1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 1  |
 |
sabahattin kayış
17 yıl önce - Pzr 09 Nis 2006, 14:51
Yüzyıllardır bizleri bir arada tutan değerler
Bayramlar
Kandiller
ve diğerleri
Arkadaşlar
Mevlit kandilinizi tebrik ediyorum,
Bu vesile ile diğer değerlerimizi de hatırlayalım, hatırlatalım kültürümüzü muhafaza edelim...
peygamberimizin doğum gününü unutmayalım!
(Kameri aylara göre her yıl 11 gün geri gider)
|
 |
sabahattin kayış
17 yıl önce - Pzr 09 Nis 2006, 15:10
Daha önce bayramlar ile ilgili yazdığım bir yorumum (ilk mesajlarımdan biridir.)
http://wowturkey.com/forum/viewtopic.php?t=19900& ...=bayramlar
ve o başlıkta bir tek cevap alamadım ona yanarım... ki o mesajım "bayram mesajıydı" ..
(Şimdi sözüm bazı arkadaşlara bu forumda 3.ayımı doldurmaktayım ve verdiğim puanların %99'u olumlu şeyler söyler(+ dır), bazı mesajları beğenmesem de, özelden görüşür araştırırım, ve çok gerekmedikçe olumsuz şeyleri söylemem, kimsenin şevkini kırmam beni buradan tanıyan uslubumu da bilir, şimdi bu mesaja -puan veren arkadaşa sözüm; içeriği sen görmüyorsan ben ne yapayım, yukarıda verdiğim link bu mesajın içeriğidir. gerçi hiç bir önemi de yok benim için, bundan sonraki değerlendirmelerinize ışık tutmak için yazdım sevgilerimle...
|
 |
sabahattin kayış
16 yıl önce - Sal 10 Ekm 2006, 01:04
Ramazan Ayı ve Oruç,
Ramazan arefesinde bir alışveriş telaşı, öyle ya 11 ayın sultanı Ramazan geliyor, en iyi hurmalar, yufkalar, pirinç, makarna vs, bolca stoklanır, Kuru üzüm, kuru kayısı, elma kurusu, ayva kompostuları.. En çok bu ayda tüketilir,
Yardımlaşma en üst seviyededir.. Radyo ve Tv'lerde Ramazan'ın önemi gece gündüz anlatılır,
Bir Ramazan ilahisi vardır Türk radyolarında çocukluğumdan beri dinlediğim, ilk onbeş günü Hoşgeldin Rahmet ayı Ramazan ile başlar ve diğer onbeşgünde ise Elveda, elveda ey onbir ayın sultanı Ramazan diye devam eden, Ankralı bir hocamız Nihat Ulu söylerdi ve ben çok duygulanırdım..
ELVEDA RAMAZAN...
Sebebi ise ölümün kaş ile göz arasında oluşu ve seneye Ramazan'a kavuşup kavuşamayacağımızn belli olmayışı imiş.. Kimbilir..
|
 |
TAYFUN KIRALİ
16 yıl önce - Sal 10 Ekm 2006, 01:11
bu Ramazan!da star tv'de Nihat Hatipoğlu'nun sohbetleri beni alıp götürdü. Peygamber efendimiz'in hiç bilmediğim yönleri, güncel hayatında yaptıkları,insanlara davranışları. içimde sanki başka bir Tayfun yarattı.
Dinimizde,Dilimizde çok güzel şükürler olsun.
|
 |
kaya
16 yıl önce - Sal 10 Ekm 2006, 08:33
ya yıl başıyla kurban bayramı aynı güne denk geliyo bara gitmek caizmidir acaba? bilen varmı?
şaka bir yana gerçektende bu tip bayramlarımız olmasa büyüklerimizin elini öpeceğimiz olmazdı valla, bayramlar sayesinde aileler bir araya gelir dargınlar küskünler barışır, işte biz ırk olarak böyleyiz sertizdir ama bir o kadarda yumuşak kalpliyizdir.
|
 |
rabia-k
16 yıl önce - Sal 10 Ekm 2006, 10:01
İnsanları yakınlaştırıp,biraraya gelmelerine vesile olan, yüce duyguların, yardımlaşmanın alabildiğine arttığı günler bayramlar,
Kardeşlik, dostluk, karşılıklı sevgi ve saygının perçinlendiği, dargınlıkları ortadan kaldıran, ulvi barış günleridir bayramlar,
Çocukluğumdaki bayramları aramama rağmen, hala yüreğimde coşkuyla beklediğim günlerdir bayramlar.
|
 |
minne
16 yıl önce - Sal 10 Ekm 2006, 11:54
Bayramlarda eski tadını kaybetti sanki, artık bayram deyince aklımıza tatiller geliyor, bir yerlerden başka bir yerlere kaçış için zaman yakalamışız gibi oluyoruz. Zaman geçtikçe eski bayramları daha bir özler oldum. Hala hatırlıyorum ablama, kuzene ve bana üçümüzede annem aynı kıyafeti dikerdi daltonlar gibi olurduk bütün mahallenin elini öperdik.
Artık çocuk değiliz diye mi böyle yoksa bayramlarımız gerçekten değer mi kaybediyor çözemedim ama bayramlarımız olmasa yaşlılarımızı küçüklerimizi bukadar çok hatırlayamazdık heralde.
|
 |
Atilla DÜNDAR
16 yıl önce - Sal 10 Ekm 2006, 12:12
Yüzyıllardır Bizleri Birarada Tutan Değerler
Ne kadar anlam ve değer kazanmış bir cümle değil mi? Ancak, bu anlam ve değer ne yazık ki git gide şöyle bir hal almaya yüz tutmuş durumda.
Yüzyıllardır Bizleri Birarada Tutan Değerlerin Yok Oluşu
Günümüzde manevi değerler gitgide daha fazla kıymetini yitiriyor. Yardımseverlik, başkalarını önemsemek, nezaket veya sorumluluk ifadeleri anlamsız kelimeler haline geldi. Yetişkin insanların bu değerleri yitirmeleri bir yana, asıl önemli olan ve ürkütücü olan gerçek, çocuklarımızın da bizlerden gördüklerini kendi çağlarında yaşatacak olmalarıdır. Hatta ve hatta onların çocukları da kendilerini örnek alacaklardır. İşte bu zincir sayesinde de başlığa konu olan değerlerimiz git gide yok olacaktır.
Eski bayramların verdiği hazlardan bahsetmiş arkadaşlarımız. Evet, çocukluk yılları 35-40 sene öncesine sarkan ve bayramların bu hazzını son yaşayabilen nesiller olarak şimdilerde aynı gelenek ve görenekleri yaşatabiliyor ve uygulayabiliyor muyuz? Bence artık bayramlar (ki çoğunlukla 9 günlük kaçamak tatilleri) manevi değerlerini yitirmektedirler. Bayramlaşmalar neredeyse zoraki yerine getirilmesi gereken adetler haline dönüşmüş durumda. Aile büyüklerini bile telefonlarla arayarak bayramlarını kutladığımız günler yaşamaktayız. Hatta bayram tatillerinin bu kadar uzun olmasını fırsat bilip ve bayramlardaki misafir trafiğinden kaçmak adına kendimizi tatil yörelerine atmaktayız.
Belki bu değerlerin anlamlarını yitirirken tatil yapma fırsatı yakalamamamız bize daha cazip gelmektedir, ama bizim yaptıklarımızın gelecek nesillere yani çocuklarımıza bir yol haritası olacağını da ihmal etmekte ve görmezlikten gelmekteyiz. Hangimiz eskiden olduğu gibi arefe günlerinde ölmüş yakınlarımızın mezarlarını ziyaret etme geleneğini halen sürdürmekte? Hangimizin çocukları bayram sabahları babalarını bayram namazından çıkışta ayakta karşılayıp ellerini öpüyor? Evet yapanlar mutlaka vardır. Ancak eskiden olduğu kadar çok ve eskiden olduğu kadar geleneksel halde yapanlar ne yazık ki artık oldukça azalmıştır.
Ama her ne olursa olsun, manevi değerler taşıyan gelenek ve göreneklerimiz uygulandığı ve devam ettirildiği müddetçe dostluk, akrabalık, sevgi, saygı gibi kavramlar da yaşamaya devam edecektir.
|
 |
YUSUF KARACA 58
16 yıl önce - Sal 10 Ekm 2006, 12:44
Bakın Ece Temelkuran anlatmış kaybolan değerleri kendi bakış açısıyla bir kadının bakış açısıyla
http://www.milliyet.com.tr/...6/yazar/temelkuran.html
Belki bizden alınmadı da biz onları kendi isteğimizle bıraktık. Yeni kadın "işkadını" olduğu için, erkekler dünyasında binlerce çeşit, küçüklü büyüklü oyunla uğraşırken takatımız kalmadığı için, evlerde yapılan "iş" işten sayılmadığı için, onlar bizi içinde durmak zorunda olduğumuz sert dünyada "yumuşattığı" için terk ettik.
Ne portakal reçelini biliyoruz şimdi, ne patlıcan turşusu kurmayı, ne büyük anneannenin çiğböreğini... Bir sürü bilgi, düşünsenize, kuşaklar arasında binlerce küçük bilgi yok oluyor. Kadınların kadınlara aktarması gereken doğum ve ölüm bilgisi gibi mesela.
İki kuşak öncesine kadar bebeklerin kordonunu kesebilirken kadınlar, ölüleri yıkayıp son yatağına yatırmayı gündelik bir bilgi olarak beraberlerinde taşırken şimdi?
İlerlemiş bir hayat
Bitkileri; hangilerinin zehirli, hangilerinin şifalı olduğunu bilirken o kadınlar bize kendilerinden neler bıraktılar?
Hayvanların dilinden ve zamanından anlayanlar bizi bilgisiz bıraktılar...
Gelenekten sadece ezberlenen duaları ve nesiller boyu sakatlanmış yerlerini yeni kızlarda da sakatlamayı anlamamalı. Bunları da anlamalı işte: Çiçek adlarını, ağaçların huylarını, otların tatlarını, kahve falının inceliklerini, mendilin iki ucunu kıvırıp beşikte sallanan ikizler yapmayı...
Dishy dergisini okumam ama bir vesile ile bakarken derginin içine, Şebnem Dönmez'in röportajını gördüm. Bu genç kadında, en "sabah şekeri" olduğu zamanlarda bile bir ışık vardı, diğerlerinden ayırt edilen. Hayatın ayrı damarlarında aktığımız için hiç bir araya gelmedik ama hep gözümün ucuyla izledim onu. Nihayet dergiye bakarken gördüm ki, hayat tahmin ettiğim gibi ilerlemiş ve Şebnem Dönmez içinin derinliğini anlatan cümleleri kurabileceği bir yerinde durmaya başlamış hayatın. Dönmez, Hindistan gezisinden ve meditasyondan söz ediyor. Şöyle diyor sonra:
"Meditasyon demek zihnin akışını, o hiç durmayan makineye müdahale etmeden izlemek demek. O sırada olan her şeyi sadece seyirci olarak izlemek... Bizler çoğu zaman meditasyon yapıyoruz zaten. Yürümek, resim yapmak, el emeğiyle yapılan tüm işler de bir meditasyon aslında."
Doğal yollarla iyileşme
Şebnem'in zarif mizah yeteneğiyle kurduğu cümleleri okurken hamur açan kadınları düşündüm, yoğuran, parçalayan, yayan, tekrar toparlayan... Kaynayan reçelin önünde duran kadınlar, şekerin ve meyvenin kokusunu içine çeken, sebzelerle oynayan, bitkilere dokunan kadınlar... Bu meditasyon hakkı bizden alındı biz "modern" kadınlar olduğumuz için.
Biz ellerimizi, hayat karşısında çaresiz kaldığımızda, öfkelendiğimizde, küstüğümüzde sadece cebimize sokuyoruz artık. Kendi kendimizi doğal yollarla iyileştirme meşguliyetlerini aşağıladığımızdan beri iyileşemiyoruz.
Sinirlenince evi temizleyenlere "Neyi temizlemeye çalışıyorsun aslında, düşün bakalım" demeyi öğrendiğimizden beri şöyle çitileye çitileye dertlerimizden kurtulamıyoruz. Asabı bozulunca dağ gibi ütülere girişenlere, "Neyi düzeltmeye çalışıyorsun aslında. Çamaşırları mı? Hayır" demeyi öğrendiğimizden beri o antidepresanımız elimizden alındı. Çıldırıp bir anda beş yemek birden yaparken durduruyoruz arkadaşlarımızı:
"Niye bunları yapıyorsun?"
Bu "yeni" bilgilerimiz her zaman işe yaramıyor oysa. Bazen gerçekten de ellerimizle bir şeyler yapmamız gerekiyor. Bin yıllardır kadınlar kendilerini nasıl iyileştirdiyse o yöntemleri de öğrenmemiz, tekrar etmemiz gerekiyor.
Şöyle kan ter içinde kalıncaya kadar hamur yoğurmanın tadına da varmamız gerekiyor. Sonra yine çıkarız ve kavga ederiz kılıçlarımızla... Ama bazen de geçip televizyonun karşısına deli gibi ütü yapmak bizi o kadar da zavallı yapmaz aslında.
[url][/url]
|
 |
Atilla DÜNDAR
16 yıl önce - Sal 10 Ekm 2006, 16:02
| Alıntı: |
| Ne portakal reçelini biliyoruz şimdi, ne patlıcan turşusu kurmayı, ne büyük anneannenin çiğböreğini... Bir sürü bilgi, düşünsenize, kuşaklar arasında binlerce küçük bilgi yok oluyor. |
Yazarın bahsettiği gibi bu değerler aslında tamamen yok olmuş durumda değil. Adeta bir İMECE şenliğinde köy-şehir ayırt etmeden devam etmekte.
Sonbahar mevsimine atılan ilk adımda komşular arasında bir tarhana yapma, erişte kesme ve turşu kurma koşuşturması hemen başlamakta. Bu insanları birbirlerine bağlayan, yardımlaşmanın verdiği huzuru ve mutluluğu en üst noktada yaşamaya sebep olan ve halen kaybolmamış en güzel değerlerdir. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir, düğünü ve nişanı olan evlerde telaşa ortak olmak adına komşuların ellerinden gelen tüm desteği sağlaması da çok değerli bir yardımlaşma geleneğidir.
Aslında haklı olarak bu tür değerlerin yok olmasından şikayet ediyoruz ve çok da haklıyız. Ama unutmamamız gereken bir şey var.... O da Türk insanının içerisindeki manevi değerlere olan bağlılığıdır. Bu değerler eyleme dönüşmese de içimizde bir yerlerde sürekli durmuştur ve duracaktır..
|
 |
sayfa 1  |
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
|