Ana Sayfa 1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 9
umutyolu
16 yıl önce - Cmt 12 May 2007, 23:27



SeHZaDe
16 yıl önce - Pzr 20 May 2007, 21:08



umutyolu
16 yıl önce - Cum 08 Hzr 2007, 02:08

Alıntı:


Atatürk'ün Ermeni sorununa dair görüşleri ve anlatıları

07 Haziran 2007, Kaynak : Cumhuriyet

Atatürk'ün Ermeni iddialarının gündeme getirildiği dönem için yaptığı tespitler ve analizler bütünüyle gerçeklik taşır. Tehcirin doğruluğunu, işledikleri katliamlar nedeniyle Ermenilere yönelen kinin etkisizleştirildiğini anlatır.

Atatürk'ün yazışma ve konuşmalarından Ermeni konusu üzerine neler dediğini tarayıp, bir kitapta topladım. Karşımıza önemli bir bilgi ve değerlendirme zenginliği çıktı. Bunlar konu başlıkları halinde şöyle sıralanabilir:

* Tehcir bir zorunluluktu.

* Tehcir'de Ermenilere katliam yapılmamıştır.

* Tehcir edilenler hayattadır.

* Tehcir, Ermeni çetelerinin Türklere yaptığı katliamlardan doğan kin ve düşmanlıktan dolayı, bir yönüyle Ermenilerin hayatını kurtarmıştır.

* Birinci Dünya ve Kurtuluş Savaşı sırasında katliama uğrayan, asıl soykırım girişimine tabi tutulan Türklerdir.

* Türkleri ve Ermenileri, birbirlerini kırmaları için Doğu'da önce Ruslar, sonra İngilizler, Güney'de Fransızlar kışkırtmışlardır.

* Ermeni kırımı yalandır, uydurmadır, iftiradır, İngiliz propagandasıdır.

* "Ermenilere kırım yaptınız" konulu saldırılar, tarihi gerçeklere değil, siyasi emellere dayanmaktadır.

* Siyasi emel topraktır, Türkiye'nin Doğusunda "Kafkas Seddi" oluşturmaktır.

* Bu projede, Kürtçülük ve Ermenicilik birer vasıtadır ve paralel kullanılmaktadırlar.

Bunlardan sadece son üçünü ana hatları ile ele alabileceğiz.

ÜÇÜNCÜ ERMENİ SALDIRISI

Türk ulusu, Ermenilere soykırım yaptınız iddialı saldırılara üçüncü kez muhatap oluyor. İlki 1915 Tehciri'nden sonra 1916'da başlar, 1918 Mondoros Mütarekesi'nden sonra yoğunlaşır. İkincisi 1920'dedir. Türk Ulusu'nun canını, namusunu, toprağını kurtarmak için Çukurova'da Antep, Maraş ve Urfa'da Fransız-Ermeni işgalcilerine karşı direnmesi üzerine ve özellikle Şubat 1920'de Maraş'tan Fransız-Ermeni işgalcilerini kovuncadır. Üçüncüsü de 1965'te başlatılır ama asıl saldırı Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin PKK terör örgütü ile ABD'nin ve AB'nin istediği şekilde bir diyaloga girmeyip siyasi çözümü reddederek silahlı mücadeleyi sürdürme kararlılığı üzerine 1995'te başlatılır. 1995'e kadar, 30 yılda Türkler Ermenilere soykırım yapmıştır şeklinde karar alan veya bildiri yayınlayan parlamento sadece altıdır(1). 1995'ten 1998'e kadar karar alanlara dokuz(2) ilave daha olur. 1999'da PKK başarısız olunca, Güneydoğu'yu Türkiye'den kopartamayınca yani PKK'ya verilen görev gerçekleşmeyince soykırımlı saldırılar bunaltıcı şekilde yoğunlaşır. Sadece 2000 yılında 7 karar(3) çıkar. 2001-2006'da bunlara 17 karar(4) daha eklenir.

1965'ten 2007'ye kadar toplam 39 karar çıkar, bunlara eyalet kararları dahil değildir. 39 kararın 6'sı 30 yılda, 1965-1994 arasında çıkar. 1995'te saldırılar yoğunlaştırılır, 4 yılda (1995-1998) 9 karar, 2000'de, yalnızca 1 yılda 7 karar, 2001 ve sonrasında ise 17 karar çıkartılır. 39 kararın 24'ü 1999 sonrasında, yani PKK başarısız kılındıktan, Türkiye AB'ye aday yapıldıktan sonradır. 1997'de adaylığı reddedilen Türkiye'nin 1999'da yani PKK başarısız kılındıktan sonra aday yapılmasının anlamı ve arkasından aday yapılan Türkiye'ye Ermeni soykırımı kartı ile siyasi saldırıların yoğunlaştırılması dikkat çekici ve uyarıcıdır. Ayrıca 2000 yılında, soykırım suçlamasıyla yapılan siyasi saldırıların yanı sıra, Batılı sermayedarlarının çıkarttığı Kasım 2000 ve Şubat 2001 ekonomik krizleri ve sonuçları da göz önüne alındığında, Türkiye'nin planlı bir siyasi-ekonomik-sosyal tehditle karşı karşıya olduğu anlaşılıyor.

Saldırıların sürecine ve yoğunlaşma dönemlerine dikkat edilirse konunun tarihi bir hesaplaşma değil, siyasi bir hesap olduğu ortaya çıkmaktadır. Birinci ve ikinci saldırılar Sevr öncesidir. Üçüncü saldırı ise "Kürdistan kurma" öncesidir. Sözde Ermeni soykırımı konusu ile Kürdistan kurma konusunun ne ilgisi var denilebilir. İkiz konulardır. Tarihimizde paralel yürütülmüştür. Bu günde paralel yürütülmektedir.

ATATÜRK'ÜN TESPİTLERİ

Soykırımlı saldırılara Atatürk'ün bakışı, tarihi bir konu şeklinde değil, siyasi hedefleri gerçekleştirmede bir vasıta olarak kullanma şeklindedir. Yani mücadele alanı tarih değil, siyasettir demektedir. Ki kendisi de tarihle değil, siyasetle ve güçle çözmüştür.

Atatürk'ün sözde soykırım iddiaları üzerine tespit ve değerlendirmelerini sorularla açıklığa kavuşturalım. Biz soralım, O yanıtlasın.

Türkiye'ye yapmadığı ve yapmadığını bildikleri halde neden "Ermenilere soykırım yaptınız" suçlamaları ile saldırıyorlar. Bunları neden yapıyorlar?

"... Düşmanların bütün çalışması, barış esaslarının kararlaştırılacağı şu sıralarda memleketimizi dışarıda ve içeride güçsüz bir durumda bırakarak, istedikleri her şeyi kabul ettirmeyi amaçlıyor...(5)" (24 Nisan 1920-TBMM)

O günlerde Sevr Anlaşması gündemdeydi. Sevr ile istediklerini kabul ettirmek için, "Ermenilere kırım yaptınız, yapıyorsunuz" saldırısı ile Türkiye'yi suçlu duruma düşürüp dıştan destek görmesini önlemeyi, hayır deme direncini kırmayı amaçlamışlardı.

Şimdi 1995'te yoğunlaşan, 2000'de doruğa çıkan saldırıların amacı daha iyi anlaşılıyor. 1995 yılı için Ata'nın açıklamasındaki, "barış esaslarının kararlaştırılacağı şu sıralarda" ifadesinin yerine "PKK ile silahlı mücadeleyi bıraktırıp, siyasi çözümün dayatıldığı şu sıralarda" ifadesi konularak okunması yeterli olmaktadır. 2000'li yıllar için konulacak ifadeler çoğalmaktadır. Birkaçını sıralayalım.

* "Kendisine verilen görevi PKK başaramayınca, PKK'nın yapamadığını bizzat yaptırmak için AB adaylığına kabul edilen Türkiye ile adaylık koşullarının belirleneceği şu sıralarda..."

* "AB'ye uyum paketleri adı altında verdirilecek ödünlerin Türkiye'ye kabul ettirileceği şu sıralarda..."

* "İncirlik Üssü kullanım koşullarının görüşüleceği şu sıralarda (2000 Baharı-ABD için)..."

* "BOP'un gerçekleştirileceği şu yıllarda..."

* "Kuzey Irak'ta bir devlet yapılanmasına başlanacağı şu sıralarda (2002)..."

* İran'a karşı ABD'nin yanında yer almasının sağlanacağı şu sıralarda..."

* "Kuzey Irak'taki devlet ilanının yapılacağı şu sıralarda..."

Atatürk'ün aynı konuşmasında sorumuzla ilgili iki yanıtı daha vardır.

"Geleceğe yönelik çıkarlarını, çeşitli baskılarla bütün dış ülkeleri aleyhimize çevirmekte gören bütün unsurlar,... tümüyle yalan olan en son Ermeni kırımı uydurmasını (1920'yi kastediyor) düzenlediler...

İngilizler, dış durumumuzu yani toplu öldürme iftiraları ile sarsarak, ... tasarladıkları İstanbul işgalini kolaylıkla uygulayabilecek bir ortam hazırlıyorlardı..." (24 Nisan 1920-TBMM)

Başka bir konuşmasından bir alıntı daha yapalım.

"... Düşmanlarımız hakkımızda icat ettikleri iftiralarını 1 Aralık Paris Konferansı'na da kabul ettirir gibi oldular. İhtimal bunun neticesi olarak, daha savaş esnasında birbirleriyle yaptıkları gizli anlaşmaların ve karşılıklı verdikleri sözlerin tatbikatına başlanmış idi. İzmir, Antalya, Adana, Antep, Urfa ve Maraş'ın işgalleri hep bir karşılıklı taahhütler neticesi..." (31 Aralık 1919 Ankara)

GÜNCELLENEN TARİH

Ata'nın bu üç açıklamasından, Ermeni kırımı konulu saldırıların basit bir suçlamadan çok öte bir durum olduğu anlaşılıyor. Türkiye üzerine niyet besleyenler, bunu araç olarak kullanmışlar. Güncel çıkarlarını sağlamak için bir tehdit aracı, uzun vadeli planlarını gerçekleştirmede de bir alt yapı aracı olarak kullanmışlar. Bugün de Türkiye'ye yönelik planlarını, ki planlarını gizlemeye de gerek görmüyorlar, gerçekleştirmede bir araç olarak kullanmaktadırlar.

Peki, bu soykırım iddiaları doğru mudur?

"Türkler tarafından Ermeniler aleyhinde katliam (İddiaları), uydurulmuş rivayetler ve bir takım yalan ve iftiralardan ibarettir." (17 Ocak 1921-Demeç)

O halde Ermeni sorunu nedir?

"Ermeni sorunu, Ermeni milletinin gerçek olmayan isteklerinden çok, dünya kapitalistlerinin ekonomik yararlarına göre çözülmek istenen sorun(dur)." (1 Mart 1922-TBMM)

Ermeni sorununu dayandırdığınız emperyalistlerin ekonomik çıkarları nedir?

"Ermeniler Van ve Bitlis'i ele geçirince, Irak'taki İngilizlerle birleşeceklerinden dolayı bütün Yakındoğu'da İngilizlerin yeri çok sağlamlık kazanacaktır." (1 Aralık 1920)

"Ermenistan'ı Mezopotamya'da yerleşmiş İngilizlere yaklaştıracak surette uzatmak, Moskova ve Ankara hükümetlerine pek çok nahoş sürprizler yaratmak demek olur."(27 Aralık 1920)

"Taşnakların, İtilaf devletlerinin entrikalarına alet olmaktan vazgeçmeyip... Sevr'de İstanbul hükümetine imza ettirilen anlaşma hükümlerine dayanarak Doğu vilayetlerimizi işgal için fırsat kollamaları, bu suretle Basra Körfezi'nden Karadeniz'e kadar Doğu ile Türkiye arasında itilaf devletleri nüfuz ve himayesi altında büyük bir kütle husule getirip Yunanistan'ın Rumeli ve Batı Anadolu'da oynadığı rolü Kafkasya, Doğu Anadolu ve İran'da oynamaya azmetmiş olmaları ..."(6 Ekim 1920)

"Musul (Vilayeti-bugünkü Kuzey Irak) bizim için çok kıymetlidir... Birincisi, civarında sonsuz servet teşkil eden petrol kaynakları vardır. İkincisi bunun kadar önemli olan Kürtlük meselesidir. İngilizler orada bir Kürt hükümeti teşkil etmek istiyorlar. Bunu yaptıkları takdirde bu fikir bizim hududumuz dahilindeki Kürtlere de sirayet edebilir. (6)" (16 Ocak 1923)

Atatürk'ün bu dört açıklamasını, Sevr haritasını ve 1918'den sonraki bilgileri yan yana getirdiğimizde emperyalistlerin ekonomik çıkarları ortaya çıkmaktadır.

İngiltere Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı'nın elindeki tüm petrol yataklarını; Arabistan Yarımadası, Basra ve Musul'u; ele geçirir. Mondros Ateşkes Anlaşması'ndan sonra, Osmanlının 1918 yazında işgal etmiş olduğu Bakü petrol bölgesini, Osmanlıya boşalttırarak işgal eder.

Ele geçirdiği Hazar petrol bölgesi ile Ortadoğu petrol bölgesi arasını kendi kontrolünde tutup, iki bölge arasında fiziki bağı kurmak için, 1918'de kendisi tarafından kurulan Ermenistan'ı, Karadeniz kıyılarından Van Gölü'ne kadar uzatmak, Van Gölü güneyi ile Irak arasındaki boşluğu doldurmak için burada bir Kürdistan kurmak ister. Sevr haritasının doğusu işte bunu gerçekleştirmektedir.

Atatürk, bu planı anladığı içindir ki; Moskova'yı birkaç kez uyarır, uyarıları sonuç doğurur, Ankara­Moskova işbirliği gelişir ve senaryonun Ermeni ayağı kırılır.

Kürdistan'ın kurulmasını önlemek için de, Musul vilayetini Misak-ı Milli içine alır ve Türkiye'ye dahil etmek ister. Musul alınamaz ama Sevr ile kurulmak istenen Kürdistan oyununu bozar.

FİGÜRANLAR, KULLANILANLAR...

Görüldüğü gibi emperyalistlerin ekonomik çıkarı, petroldür, Karadeniz'de egemenliktir. Diğer ögeler figürandır, kullanılandır. 1920'lerde bu senaryoyu Atatürk bozmuştur.

Günümüzde de aynı senaryo oynanmakta, aynı figüranlar kullanılmaktadır. Sadece filmin esas oğlanı değişmiştir. O yıllarda İngiltere idi, bugün ABD'dir. İngiltere yardımcı oyuncu olmuştur. Amaçları arasına "su" ilave olmuştur.

Atatürk'e sorularımızı sürdürelim. Bu senaryo içersinde Ermenilerin rolü nedir?

"Rum ve Ermeni, Batı emperyalistlerinin hizmetçisi olan uluslar(dır)." (1 Aralık 1920-Ankara)

"Ermenistan, Doğu'da büyük bir inkılap gayesi için çalışan mazlum milletler arasında, ... bozguncu bir unsur vazifesi yapıyordu. Doğu milletlerinin temasına engel oluyordu. Doğu'da İngiliz emperyalistleri için bir dayanak noktası hizmeti görüyordu...

Ermenistan, Doğu ihtilal makinesinin iyi işlemesine mani olmak için, bu ihtilalden etkilenecek olacaklar tarafından makinenin çarkları arasına sıkıştırılmış ecnebi bir cisimden başka bir şey değildir..." (13 Kasım 1920-Hakimiyeti Milliye)

Atatürk, Ermenilerin emperyalistlerin bir maşası olduğunu, kullanıldıklarını tespit ediyor; ki bu tespitini sıkça tekrarlar, gerçeği gören Ermeniler de bu yönde açıklamalar yapar; kullanılma amaçlarının da bir siyasi hedefin gerçekleşmesi için olduğunu belirtiyor. Bu siyasi hedefin tam açıklamasını, hedefi belirleyenin ağzından verelim.

Sevr Anlaşması'nı hazırladıkları konferanslarda İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon, 16 Şubat 1920'de şöyle diyor :

"Müttefiklerin uğrunda savaştıkları... amaçları arasında bağımsız bir Ermenistan devletinin kurulması da vardır. Bu amacın gerçekleşmesine tüm müttefikler aynı derecede ant içmiş durumdadır." (7)

Aynı kişi, bu devletin kurulma amacını da, 22 Nisan 1920'de şöyle belirtir:

"Büyük bir Pan-İslam ya da Pan-Turan hareketi ortaya çıkabilir ve böyle bir halde, Londra Konferansı, genellikle dünya barışı bakımından, Türkiye Müslümanları ile daha doğudakiler arasına sokulmak üzere bir Hıristiyan toplumunun sıkıştırılmasının yerinde bir girişim ve bunun da yeni bir Ermeni devleti olabileceğini düşünmüştü." (8)

Atatürk; bu toplantı tutanaklarından haberi olmaksızın, emperyalistlerin Ermeniler üzerine neden oynadıklarını, siyasi hedeflerinin ne olduğunu tam isabetle tespit etmiş ve buna göre cephe tutmuş, bu plandan Türkiye kadar zarar görecek olan Rusya ile işbirliği yapmış ve planın gerçekleşmesini engellemiştir.

Bugün de Ermeni kartının tekrar Türkiye'nin önüne konulması, Ermenilerin tekrar kullanılmaya başlanmasının arkasında, daha önce açıklanan ekonomik çıkarlarının yanı sıra, L. Curzon'un ikinci sözündeki amaç aranmalıdır. Bundaki doğru tespit, Atatürk'ün yaptığı gibi, doğru cephe tutmayı, doğru hedefe saldırmayı sağlayacaktır.

Ermenicilik ve Kürtçülük hareketleri birbiriyle ilişkili midir, bunlar aynı kaynaktan mı tetiklenmektedir?

"Kürtlerin devletten ayrılarak İngilizlerin himayesinde bağımsız Kürdistan kurmaları teorisini tasvip etmem. Çünkü bu teori, ... Ermenistan lehine İngilizler tarafından tertip edilmiş bir plandır." (16 Haziran 1919)

KAFKASYA SEDDİ

"... Kürtleri Osmanlı (Türk) camiasından ayırmak, İngiliz boyunduruğuna sevk etmek, neticede Doğu Anadolu'muzu Ermenilere çiğnetmeye yol açacak(tır)." (9 Kasım 1919)

"... Basra Körfezi'nden Karadeniz'e kadar Doğu ile Türkiye arasında İtilaf devletleri nüfuz ve himayesi altında büyük bir kütle husule getir(mek)..." (6 Ekim 1920)

İngiltere, Hazar ile Basra petrol havzaları arasını kendi kontrolünde bir coğrafi bağ ile birleştirmek ve Anadolu Türklüğünün Kafkas ve Orta Asya Türkleri ile fiziki bağını kesmek için, Ermenicilik ve Kürtçülük hareketini paralel yürütmüştü. Her iki hareketi kendi emperyalist politikaları için bir vasıta olarak kullanmıştı.

Atatürk, sözünü ettiği "Doğu ile Türkiye arasında büyük bir sed meydana getirme" projesini görmüş, Ermenicilik ve Kürtçülük hareketlerinin bu seddi oluşturmak için İtilaf devletleri (yani İngiltere) tarafından tezgahlandığını ve Türkiye için tehlikelerini anlamış, inşa aşamasında seddi yıkmıştır.

Bu seddin yapılmasını önlemedeki kesin kararlılığını şöyle ifade eder :

"Kafkasya seddinin yapılmasını Türkiye'nin kati mahvı projesi sayıp, bu seddi İtilaf devletlerine yaptırmamak için en son vasıtalara müracaat etmek ve bu uğurda her türlü tehlikeleri göze almak mecburiyetindeyiz."(9)

Bugün de emperyalizmin bu iki vasıtası, Büyük Ortadoğu Projesi içerisinde aynı kaynaklardan, aynı amaçlarla ve yine paralel yürütülmektedir ve 2007 yılı itibarı ile önemli mesafe kat etmiştir. Türkiye, Atatürk'ün kesin kararlılığını gösterme zamanını geçiriyor. Bugün, BOP içinde oluşturulmak istenen Doğu Seddini önlemek için "her türlü tehlikeleri göze almak mecburiyetinde" olduğunu anlamalıdır. Varlığını devam ettirmek için buna zorunludur. Geç kalmanın bedelini halkına kanla ödettirmemek için zorunludur. Doğu Seddini önlemek zorundadır. Önlemenin nasılı, ne yapılacağı da Atatürk'tedir. Atatürk gibi önce bağımsızlığımızı kurtarmak gerekmekte ve bunu yapabilecek teslimiyetçi olmayan bir hükümeti iş başına getirmek, yurttaşlık görevimiz olmaktadır.

Dipnotlar:

(1) Uruguay 1965, ABD Temsilciler Meclisi 1975, GKRY 1982, Dünya Kiliseler Konseyi 1983, ABD Temsilciler Meclisi 1984 (1975'in tekrarı), Avrupa Parlamentosu 1987, Arjantin 1993.

(2) Rusya 1995, Arjantin 1995, Kanada 1996, Yunanistan 1996, Lübnan 1997, Belçika 1998, AKPM 1998, Fransa 1998, Arjantin 1998.

(3) Soykırım uzmanı 126 akademisyen 2000, İsveç 2000, Lübnan 2000, Fransa 2000, Vatikan 2000, Avrupa Parlamentosu 2000, İtalya 2000.

(4) Vatikan+Ermeni Kilisesi 2001, Fransa 2001, Avrupa Parlamentosu 2002, Kanada 2002, Arjantin 2003, İsviçre 2003, Arjantin 2004, Uruguay 2004, Arjantin 2004, Kanada 2004, Slovakya 2004, Hollanda 2004, AB İlerleme Raporu 2004, AP Eurlings Raporu 2004, Almanya 2005, Litvanya 2005, Fransa 2006.

(5) İsmet Görgülü, Atatürk'ten Ermeni Konusu-Belgelerle, Bilgi Yayınevi, Genişletilmiş 2. Basım, 2006, s.198 (Metnin devamındaki Ata'nın sözleri aynı kaynaktan alıntıdır.)

(6) Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün 1923 Eskişehir-İzmit Konuşmaları, Yay. Haz. Arı İnan, TTK., 1982, s. 45.

(7) Osman Olcay, Sevres Andlaşmasına Doğru, Konferans ve Toplantı Tutanakları ve Belgeler, Ankara Üni. SBF. Yayınları, 1981, s. 24

(8) a.g.e. s. 513

9) 5 Şubat 1920 tarihli bildirisi, Atatürk'ün bütün eserleri (ATABE), C.6, Kaynak Yayınları, s. 268


Kaynak : http://www.eraren.org/index.php?Page=GBultenDetay ...p;Lisan=tr


Bu yazıda çok şeyler anlatılıyor. Dikkatle okursanız bugünkü olaylar ile ne kadar alakalı olduğunu farkedebilisiniz.

Teşekkürler.


umutyolu
16 yıl önce - Çrş 04 Tem 2007, 12:32

Alıntı:

GÜMEN AKÇAM’IN BULDUĞU 3. HOLDWATER

03 Temmuz 2007, Kaynak : Hürriyet

Ermenilerin sözde soykırım iddialarına karşı Türk tezlerini savunan ’holdwater’, gizli kimliğini elde ettiğini ileri süren Prof. Taner Akçam’a kendi tarzında cevap verdi. Holdwater, ABD’de bir internet sitesinde 28 sayfalık açıklama yaparak, "Taner Akçam hiçbir sağlam kanıt bulamadan, benim Murat Gümen olduğumu iddia ediyor. Ermeni radikalleri yine en iyi yaptıklarını sandıkları işi ortaya koyup, ’karakter suikastı’ yapmaya kalkıyorlar" dedi. Holdwater, Akçam’ın daha önce de İlyas Botaş ve Kenan Pars için "İşte holdwater bu" açıklamaları yaptığını ve yanıldığını hatırlattı. Bu hatırlatmasıyla ’holdwater’, Murat Gümen’in, Akçam tarafından ortaya atılmış 3’üncü holdwater ismi olduğunu belirtti.

Holdwater, Taner Akçam’ın iddialarına ’tallarmeniantale.com’ sitesinde yayınladığı yazıda özetle şu ifadelerle karşılık verdi:

"Taner Akçam, holdwater’ı ifşa ettiğini sanıyor. Hiçbir yerden sağlam kanıt bulmadan benim Murat Gümen olduğumu iddia ediyor. Ermeni radikalleri yine en iyi yaptıklarını sandıkları işi, ’karakter suikasti’ni yapmaya kalkıyorlar. Taner Akçam beni her defasında Ermeni düşmanı diye lanse ediyor. Ben Ermeni düşmanı değilim, ben her zaman ifadelerimde Ermeni soykırımının olduğunu iddia eden ve bu yalanları söyleyenlere karşı mücadele verdim. Kontrolden çıkmış, bu radikal yazara karşı ’holdwater’ ismimi kullanmak zorundayım. Beni Ermenilere, ’İşte sizinle uğraşam adam bu, saldırın’ diye lanse etmesi Akçam’ın ne tür bir tarihçi ve kişiliğe sahip bir adam olduğunu gösteriyor""

Kaynak : http://www.eraren.org/index.php?Page=GBultenDetay ...p;Lisan=tr


Taner Akçam, bildiğiniz gibi Türkiye'den kaçtıktan sonra Türkiye karşıtı birçok işe girişmiş ve Almanya'da yazdığı Ermeni soykırımı(!) konulu tez sayesinde ihya olmuştur. Ardından ABD'de bir üniversitede kendisine tarih öğretmeliği ayarlanmıştır. Bu süre zarfında boş durmamış ve bazı kitaplar yazarak Ermeni diasporasının onu satınalmasını sağlamıştır. Son yazdığı "utanç verici birşey" isimli kitabında Atatürk'ün gizli oturumunda konuyu konuştuğunu ve kabul ettiğini yazmış ve bu yalan bilgi diaspora arasında adeta sevinç çığlıklarına yolaçmıştır. Oysa Atatürk'ün gizli oturumunda ne böyle bir konuşma oldu ne de böyle bir belge / delil var ortada. Bu bilgi defalarca TTK ve yetkili birçok birim tarafından yalanlandı ve Taner Akçam'ı bu bilgiyi ispatlamaya aksi takdirde yazdığı kitabın tarih değil, hikaye kitabı olacağı söylenildi. Doğal olarak beklediğimiz gibi Taner Akçam bu bilgileri (diğerlerinde olduğu gibi) ne ispatlayabildi ne de bunun için bir girişimde bulundu. Attığı ve tuttuğu ile kaldı.

Geçtiğimiz aylarda ise üstüne düşen (!) görevlerden birisi olan ABD'de lobici Türkleri avlama yeteniğini ortaya koymuş ve HoldWater diye bildiğimiz Ermeni yalanlarına ispatlar ve deliller ile karşı koyan bir sitenin sahibini bulduğunu iddia eden yazılar yazmıştır. Hatta bununla kalmayıp sözkonusu Türk'ün resmini, adresini, telefonunu bile vermiştir. Bu bilgiler birçok diaspora Ermeni sitesinde yayınlandı ve kendisi bir çok hakarete maruz kaldı. Bugün gelinen noktada ise Taner Akçam'ın bulduğu kişinin o olmadığı yönünde ciddi durumlar açığa çıktı. Yani Taner Akçam yukarıdaki haberde de görüldüğü gibi baltayı yine taşa vurdu.

Asıl olarak Taner Akçam'ın HoldWater'ı ispiyonlaması girişiminin altında geçtiğimiz aylarda Kanada!ya girerken terörist olarak 4 saat alıkoyulması yatıyor. Bazı sitelerde kendi açıklamasına göre HoldWater olarak lanse ettiği kişiyi bu bu olaydan sonra fanatik ve ırkçı Ermeni diasporasına açıklamaya karar vermiş. İşin ilginci ise, daha sonra Hürriyet gazetesi kendisini anlatan bir yazı dizisi yayınladı ve Taner Akçam bu yazı dizisinde tüm detayları ile anlatıldı. Taner Akçam'ın bu yazı dizisinde anlatılan terörist faaliyetleri, Ermeni diasporası ile olan sıkı-fıkı dostluğu ve Türkiye karşıtı yazdığı kitaplar ve son açıklamaları ile HoldWater'ı nasıl hedef gösterdiği açıkça gösterildi. HoldWater isimli kişinin hayatını tehlikeye atan ve onu hedef gösteren Taner Akçam'a göre Hürriyetin yazı dizisi sonrası kendisi hedef haline gelmiş(!) Fakat bizce gerçek HoldWater'ı yine ispiyonlayamadığı için Ermenilerin hedefi haline gelmesi muhtemel.   Kısaca bu sahtekarın yaptıklarını dikkatle izliyoruz. Bunun gibi başkaları da var ve elindeki akedemik gücü kullanarak ortaya kaynağı olmayan uydurma kitaplar yazarak Ermeni diasporasını destekliyorlar.

Sözkonusu bazı kişileri aşağıdaki resimde görebilirsiniz:



Taner Akçam'ın sol tarafındaki Elifh Safhak değil mi o  

Teşekkürler.


Vassily20
15 yıl önce - Çrş 09 Nis 2008, 09:08



İSMAİL ÇELİK

15 yıl önce - Çrş 09 Nis 2008, 09:51



s.ayten

15 yıl önce - Prş 01 May 2008, 19:45



ercu
15 yıl önce - Pzr 01 Hzr 2008, 17:42



umutyolu
15 yıl önce - Pzr 01 Hzr 2008, 18:00

Alıntı:
Önemli:
Bunun için ayrıca başlık açmam lazımdı ama buradan duyurmayı tercih ettim.
MSNBC de ermeni soykırımı kabul edilmelimi-edilmemelimi diye bir oylama var.Link'i tıkladıktan sonra ''NO'' olarak ikinci satırı tıklayın.
Dünyada bazı önemli konular hakkındaki karalar bu tür uygulamalarla alınıyor.
Desteğiniz çok önemli.......


Haberiniz için teşekkürler ama soykırım gibi bir iddia oylama ile belirlenmez. Sadece o sitenin ziyaretçi sayısını arttırır. Bu konu için öncelikle Ermenilerin tarihçiler kurulu ve ortak çalışma tekliflerimizi kabul etmeleri gerekiyor. Yani tarihi belgeler, ispatlar ve şahitler ile bilimsel olarak bunun sonucuna varılması yolu. Bir sitedeki anketin sonuçları ile ortaya kesin ve bilimsel bir karar çıkamaz.

Teşekkürler.


alperen9lar
15 yıl önce - Pzr 01 Hzr 2008, 23:26



sayfa 9
« önceki   123 ... 8910 ... 222324   sonraki »
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET