, günün her saatinde, çevre yolunun da etkisiyle çok gürültülü ve yoğun bir trafiğin düğüm noktası üzerindedir. Büyükdere Caddesi Mecidiyeköy boyunca bir bankalar caddesi görünümü taşımaktadır. 1964'te açılan Ali Sami Yen Stadyumu Mecidiyeköy'ün bir parçasıdır. Bankalar, holding ve şirket merkezleri, işhanları, matbaalar, yayınevleri, oteller, restoran ve kafeler Mecidiyeköy çevresinde toplanmıştır.
MECİDİYEKÖY LİKÖR VE KANYAK FABRİKASI
Mecidiyeköy'de, Büyükdere Caddesi üzerinde 1930'da kurulmuş, halen üretimini sürdüren fabrika.
Fabrika 1930'da Büyükdere Caddesi'nde, o dönemdeki adıyla Maslak Yolu üzerinde, bağ ve bahçelerle çevrili 108 rakımlı tepede kurulmuştu. 1940'lı yıllarda bu daracık yolun her iki tarafında sıra halinde çam ağaçları bulunmaktaydı. Fabrikanın tam karşısında bahçeler arasında kır kahveleri, kır kahvelerine giden yolun başında bir Hamidiye Suyu çeşmesi bulunuyordu. Çeşmenin yanından girilen sokağın başındaki tek katlı, bahçeli ev Vasfi Rıza Zobu'nun eviydi. Bir zamanların ünlü baritonu İhsan Balkır'ın evi bu evin hemen yan tarafında, kır kahvelerinin arasındaydı. Fabrikanın sağ tarafı ise tamamen dutluktu. Dutluğun ortasından akan dere, aşağıda Fulya Deresi' yle birleşirdi. Fabrikanın arka tarafında, bir prensese ait olduğu rivayet edilen terk edilmiş bir köşk bulunurdu.
Fabrika üretime başladığı yıllarda likör türleri özgün dizaynlarda hazırlanmış şişelerde piyasaya sürülüyor, likörler için taşbaskı etiketler kullanılıyordu. Bu türlerden, Sarı Likör, Kümmel ve Katran (Goudron) daha sonraki yıllarda üretimden kaldırılmıştır.
Fabrika kurulduktan sonra üretimine başlanan “Hennessy” tipi kanyağa, konyak adı verilmesi istenince Fransızlar bunu bir dava konusu yapmışlar; bir söylentiye göre, Fransızlar dava açınca zamanın ilgilileri durumu Atatürk'e bildirmişler, Atatürk de kanı yakar derecede bir özelliğe sahip olan bu içkiye “kanyak” adını vermişti.
|
Kaynak: http://www.sisli-bld.gov.tr/
|
 |
sayfa 2  |
ANA SAYFA -> İSTANBUL
|