Deniz Bey, ben yer konusunda kesin bir şey söyleyemeyeceğim ama iki fotoğrafta da görünen cami minaresi sanki birbirinin aynı. Dolayısı ile aynı hattın üzerinde çekilmiş gibi duruyor. Ben minareyi Sultanahmet'teki Firuz Ağa Camii'nin minaresine benzettim, şerefeden yukarısı ince ve kısa.
ben yer konusunda kesin bir şey söyleyemeyeceğim ama iki fotoğrafta da görünen cami minaresi sanki birbirinin aynı. Dolayısı ile aynı hattın üzerinde çekilmiş gibi duruyor. Ben minareyi Sultanahmet'teki Firuz Ağa Camii'nin minaresine benzettim, şerefeden yukarısı ince ve kısa.
Evet doğru yanıltan yanı ortaya çıktı ..Divanyolu fotoğrafı, önceki fotoğraf ters basılmış..
Kaybolan İstanbul’dan hatıralar… (Yazan Hikmet Feridun ES – 1965)
Tramvayda Aşk Başkadır….
Tramvayların ortasında çift parçalı bir perde geriliydi. Vişne çürüğü rengindeki bu perdenin ön tarafında kadınlar, arka tarafında ise erkekler otururdu.
Tekerlekli bir haremlik, selamlık !
Zaman zaman tramvayın harem kısmından bu perdenin iki parçası ortadan aralıklanır ve biletçi efendi şanoya çıkan bir kanto yıldızı gibi ortaya fırlardı. Sonra ön tarafta oturan hanımlar görünmesin diye hemen arkasındaki perdeyi yine sıkı sıkı kapardı.
Vişne çürüğü perdeler, halkalarla bir hat üzerinde gidip geldiğinden bazen aralık kalırdı. Bunun için tramvay DON JUAN’ları genellikle perdenin tam önündeki yerleri tercih ederlerdi. Buraya oturup kaçamak bakışlarla içeriyi gözetlerlerdi. Fakat biletçi hızla gelip, hiddetle ve şiddetle perdeyi çekip kapatırdı.
Hele sıcak yaz günlerinde, camlar açıkken ve tramvayda biraz hızlı giderken rüzgardan aradaki perde havalanır ve birçoklarının yüreklerini ağızlarına getirirdi. Perdenin nazlı nazlı dalgalandığı anlarda meselâ öndeki hanımlarla gözgöze gelinirse …
-- '' Vay efendim vay…! Ne çılgın bir macera… ! Ne unutulmaz bir hatıra… ''!
Artık bütün gün bu tatlı hayalin ve bu inanılmaz rüyanın içinde yaşanır, adeta gün bitmesin hayaller yok olmasın istenirdi.
2. dünya savaşından sonra, gazetelerde yer alan bir haberden:
Tramvaylar yeniden çalışıyor:
Benzin ve lastik sıkıntısı nedeniyle kentin ulaşım yükünü çeken tramvayların bazı hatları, yedek parça yokluğundan iptal edilmişti. Ancak hükümetin girişimiyle, Fransa'dan Beyrut tramvayları için gönderilen yedek parçaların İstanbul'a getirilmesi sağlandı. İptal edilen hatlar çalışmaya başladı.
Üstte Necdet abinin bilgisine destek amaçlı olarak, fotoğrafla alâkalı gazete haberleri de şu şekilde:
* 20 Mayıs 1943, Milliyet, 8829: Bandaj yokluğundan işleyen tramvay araba adetlerinin azalması üzerine seferlerin çabuk yapılmasını temin için bekleme yerlerinde (duraklardan) bir kısmı kaldırılmıştı. Lüzum üzerine ve araba sayısının artması üzerine iptal edilen duraklardan bir kısmı yeniden geri konuldu.
* 04 Kasım 1944, Akşam, 9356:
Tramvaylarda İzdiham
Tramvay arabalarındaki izdiham gün geçtikçe artmaktadır. Bilhassa sabah ve akşam seferlerinde arabalarda yer bulmak çok zordur. Resmi dairelerin tatil saati olan 17:00’den dükkânların kapanma vaktine rastlayan saat 19:00 arasında kalabalık son haddini bulmaktadır. Vali ve Belediye Reisi Dr. Lütfi Kırdar, önümüzdeki kış mevsiminde halkın yollarda uzun uzadıya bekletilmemesi alâkadarlara emir verdi. Bu işin tanzimine, bilhassa Tramvay İşletme Müdürü Osman Sezai memur edildi.
Tramvay İdaresi, bir vakitler tekerlek bandajı tedariki hususunda müşkülâta uğradığından, sefer çıkarılan araba sayısını azaltmaya mecbur olmuştu. Bilâhare, Romanya’dan kâfi derecede bandaj geldiği için, artık bu sıkıntı da kalmamıştır.
Tamirde bulunan arabaların kısa müddet içinde tamirleri için, lüzum görüldüğü taktirde amele sayısı artırılacak ve bir tamir ekibi de geceleri sürekli olarak çalışacaktır.
SON TRAMVAY - Resimli Hayat sayı: 32 - Aralık 1954 sayfa 34-35
Resimli Hayat sayı: 32 - Aralık 1954
Yazan : Selami Akpınar
(Resim altı yazısı : Son tramvayda herkes birbiriyle ahbap, senli benli, içli dışlıdır. Karnınız acıkırsa, orada salepçi, simitçi, börekçi, hatta bazan köfteci bile bulursunuz. Bir alemdir son tramvay! )
Tasavvur eder misiniz ki, İstanbul'da bir tramvay, trafik kanununa rağmen istediği zaman istediği yerde dursun, aklına estiği vakit yolun solundan gitsin, yolcularla vatman ve biletçi kırk yıllıkmış gibi ahbap olsunlar. Şayet bir gece saat üçte Babıali yokuşunun altından Sirkeci'ye inen dört yol ağzına giderseniz orada yol üstünde ayrı istikamette duran yeşil renkli iki tramvay görürsünüz. Bu tramvaylar, gündüzün çeşitli vasıtaların hararetle işlediği, trafiğin en faal olduğu bir noktada gayet fütursuz dururlar, kimseye zararları olamaz ve yol da hiçbir zaman tıkanmaz. "Son Tramvay" derler bunlara...
( Resim altı yazısı : Son tramvayın yolcuları vatmanlar, biletçiler, mürettipler gazeteciler, telsiz memurları, işçiler, bazan çok gecikmiş keyif ehli kimselerdir. Sazlı sözlü, şarkılı ve nükteli öyle bir yolculuk olur ki şaşarsınız. )
Saat tam üçe çeyrek kala, biri Edirnekapı'ya kadar giderek döner, Aksaray'da depoya girer. Diğeri Şişli'ye kadar uzanır ve bu tramvay seferleri her gece aksamadan muntazam devam eder.
Çok hoş ve cana yakın tramvaylardır bunlar... Yolcular içeriye, "Selamünaleyküm" veya "Merhaba!" diye girerler ve bu selamlarının karşılığını alırlar. Çoğu birbirlerini tanır. Bir yabancı da gelse yadırgamaz. Bu tramvayların havası o kadar samimidir. İnsan derhal ısınır. Hiç teklif tekellüf yoktur.
Gecenin bu saatinde işten dönerken şayet acıkmışsanız, hiç düşünmeyin... Üçe çeyrek kala tramvayının yanı başında taze börekçi hazırdır. Güğümlerini sahanlığa yerleştiren salepçi de vardır. Hem gider, hem de salep içebilirsiniz. Ara sıra seyyar köfteciler de kendilerini göstermekte ihmal etmezler...
Hiç sağı solu yoktur bu tramvayın... Yolda tamir mi var? Hemen bir makasta mukabil hatta geçer ve bu sefer soldan gider. İleride ikinci bir tamir olduğunu mu söylediler, yol tıkandı diye bir endişesi yoktur. Bu sefer sağa geçer. her iki yol üzerinde tamir varsa, geçmesini sağlayacak kadar kısa süren tamiri bekleyiverir, olur biter.
( Resim altı yazısı : Yola çıktıktan sonra da son tramvay sık sık durur. Sağdan sola. soldan sağa geçer. Bazan yol üstünde yapılan tamir işlerinin bitmesini bekler, fakat kat'iyyen sıkılmazsınız. )
Çok iyi kalblidir bu tramvay. Yolda hiçkimseyi bırakmaz. El ayağın çekildiği bu saatlerde ille de durakta yolcu alırım diye ısrar etmez. Hoş eder, sevindirir gönülleri. Yolcu için bir kol işareti kafidir. Bazan ona bile lüzum yoktur. Hatta yakın gelerek şöyle biraz mahsun bakın, vatman derhal anlar, durur ve sizi alır.
( Resim altı yazısı : İstediğiniz yerde durdurup binebileceğiniz tek tamvay son tramvaydır. Bir işaretiniz, hatta bir manalı bakışınız vatmanın arabayı durdurup sizi alması için yeter. )
Her akşam olduğu gibi evvelki gece de bir tramvaya bindik. Fakat bu seferki seyahatimizi Edirnekapı'ya kadar uzattık. 108 numaralı Yedikule - Bahçekapı tramvayı idi bu. Levhasına bakıp da aldanmayın, Yedikule yazısını okuyunca muhakkak oraya gider sanmayın. Onun programı bellidir. Edirnekapı'ya gider. Otobüslerde olduğu gibi ve bir türlü öğrenemediğimiz, "Taksim'e gider mi, gitmez mi ?" ye benziyen sualler burada yotur.
108 numaralı son tramvay vatmanı Yaşar İldeniz, biletçisi de Naci Topal'dı. Efendi insanlar. Anlattıklarına göre bu gece servislerinde fazladan olarak bir ay müddetle çalışırlarmış. Bu seferlerde hizmet eden vatman ve biletçinin sicilinin temiz olması şartmış. Herkese vermezlermiş bu vazifeyi. İdareci de kendileri, kontrol da kendileri. Gecenin bu yarısında kim gelecek de onları kontrol edecek. ? İtimat isteyen bir iş. Yolcuları da hoş tutmak gerek.
- Biletçi Naci Topal anlattı:
- Yolcularımızı gazeteciler, mürettipler, işçiler, telsiz memurları, son vapurun biletçileri teşkil ederler.
- Pek iyi, dolmuş yok mudur bu saatlerde ?
- Vardır, vardır ama hem tesadüfe hem de insafa kalmıştır.
- Hiç sarhoşlara tesadüf eder misiniz ?
- Nasıl etmeyiz ? Fakat yolcularla el birliği ederek onu hoş tutarız. Hiç şikayet olmaz. Kuzu kuzu otururlar. İnsaf edin, böyle bir adamı yolda nasıl bırakırız. Bazan daha insaflı bir yolcu çıkar onu kapısına kadar da götürür.
Bir ay aynı arabada aynı seferi yapmak kolay değil... Somurtmanın da lüzumu yok. Tanışır, birbirimizle ahbap oluruz"
Bu üçe çeyrek kala tramvayında bazan ahenk de olur. Yolda giderken, elinde sazı evine dönen garip bir çalgıcı da hafif hafif hem saz çalar hem de yanık yanık bir türkü söylemeye başlar.
Tavsiye ederim, bir gece uykunuzdan feda ederek binin bu tramvaya...
(Kendi arşivimden.. yazarak yüklediğim bir yazıdır.. imla hataları alıntı yaptığım makalede var olan şekliyle aktarılmıştır, kopyala yapıştır yöntemiyle yapılmamıştır..) DT.
En son deniztümer tarafından Pts 22 Hzr 2009, 22:49 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
12 hat numaralı Üsküdar-Kadıköy tramvayı Halk caddesinde,Ahmediye'den Doğancılara varmak üzere.Günümüzde şehir tiyatrolarının Üsküdar Müsahipzade Celal sahnesinin önünde,solunda Doğancılar parkı.Parkın arkasındaki beyaz ahşap bina yıllarca Üsküdar belediye binası olarak hizmet vermişti.