Ana Sayfa 1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 1
Akın Kurtoğlu

14 yıl önce - Pzr 20 Mar 2005, 00:29
[İST-B1.51] - Vapurlar Hakkında İlginç Bilgi ve Dokümanlar



ŞEHİRHATLARI VAPURLARININ ÇALDIKLARI DÜDÜKLERİN ANLAMLARI

Şehirhatları vapurlarıyla seyahat ederken ya da  iskelelere yanaşırken, farklı sayılarda düdük çalındığını duyarız. Bunların ne mânâya geldiklerini araştırdım ve birşeyler buldum (Elbette ki bu konuyla ilgili diğer arkadaşların bilgileri daha doğru olabilir, yanlış madde olursa lütfen düzeltin):

Düdüğün çalınış şekli      ve mânâsı
1 kısa => Sancağa geliyorum (Sağ taraftan yanaşacağım).
2 kısa => İskeleye geliyorum (Sol taraftan yanaşacağım).
3 kısa => Tam yol geri geliyorum (Arkamdakiler dikkat!).
4 kısa => Römorkör istiyorum.
2 uzun + 1 kısa => Kılavuz istiyorum.
1 uzun + 1 kısa + 1 uzun + 1 kısa => Halatı sahile götürecek motor istiyorum.
6 kısa + 1 uzun => Gemide yangın / su alma var (Tehlike uyarısı).
1 uzun + 1 kısa + (2 saniye ara) + 1 uzun + 1 kısa + (2 saniye ara) + ... => Denize adam düştü (Duyurduğuna emin olana kadar sürekli çalınmakta).

Ayrıca, kaptanlar arasındaki hiyerarşiye göre; karşılaşan 2 geminin kaptanından kıdemli olanı 3 kez düdük çalar, kıdemsiz olanı da buna 3 düdükle cevap verir, ardından kıdemli olan 1 düdükle selâmını tamamlar, kıdemsiz de aynı şekilde tek düdükle selâmı bitirir.
Artık günümüzde nadir olarak bu şekilde selâmlaşan kaptanlara rastlamaktayım.

BİRKAÇ NOT:

VÜKELÂ VAPURU: 19. yüzyılın sonlarıyla 20. yüzyılın başlarında, Boğaziçi'nde ikamet eden milletvekillerine tahsis edilen ve sadece sabah Boğaz'dan kalkıp, akşam da yeniden Sirkeci'den vekilleri alıp geri götüren vapura verilen ad (Vükelâ: Vekil kelimesinin çoğulu - Vekiller).

ŞÜHEDA VAPURLARI: İlki 1976'da yaptırılan "Adem Yavuz" vapuruyla başlayan ve 1981'de "Mustafa Aydoğdu" vapuruyla tamamlanan, 10 adetlik orta boy vapur grubuna verilen isim. Bu on vapurun özelliği, İstanbul'da inşa edilmeleri, aynı tip ve kapasitede olmaları ve tümünün de şahıs isimleri taşımalarııdır. Bu isimler, daha çok Kıbrıs Çıkarması sırasında şehit olan asker ve gazetecilerin adlarıydılar. Bu yüzden de "Şehitler Tipi" (Şehit kelimesinin çoğulu:Şühedâ) olarak anılırlar (B tipi vapurlar). Daha sonra yaptırılan 8 vapur da bu gruba dahildir, ancak isimleri genellikle semt adlarından seçilmiştir: Sarayburnu, Moda, Caddebostan, Kalamış vs...

BAHÇE TİPİ VAPURLAR: Bu vapurlar da ilk kez 1952'de "Paşabahçe" vapuruyla başlayan ve "Bahçe" sonekiyle biten üç vapurumuza verilen isim olup, şirketin ilk 3 katlı vapurlardandırlar. Bundan böyle gelen ve 3 katlı, yüksek kapasiteli ve yollu diğer vapurlar da genel olarak bu kategoriye girmeye başladılar (A tipi vapurlar olup, toplam 18 adede ulaştılar): Maltepe, Suadiye, Glasgow tipi vapurlar, Bostancı, Sedef, İnciburnu vs... Son inşa edilen "Bahçekapı" vapuru da 3 katlı büyük vapurumuz olduğundan, bu seri devam ettirilerek adı geçen isim verildi sanıyorum...

KÖY TİPİ VAPURLAR: Bunlar da, daha düşük kapasiteli ve genellikle 1950'li yıllarda inşa edilen 8 adet vapurumuza verilen isimdir. Bunlar da çoğunlukla "Köy" sonekiyle bittiği için bu isimle anılmışlardır: Ortaköy, Vaniköy, Hasköy, Yeniköy, Çengelköy, Beylerbeyi, Beykoz ve İstinye.

Akın KURTOĞLU


Akın Kurtoğlu

14 yıl önce - Pzr 05 Hzr 2005, 19:04

Arşivimde, Şehirhatları'nın; "Yeniköy-Beykoz-Paşabahçe" ve "Sarıyer-Kavaklar" arasındaki mekik hatlarının açılma tarihleri ile ilgili bazı kaynaklar buldum. İşletme Komite Zaptı'na göre, bu iki seferin açılış tarihleri ile birtakım detayları içeren doküman şöyle:

Alıntı:
İŞLETME KOMİTESİ ZAPTI
Toplantı No: 1978/3
Toplantı Tarihi: 31.5.1978

İşletmemizin talebi üzerine, İstanbul Şehir Hatları Denizciler Sendika yetkilileri ile işveren Temsilcileri 31.5.1978 günü Saat 10.00'da işletme binasında toplanarak, aşağıdaki gündem maddesi görüşüldü.

GÜNDEM:
Gemi adamlarının ordine edildiklerine gemilerine gidiş geliş yol masraflarının bu güne kadar, 7. Dönem İşyeri Toplu İş Sözleşmesi’nin 72. maddesinde tadat edilen mahal ve ölçüler muvacehesinde ödenmekte olduğu ancak, 1 Haziran 1978 tarihinde uygulanmasına başlanacak olan Yaz Programı'nda
- Yeniköy-Beykoz-Paşabahçe ve,
- Sarıyer-Kavaklar
arasında ring seferleri yapılması programlanmış bulunması nedeniyle, sözü edilen iskelelerde gemi bağlama zarureti doğacağından, vardiya alacak gemi adamlarına aynı madde hükmü uyarınca yol masraflarının ödenmesi teklif ve beyan edildi.

KARAR:
1 Haziran 1978 tarihinde tatbikine bağlanacak olan Yaz Tarifesi 'nde:
- Yeniköy-Beykoz-Paşabahçe ve,
- Sarıyer-Kavaklar
arasında ring seferleri yapılması plânlanmış olup, sözü edilen iskelelerimizde gemi bağlama zorunluluğu olacağından, bu seferlerde çalışacak gemilerde vardiya alacak gemiadamlarına;
- Karaköy-Yeniköy
- Yeniköy-Karaköy ve
- Karaköy-Sarıyer
- Sarıyer-Karaköy
arasındaki gidiş geliş otobüs (Belediye veya Halk otobüsü) ücreti ödenmesi, uygun görüşle ve ittifakla karara bağlanmıştır.

Bu bilgiler; İstanbul Şehirhatları Denizciler Send.'nın 1978 yılındaki Çalışma Raporu'ndan alınmıştır.

1 Haziran 1978 tarihinden önce; "Köprü-Boğaziçi-Kavaklar" hattının içinde ve ana hatla bağlantılı olan bu adı geçen 2 vapur hattı, o tarihten itibaren (günümüze kadar) bağımsız birer hat pozisyonuna getirilmişlerdir.

Akın KURTOĞLU



Akın Kurtoğlu

14 yıl önce - Cmt 11 Hzr 2005, 19:19

Şehirhatları işletmesi, günümüzde halen kullanılmakta olan bazı vapurlarını adlarını değiştiriyor. Peki, İstanbullular'ın karşılaştıkları bu yeni isimler, aslında kimlere ait?

Aşağıda, herkes tarafından bilinen Mehmet Akif Ersoy, Fahri Korutürk, Barış Manço ve Prof.Dr. Aykut Barka gemilerinin açıklamalarını vermeye gerek görmedim. Sadece bilinmeyenleri listelemeye çalıştım:

EMİN KUL (Eski "Bahçekapı" vapuru)

Denizcilik Dünyası Emin Kul'u Kaybetti

Türk İş'in yöneticilerinden eski Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Emin Kul, 69 yaşında hayata veda etti. Uzun süre Denizciler Sendikası Başkanlığı yapan Emin Kul, denizcilik camiasının ve çalışma hayatının sevilen ismiydi.

TÜRK-İŞ yöneticilerinden eski Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Emin Kul dün 69 yaşında yaşamını yitirdi. Kul'un cenazesi yarın Büyükada'da toprağa verilecek. 1952 yılında çalışma hayatına gemi adamı olarak başlayan Kul 27 yıl Denizciler Sendikası Başkanlığı görevinde bulundu. 1974-91 yılları arasında Türk İş'te Yönetim Kurulu üyeliği, Başkanvekilliği ve Genel Sekreterlik görevlerinde bulunan Kul daha sonra polikaya atıldı. Emin Kul 1991 yılında Mesut Yılmaz'ın daveti üzerine ANAP'a katıldı ve 1995 yılında yapılan seçimlerde İstanbul'dan milletvekili seçildi.

Emin Kul, 1996 aralık ayında ANAYOL hükümetinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı yaptı. Bir deniz tutkunu olarak bilinen Kul'un 16 yaşında atıldığı denizcilik mesleği aralıksız 45 yıl devam etmiş. Küçüklüğünden itibaren aşığı olduğu denizi tanımaya başladıkça uzaktan göründüğü gibi buradaki yaşamın diğer iş kollarından daha kötü olduğuna tanık olmuş.

Kul bir anısını şöyle özetliyor "Gemiler çok yaşlıydı. Pişen yemeklerde bir ayrım vardı. Kaptan ayrı yemek yiyor, diğer mürettebata verilen yemekler daha farklı oluyordu. En fazla iki çeşit yemek vardı. Aynı tabakta yemek yiyorduk. Tüm temizlik bize aitti. Soğuk su içmek için geminin dibine inerdik. Ot yataklarda 4-5 gemi adamı birlikte yatardık." (26 Şubat 2004)


KAPTAN GÜNDÜZ AYBAY (Eski "Kilyos-III" vapuru)

Aybay'ın İsmi Gemide Yaşayacak

Kısa bir süre önce vefat eden ünlü denizcilerden Kaptan Gündüz Aybay 'ın anısına bir gemiye ismi verildi.

Bu amaçla Kadıköy iskelesinden hareket edip Yüksek Denizcilik Okulu önünde demirleyen Kaptan Gündüz Aybay isimli gemide bir tören düzenlendi. Törene Aybay'ın kardeşleri Bosna Hersek İnsan Hakları Mahkemesi yargıçlarından Prof. Dr. Rona Aybay ve Prof. Dr. Aydın Aybay'ın yanı sıra yakınları katıldılar (27 Ekim 2001).


İSMAİL HAKKI DURUSU (Eski "Karşıyaka" vapuru)

79 Yıllık Ayıptan Kurtuluyoruz

Atatürk'ü Samsun'a götüren Bandırma vapurunun unutulmaz kaptanı İsmail Hakkı Durusu 'nun bugüne kadar hiçbir yere verilmeyen ismi, 19 Mayıs 1998'de Milliyet gazetesinde yayınlanan haber üzerine nihayet bir gemiye veriliyor.

TDİ (Türkiye Denizcilik İşletmeleri) Genel Müdürü Muzaffer Akkaya, Durusu'nun torunu Nejat Ulugöl'ü makamına çağırarak ismin verilmesi için alınan kararı bildirdi. Böylece 79 yıllık bir ayıp da temizlenmiş oldu. TDİ Genel Müdürü Akkaya, ünlü kaptanın kendisi gibi Kayserili olduğunu öğrenince gözleri doldu.

Kaptanın torunu Nejat Ulugöl, büyükbabasının yaşamında kendilerine iki vasiyeti olduğunu anlattı. Bunlardan birinin geminin pusulasız olduğu yolundaki yanlış kanının giderilmesi olduğunu söyleyen Ulugöl, "İkinci isteği de kendisinin Karadeniz'e ilk defa çıkan kaptan olmadığının yetkililere anlatılmasıydı. Tarih kitaplarında bu yanlışlıkların düzeltilmesiydi. Ancak biz bugüne kadar verdiğimiz tüm uğraşlara rağmen bunları maalesef düzeltemedik. Dedem 1919'dan önce 5 yıl Karadeniz'de sefer yapmıştır. Hindistan'a kadar gitmiş bir kaptandır. Mesleğinde 30 yıllık geçmişi vardır. Geminin pusulasız olduğu konusu ise safsata. Bu Atatürk'e de büyük haksızlık. Bizi en çok üzen konu, o yılları yaşamış Falih Rıfkı Atay gibi bir kişinin araştırmadan onu böyle tanıtmış olması. Pusulasız gemi olmaz. Bir gemide en az iki üç pusula vardır," dedi.

TDİ Genel Müdürü Muzaffer Akkaya da kaptanın torununa, "Önemli olan ulu önderimizi Samsun'a çıkarması. Bu her şeye değer... Kaldı ki, teknolojisi olmayan bir gemiyi Karadeniz gibi bir denizde yüzdürmek büyük bir marifet ister. İsmail Hakkı Kaptan bunu başarmış ve Türk istiklalinin kazanılmasında çok önemli bir rol oynamıştır," dedi.
Akkaya, gemiye Durusu'nun isminin verilme işleminin önümüzdeki günlerde tamamlanacağını belirterek, "Kaptanın ismini zaten gönüllerimizde yaşatıyoruz. Ama bugüne kadar isminin verilmemesi büyük bir eksiklik olmuş. Artık ünlü kaptanımızın adı sonsuza dek yaşayacak. Bu ismi düzenlenecek bir törenle bir şehir hatları vapurumuza vereceğiz," diye konuştu.

TDİ Genel Müdürü Muzaffer Akkaya, ayrıca Cumhuriyet'in 75. yılı nedeniyle 29 Ekim 1923 ve 29 Ekim 1933 tarihlerinde doğanlara tüm gemilerinde bir yıl bedava seyahat etme belgesi vereceklerini de açıkladı. İsmail Hakkı Kaptan'ın isminin verilmesinin de bu olaya bir vesile olduğunu vurguladı. Genel Müdür, Galatasaraylılara da bir müjde vererek, "Fenerbahçe ve Beşiktaş isimli vapurlarımız var. Bir vapurumuza da Galatasaray ismini vereceğiz," dedi (15 Kasım 1998).


ORD.PROF. ATA NUTKU

Türkiye'nin ilk gemi mühendislerindendir. Deniz Harp Akademisi ve Yüksek Denizcilik Okulu'nda öğretim üyeliği yapmış ve Türk denizcilik tarihine yaptığı katkılar nedeniyle Ordinaryus unvanını almıştır.

Türkiye Denizcilik İşletmeleri (TDİ) Şehir Hatları filosuna "Ord.Prof. Ata Nutku" isimli arabalı vapur törenle hizmete başladı. Haliç Tersanesi'nde yaklaşık 4 yılda 12 milyon dolara inşa edilen ve filoda 23'üncü olan Ord.Prof. Ata Nutku arabalı vapuru, İstanbul ve Çanakkale boğazları'nda da hizmet verecek. Vapurda 10 personel görev alacak. Arabalı vapur, aynı zamanda Türkiye'de hizmet veren ilk full-otomatik gemidir (1 Ağustos 2000).

Akın KURTOĞLU


nedimyurteri
13 yıl önce - Sal 11 Nis 2006, 17:22
Akın bey merhaba,


Akın bey merhaba,
Vapurlarla ilgili sitenizi beğeniyle izledim, galiba tüm yazışmaları da okudum.
Bende doğma büyüme istanbullu ve haydarpaşa lisesi öğrencisi olarak neredeyse sözünü ettiğiniz tüm vapurlara bindim diyebilirim. -şirket-i hayriye dönemi hariç- 1969-1975 arası yoğun biçinde ve sonraları da yoğun olmasada devam etti. Hatta bir ara yandan çarklı bir araba vapurunu da çalıştırdılar sanırım adı karamürsel idi. harem-sirkeci arasında bir kaç kez bindim. okul arkadaşlarımı bulursam ismi üzerinde tekrar durarım. ancak ben bu gemiye birden fazla bindim. 1969-75 arasında idi ama tam tarihini hatırlamıyorum.1972 olabilir gibi geliyor.
Bende vapurların hızlıları ile değiştirilmesi fikrini yadsıyorum. aslında uzun uzun bu konularda fikrimi yazabilirim ama sizi meşgul etmek istemem.
Benim sizden ve arkadaşlarınızdan bir ricam var. Belki bu konuyu sizler biliyorsunuzdur.
1-Çapalı armanın yaratıcısını biliyor musunuz? Bir hikayesi var mı?
2-Yukarıda dediğim gibi çok zamanım boğaz üstünde geçtiği için kafamı hep kurcalayan bir soruya sürekli cevap aradım. Galiba da çözdüm. Şehir hatları vapurlarını diğer gemilerden hatta en lükslerinden dahi güzel gösteren ögeleri buldum sanıyorum.
a-Geniş kıç güvertesi ve denize yakın balkonlar(böyle mi tabir ediliyor bilmiyorum)ergonomik form.
b-fakat en önemlisi seçilen renkler. Az çok bu işlerden anlarım. Ben mimarım.
Renklerin uyumu ve oranı müthiş. Ayrıca da çok fonksiyonel. Şöyleki antipas rengi antipas olduğu gibi bırakılarak geminin en altında hem işlevsel hem de çok uyumlu, üstünde petrol yeşili band-yosunlaşmayı gizliyor. geminin yanaşma yeri band halinde siyah -siyah lastik ve kirlenmeyi gizliyor. Daha sonra beyaz gövde ve içinde çok ince tatlı sarı band-bu sarı fenerbahçe gemisinde kanarya sarısı halinde idi- beyaz gövdede sınır duygusu yaratarak gözü dinlendiriyor. Sonra baca renkleri turuncuya yakın sarı ve beyaz, üzerinde kırmızı çapa. Duman yerine en yakın yer de siyah band. kurumu gizliyor. direkler aynı sarı. Aslında can simitleri önceleri sarı ve beyaz idi ve üzerlerinde siyah veya beyaz renklerle gemilerin adları yazılırdı. Gemiler boyanıken bunlarda boyanırdı. Hatırlıyorum o kadarçok boyanma yüzünden boyalar katmanlaşır çatlarlardı. Sonra bu işlemi bıraktılar garip turuncu simitleri kullanmaya başladılar.
bu kadar uzun girişten sonra 2. sorum şu. Bu renklerin isimleri-kurumsal isimleri var mı?
Örneğin Pantone 123456 gibi kodlu sarı. gibi.
Beni aydınlatırsanız çok sevinirim.
Saygılarımla
Nedim Yurteri
Nedim@dizayn.com


Mustafa Noyan

13 yıl önce - Sal 11 Nis 2006, 23:25

Alıntı:
Bu renklerin isimleri-kurumsal isimleri var mı?
Örneğin Pantone 123456 gibi kodlu sarı. gibi.

Bu renklerde boyaları gemiler İDO'ya devir edilene kadar Pendik Tersanesi'ndeki boya fabrikası üretiyordu; renklerin isimleri de sadece vapurlarda kullanıldığından "baca sarısı" gibi adlar alıyordu.



Akın Kurtoğlu

13 yıl önce - Çrş 12 Nis 2006, 00:21

Alıntı:
Çapalı armanın yaratıcısını biliyor musunuz? Bir hikayesi var mı?

Nedim Bey,

Şehirhatları vapurlarında kullanılan çift çapalı arma; Osmanlı Seyr-i Sefain İdaresi'nin Genel Müdürlüğü'ne getirilen Karl LEKE adlı Alman yönetici döneminde kabul edildi. İdare'nin siyah renkli bacaları önce sarıya boyatıldı. Ardından da üzerlerine ay-yıldız ile çaprazlama içiçe geçmiş iki çapadan oluşan yeni forsu yerleştirildi. Leke adlı uzmanın diğer icraatı ise, telgraflarda kısaltılmış firma adı olarak; "Vaputo" kelimesinin kabulünü sağlamasıdır. Bundan böyle bu deniz araçları bu isimle anılmaya başlar oldular.

Çift çapa, iki kıtayı temsil eder...

Akın KURTOĞLU


nedimyurteri
13 yıl önce - Çrş 12 Nis 2006, 11:37

Cevaplarınıza teşekkür ederim.
Gerçi tasarımcının adını ve renklerin en azından anıldıkları isimleri daha bulamadım ama bana verdiğiniz isimden internet üzerinden şu bilgilere ulaştım sizlerle paylaşmak isterim.
Saygılarımla
Nedim

----------------------------------
Türkiye'de motorlu gemi ile deniz ticaretinin yaklaşık 180 yıllık bir geçmişi
vardır. Osmanlı arşiv kayıtlarından edinilen bilgilere göre ilk buharlı
gemi 1827 yılında İstanbul'a getirilen ve halkın BUG adı ile andığı
"Swift" gemisidir. II. Mahmud bu gemiye çok ilgi duyduğundan
tersane için alınmasını emrettirmiştir. 1843 yılında tersane tarafından
Marmara Bölgesinde SEYR-İ BAHRİ isminde bir gemi sefere başlamıştır.
Aynı zamanda Boğaziçi'nde de Eser-i Hayır isminde bir gemi de sefere başlamıştır.
Marmara ve Bogaziçi'nde iki ayrı geminin hizmete girmesi ile tersaneye bağlı
olarak Fevaid-i Osmaniye isimli bir idare bu tarihlerde kurulmuştur.1850
senesinde Boğaziçi vapur işletmesinin ismi Şirket-i Hayriye olarak Anonim
Şirket olarak kurulmuştur.1860 yılında ise Fevai-i Osmaniye idaresi büyüyerek
20 adet kadar vapura sahip olduğu görülmektedir. İdare bu senelerde
Marmara Denizinde İzmit-Tekirdağ, Gemlik, Kadıköy ve Adalar hatlarında çalışarak
Karadeniz ve Akdeniz'e açılmayı başarmıştır. Fevaid-i Osmaniye'nin basında
İdare-Nazırı ünvanı ile Mısır valisi Abbas Hilmi Paşa'nın oğlu İlhami
Paşa bulunmaktaydı.
1870 yılında Şirket-i Hayriye'ye nazire olmak üzere kurulan İdare-i
Aziziye, şirket-i Hayriye'nin faaliyet sahasına girmiyerek 8 yıl süre içerisinde
filosunu 25 adet vapura çıkartarak Trabzon, Varna, Selanik hatlarına
muntazam posta seferleri yapmaya başlamıştır. Ayrıca İzmir bağlantılı
Girit, Midilli, Sakız adalarına ve Antalya'ya seferleri düzenlemiştir.1876
yılında İdare-i Aziziye'nin adı İdare-i Mahsusa'ya çevrilmiştir. Bu
isim değişikliğinde İdare-i Mahsusa'ya büyüklü küçüklü 78 adet
vapur devredilmiştir. Bu vapurlardan bazılarının isimleri şunlardır: Ali
Sait Paşa, Bahr-i Cedid, Biga, Bingazi, Edremit, İzzettin, Kadriye, Kamil Paşa...
İdare-i Mahsusa 1876 yılında Sultan II. Abdülhamid döneminde Bahriye Nazırlığına
bağlanmıştır. Bu büyük müessese müteakip 31 yıl içerisinde ehil kişilerce
yönetilmemesi nedeniyle günden güne zayıflamış ve 78 parça gemiden bir
kısmı Haliç'te çürüyerek batmış, 38 adedi eskidiğinden satılmış
olup, 1909 yılında 16 parça gemisi kalmıştır. Bu gibi nedenlerden dolayı,
Selanik, Hicaz, İzmir, Edremit, Bartın, Çanakkale, Trabzon Hatları kaldırılmıştır.
Meşrutiyetin ilanıyla İdare-i Mahsusa Bahriye nazırlığından alınarak
Nafia Nazırlığ'na bağlanmıştır. İdare-i Mahsusa Nafia Naziri Hallacyan
Efendi zamanında 3 Kasım 1909'da Fairfield isimli İngiliz Şirket'ine
devredilmiştir. Bu dönemde meşrutiyet hükümeti idare-i Mahsusa'nın islah
çalışmaları çerçevesinde 1910 yılında adı da değiştirilerek "Osmanli
Seyr-i Sefain İdaresi"ne dönüştürülmüştür. Bu dönemde Akdeniz,
Karadeniz, Gülcemal, Gülnihal, Nilüfer, Plevne ve Derne isimli gemiler satın
alınmış, hem deniz ticaretini arttırmak, sivil ve askeri nakliyatı temin
etmek hem de harap olan iskeleleri islah etmek için 6 Mart 1911'de Hükümet
tarafından Osmanlı Seyr-i Sefain İdaresi'ne 500 bin lira tahsisat verilmiştir.
İdarenin ilk bütçesi 1911 senesinde Umum Müdür Alman Karl Leke tarafından
yapılmışdır. Karl Leke zamanında vapur bacaları sarıya boyanmış, iki
çupa üzerine bir ay yıldız resmi de idare için fors olarak kabul edilmiştir.
I. Dünya savaşının başlaması ile Osmanlı Seyr-i Sefai İdaresi bahriye
nezaretinden alınarak Harbiye nezaretine bağlanmış, Karl Leke' nin yardımcılığına
da Erkan-ı Harp binbaşılarından Sadullah Bey getirilmiştir. Osmanlı Seyr-i
Sefain idaresinin merkez binası olarak Tophane meydanının Galata rıhtımının
köşesindeki Tophane sevkiyat binası devrin hükümeti tarafından bedelsiz
olarak idareye devredilmiştir. 1913 yılında Karl Leke yerine Harbiye
nezareti levazım müdürü İsmail Hakkı Paşa getirilmiş ve 1918 yılına
kadar görev yapmıştır.
I. Dünya savaşının bitmesiyle İstanbul'da bulunan işgal kuvvetleri
komutanlığı Osmanlı Hükümetinden harp tazminatı olarak Osmanlı Seyr-i
Sefayin idaresinin gemilerinide alacaklardı. Bu zor şartlar içinde bulunan
idare 16 Mayıs 1919'da Bandırma isimli küçük gemiyi Mustafa Kemal Paşa
ile 18 silah arakadaşına vererek Samsun'a doğru Kaptan İsmail Hakkı
Durusu yönetiminde yola çıkartmıştır. Anadolu'da kazanılan zaferler
sonucunda 1923 tarihinde 597 sayılı kanunla idarenin adı Türkiye
Cumhuriyeti Seyr-i Sefain idaresi adına çevrilmiştir. Umum Müdürlüğüne
Sadullah Bey tayin edilmiştir.1926 yılında Türk Bayrağına kabotaj hakkının
tanınması ile T.C. Seyri Sefain idaresi süratle gelişme sağlayarak 26.197
tonilat olup filosunu 1927 de 52.857 tonilataya çıkartmış, Marmara,
Karadeniz, Ege hatlarında ve yabancı limanlar arasında sefer yapan gemi sayısı
39 adet olmuştur. 1933 senesinin Temmuz ayında görülen lüzum üzerine
T.C. Seyr-i Sefain idaresi lav edilerek kara sularımızda sürekli posta
seferleri yapmak üzere iktisat vekaletine bağlı Deniz Yolları İşletmesi
ile Akay Müdürlüğü kurulmuştu.Deniz Yolları İşletmesi 1 Temmuz
1933'den itibaren kabotaj seferlerinin tekel hakkını eksiz yapabilmek için
17 vapur satın alarak kadrosunu genişletmiş, Trabzon hattına haftada 3,
Bartın hattına haftada 2, İzmit hattına haftada 3, Mudanya hattına yazın
6 kışın 4, Karabiga hattına haftada 2, Bandırma hattına haftada 4, İmroz
hattına haftada 1, Ayvalık hattına haftada 2, İzmir hattına haftada 2,
Mersin hattına yazın 2 kışın 1 seferler düzenlemiştir. Bu dönemde ki
gemilerimizin isimleri şunlardır; Ege, İzmir, Ankara, Karadeniz,
Cumhuriyet, Konya, Anafartalar, Çanakkale, Mersin, Antalya, Bandırma,
Kocaeli, Sadıkzade, Tayyar, Bartın, Kemal, Uğur, Seyyal, Tari, Güney Su,
Aksu, Vatan, Erzurum, Bursa ve Yüzbaşı Murat Bey'di. 1938'de İktisat
vekaletine bağlı olarak Deniz Bank adı ile Deniz Yolları İşletmesi ve
Akay Müdürlüğü birleştirilmiştir. Ancak, 1 Temmuz 1939'da Deniz Bank
kapatılarak Ulaştırma Bakanlığı'na bağlı Deniz Yolları İşletmesi
Umum Müdürlüğü kurularak, Haliç vapurları Şirketi ile Şirket-i
Hayriye satın almış İstanbul Boğazı ve Haliç de vapur işletme hakkına
sahip olmuştur. 16 Agustos 1951 tarihinde 5842 sayılı kanunla hükümete
verilen yetkiye dayanılarak 1 Mart 1952 yılında Denizcilik Bankası T.A.O.
kuruldu. Kuruluş kanununda bankacılık, Türkiye kıyılarında ve yabancı
denizlerde nakliyat, şehir hatları, liman işletmeleri, deniz de can ve mal
güvenliği işleri, deniz de gemi kurtarma işleri, tersane , fabrika ve
havuzlar işleri olmak üzere yetkilendirilmistir. Bu işlerle ilgili 20 kadar
işletmeyi bünyesinde toplamıştır.1983 yılında Denizcilik Bankası
T.O.A. bünyesinden tersaneler ayrılarak Türkiye Gemi Sanayi A.Ş. kurulmuş,
1985 yılında da bankacılık faaliyetleri ayrılarak Denizcilik Bankası
T.A.O.'nin adı Türkiye Denizcilik Kurumu 'TÜDEK' adı altında İktisadi
Devlet Teşekkülü halinde yeniden düzenlenmiştir.
Bakanlar Kurulunun 93/4693 sayılı kararı ile TDİ 28.05.1986 tarihli 3291
sayılı "Kamu İktisadi Teşebbüslerinin Özelleştirilmesi" hakkında
kanun kapsamına alınarak; T.C. Başbakanlık Kamu Ortaklığı İdaresi Başkanlığına
bağlanmıştır. Son olarak 27.11.1994 tarih ve 22124 sayılı Resmi
Gazete'de yayınlanan 4046 sayılı Özelleştirme uygulamalarını düzenlenmesine
ve bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılmasına
dair kanunun geçici 11. maddesi uyarınca özelleştirme programına alınmış
sayılan Şirket; 4046 sayılı kanunun 20. maddesinin (A) bendine istinaden
T.C. Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca Türkiye
Denizcilik İşletmeleri A.Ş.'ne dönüştürülmesini teminen hazırlanan
Ana Sözleşme 06.02.1995 tarihinde onaylanmıştır. Özelleştirme İdaresi
Başkanlığınca onaylanan Türkiye Denizcilik İşletmeleri A.Ş.'nin Ana Sözleşmesi,
10.03.1995 tarihinde Olağanüstü Genel Kurul Kararı ile kabul edilerek 6762
sayılı TTK hükümlerine uygun olarak 21.03.1995 tarihinde tescil edilmiştir.

http://www.os-ar.com/modules.php?name=Encyclopedi ...tid=501253
-------------------------------------------------------------------------


nedimyurteri
13 yıl önce - Çrş 12 Nis 2006, 12:19

Karl LEKE pek iyi bir zat değilmiş. Dr.Hikmet Kıvılcımlı'nın eserinde iyi anılmıyor.
Bilgilerinize sunarım
Nedim


---------------------
http://www.comlink.de/demir/kivilcim/eserler/tkg.htm

TÜRKIYENIN KAPITALIZME PAZAR OLUŞU

       "Tersane için 1243 (1827) de ilk buharlı gemi satın alındı" (A. Nuri: s.l4) 1267 (1851) Fermanında: "Şirketin Vapurları gelecek" denirken, Batı firmalarına yeni yeni siparişlerin sürüp gittiği anlatılıyordu. Hatta bu siparişleri yapmaya Hükümeti halkın zorladığı anlaşılıyordu. "Iki (Yabancı) vapurun Boğaziçinde gidip gelmeleri iyi gözle görülmediği gibi, Hükümet de Halka kolaylık göstermeyi istiyordu." (A.N: s. 16) "Şirketi Hayriyenin sipariş ettiği vapurların gelip işlemiye başlattırıldığı 1268 ( 1852)" yılındaydı. "77 ( 1861 ) yılına kadar Fevâidin 20 kadar teknesi olduğu görüldü." (A.N: s.17).
       Bahriye Bakanlığı Idare Meclisi mazbata defterindeki 1285 (1869) yazısı:
       "Adalar hattı için mösyö Tiyodoridi Kostakiye, beheri 11'er bin Ingiliz lirası bedel ile, tekneleri ahşap 3 vapur sipariş ediliyor. Bedelleri belirli taksitlerle ödenecek vapurlar Luidin birinci şehadetnamesini almış olacaklar. Vapurların Iskoçyada Klady ırmağında tecrübeleri yapılacak."
       "Fenerler direktörü mösyö Bodui aracılığıyle 10 bin 500 liraya, bu üç vapur ölçülerine yakın bir çapta, gerekince Izmit'e de gönderilmek üzere baş tarafta bir anbarı da bulunmak şartıyle bir vapur sipariş ediliyor: "
       "Vasıta'i Ticaret Vapuru Triyestede tâmir ediliyor." "Tamir taksitlerinden geri kalan para ve vapurun getirilmesi masrafı olarak 6142 buçuk liranın yüzde 12 faizle Ajans Oryantal bankasından ödünç alınarak celbi." (A.N., s.18 -19).
       "Biri 29.000, ötekisi 23.500 lira bedel ile Vasıta'i Ticaret gibi iki vapurun Glaskov'da yaptırılarak satın alınması." (1286 -1870).
       "25.000 lira bedel ile Liverpul'a sipariş olunan Kolombiya vapuruna aracılığından dolayı Botono 500 lira simsariye istiyor. Vapurun selâmetle gelmesi için bu paranın verilmesi." (A.N.: T.S.S. Idaresi T., s. 20,21).
       1290 (1874): "Idare'i Aziziyye Bogos beyin üzerinde iken Adalara işletilmek üzere onun mârifetiyle Londrada Varçen kumpanyasına 31.250 Ingiliz lirasına yapılma ve teslimleri sipariş edilen iki vapur" (Keza, 36, 37).
       1289 (1873): "Idare'i Aziziyye için Aryebar ve kumpanyasından satın alınan bir vapurun 9.000 Ingiliz liralık kambiyo bedeli olan 1.128.960 kuruşun : Pirzerin 300.000, Tuna 450.000 Edirne 378.960 vilâyetleri mallarından havale olarak ödenmesi". "Yine Idare-i Aziziyye için satın alınan Yantengam vapurunun 4.000 lira bedeli tüccardan Apik Efendi aracılığıyle ödenmiş bulunduğundan bu adama Edirne ve Kastamonu vilâyetlerinden havale verilir." (Keza, s. 36, 38, 39).
       Bu tempo ile uzanan siparişler sayesinde Batı Kapitalizmi bir taşta iki kuş vurdu: Hem Türkiye pazarını kendisine şartsız kayıtsız, açtı, hem Türkiye içinde saraydan dilediği fermanı çıkartabilen nüfuzlu ajanlar sağladı. Sattığı mallar, içli dışlı çıkarcıların elinden geçtiği için bozuktu:
       "Başka yazışmalardan anlaşıldığına göre Adalar için sipariş edilen üç vapurun tekne sağlamlıkları istenilene ve teknik gereklere uygun olmayıp, buraya geldikten sonra, üçüne binbeşyüz kûsur lira harcanarak sağlamlaştırılmışlardır." (Abdülehad Nuri, Türkiye Seyr'i Sefain Idaresi Tarihçesi, Istanbul,1926, s. 22: A.N.: T.S.S.I.T. s. 22)
       Türkiye ondan önce Akdenizi haraca bağlamış gemilerini kendisi yapan ülkedir. Demek o sıralar, Batı mallarında, Avrupanın teknik aksaklıklarını giderecek beceridedir. Girişse, buhar makinelerini getirterek olsun, kendi gemilerini kendisi yapabilecektir. Ama Japonlar kadar olamadı. Batılı müttefikleri: Onu gırtlağına dek borca boğdu; kendisi de acente - simsar kapitalistlerini zengin etmekten daha şerefli vatan hizmeti bulamadı. Batı ajanları için Cumhuriyet devrinde bile şöyle yazıldı: "Mâmâfih, zengin adam. Idare işlerine her biçimi verebilir. Bu yolda (irade) (Padişah buyrultusu) yukarıdan inmiş, o da ona uyup hemen vapurları sipariş etmiş olabilir. Sonraki taksit bedeli kaç kuruş olduğunu da bilmiyoruz." (Keza s. 37).
       Her gün adım başında o kadar çok yapılan işler, artık "muâfiyet" getirmiştir. Kimse allerji gösteremiyor. Yabancı Uzman'ın ne olduğuna en güzel örneği gene o zamanın ilk büyük yerli şirketi veriyor :
       "O sıralar; Hükümet idarenin başına ve en önemli şubelerine birer uzman getirmekle uğraşıyordu ve dışişleri Bakanlığı aracılığıyle yazışma yapılıyordu... En sonra 19 Temmuz (1911) 1327 günü Almanyalı Her Karl Lekke, ayda 14'.896 kuruş maaşla Genel Müdür ve ellişer lira maaşla gene Alman Her Bilum levazım müdürü ve Her Aypin makine müdürü olarak getirtilip, üç yıl süreyle konturatları verişildi.."
       "O zamanadek muhasebeye bağlı bir veya iki efendi satınalma işleri bakar, bunların genel muameleleri Idare Meclisinin gözetimi altında bulunurdu... Fakat, maalesef Her Bilum idareye gelinceyedek böyle bir işte kullanılmamış, gemi donatımının ne olduğunu öğrenmemiş bir zattı... Genel Müdür Her Karl Lekke başına geçtiği işin uzmanı görünmek istiyordu. Almanyadaki vapur kumpanyalarından bir çok tüzükler getirtti. Bunları Gemicilikle ilgisi olmıyan denizcilik terimlerini de bilmiyen mütercimlere çevirtti. Bastırıp yayınladı. Uygulanmaları mümkün olamıyordu."
       "Yaradılışta ağır kanlı, ağır canlı, yavaş kımıltıları tenseverliğini zannettirirdi. Merak edip de Fabrikayadek   gitmek, iskelelerin kimisini görmek gibi şeyler, ya hatırına gelmez, yahut gelirdi de üşenirdi. Uzun dörtgen biçimli bir dairenin yaygın iki köşesinden birinde Her Leke oturur, seyrek olarak kendisine götürülen kâğıtlara Almanca bir imza atar, öte köşesinde Idare Meclisi toplanmış, Idarenin büyük, küçük her işine bakardı. Merak edip de Türkçe öğrenmeden gitti. Bütçeye müstevfâ dol gun maaşlı bir Teftiş Heyeti tahsisatı konulmuş bulunduğu halde müfettiş getirmekle de yorulmadı. Idarede biri 300, ötekisi 350 kuruş maaş alır iki kâtibe Kontrol adı verilmiş, komşu kıyılar vapurlarıyle gider, gelirlerdi. Uzak kıyılara giden vapurların muameleleri, acente hesapları inceleme ve teftiş görmemiştir.. Ikinci yılın ortalarına doğru Her Leke'nin resmi makamında bile idare işlerine yabancı durmıya başladığı görüldü. Idareyle ilgili iş olmak üzere yalnız Avrupa tezgâhlarından birine siparişleri kararlaştırılmış olan üç komşu kıyılar vapurunun Almanyadan başka bir yere sipariş ettirilmemesine çalışılıyordu. Buna muvaffak da oldu. Vapurlar Danzig tezgâhlarına ısmarlandı. Ama, yapı dayanıklıkları korunamadı. Bu vapurlar dörde çıktı, üçe indi.. Külliyetli masraflar oldu. Siparişlerinin onuncu yılı Istanbul'a getirtilebildiler. Getirtilen vapurların en sonuncusu ve düzeltime ihtiyaç gösteren teknelerin en birincisi bu üç vapurdur. Yazık ki, yapılırlarken orada özel memur da bulundurulmuştu." (A'N.: T.S.S.I.T., s. 82 - 85).
       Bu kısa anlatışta Devletçiliğimizin dört başı mamur her şeysi vardır: Genel Müdürleri, Idare Meclisleri, Teftişleri, Avrupaya siparişleri, Acente hesapları, iş görene 300, Köşede oturup imza atana 14.890 kuruş (50 misli) maaşları Batılı uzmanları, Özel memurları ile tastamamdır. Ve bir daha hiç bir gücün sarsamıyacağı bir gelenek yaratacaktır.

        HER ŞEY ŞIRKET IÇIN

       Batı kapitalizmi Türkiye sermayesini bu geleneklerle yüzyıllardanberi kendisine sinikçe sadık bir "Çağdaş Uygarlık" sitajına soktu. Bunak padişahlar bile, kendi kuyruğu ile kendini sokan akrep gibi, o kapitalistleşmek, şirketleşmek anlamında batılılaşma gidişine kapıldılar. Abdülhamid, Türkiyede ilk Millet Meclisini, Ingiltere (Siparişlerin, çoğunu alan Devlet) başta gelmek üzere Batı Kapitalizminin: "Arzu ve nasihatlarını yürütmekte candan yarışmayı ispat edip açıkladık." "Avrupa Devletleri toplumuna Türkiyeyi bağlıyan dostluk ve iyi geçinme münasebetlerini bir kat daha artıracağını ummaktayım." (8 Mart 1877 Açış Söylevi) demek için açtı. "Avrupa Toplumu" kapitalizmdi. Sanayi Batının tekelinde kalacak, bize Şirket (Kumpanya) düşecekti.
       Abdülhamid'in Millet Meclisine girecek Milletvekilleri yarım yüzyıldan beri fidelikte Devletçiliğimiz eliyle yetiştiriliyordu. Modern gemicilik girişkinliği boyuna ad değiştirirdi : "Fevâid", "Idare'i Aziziyye", "Idare'i Muvakkate", "Aziziyye Idare'i Muvakkatesi", "Idare'i Mahsusai Aziziyye" en sonunda "Şirket'i Hayriyye: Iyilik Kumpanyası"nı Türkiyede yerleştirmek içindi.
       Burada güdülen amaç: Devlet parasiyle kurulan işletmeyi özel sermayenin eline geçirmekti. Uzman Mösyö Bonald'ın rolü bu geçişe hazırlık oldu. 1871 de "Mösyö Bonald istifâ ederek yerine, o idarenin başkanı Mösyö Jan Abramides nasp ve tayin kılındı." (Ceridei Havadis l871). Fakat Kaptan ve makinistlere yapılan bildiride : "Vapurların nezareti Con Avramidi Efendiye ihale ve tefviz buyurulmuş " deniyordu. Bu deyime göre Con Efendi Türkiye gemiciliğini bir müteahhit gibi ele almış bulunuyordu. Nitekim Bay Abdülehad da onu yazar :
       "Con Avramidisin: Ilkin maaşı 1000 kuruş olup yavaş yavaş 4000 kuruşa yükselir... Con Paşanın, asıl geçim yolu Haliç Idaresi idi. 1301 (1885) yılından Meşrutiyet ilânına kadar Cemile Sultan mirasçılarına ayda 600 lira kadar bir para verir, geri kalan hesaplar kendisinin olurdu. Haliç Idaresinin müdürü ve fakat bir nevi kiracısı idi." (A.N.; TSSIT).
       Daha Con Efendi Direktör olurken, çıkarılan padişah buyrultusu: "Idare'i Mahsusa vapurlarının bir şirkete bırakılması icap eylediği" (12 Ocak 1871) emrini verdi. Con'un tayini Ağustos ayında yapıldığına göre, 4 ay içinde adam "Şirket" tezini Sultanlar yoluyla dayatmış demek oluyordu. Türkiyede müslüman olmayan azınlıklar hem Derebeği Devletinin, hem Batı kapitalizminin buluştukları noktaydı. "Idarenin ermenilere idare ettirildiği zamanların birinde tenassur ettirildiği (Hıristiyanlaştırıldığı) (A.N. s. 31) sözünden bu anlaşılıyor. Fakat "Tenassur" (Gâvurlaşma) üstyapısının temelinde olan derin sosyal değişiklik: KAPITALISTLEŞME'dir. Tıpkı Ingiliz Lordunun emlâk sahipliğine dönmesi gibi bir makanizmayla, Derebeği Devleti dönmeleşiyordu:
       "Bir aralık Abdülaziz'in Fevâid vapurlarına her vakittekinden ziyade önem verdiği görülüyor. Şirket'i Hayriye'nin o zaman edindiği sürekli ilerlemeleri gördükçe Fevâid vapurlarıyla da büyük bir ANONIM ŞIRKET vücuda getirmeyi arzu etmiştir. Bu fikir her yanda uygun görülmüş, Şirketin teşkiline de başlanmıştır. Ancak o sıra Avrupada Alman - Fransız savaşı çıkıp her ülkedeki kapitalistleri müteessir etmiş, Istanbul limanında kurulması istenilen Anonim Vapur Şirketi de bu yüzden teşekkül edememiştir.", (A.N.: T.S.S.I.T., s. 31, 32) 1871 Eylül 2 günlü "Tezkerei sâmiye"ye göre:
       "Fevâid idaresiyle birleştirilerek yeniden bir vapur Kumpanyası teşkili hakkında şeref vererek buyurulan Padişah iradesinin dediği üzere, beheri yirmişer liradan elli bin hisse ve bir milyon lira sermaye ile ve Şirket'i Aziziye adıyla kurulan Anonim Kumpanya'ya bâzı gerekli şartlarla bir kıt'a yüce imtiyaz fermanı verilip (üç ayda tüzüğü yapılıp, bir ayda tasdik edilerek( sonra Fevâid vapurlarının devrü teslim kılınması şart edilmiş olduğundan adı geçen hisselerin hepsi o kumpanya Idare Meclisi üyeleri tarafından alınımı sağlanmış bulunduğu ve iç tüzüklerinin dahi düzenlenmek üzere bulunduğu hâlde Avrupada çıkan savaşmadan dolayı bütün sermayedarların ve gerek üyelerin maliye işlerinde ortaya çıkan güçlük, anılan tüzüğün belirli süresi gelinceyedek bir buçuk ay daha geciktirilmesine tabii zaruret ortaya çıktığından, adı geçen tüzüğün tasdikiyle Fevâid vapurlarının kumpanyaya devri ve Avrupadan sipariş olunan vapur nümune ve resimlerinin gelmesiyle işe başlanması tamam kışın ortasına ve dolayısıyle gemicilik bakımından pek güç bir vakte rastlıyacağından, ol vakte kadar bir yandan Fevâid Idaresinde bulunan vapurların işliyecekleri iskelelere sefer ederek elde edilecek ticaretten yararlanmak ve öte yandan dahi idare ve düzenleri başka vapurların gelişine kadar zaptü rapt altına alınmak ve üreyecek kâr ve menfaat payları açılış ve ödenmesine kadar eskisi gibi Hazine'i Hassa'i Şahâneye aid olmak üzere şimdiden işbu Fevâid vapurlarının Kumpanyaya devr olunması hususunda danışılarak Padişah Cenaplarının Irade'i Seniyeleri alınmış olarak gereğince keyfiyet Kumpanyanın Reisi ve Mâliye Nazırı Devletlû Paşa hazretleriyle Hassa Hazinesi bakanlığına bildirilmiş olmağla"...
       Bir zaman miri toprakların başına gelenler, şimdi de gemi gibi millet malına uygulanıyor. Besbelli, yerli sermaye ajanlık ettiği yabancı sermayeden 1870 - 71 savaşı patlayınca destek bulamıyor. "Şirket'i Aziziyye"nin    kurulamaması, "Abdülâzizin tahammülünü çâk ediyor" ve Bahriye Bakanlığına:
       "Şevket ittisâm Padişah adına mensup idare vapurlarının Kumpanya Veçhile Idaresinin Danıştay üyelerinden Atûfetlû Bogos Bey Hazretlerine ihalesi" Padişah fermanıyla buyuruluyor. (9 Nisan 1288, A.N., s. 35) Derebeği Devleti millet malını şirkete aşırtmak için isterik kriz geçiriyor. Ağustos 1876 da Con Efendiye elden verilen tezkereye göre: "Idare'i Aziziye'nin düzeltilmesi için" kurulan Meclise "Oturur üye" olarak seçilenlerden bir teki: Zavallı kapıkulluğu paçalarından akan Bahriye Meclis başkanı Salih Paşa Türktür. Öteki altı kişi: Osmanlı Bankası direktörü Mösyö Moşo, Mösyö Zarifi, Mösyö Stefanoviç, Mösyö Kolas ile Con Efendidir. Türk olmıyanlarla rüşvet daha kolay örgütlenir.
       Şirket kurulsun, kurulmasın, millet malı üzerinde özel girişkin kapitalist yetiştirme amacı yıldırım çabukluğu ile elde edildi.

        DEVLETÇILIĞIMIZ: KAPITALIST FIDELIĞI

       "Idarenin ilk kuruluşunda tellallık, simsarlıkla ilgilenip kâtiplikte, muâvinlikte, müfettişlikte, başkanlıkta, müdürlüklerde ve en sonra 18 yıl aralıklı Bakan yardımcılığında bulunarak idarenin âktif elemanlarından bulunan Con Paşa,aslında babası türkçeden başka dil bilmeyen Anadolu'lu Yovan Efendi olup, okuyup yazmasiyle birlikte 7 dil öğrenmiş, deniz ticaretinde, hele gemi donatmakta seçkinleşmiş bir kişiliği vardı." (A.N., s. 53) "Con Paşanın en büyük kabahatı, etrafında olup biten hırsızlıklara engel olamaması idi. Çünkü balık baştan kokuyor; ona da bir şey diyemiyordu." (Keza).
       Gerçekte Con Paşanın "Kabahati" denilen şey, onun en büyük "Meziyeti" ve başarı sebebiydi. Millet malının elbirliği ile çalınmasını o hazırlıyordu. Başka türlü Özel Şirket Sermayesi biriktirilemezdi.
       Hırsız "Kumpanya"larının başında Türk ve müslüman olmayanların bulunması, Türk ve müslümanların kapitalistleşemedikleri anlamına gelmez.
       "Girit hattı işlerinde Mustafa Ağa adında bir simsar kullanılıyor. Simsariyesinin yüzde 10'a çıkmasını istediği dilekçe 26 Mart 1295" (1879) günlüdür.
       "95 yılı Martında vapurların kahve ocakları 17.565 kuruş kira ile ihale olunur. Bunu tahsil için Ahmet Ağa kullanılıyor."
       Vurgun işini en iyi sistemleştirenler elbet Batı Kapitalizminin ajanları idi. "Devletçiliğimiz" en çok onların işine yarıyordu:
       "Vapurların en büyük masrafını teşkil eden maddelerden biri boyadır. Con Paşa Haliç için (Ajelâsto Isveç co) adlı bir Italyan ticaret evinden zehirli boya almış. Üç yıl kadar Haliçte deneyerek hem istenilene pek uygun, hem de ucuz olduğu belli olmuş... Oradan idareye boya satın alınmasına başlandı. Daha önce alınan boyaların yarı fiatına, beş altı ay alımlar sürdü. Bir gün bakanlıktan özel bir tezkere geliyor. Eseyan kardeşler Avrupa'dan pek çok boya getirmişler. Idareye gerekli boyaları Eseyanlardan alınız diye, emir veriyordu... Con Paşanın bu tezkereyi okuyunca odanın ortasına kadar attığına, son derece kızdığına tanık oldum. Ama, ondan sonra boyalar Eseyanlardan alındı."
       "Idarenin bir Mösyö Sumaripa'sı vardı. Bununla genel bir kontrat yapılırdı. Çalı süpürgesinden yağlara, kerestelerin cinslerine kadar malzemelerin hemen hepsi, o mukavelenamedeki bedellerle Sumaripa tarafından verilirdi. Lastik rodelâ denilen halkaların her tanesi ikişer kuruşa mukavele edilmiş. Bir yılda 3000 tane kadar harcanıp anbarda daha 20 bini aşkın rodela var iken, Suma ripa 40 bin tanesini birden anbara teslim eder, sekiz yüz lirayı çeker... Kırılan makine kayışlarını dikmek için sırım vardır. Buna kayış sırımı derler. Mukaveleye iltizamlı olarak "Sırım kayışı" diye yazılmış. Ve her ayağı 12 kuruş otuz paraya (32 santimi 20 lira 40 kuruş demek) mukaveleye bağlanmıştır. Sumaripa topu 3 okka gelme: yen ham gönden kesilmiş sırımları anbara teslim ediyor. elli, altmış bin kuruş birden alıyor."
       "Bir gün bu sırım meselesi Meclis başkanına duyuruldu. Bunda bir yanlışlık var denildi. "Mösyö Sumaripa her şeyi bize ucuz verdi; ziyan etti. Zararları çıksın diye biz de bir iki şeyde ona müsaade ettik, haydi işine! " karşılığı verilerek, haber veren mümeyyiz başkanın huzurun dan koğuldu.."
       "Kömür yüklü bir barko, kömür anbarının önüne• dek yanaşıyor. Fakat, içerisinden bir dirhem kömür alınmayarak ve anbar kapakları açılmayarak köprülerden dışarıya çıkarılıyor. Üç dört gün sonra, yeniden girip kömürü boşaltıyor. Kömür ve taşıt bedelleri idareden iki defa alınıyor. Biri kömür sahibinin, ötekisi kömür memuru ile omuzdaşları hırsızların."
       "Memurların küçüklerinden de böyle olanları yok değildi: Köprüde iki kapı memuru kullanılmış bir, bileti yirmi paraya satıyor, birer metelik üleştikleri ortaya çıkıyor. Memuriyetlerine son veriliyor. (Küçüklerin büyüklerden farkları bu: Tutulmasınlar) Büyük vapurlardan birisi elektrikle aydınlatılmak üzere Avrupaya motor, dinamo ve donatım sipariş ediliyor. Idare 3 bin liraya yakın bedelini ödüyor. Siparişleri geliyor. Tersane anbarlarından birine konuluyor. O makineler ve donatımları ile Beşiktaş'ta bir konağa sinema kuruluyor!.."
       "Maaş masası hesaplarının içinden çıkmak mümkûn değildi. Muhasebenin en seçkin mümeyyizi bir aylığı üç defa almıştı. Bunlar yazmak ve saymakla tükenmez. Yalnız bir sürgünû götürmek üzere Istanbul limanından Cide'ye, iki üç sürgün için Trablusgarba vapur gönderildiği pek çoktur. Bunların devir çark masrafları ne aranır, ne de bir yerden sorulurdu. Seksen vapuru olan bir idare, bir idarehaneden yoksundu. Çünkü (Harns Efendi hanı) adıyla (Hasan Paşa hanı)nda kalması kayrıldı."
       "Acemin dediği gibi menâfi "Bi şümâr" (sayısız çıkarlar) olduğu için, kötüye kullanımlara, bunca israflara rağmen idarenin geliri artar, gemilerin sayısı çoğalırdı. Hüseyin Hüsnü Paşa zamanında eski, yeni 80 tekneyi aşmıştı." (A.N. TSSIT, 54 - 56)

        HÜRRIYET ve NÂMUSU ÖLDÜREN: HIRSIZLIK

       Düşüncelerimizde bir çok yaşanmış paraleller yaratan o ilk ve kabuk üstünde göründüğü için kusturan Devlet hırsızlıkları, Toplumun derinliklerinde sömürücü bir sınıf, yerli-yabancı kapitalist sınıfı destekleme bu kerte elini kolunu sallayarak yaşıyabilir mi? Doğunun binlerce yıllık, Türkiye'nin yüzlerce yıllık tefeci - bezirgân soyguncu sınıflarının işbirliği bulunmasa, "Sınıfsız" bir toplumda bulunulsa bunca hırsızlıkları kim millet gözünden saklıyabilip savunabilirdi? Devlete millete doğrulukla hizmet etmiye yeminli paşaların hepsini hırsız yatağı saymak kadar insafsızlık olmaz. Fakat, ülkenin bütün zenginlik kaynaklarını kontrol altına almış ve iktisat ve siyaset su başlarını kesmiş bir sosyal sömürücü sınıf, eski soyguncu Derebeği Devletini her köşesinde suçortaklığına çektiği zaman, namuslu kişilerin, Paşa dahi olsalar, nasıl kukla edilebildikleri, kukla olmayacak kadar namus taşıyanlarını ise, nasıl kim vurduya götürdüklerini bize en açık örnekleriyle, gene Yabancı - yerli Sermayenin işbirliği ve elbirliği ettikileri o "ŞIRKET" romanı yarı yeterce açıklayabilir.
       "Idare gelirlerinin doğrudan doğruya Denizcilik veznesine gönderilmesi acentalara genelgeyle emir ve bildiri verilmekle birlikte, eğer yanlışlıkla acentelerden veya komşu kıyılardan idare veznesine bir kaç kuruş gelirse, kabzı (ele geçirilmesi) için vezneye özel memur gönderilir. Yerleştirilmiş, ufak bir ârızadan dolayı içeriye çekilen gemiler çürüklükte dönem dönem ya hiç işe yaramaz hale gelmiş, yahut olduğu yerde denizin dibine kaynayıp gitmişti." (A.N.: keza, 57).
       Yerli milli "ACENTELER": Antika tefeci - bezirgân sınıfı modernleştirmek için, üretim dışı şirket çapulunu "Kökü içerde" duruma getirten elemanlardı. Onların rolleri gittikçe büyüyecektir: Onlar, daha şimdiden "Yukarıdan" emir ve genelgelere bakmayıp, milletin gelirlerini Derebeği devletçiliğimizle anlaşarak, çalıyor, gelir yokmuş gibi gösterebiliyorlar. Devletin dayanağı olan sosyal sınıf, bu elemanların senboleştirdiği yerli mallardır. Öyle bir Devlet - Sınıf çapulunu hazmedemiyecek nâmuslu insanların, "Paşa"lığa da çıksalar, gereğince (gerekince) hiçe sayılıp, gereğince yok edildiklerine örnek:
       "1315 yılınadek sürüp, sonra kalması gerekli görülmeyen Idare Meclisinde Vâlide Kâhyası (Kethuda) Sait Bey başkanlığından sonra, Serasker Kapısı delegesi Kaymakam Mustafa Bey (Paşa) rahmetli ve 21 Mart 1307 günü albay Ali Bey rahmetli Başkan Vekilliğinde bulunmuşlardır. Sait Beyden sonra Bakan Hüseyin Hüsnü Paşa Meclis Başkanlığını kendi uhdesine alıp, o makama getirilenlere Başkan Yardımcısı denildi. Ali Bey bu Yardımcılıkta iken tuğgeneralliğe yükselerek Ali Paşa olmuş ve 17 Mart 1314 gününedek idarede kalmıştır. Ali Paşa askerlik tahsisatından başka idareden 475 kuruş gibi az bir aylık alır, kanaatkâr, doğru davranışlı bir kişiydi - Allah rahmet eyliye-" (Keza, s. 57, 58).
       Batılı "Uzman"ın 15 bin kuruş aldığı işte, Türk Paşası 475 kuruşla (gâvurdan 33 kerre daha aşağı ücret ) ve çalıp çırpmaksızın, vapur sayısını 10 kat daha arttıracak, altlı üstlü hırsızlık çetesinin sabotajlarına rağmen işletmeyi çökmekten kurtaracak biçimde çalışıyor. Öteki Mustafa Paşa da öyle..
       "Unutulmayacak bir hadise: Ikinci sınıf bir vapurumuz hicaz seferine gitmişti. Con Paşa bu vapura kamarot yamağı diye bir rum delikanlısı vermiş. Dönüşte vapur Süveyşte karantina beklerken, rum çocuğu bir mektup ile Cidde'ye hacılardan toplanan kullanılmış gidiş biletlerinin dönmekte olan hacılara satıldığını ihbar ediyordu... Izmir'e vapuru karşılayıp teftiş için iki müfettiş hazırlanıp gönderildi. Ihbar yazısı idareye bir az geç gelmişti. Müfettişler vapuru Çanakalede karşılayabildiler. Hacıların çoğu Beyrut ve Izmir'e çıkmış oldukları halde 28 yolcunun elinde kullanılmış gidiş biletleri bulundu."
       "Evrak Meclise geldi. Her şeyden' önce vapur kâtibinin bundan böyle idarede kullanılmamak kesin kaydiyle memurluktan atılmasına karar verildi. Bakan yanında "Mucip"i (Gerektir)i alındı... Aradan 15 gün kadar bir süre geçmişti. Meclis Başkanı Ali Paşa rahmetlikle Meclis odasında idik. Bu vapur kâtibi içeri girdi. Küstahça bir davranışla Başkanın önüne özel ve açık bir zarflı yazı atıp geçti, üyelerden birinin sandalyesine oturdu. Başkan Paşa mektubu okudu. Kâtibin önüne atarak : "Con Paşaya götür" dedi. Ve odadan çıktı. Bu tezkere, yazılıp hazırlanarak, Cuma Selâmlığına Denizcilik Bankasına imza ettirilmiş bir kâğıttı. Hırsız kâtibin terfi ettirilerek birinci sınıf bir gemiye tayin olunduğu emirle bildiriliyordu."
       "Mustafa Paşa candan, namuslu, alçak gönüllü. Meşrutiyete gönül vermiş, aktif, çabacı bir kişiydi... Başkan yardımcılığında iken, idarenin eksiklerinden ve yersiz durumlarından kimi şeyleri öne sürerek, bunlara son verilmesini yalvarır bir proje düzerek Bakan Paşaya sunmuştu. Hemen Başkan Yardımcılığına Ali Bey getirildi. Ve bir buçuk ay kadar sonra 10 Mayıs 1307 günü Mustafa Bey'in idaredeki tahsisleri kesilip Serasker Kapısına geri gönderilmiştir.... Idarede iken albaylığa yükselmişti. Fikir hürriyeti mâbeyine (Devlet Başkanlığına) akseylemiş ve sanıklar sırasında bulundurulmuştu. Terfi ettirilerek Yozgat tuğ komutanlığına tayin edilerek Istanbul'dan uzaklaştırıldı. Hakir (yazar) o günler Kastamonu'da sürgün bulunuyordum. Bir gün Istanbul postası geldi. Mustafa Paşa rahmetlinin mektubunu aldım. Okudum; esenliğinden, verdiği haberlerden sevindim. Ardından, önümdeki gazeteleri açtım. Meğer Paşa "füc'eten irtihâl etmiş" (ansızın ölmüş), telgrafla Istanbul'a haber verilmiş "ve gazetenin biri - ol vakit - korkmadan namusluluğundan ve çalışkanlığından konu açarak üzüntü ile Paşanın göçüşünü yazıyor. Aynı postada rahmetlinin mektubuyla birlikte o gazete de bana gelmiş bulunuyordu. - Tanrı rahmete ve yarlığayışına boğsun -" (A.N., Keza, 58 - 60)
       "Istibdat" çağı Türkiyesinde "kökü içeride" yerli kapitalist sınıfı böyle yetiştiriliyordu.
----------------------------------------------------------------------------


Akın Kurtoğlu

13 yıl önce - Pzr 04 Hzr 2006, 04:50

Boğaziçi'nde ilk defa vapur seferleri düzenlenmeye başladığı zaman, halka açık standart iskeleler olmadığından, İdare anlaşmalı olarak Boğaz köyünün en sağlam yalısının rıhtımına bağlayarak yolcu indirirmiş. Uygun olmayan noktalarda da açıkta demir atar ve yolcuların kıyıdan kayıklarla vapura ulaşmalarını beklermiş...

Akın KURTOĞLU


Arda Alkaya
13 yıl önce - Çrş 26 Tem 2006, 18:23

Bu fotoğrafı geçen Cuma günü Kabataş'ta çektim. Gözüken vapur Şehit Sami Akbulut, eski adıyla Sarayburnu ve Çınarcık seferi için hazırlanıyor. Kaptan köşkünün hemen önünde bir klima motoru var ve bağlantıları kaptan köşkünün içine doğru. Demek ki vapurlara, sadece kaptan köşklerine de olsa, klima takılmaya başlanmış.


(+)




sayfa 1
ANA SAYFA -> ULAŞIM