Ana Sayfa 878 bin Türkiye Fotoğrafı
  
kadirbaba
8 yıl önce - Cum 21 Nis 2006, 22:00
Kuşların Yaşam Alanları Tehdit Altında


Doğadaki dengenin merkezinde olan su, Türkiye'de ne yazık ki gerektiği gibi yönetilemiyor. DSİ su kaynaklarımızı sınırsızmışcasına kullanıma açıyor. Bu hatalı yönetimin gizli kurbanları kuşlar. ne yazık ki kuşların kuluçkaya yattığı, yavrularını beslediği, göçte konakladığı ve kışı geçirdiği sulak alanlarımızın onlarcası geçtiğimiz on yıl içinde DSi tarafından uygulanan projelerle yok edildi.

Önce Amik, Avlan, Kestel ve Gavur gibi göller drenaj kanalları açılarak doğrudan kurutuldu. Sonra Sultansazlığı, Kulu, Bolluk, Eşmekaya, Hotamış ve Ereğli Sazlıkları gibi birçok sulak alan kendilerini besleyen su kaynaklarının tarımsal projelere kaydırılması nedeniyle yok edildi. Baraj, sulama, yeraltı su çekimi, taşkından koruma için yapılan setler ve tahliye bu alanların yani kuşların yüzyıllardır kullandığı yerleşimlerin sonu oldu. Bunun sonucunda Türkiye'de sukuşlarının neredeyse tamamının nesli tehlikeye girdi.

Ülkemizdeki 184 Önemli Kuş Alanı'nın (ÖKA) 148 tanesi (yüzde 80'i) bir ya da daha çok tehdit ile karşı karşıya.

Ülkemizde soyu tükenme tehditi altındaki kuşlar:

1-Kelaynak, Birecik'te doğa korumacıları tarafından korunuyor. Vahşi hayattan ve göç yollarından tamamen silindi.

2- 2004 yılında bir çift Balık Baykuşu'nun fotoğraflanıncaya kadar nesli tükendiği düşünülüyordu. Güney Ege'de bir kaç tanesinin kaldığı düşünülüyor.

3- Akkuyruklu Kızkuşu, Hindistan ve İran'da pek çok gölün kıyısında ve sazlıklarda bulunuyor. 20 yıl öncesine kadar ülkemizde de vardı. Ancak artık Türkiye'de yuva yapmıyorlar.

4- Telliturna, türkülerde simgeleşen harika bir kuş. Taşkın nehir ovalarında yaşar. Ancak yapılan barajlar ve setler bu taşkınları önleyince Telliturna da uçmaz oldu semalarımızda. Kuş gözlemcilerinin en çok aradığı tür olan telliturna yalnızca Murat nehrinin kıyısında tek bir noktada nadiren görülebiliyor.

5- Çayır ve otlakların Mezgeldek adlı ürkek kuşu, 1998 yılında yurdumuzda üremeye devam ettiği keşfedildi. Ancak beş yıl sonra son üreme alanı da tahrip edilince bugün Mezgeldek'in ürediğini bildiğimiz herhangi bir yer yok.

6- Uludoğan bir zamanlar bozkırların efendisiydi. Birleşmiş Milletler Çevre Programı'nca hazırlanan rapora göre 2030'a kadar nesli tamamen tükenecek.

7- Yaz Ördeği'nin konakladığı alanlar karpuz tarlası olunca, ürediği son birkaç alanı da saymazsak yudumuzdan tamamen silindi.

8- Avrupa'nın en büyük kartalı olan Akkuyruklu Kartal'lardan ülkemiz sınırları içinde en fazla 15 çift kaldığı tahmin ediliyor.

9- Adına parklar yaptığımız Kuğu son 30 yılda yurdumuzdaki üreme nüfusunun neredeyse tamamını kaybetti. Halihazırda kuğunun ürediği bilinen hiçbir alan yok ve kış hariç bu zarif yaratığı görme şansımız yok.

10- Bir zamanlar koloniler halinde görülen Akpelikan'lar Ereğli Sazlığı ve Seyfe Gölü'nün tamamen kurumasıyla ülkemizden neredeyse tamamen silindi. Yalnızca Gürcistan sınırındaki Aktaş Gölü'nde bulunuyorlar.

Bunlara ek olarak Küçük Karabatak, Flamingo, Büyük Akbalıkçıl, Dikkuyruk, Akdeniz Martısı ve Gülen Sungur popülasyonlarının %50'den fazlası, Turna, Kızılboyunlu Batağan, Kılıçgaga, Uzunbacak, Macar ördeği, Kaşıkçı, Çeltikçi gibi türlerinde en az %20'si son 10 yılda yok oldu.

Türkiye'de 50 yılda 'üç Van gölü' büyüklüğünde sulak alan geri dönüşsüz biçimde kaybedildi.
Ülkemizin yok olan sulak alanları:

Tuz Gölü: 1997'de 260 bin hektar alanı kaplarken, yedi yılda 160 bin hektara düştü. Konya'nın kanalizasyon ve tarımdan dönen suların arıtılmadan göle verilmesi, en büyük tehdit. Çevre ve Orman Bakanlığı Özel Çevre Koruma Kurumu'nca hazırlanacak Yönetim Planı'nın soruna çözüm getirmesi bekleniyor.

Seyfe Gölü: Kırşehir'deki göl, alanı besleyen suların içme ve sulama amacıyla başka yerlere yönlendirilmesiyle kurutuldu. 20 santimetre tuzla kaplı ve rüzgâr erozyonuna açık.

Eşmekaya Sazlıkları: DSİ, Aksaray ilçesi sınırındaki bu sazlığı baraj gölüne çevirme çalışmasına 1995'te başladı ama bitirilemedi. Aşırı yeraltı suyu çekimi nedeniyle bölgedeki su kaynakları kurumuş, dolayısıyla da barajda su tutulamamış durumda.

Kestel Gölü: Burdur Bucak ilçesindeki göl 1965'te tarım için kurutuldu. Çeltikçi çayının tamamı, sulamada kullanılıyor.

Hotamış Sazlıkları: Konya'da bulunan, 1980'lere kadar on binlerce hektarlık alana yayılan sazlıklar, su rejimine yapılan müdahaleler sonucu kurutuldu. DSİ, Konya Ovası Projeleri kapsamında tarımdan dönen suların Hotamış'ta depolanması için alanın baraja dönüştürülmesini planlıyor. Bu plan olmazsa sulak alan tümüyle kaybedilecek.

Sultan Sazlığı: Erciyes Dağı'nın güneyindeki sulak alanın bir kısmı 1960'larda DSİ müdahalesiyle tarım alanı kazanma amacıyla kurutuldu. Kurutulan alan artık çorak. Biyolojik çeşitlilik de yok olma noktasında. Göçmen kuşların konaklama mekanı olan ve önemli flamingo popülasyonu barındıran sazlıklar, su takviyesi yapılmazsa çöl olacak.

Amik Gölü: Hatay'daki 75 bin metrekarelik gölün suyu, 1968'de açılan dört drenaj kanalıyla Asi Nehri'ne boşaltıldı. Ancak altı yılda kurutulan alan, çevreye göre altı metre aşağıda kaldı. Drenaj kanallarının tıkanması sonucu da en küçük yağmurda doluyor, her yıl ekili alanlar su altında kalıyor. Gölün kurutulmasıyla Hatay ikliminin de değiştiği kaydediliyor. Yağışlar düzensizleşti, seller arttı.

Gâvur Gölü: 1950'li yıllarda Kahramanmaraş'ta sıtma mücadesi için dev kanallarla Aksu ve Ceyhan Nehri'ne bağlanan gölde 7 bin 125 hektar kurutuldu. Taban suyu, kısa sürede istenilen düzeyin çok altına düşürüldü.

Suğla Gölü: Tarımsal amaçlı kurutuldu. Konya'nın Seydişehir ilçesinde yapılan Suğla Barajı ile hem Konya Ovası sulanması, hem göl çevresinde 14 bin 600 hektarlık alüvyonlu arazinin tarıma açılması planlandı. Bugün göl, bir rezervuara dönüştürüldü.

Samsam Gölü: Konya'da tarım için başlatılan kurutma çalışmasının ardından göl çevresindeki topraklar hâlâ büyük ölçüde tuzlu ve kesinlikle verim alınamıyor.

Eber Gölü: Göller Bölgesi'ndeki Eber Gölü, Afyon'un Bolvadin ilçesinde. 30-40 yıl öncesine kadar kuş ve balık cennetiydi. Yöre halkının önemli geçim kaynağı olan göl, kamış ve sazlıklarıyla da ünlü. Ancak göldeki kirlilik, kuş ve balık türlerinin yanında bölge halkını da tehdit eder seviyede. Yağışların az olması nedeniyle son yıllarda göl beslenemiyor. Buharlaşmanın yanında sulama, gölün su seviyesinin düşmesine neden oluyor.

Avlan Gölü: Antalya'nın Elmalı sınırlarındaki göl, DSİ tarafından 1970'te tarım için kurutuldu. Toplam 26 bin dönüm alana sahip göl kuruyunca çevrede iklim değişti, elmalar kurumaya başladı, taban suları azaldı. 1997'de köylüler, 2 bin 500 imzalı bir dilekçeyi Başbakanlığa sundu. Bunun üzerine DSİ gölü yeniden oluşturma kararı aldı. Gölün 9 bin dönümünde su tutulmaya başlandı. Son iki yıldır kuraklık nedeniyle göl kuruyor. Bir de gölün ortasından Elmalı-Finike yolu geçiyor. Kışın karayolunu su basmasın diye gölün fazla suları DSİ tarafından tahliye ediliyor. Kuruyan bölgede tarım yapanlar, DSİ'den gölün fazla sularının tahliyesini istiyor.

Meke Gölü: Konya'nın Karapınar ilçesindeki Meke Krater Gölü'nün suları, bölge yeterli yağış almadığı ve gölü besleyen yeraltı sularını çiftçiler kullandığı için çekildi. 5 milyon yıl önce volkanik patlama sonucu oluşan ve taban suyuyla beslenen Meke Gölü, 2000'de 100'ün üzerinde kuş türüne ev sahipliği yapıyordu, suyunun hızla kuruması nedeniyle hem güzelliğini kaybetti, hem birçok kuş türü bölgeden uzaklaştı. 12 metrelik gölün derinliği, bugün sadece bir metre. Bölgenin yeterli düzeyde yağış alması için Türk Silahlı Kuvvetleri ağaçlandırma çalışması başlattı ancak gölü kurtarmak mümkün görünmüyor.

Akşehir Gölü: Nasreddin Hoca'nın 'maya çaldığı' ünlü göle akan su, baraj ve göletlerle engelleniyor. Su seviyesinin azalması, göl kenarlarını bataklık haline getirdi. Ayrıca Akşehir ve çevresinin kanalizasyon atıkları da arıtılmadan göle bırakılıyor. 15 yıl önce 350 kilometrekarenin üzerinde alana sahip göl, toplam alanı 30 kilometrekareye, en derin yeri ise 1 metreye kadar düştü. Geçimini gölden sağlayan 5 bin aile göç etmek zorunda kaldı.

Beyşehir Gölü: Konya-Çumra Ovası'ndaki tarım alanlarının sulanması amacıyla aşırı su çekiliyor. Göl kıyılarında kumullaşma, erozyon, sualtı bitkilerinde artış, balıkların yumurtlama alanlarında bozulma başladı. Balık türlerinde büyük azalma var. Atıklar ve tarımdan dönen sular gölü tehdit ediyor.

kaynaklar: Atlas, Yeşil Atlas, Radikal[/b]


fatih sey
7 yıl önce - Pzr 26 Ksm 2006, 17:00

Merhaba,  

Oncelikle boyle bir baslik actiginiz icin tesekkur ederim. Ben bir kus gozlemcisiyim  ve Turkiye'deki dogal alanlara karsi olan bu ilgisizlikler beni cok uzuyor. Onceki senelerde de halkin bu konular hakkindaki bilincliligini arttirmak icin kus gozlem toplulugumla beraber cesitli calismalarimiz olmustu.

Ayrica alinti yaptiginiz yaziyi da dergide okumustum.

Zamaninda cesitli hukumetlerimizin -kendilerine gore dogru dusunerek- yaptiklari calismalarla Amik Golu'ne , telli turnalara, kelaynaklara elveda dedik ve daha nicelerine elveda demek uzereyiz. Amik Golu'nun kurutulmasi ile Dunya'da cok ender bulunan bir karabatak turu olan  "yilanboyun" un soyunu tukettik. Kendileri su an sadece Iran'da yasamakta.

70li yillarda Suriye'den col cekirgesi geliyor diye hukumetimiz Guneydoguyu tamamen ilaclamisti.Tamam belki col cekirgelerinden kurtulmustuk . Ayni zamanda o bolgede yasayan baska boceklerin de, bitkilerin de, ayni zamanda dunyada sadece Fas'ta ve Turkiye'de yasayan kelaynaklarinda yok olmasini sagladik.

Cesitli baraj calismalari ile de hani o meshur telli turnalarin soyunu tukettik . Su an sadece 11 tane kaldi . Dusunebiliyor musunuz 11 tane.YAZIK BIZE

Cesitli endustriyel calismalarla da ic anadolu bolgemizdeki bir cok sulakalani kuruttuk ve kurutmaya devam ediyoruz( orn. Sultansazligi , Tuz golu, ...vs)
Ayrica *RAMSAR bolgesi olan Uluabat Golu de M. Kemal pasa tarafindaki fabrikalarin atiklari ile her gun dolmakta. Yakinda bu guzel golude kurutup rahatlayacagiz

 *Ramsar Sözleşmesi:
1971 yılında İran’ın Ramsar kentinde kabul edilen "Özellikle Su Kuşları Yaşama Ortamı Olarak Uluslar arası Öneme Sahip Sulakalanlar Hakkında Sözleşme" veya kısaca RAMSAR Sözleşmesi olarak bilinen sözleşmedir. Türkiye, Ramsar Sözleşmesi’ni 17 Mayıs 1994’te resmen yürürlüğe sokmuştur.. Uzun vadede ulusal sulak alan politikalarının geliştirilmesini amaçlayan Sözleşmedeki en önemli düzenleme, Uluslar arası Öneme Sahip Sulak Alanlar Listesi veya kısa adı ile Ramsar Listesi’dir. Ülkemizde Ramsar Listesi’ne dahil 9 sulak alan bulunmaktadır. İlgili yasaya dayanarak çalışmalarını sürdüren Ulusal Sulak Alan Komisyonu tarafından belirlenen yeni alanların da onay beklediği listeye uzun süredir Uluabat Gölü de dahildir.

alinti:Dogal Hayati Koruma Vakfi
http://www.wwf.org.tr/tr/ekbilgi84.asp

Ayrica hepimizin kayak bolgesi olarak bildigi meshur Uludag milli parktir. Cogu kisi onun milli park oldugunu biliyordur belki ama milli parklara  ev, otel ,..vs insa edilemeyecegini de biliyorlar mi?. Su an Uludag'daki otellerin kanundisi yapildigini biliyor muydunuz? Yan oradaki oteller aslinda ahir , koy evi olarak gozukuyorlar.  Peki hukumetin bundan haberi yok mu dersiniz. Tabi ki var !... Turkiye'den bahsediyoruz.   Turkiye'deki endemik bitkilerin cogu Akdeniz kiyisinda ve Uludag'da bulunmakta. Ayrica Uludag'inda kendine gore bir suru endemik bitkisi var ama bu her zaman goz ardi edilmistir.En onemli Uludag endemik bitkilerinden " uludag goknari" otelcilik sektoru sayesinde her gecen gun azalmakta. Hatta akilli hukumetimiz Uludag'a yeni oteller bolgesi ve yeni telefeik yapmaya karar verince de bu goknarlar kereste olmustur. Her ne kadar gecen sene Bursa'da buna engel olmaya calissak da etkili olmamisti. Cevre kuruluslari ve topluluklari ne kadar Turkiye dogasini kurtarmaya calissa da hukumet , holdingler , ..vs bunlari yok etmeye calisiyor.

Uyan Turkiye uyan , Artik at gozluklerini cikarmanin vakti gelmedi mi? Sadece su kadar dogal alanimiz var demekle olmuyor. O alanlari da korumamiz lazim.

Ulke elden gidiyor  


fatih sey
7 yıl önce - Pzr 26 Ksm 2006, 17:02

Ayrica Kadir bey lafim size degil. Yanlis anlamayin. Siz bu site de doga icin ugrasan insanlardansiniz. Size buyuk saygim var. Umarim yanlis anlamamissinizdir

Aykan Türk
7 yıl önce - Pzr 26 Ksm 2006, 21:27

Osmaniye'nin, Ceyhan Nehri dolayısıyla çok büyük bir su potansiyeli var. Çukurova olması dolayısıyla da bitki türleri potansiyeli fazla. Ceyhan Nehri'nin kıyısında çok güzel doğal alanlar mevcut. Yaklaşık 20 yıl önce çok daha güzeldi. Onun öncesi zaten bir harikaymış.

Amcamları ziyarete gittiğimde hep gezerdim o alanları. Kuş türlerini saydıkları zaman hayretle onları dinlerdim.  Yıllarca avcılık yapıldı yörede. Kuşlar avlanıldı. Balıklar tutuldu. Buna rağmen yine bizim insanımız merhametli. Doğayı korumasını herşeye rağmen biliyor. Sadece av sezonlarında avcılık yapılıyordu. Bazı istisnalar hariç.

Şimdi devlet burayı korumaya almış. Yılın her mevsimin de avcılık yasak. Köylüler de bu yasağa uyuyor. İstisnalar hariç. İki yıl öncesiyle bu yaz arasında çok büyük farklar vardı. Kuşların artık her mevsim burayı tercih ettikleri konuşuluyordu köyde. Bitki örtüsü daha bir farklı olmuştu sanki. Su daha bir başka akıyordu.

Türkiye genelini bilmem ama belki bu küçük çaba sevindirmiştir sizleri...


SAMİ AĞAR
7 yıl önce - Prş 30 Ksm 2006, 19:55

Sadece kuşların değil bizlerinde yaşam alanları tehdit altında. Sulak alanlarımız bir bir kurudukça oradan beslenen, kuşlarımız ve yaşamını sürdüren tüm canlılar gibi biz insanlarında geleceği tehdit altında. Sorun hepimizin sorunu. Çözüm noktasında, Devletimize çok görevler düşüyor.
Binlerce avcının attığı fişekten doğaya saçılan kurşunları düşünün, toprağımızdan, suyumuza kadar tehdit altındayız ve devamlı zehirleniyoruz.
Sulak alanlar ve göl gibi yerlerden su alımı yasaklanmalı. Yada bir takım düzenlemeler dahilinde, besleyen sudan daha az olmak üzere sınırlı su çekilmesine izin verilmeli.
Gölleri yada sulak alanları besleyen; su kaynakları kuruduğu zaman yada çok azaldığı hallerde kesinlikle su çekilmesi yasak edilmeli. (oluşturulacak yerel birlikler denetiminde )  
Toplum bilincinin artırılması için sık sık programlar yapılmalı. Bilhassa yöre halkı bilgilendirilmeli ve bilinçlendirilmelidir. Şu anda en çok sıkıntıyı onlar çekiyor.

Yani kısaca hepimize çok görevler düşüyor. Yapabileceğimiz neler varsa yapmalıyız. Ve unutmayalımki geleceğimiz için devleti harekete geçirecek yine bizleriz.


hilalacuner

6 yıl önce - Çrş 02 Nis 2008, 09:39
esmekaya


Sn Fatih Sey'in bu sayfanın açılmasına sevinmesi kadar; kacak kuyularla Eşmekaya Sazlığı 'nın silinmiş olması gerçeğinde üzüntülerini paylaşmak istedim. . Sadece inekler , böcekler gözlemleniyormuş artık. Belki başka bir coğrafyada kurulu doğal alanları kurtarmaya gayret edebiliriz. Haberdar olalım..Çevre ile ilgili iletilerin çokluğu dileğimle

sevdak

6 yıl önce - Çrş 02 Nis 2008, 10:24

Atlas Dergisinin bu sayısı da kuruyan göllerimizi konu aldı.Çarpıcı fotoğraflarli ilgili makaleyi okudukça insanın bu kadar da olmaz diyesi geliyor.'' Türkiye Çölleşiyor'' öngörüsü çok ta uzak ihtimal gibi gelmiyor.


Ana Sayfa -> HABERLER ve SOHBET