Ana Sayfa 1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 1
Rifat Behar
13 yıl önce - Sal 25 Nis 2006, 14:55
[İST-A1.32] - İETT Biletçileri



Alın size 2 nostaljik fotoğraf. Biri bayan 2 eski IETT biletçisi Ben sadece fotoları yayınlamakla yetineceğim. Açıklamaları yazmayi Akın üstadıma bırakıyorum. Eminim 2 sayfayı dolduracak kadar açıklama çıkaracaktır.

 

(+)


 

(+)


Kemal Çevik
13 yıl önce - Sal 25 Nis 2006, 15:15

Arkadaşlar,
Rifat bey,

Aslında bir yerlerde uzun uzun biletçileri konuşmuştuk ama bulamadım. Resimdeki hanım biletçi, boynundaki aparattan anlaşılacağı gibi otobüste değil yerde görev yapmaktaymış. Baş duraklarda kuyrukları dolaşarak bilet kesen görevliler olurdu, işte bunlardan biri olmalı. Otobüsün, Mercedes 321H?, camından yansıyan görüntüye göre de burası Levent. Nedense beyaz zemin üzerine kırmızı ve siyah dikdörtgen hat bilgisi tabelaları sadece orada vardı, hem de ucu Ayyıldızlı direklere takılı olarak.

Görüşmek üzere
Kemal ÇEVİK


Mustafa Noyan

13 yıl önce - Çrş 23 Ağu 2006, 19:59

Günümüz Biletçilerine devam:

Bilet Satış Gişesi
 

Akbil Satış Gişesi
 



Murat Erol 4
13 yıl önce - Çrş 23 Ağu 2006, 21:32

su da satıyorlar  

Akın Kurtoğlu

12 yıl önce - Cum 05 Oca 2007, 03:06

Daha önce bir başka başlıkta geçen sene işlememize rağmen, başlıkla alâkalı olduğu için, mesajın bir kopyasının da buraya iliştirilmesinin uygun olacağını düşündüm:

http://wowturkey.com/forum/viewtopic.php?t=22858& ...mp;start=5

Alıntı:
                                İETT OTOBÜSLERİ’NİN "EMEKTAR BİLETÇİLERİ"

İETT, kurulduğu günden itibaren 80'lerin başına kadar, otobüslerine iki kişilik bir kadro ayırdı hep: bir adet şoför ve de bir adet biletçi... Şoförün aslî görevi, sadece ve sadece otobüsü kullanmak iken, biletçilerin ise birden fazla görevi vardı: Binen yolculara bilet kesmek ve para tahsil etmek, sefer kalkış çizelgelerini plantonluklara işletmek, otobüs içindeki düzeni ve sırayı sağlamak, troleybüslerin keskin dönemeçlerde çıkan troley çubuklarını araçtan inerek tekrar yerine takmak, kıt’a uygulaması yıllarında, kıt’a atlatan uyanık yolcuları takip edip uyarmak, otobüslerin ön ve arka kapılarını açıp kapatmak, ışıklı "duracak" levhasını yakmak, kalkması için her defasında şoföre zil ile veya şifaen uyarı yapmak, yaklaşan her durağın ismini bağırarak anons etmek, aracın dışından güzergâh soranlara bıkıp usanmadan cevap vermek, yol göstermek...vs... Hemen hepsi de orta yaşın üzerinde olan bu görmüş geçirmiş İETT çalışanları, adeta insan sarrafı gibiydiler.








Biletçi, kalkış saati yaklaşmış olan İETT otobüsünün sefer kalkış talimatını plantonluktaki şefe imzalatıyor...


Biletçilerin sürekli olarak koltuklarının altlarında taşıdıkları, tahtadan ve her iki yüzü de açılabilen bilet kutuları vardı. Bu kutuların bir yüzünde farklı tam biletler, diğer yüzünde ise şebeke (üniversite öğrencilerine uygulanan özel tarife) ve tenzilâtlı biletler, koçanlar halinde kalın bir lâstikle bağlı olurdu. Biletçi duruma göre tahta kutunun bir kapağını açar, gidilecek yeri sorduktan sonra, o anda bulundukları mevki ile inilecek olan mevki arasındaki kıt’a farkını kafadan hesaplar ve biletlerin üzerinde 1’den 12’ye (bazı dönemlerde 1’den 8’e ve 1’den 15’e) kadar küçük kutular içine sıralanmış olan sayılardan birinin üzerine, kulağında sürekli olarak taşıdığı sabit veya tükenmez kalemiyle bir çizgi çekerdi. Bu çizgi, o yolcunun maksimum gidebileceği kıt’anın sıra numarasıydı. O yıllarda biletler bugünkü gibi tek fiyat olmayıp, hatlar uzunluklarına göre bölümlere ayrılmışlardı. Meselâ; 86-“Edirnekapı-Eminönü” otobüs hattı, Yavuzselim’de, Fatih’te, Şehzadebaşı’nda, Çarşıkapı’da ve Sultanahmed’de kıt’a atlardı. Her kıt’a artışı, bir öncekine göre bir miktar fazla olurdu (sadece bir kıt’a arası seyahat; 90 kuruş ise, 3 kıt’a atlamanın fiyatı; 125 kuruş olurdu). Bilebildiğim en uzun kıt’a farkı; F-“Taksim-Florya” hattında olup, zannedersem; 175 kuruştu. Tenzilâtlı biletler ise normal biletin tam yarısı olurken, şebeke biletleri de bu ikisinin arasında bir rakamda olurdu... Ellerindeki tahta kutudan başka, bir de deriden bir çantayı kayışından çaprazlamasına omuzbaşlarından geçirirlerdi. Bu çanta da biletçilerin bozuk para çantalarıydı. Asla ve asla hiçbir biletçi, tahsil ettiği ücreti kendi cebine koymaz, herkesin gözü önünde bu deri çantanın içine bırakırdı...




Otobüsün kapılarını açarak, arka kapının hemen dibindeki yan oturma koltuğuna geçerek yolcuları kabul etmeye başlıyor.



Otobüs kalkmadan evvel, içini önden arkaya doğru sırayla dolaşıp, her yolcudan parayı alıyor...  Kaleminin arkasıyla bileti kutudan kopartıyor...

       
Biletin üzerini çiziyor... Yolcuya uzatıyor...


Yolcular bindikten sonra (sadece ilk durağa mahsus olarak) yerinden kalkıp, otobüsü en önünden arkaya doğru geçerek, herkesin ücretini alıp karşılığında biletlerini kesiyor.






Kalkış saati gelen otobüsü kullanmak üzere, şoför direksiyonun başına geçiyor...





Şoför ise, genellikle otobüsün kalkış saatine yakın bir zamanda araca biner ve koltuğuna oturarak kısa bir süre otobüsü çalıştırır ve ardından yola koyulunulurdu. Biletçi ise, tüm otobüsü ilk durağa varmadan dolaştıktan sonra, arkada kendine ayrılan yan oturma yerine oturur ve bundan sonra otobüse binen yolculardan, önünden geçtikçe bilet keserdi. Bilet kesmeleri de oldukça enteresan olurdu. Kulak arkalarından havalı bir hareketle çektikleri kalemle, kutunun içinden bir bileti artistik bir şekilde çizerler ve kalemi tersine çevirerek, arkasındaki silgi kısmıyla, o bileti bir çekişte yerinden koparırlar ve yolcuya uzatırlardı. Adeta bir ritüel haline getirdikleri bu hareketler benim de o yıllarda çok ilgimi çeker ve yerlerde bulabildiğim bütün biletleri çaktırmadan cebime doldurur, eve gidince de uyduruk bir tahta kutunun içine üstüste dizerek, bunları lâstiklerdim. Ara ara evin içinde dolaşıp, kulağımdaki kurşunkalemin silgi kısmıyla bunlardan bir tanesini, aynen o biletçiler gibi yaparak çekip çıkartmaya uğraşır, lâkin beceremez ve bileti yırtardım... Bu biletçilik oyunu, elimdeki kutuda yerlerden toplanan tozlu-topraklı biletlerle haşır-neşir olmamı farkeden valide hanımın, işletmemin (!) tüm biletlerine el koymasıyla son bulur, bir de üzerine azar işitirdim!  





Ara duraklardan binen yolculara, oturduğu yerden bilet kesiyor... Hemen önündeki metal tutacakta da, zaman zaman arka kapıyı kontrol ettiği dikiz aynası asılı...


Çocukluğumdaki İETT biletçileri asla aksi ve nakıs insanlar değillerdi... Her yolcuyla tek tek ilgilenir, yol soranlara âdâbıyla yol tarif eder, kıt’a atlayanları usturubuyla uyarır, troleybüslerde ise kar-kış, yağmur-çamur demeden troley çubuğu atan aracın yeniden yola devam edebilmesi için bıkmadan aşağıya iner, boşta sallanan çubuğun ucundaki kalın ip yardımıyla, maharetli bir şekilde çubuğu ekseni etrafında daireler çizerek yükseltir ve bir defada troley teline temas ettirirdi... Tümünün başında idarenin gri renkli bir kasketi olurdu. Bu kasketin üzerindeki bantta da İETT yazısı ve arması bulunurdu. Üzerlerindeki gömleklerin göğüs ceplerinin üzerinde sicil numaralarını gösterir bir kart takılı olurdu. Yan koltuklarının hemen arkasında da, yüzü camdan dışarıya dönük olarak otobüsün çalıştığı hat tabelâsı bulunurdu. Yani, o yıllarda otobüsün yan cephelerindeki hat tabelâları şimdiki gibi ön kapının değil, arka kapının hemen yanında monteli olurdu.

Kendilerine ayrılan yan koltukları önünde, bir mile bağlı olarak yatay şekilde doksan derece kadar açılan bir de minik tezgâhları olurdu. Tahta kutularını bu panelin üzerine koyarlar, deri çantalarını ise, tezgâhın kendilerine bakan tarafındaki para çekmecesine yerleştirirlerdi. Tâ son durağa kadar yolculara biletlerini bu makamlarından keserlerdi. Arada bir bozuk parası tükendiğinde, biletçi otobüse genel bir duyuru yapardı: “Beyler, bozuk parası olan var mı?” Derhal İstanbullular ellerini ceplerine atar, biletçiye bir süre idare edebileceği kadar bozuk para bütünletirlerdi. O zamanlarda vurdumduymazlık anlaşılan henüz İstanbullular’ın kanına işlememişti...  



Yolda giderken, hiç umulmadık bir anda otobüsün ön kapısı yolun ortasında açılır ve içeriye, siyah gömlek ve kafasına İETT amblemli bir kasket takmış, kravatlı ve koltuğunun altında çanta olan biri binerdi. Bunlar genellikle zayıf, bıyıklı ve otoriter tipler olurdu. Kapının başından, otobüse doğru; ”Bilet kontroooolll!...” diye bağırırdı asabi bir sesle. Herkes bu sesten tırsar ve az evvel almış oldukları biletleri harıl harıl ceplerinde veya çantalarında aramaya koyulurlardı. Çünkü bu şahıs gezici; “bilet kontrolörü” idi. Aniden gözüne kestirdiği bir İETT otobüsünün şoförüne el işareti yaparak aracı durdurur, ön kapıdan binerek arka kapıya kadar herkesin elindeki bileti kontrol ederdi. Kıt’a atlatmış olan birini yakaladığında da, koltuğunun altından çıkardığı farklı bir renkteki cezalı biletlerden bir adedini keserdi (sanki kırmızı renkliydi bu biletler diye hatırlıyorum). Cezayı da derhal tahsil ederdi. Anında hem de nakit olarak... Mırın kırın edenin gözünün yaşına bakmazdı. Çünkü o yıllarda belediyeye karşı işlenmiş bir suç, şimdikilerden daha kararlı ve kesin takip edilirdi. Kolay mı, kontrolörün yanında şoför ve otobüsün biletçisi de var. Çaresiz uyanık vatandaş parasını öderdi. Yanaşmayanlar ise derhal otobüsten indirilirlerdi. Kontrolör arka kapıdan inerken, “Hayırlı yolculuklar” temenni eder ve bir başka otobüsü el sallayarak durdurur, hemen ön kapısından içine atlardı...


“205” kapı numaralı bir Büssing-5500, "34" hat numaralı; "Edirnekapı-Beşiktaş" seferindeyken, eski Marmara Pasajı’nın önündeki Bayazıd Durağı’na yanaşmakta... Kapalı durak ise demir borulardan imal edilmiş ve üzeri eternitle kaplı...


Biletçiler, otobüsün arka sahanlığında biriken ya da koridorda demir atıp, ilerlememekte direten yolcuları sürekli olarak uyarırlardı: “Beyler, lütfen önlere doğru sağlı-solluuu, sağlı-solluuu!...” Bu uyarı, yolcular tarafından öylesine ezberlenmiş olurdu ki, artık bir zaman sonra biletçi sadece; “Sağlı-sollluuuu...” diye uyardığında, ne demek istediği otomatikman anlaşılır ve yolcular göstermelik de olsa hafiften yerlerinde kıpırdanırlardı. O yıllarda otobüs adedi şimdiki gibi bol olmadığı için, bilhassa Eminönü’nden akşam vakti kalkan bir İETT otobüsü, daha Sirkeci ve Sultanahmed’de tıka-basa dolar, ya da Taksim’den çıkan bir troleybüs henüz Refik Saydam Caddesi’ni dönmeden istiap haddini aşar, hakikaten adım atacak yer kalmazdı. O yılarda otobüs doluysa, kesinlikle ön kapıdan yolcu alınmazdı, kesin yasaktı. Ya arkadan bineceksiniz ya da bir sonraki aracı bekleyeceksiniz!... Kurallar kat’i çizilmişti ve sadakatle uygulanırdı.

Biletçiler, otobüse binen yaşlı, çocuklu ya da hamile kadınlar olduğunda, yine milleti uyarma görevini yerine getirirlerdi: “Beyler, çocuklu/hamile bayan var, lütfen bir yer verelim!...” Bu talep, bir ricadan daha ziyade, daha bir direktif kokardı sanki ve arka kapıya en yakın oturan gençlerden biri derhal kalkarak yerini terk ederdi.



Biletçi, kapı kontrol düğmesine basarak, otobüsün kapılarını kapatıyor.


Biletçilerin yanındaki metal demirlerden birinin altında kapı açma-kapama düğmeleri olurdu. Otobüs durağa yaklaştığında, günümüzdeki gibi yolcular kapıların üzerindeki inme düğmesine basarak şoförü uyarmazlardı (Zaten otobüslerin kapılarında bu türden bir uyarı düğmesi de yoktu). Biletçiler, her durak öncesinde, yaklaşılan durağın ismini anons ederlerdi; “Unkapanııı... Var mı ineeeen?...” Bu soru cümlesine; “Vaaaar!...” diye cevap vermeniz ya da en azından ineceğinizi, herhangi bir kıpırdanma ya da ön kapıya doğru aceleyle ilerleme şeklindeki bir hareketle belli etmeniz gerekirdi. Mesajı alan biletçi de durağa varmadan önce, önündeki ikaz düğmesine basarak, şoför mahallinin üzerindeki panelde bulunan; “Duracak” levhasını yakardı. Durağa yanaşılınca da, yanındaki butonla ön kapıyı açardı... Yolcuların iniş-binişi tamamlandıktan sonra, kapılarda kimse kaldığına iyice emin olan biletçi, şoförü; “Devaaaaam eeeett!...” şeklinde uyarır, “Duracak” levhasını söndürür, şoför de yeniden yol koyulurdu. Bazı otobüslerde ön kapıyı açıp kapamaktan ve “Duracak” levhasını söndürmekten şoför sorumlu olurdu. Biletçilerin oturduğu koltuğun önündeki metalin üzerinde bir dikiz aynası bulunurdu. Biletçi bu ayna yardımıyla, her defasında başını geriye çevirmeye gerek kalmadan, arka kapıdaki yolcu binişini kontrol ederdi.

Kimi zaman Harp malülleri binerdi otobüse. Hem de ön kapıdan. Bu onlara tanınmış bir ayrıcalıktı ve bu kahraman gazilerimizi (hepsinin mekânı cennet olsun!) görenler kalkıp yerlerini bu yaşlı kurtarıcılarımıza verirlerdi. Zaten otobüslerde en ön sıradaki sağlı-sollu iki sıra koltuk gazilere ayrılmıştı. Onlar araca bindiklerinde terkedilmek üzere... Geçen yıl bir gazetede Kurtuluş Savaşı gazilerimizden topu topu 7 kişinin kaldığını okumuştum. Zaten artık otobüslerimizde böyle bir uyarı ibaresi de yok...



Otobüs son durağına varınca her iki kapısını da açan biletçi, yolcuları indirdikten sonra, tutulmuş bir belle önündeki paneli ileri doğru iterek çıkar ve bir sonraki seferin saatlerini işletmek üzere başdurak plântonluğuna giderdi...

Sonra bir gün (1979’un sonları) biletçilerin tümünün kalkacağı haberi yazıldı gazetelere... Mart 1980’de de tüm biletçilerin (troleybüslerdekiler hariç) görevlerine son verildi, yaşlı olanlar emekli edildiler, nisbeten genç olanları da bir süre eğitimden geçtikten sonra şoför olarak idareye hizmetlerine devam ettiler... Otobüslerde şoförlerin yanına bilet kutuları monte edildi. Binişler ön kapıdan, inişler ise arka kapıdan yapılmaya başlandı. İstanbul bir güzelliğini, bir meslek erbâbını daha yitirdi böylece... Zaten, ne zaman biletçilerimiz tarih oldular, İETT otobüslerinin de o eski keyfi ve tadı kalmadı maalesef!... Otobüslerle yolculuk yapmak, sanki daha bir monotonlaştı...


İbrahim Akın KURTOĞLU



ali_bozoglu

12 yıl önce - Cmt 06 Oca 2007, 02:11

Rıfat Behar'ın yayınladığı kadın biletci resmini görünce Orta Okul yıllarımı gittim Ben Orta Okulu Kasımpaşa Pirireis Orta Okulunda okudum İlk Okuluda Kasımpaşa Sururi İlk okulunda  okudum hafızam beni yanıltmıyorsa İlkokul 4 sınıfta iken Dolapdere'de olan Pirireis Orta ve İlk Okulu  çıkan bir yangın neticesinde yandı devletimizin imkanları o zaman biraz kıt Sabahcı ve öğlenci olarak çift tedrisat okuyoruz sabahcılar 08-11.30 öğlenciler 13-17.30 saatları arasında okula giderdiler Pirireis Okulu yanınca üç tedrisat okuduk ki  teneffüs nedir bilmezdik Piri Reis Orta Okulu'da Bankalar Caddesindeki Okçu Musa okulunda faaliyetine devam etmişti bende 2 sene buruda okudum bazı arkadaşlarımız Taksim'in ötesinde oturdukları için Tünel'den otobüs'e binerlerdi bizde kendilerini yolcu ederdik işte o kadın biletçiler o tarihlerde (1964-1965) çalışırlardı biletin ücretini verirsiniz bu günki yazar kasaya benzer kollu kolu cevirir çıkan bileti size verirdi zamanına göre çağdaş bir olaydı ama nedense kısa bir süre sonra ortalıkta görünmez oldular yine 1960 yılların sonunda Mecidiyeköy Lisesine giderken bende otobüs'e Galatasaray durağından binerdim  o durak Mısırlı Hanın önündeydı. Tünelden Kalktıktan sonra ilk duraktı normal biletçiler vardı Otobüs'e arka kapıdan binilirdi biletciye bir Mecidiyeköy Paso dersiniz parayı verdikten sonra  biletci tahta bir kutunun içinde ki biletlerden size bilet verirdi bazan de bilet kontrol eden kişiler gelir biletleri  kontrol eder eğer biletsiz  veye gideceğiniz yeri yanlış söyleyip başka yere giderken yakalanırsanız  iki katı ceza lı bilet kestirirdi size biletler mıntıka mıntıka idi bir örnek verirsek ben deniz hep İstinye'de girerdim çünkü Boğazda en uçuz gidilecek yerin sınırı idi

Akın Kurtoğlu

12 yıl önce - Sal 16 Oca 2007, 02:55

İETT tarihinde son biletçiler, 1980-81 arasında çalıştılar. 101 adet troleybüsün kapılarının ortada olması nedeniyle, önden binişler için ilk anda bir çare düşünülemedi. Binişler otobüslerin aksine, yine eskisi gibi arkadan yapılmaya devam etti. Bu yüzden troleybüslerin biletçileri 1-1.5 yıl kadar daha çalıştıktan sonra, İdare bu meseleye bir çözüm getirerek, orta kapıdan şoförün yanıbaşına kadar devam eden kesintisiz bir turnike sistemi monte etti araçlara... Böylece, son biletçilerin de görevlerine son verildi. Troleybüslerde de otobüslerde olduğu gibi önden binişler başladı.

Akın KURTOĞLU



gurkan iscan
12 yıl önce - Sal 20 Şub 2007, 16:07

Şimdiki  halk otobüslerindeki biletçilerini  göz önüne alalım
Parayı bile alırken lütfediyorlar, Para üstünü uzatmaları başlı başına lütüf. Hele birde kaykılarak oturmaları yok mu , Ağızda sakız , sigara  doğal olanlar
 Yolcuya hitabetmeleri konusuna değinmeyelim , buna ayrı bir başlık açılır
 Gözlemlediğim  kadarı ile biletçinin birinci görevi  öndeki araba kim , arkadan araba giliyormu bunları takip etmek
Bu nedenle yukarıda yazılanları bir daha okuyacağım.


Akın Kurtoğlu

12 yıl önce - Sal 22 May 2007, 04:32

O yılların İETT otobüs biletçileri, herbiri birer İstanbul beyefendisiydiler. günümüzle asla kıyas kabul etmeyecek derecede nev-i şahsına münhasır zatlardılar...

Akın KURTOĞLU


İBRAHİM DİLBER
12 yıl önce - Cum 01 Hzr 2007, 13:49

İETT biletçilerinin beyefendi insanlar olduklarını burada sizlerden okumak ve izlemek çok güzel.Demek ki yıllar önce İstanbul'da giyim-kuşamına,ünüformasına özen gösteren,nezaket sahibi insanlar hizmet veriyorlardı.Demek ki İstanbul beyefendiliği kavramı illa ki zenginlik-fakirlikle değil,kültürle alakalı bir konu.



sayfa 1
ANA SAYFA -> ULAŞIM