1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 1  |
 |
sabahattin kayış
17 yıl önce - Sal 11 Nis 2006, 01:37
Paranın tarihcesi... Ya da paranın ne önemi var!..?
Bugün çocuğun okul ödevi için paranın tarihçesini aradım, doyurucu bir bilgiye rastlayamadım, aklıma buradan bir başlık açmak geldi,
Bu forumda para'nın tarihçesi hakkında önemli bir kaynak elde edebiliriz...
bir alıntı..
| Alıntı: |
Para, hep vardı. Bazen bir tavuk, birkaç avuç buğday, kilden yapılmış bir kap, bir öküz ... ama hep vardı. Bazen taşımak zordu, bazen korumak, bazen de parçalara ayırmak... Sonra en kolay bölünebilir, taşınabilir ve korunabilir olanın madenler olduğunu düşündü biri... Madenler, para oldu... Sonra en değerliler, yani en az bulunanlar, en az bozulanlar, yani altın ve gümüş... Ufak gümüş parçaları, kırılmış gümüş takılar, altın parçaları... Antik Ege dünyasında ufacık, 8,5 gram gelen bir parça çubuk ya da yüzük, bir öküze bedeldi. Hatta Latince'deki para kelimesi, "pecunia", hayvan anlamına gelen "pecus" tan türemişti işte... Sonra Asurlular, bütün bu ortada dolaşan şekilsiz parçalara üstünden bastırdılar, altından bastırdılar, kenarlarını yuvarladılar, bir şekil verdiler; onlar artık disk biçimindeydi. Üstüne krallarının adını yazdılar: Barrekub... Ama bütün bu keşmekeşe asıl noktayı Lidyalılar koydu. Onlar, sikkeyi buldular...
Sikke, "ağırlığı ayarlanmış, kendisini darbedip tedavüle çıkaran ve üzerinde istendiğinde tekrar geri almayı taahhüt eden yetkili idarenin ya da devletin arma veya işaretini taşıyan, yuvarlak, ufak bir metal parçası'ydı. Paradan ne farkı mı vardı? Sikke, her tür malla özdeşleşebilen paranın yarattığı karmaşayı ortadan kaldırdı; alışverişlerde standartlaşmayı sağladı. Kısaca her sikke, paraydı; ama her para sikke değildi. |
| Alıntı: |
Tarihte ilk sikkeler, Lidya?da altın-gümüş alaşımı olan doğal elektrumdan yapılmıştı ve bakla biçimindeydiler. İlk zamanlar düz, sonra çizgili, sonra resimli sikkeler, Krezus döneminde saf altından da basılmaya başladı.
Önceleri çubuk halinde dökülen altından kesilen sikke pulları, daha sonra altının eritilerek yuvarlak sığ kalıplara dökülmesiyle elde edildi. Sikkenin kalıbı örs üzerine ters ve iç bükey olarak kazınan ön yüz kalıbıydı. Altın pul, örs üzerindeki kalıba konduktan sonra, ıstampa tam pulun üzerine getirilir; çekiçle vurularak, kalıptaki resmin pula dış bükey olarak çıkması sağlanırdı.
Sonraları ıstampanın alt yüzü de arka yüz kalıbı olarak hazırlandı ve sikke pulunun her iki yüzüne de resim çıkması sağlandı. Antik dünyada bir kalıptan yaklaşık 15 bin sikke basılabiliyordu.
Batı Anadolu?da Lidyalılar tarafından M.Ö. 7. yüzyılın ikinci yarısında icat edilen sikke, çok kısa bir süre içinde bütün Ege ve Batı Akdeniz?e yayıldı. Aristokrat kesim tarafından basılan ilk sikkeler, aslında gündelik ticaretten çok askerlerin maaşlarının ödenmesi için kullanıldı.
Sikkeyi icat eden Lidyalılardı; ama ona gerçek kimliğini ve kullanım biçimini kazandıran Grek kültürünün etkisinde gelişen Batı Anadolu'daki İonya kent devletleri oldu. Bu yüzden de neredeyse bütün arkaik, klasik ve helenistik çağlarda Cebelitarık Boğazı'ndan Kuzeybatı Hindistan?a kadar tüm Akdeniz dünyasında kullanılan çeşitli sikkeler ?Grek sikkeleri? olarak tanındı. Elbette bu kadar geniş bir alanda basılan sikkeler, birbirinin aynı değildi. Basım tekniği ve şekilleri benzese de her siyasal toplum kendi sikkelerini bastı. Sikkenin üzerinde basıldığı yörenin, halkın, tanrılarının figürleri veya bitki ve hayvan resimleri yer alırdı. Bununla da bitmezdi. Sikkelerin üzerinde o halkın veya hükümdarın adı, sikke basımından sorumlu memurun adı, sikke tipini açıklayıcı bilgi, kalıpçısının adı, tarih ve birimi de yazardı. Geçmişin sikkelerine baktığımızda bugün o sikkenin ait olduğu toplumun kültürünü, dinsel, askeri ve sosyal yapısını, hatta o sikkeyi basan devlet, toplum veya kişilerin özelliklerini de görebilmemiz bu yüzden. |
|
 |
Hasan18
17 yıl önce - Sal 11 Nis 2006, 04:09
1137 Tarihli gümüş Selçuklu parası.(22mm)
|
 |
elif özdemir
17 yıl önce - Sal 11 Nis 2006, 10:35
Abdülaziz (1277) 5 kuruş

Mehmed Reşad (1327) 10 kuruş

|
 |
ASLI
|
 |
ozlemh
17 yıl önce - Sal 11 Nis 2006, 19:38
René Sédillot'nun Dünya Ticaret Tarihi: Değiştokuştan Süpermarkete kitabından bir çalışmada çok yararlanmıştım; tarih boyunca tacirlerin ve ticaretin öyküsünü tatlı tatlı anlatır. Ondan yararlanarak yazdığım kısımları alıntılıyorum:
| Alıntı: |
Anakara Yunanistan’ında doğuştan soylular, küçük mülk sahibi çiftçilerin topraklarını ele geçirdikçe, çiftçiler, çoğunlukla soylu sınıfa hizmet eden zanaatçılar ve soyluların üretim fazlasının ticaretini yapan tüccarlar daha mümbit topraklara, daha geniş pazarlara ihtiyaç duyar. Önceleri Trakya, İtalya, Ege adalarında kurulan bu koloniler, ana yurda bağlı önemli birer geçim kaynağı haline gelirler. Hatta bunlar arasında Korinth, Milet gibi büyük merkezler, o zamanki ölçekte dünya ticaret merkezi olma iddiasıyla rekabete girişmişlerdir. Anayurdun yoksun olduğu ürünlerinin yetiştirildiği temelde tarımsal faaliyete dayalı yerleşimler kurulmasıyla başlayan süreç, kumaş ve madenlerden köle pazarlarına doğru gelişme göstermiştir. Ticaret faaliyetleri sırasında ortaya çıkan kazanımların en büyüklerinden biri, Lidya’da sikkenin kullanılmaya başlaması ve ihtiyaç fazlası ürünlerinden elde edilen gelirin daha kolay saklanabilen değerli bir karşılığının devreye girmesidir. Para, topraktan farklı sonuçları olan bir ekonomiye yol açmaktaydı. Toprak tanrısal bir varlıktı. Ürün az, çok ya da hiç olmaz ama ana mal devamlılığını korurdu. Oysa para, borçlanmalar nedeniyle tam bir yok oluşa neden olmaktaydı .
(...)
Pers boyunduruğu altındaki Lidyalılarda altın parayı gören Darius, kaynaklarının da olanak tanıması sayesinde, tüccarların ve tabii kendi yönetiminin işini kolaylaştıran altın parayı kullanmaya başlamıştır. Yunanlılar topraklarında altın olmadığı için paralarını gümüşten yapmak durumundaydılar. Parthenon’un girişindeki altın tanrıça heykelini eritip tedavüle soktukları altın para kısa ömürlü olur ve gümüşe geri dönülür. Hellen dünyası altın paraya ilk kez Kral Philip zamanında, Makedonya’da altın çıktıktan sonra kavuşmuştur . |
|
 |
onur35
17 yıl önce - Sal 11 Nis 2006, 20:19
| Alıntı: |
| Sikkeyi icat eden Lidyalılardı; ama ona gerçek kimliğini ve kullanım biçimini kazandıran Grek kültürünün etkisinde gelişen Batı Anadolu'daki İonya kent devletleri oldu. |
Bunun en büyük kanıtı ilk lidya elektron sikkelerinin ( Tarihte bulunan ilk sikkeler) bir İon kenti olan Ephesos'ta bulunmuş olması değilmi?
|
 |
goksel_k
17 yıl önce - Çrş 12 Nis 2006, 09:43
para aslında devletin hazinesindeki altını sembolize eden imzalı bir senettir.
sahip olduğunuz her para tutarı karşılığında hazineden altın olarak alacaklısınız demektir.
para olmasaydı eğer günlük alışverişlerimizi altınla yapmak zorunda kalacaktık.
devlet piyasaya altın sürmek yerine karşılığı altın olan imzalı senetler sürer.
para dediğimiz bu senetlerin alım gücü devletin toplam altın stoklarının piyasadaki para tutarlarına bölünmesiyle belirlenir.
bu yüzden devlet piyasaya yeni para sürecekse süreceği paranın değeri kadar altını hazinesinde bulundurmak zorundadır. altın karşılığı olmadan piyasadaki parayı çoğaltmak var olan paranın birim alım gücünü yani toplam altın stoğunda ifade ettiği değeri azaltmak demektir.
benim para hakkında kafamda oluşan fikir budur bilmem yanıldığım bir nokta var mıdır
|
 |
Aytac_yolas
17 yıl önce - Çrş 12 Nis 2006, 12:27
Sen altın standardından bahsediyorsun.Hayır, bugün altın standardı terkedilmiştir.Zira modern finans ve ekonomi sistemlerine uymamaktadır.Metal miktarındaki fazlalıklar veya azlıklar dengesizlikler yarattığından terkedildi.Bugün serbest para rejimi uygulanmaktadır, para arzı ekonominin ihtiyacına göre belirlenmektedir.Paranın değeri de buna göre belirlenmektedir.
|
 |
Aytac_yolas
17 yıl önce - Çrş 12 Nis 2006, 12:31
Türkler'de Para Basımı
Osmanlılarda Darphane Emini, kubbe vezirlerinden ve defterdarlardan tayin edilmekteydi. Para basmayla ilgili yayınlanan bir tamimde:
“… sikke denilen şey, her devlet tebeasının alışverişte birbiri aldatmamak ve gerek ağırlığında ve gerek değerinde bir fesat olmamak için padişah adına damgalanmış altın ve gümüş parçaları demektir. Memlekette geçen sikkenin ağırlığı ve değeri bilinmek için sahip-i mülk olan padişahın sikkesi olması lazım gelir. “ denmektedir. Osmanlıda para birimi AKÇE idi. Akçe gümüş paranın adıdır. İlk zamanlarda bunların ayar ve ağırlığı hiç değişmezdi. Fatih Sultan Mehmet han zamanında 6 kırat olan ağırlığı 5 kırata indirildi. Bundan sonra bazı sultanların devirlerinde değişik ağırlıklar uygulandı. 1898 senesinde bileşimi yalnız gümüş ve bakır karışımından meydana gelen 148,000 lira tutarında 10-5 paralıklar bastırıldı. Halk bunlara METELİK diyordu. Sultan 6, Mehmet Han devrinde 40 ve 10 paralıklar; 1840 senesinde KAİME adı verilen 500 kuruşluk kıymetinde kağıt paralar bastırıldı. 1851’de 10 ve 20 kuruşluk kaimeler piyasaya çıkartıldı.
Alınan bir kararla, 1863 eylül ayında kaime basılmasına ve tedavülüne son verildi bu tarihten sonra tahsil ve tediye işlemleri yalnız madeni paralarla yapılmaya başlandı. 1876 senesinde tekrar kaime bastırılması ve tedavüle sokulması kararlaştırılmışsa da 1879’da tekrar tedavülden kaldırılmasına karar verildi. Sultan 5, Mehmet Reşad Han zamanında 1 Nisan 1916 tarihli Tevhid-i Meskukad hakkında Kanuni Muvakkat ile altın Osmanlı devletinde kıymet ölçüsü olarak kabul edildi. Sultan İkinci Abdülhamit Han devrinde yürürlüğe konan Kavaim-i Naktiye nizamnamesi ile para işi belirli bir kanuna bağlandı.
Cumhuriyet devrinde 1924 tarihli 411 sayılı kanun ile 100 paralıklar çıkartıldı. Bu günde kağıt paraların üzerindeki itibari değerler bir kıymetli maden karşılığında tesbit edilemezler. Kullanılmakta olan kağıt paralar altın paraya çevrilebilir olmaktan çıkmıştır. Birim paranın değeri itibari bir özellik almıştır. Banknotların karşılığı bir nevi Türk lirasının mal satın alabileceği değer “satın alma gücü” olmuştur. Kağıt para çıkartılması bir kanunla 1999 yılı sonuna kadar T.C. Merkez Bankasına bir imtiyaz olarak verilmiştir. İmtiyaz süresi bitimine 5 yıl kalıncaya kadar uzatılabilir. Paranın istikrarı konusunda da merkez bankası vazifelidir. 1983’ten sonra çıkartılan kanun hükmündeki kararnamelerle Türk parasını koruma hakkındaki kanun hükümlerinde uluslar arası liberal sistemin uygulanması yönünde, bazı düzenlemeler yapılmıştır. IMF ile teknik düzeyde bazı görüşmeler yapılmış 22,03,1990 tarihinden itibaren Türkiye’nin 14. madde (IMF anlaşması) statüsünden 8. madde statüsüne geçtiği ve bu maddenin yükümlülüklerini kabul etmekte olduğu IMF’e resmen bildirilmiştir. Böylece Türkiye’nin kambiyo rejimi büyük bir serbestliğe kavuşturulmuştur.
|
 |
cenkkit.
17 yıl önce - Çrş 12 Nis 2006, 14:55
Bu yararli calismaya bir bilgi daha ekleyeyim: Osmanli da ilk para basimi Orhan Bey(Ikinci yonetici, Osman Bey'in oglu) zamaninda diye hatirliyorum.
|
 |
sayfa 1  |
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
|