Ana Sayfa 1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 1
Kemal Çevik
17 yıl önce - Sal 08 Mar 2005, 17:03
Artık Nostalji Olan İstanbul İETT Hatları


Tekrar merhaba,
Burada IETT'nin hatlarını ve otobüslerini (IETT'ciler otobüs değil araba derler, gerçi bu her yerde aynı galiba Paris'te de araba "voiture" diyor RATP personeli otobüse) konuşuyoruz ama doğal olarak herkes yaşamış ya da seyahat etmiş  olduğu bölgenin  detaylarını daha iyi hatırlıyor.

Köprülerden önce, toplu taşım araçlarıyla  Asya'dan Avrupa'ya geçmek isteyenler çıkış noktalarına göre ya  Üsküdar'a ya da Kadıköy'e gelip vapura binmek zorundaydılar.  Bir de Bostancı-Suadiye-Caddebostan-Moda-Eminönü seferi vardıysa da nedense özellikle akşamları pek rağbet görmezdi. Bunun bir nedeni de belki akşam dönüşte Kadıköy çarşısına uğrayıp alışveriş yapılmasıydı. Yıl 1966-67 tramvayın kalkmasından hemen sonra. O zamanlar hala "Kadıköy'e indim", "İstanbul'a indim" sözünü kullanırdık sanki köyünden bir işini halletmek için "kazasına" inen vatandaşlarımız gibi.

Kadıköy'e "inmek" için demiryolu ile deniz arasındaki Erenköy'den   Bostancı'ya   kadar olan bölgenin  tek otobüsü 4 numaralı Kadıköy-Bostancı idi.  Bunun yanısıra  şimdiki Caddebostan Migros, o zamanki Maksim Gazinosunun önünden 13 ve 13A, Fenerbahçe'den de 6 ve 6A Kadıköy'e giderdi. Tren bu kadar sık  ve henüz elektrikli de değildi ve genelde doğrudan karşıya geçilecekse tercih edilirdi. Yazın, yazlıkçıların yüzü suyu hürmetine seyyar satıcılardan birçok şey temin edilebilmesine karşın özellikle kışın bazen bir demet maydanoz ya da 100 gram kahve için Kadıköy'e gidilmesi gerekirdi. Şaşkınbakkal adının da henüz buralarada kimse yokken açılan bir bakkal dükkanından kaynaklandığını (Bkz Dünden Bugüne Istanbul Ansiklopedisi) bilyor muydunuz? Ben bu bakkalın oğularından alışveriş ettim, ilk olmanın avantajlarından fazlasıyla yararlanmışlardı.

Neyse dönelim 4 numaraya. Bu hat biletçilerce son güne kadar  " ağır hat " diye tanımlanırdı. Hatırlarsanız başduraklarda biletçi yerine oturmaz yolcuyu önde sürücünün yanında bekler, araba dolunca bilet kese kese arkaya gider sonradan yerine otururdu. 4 numara hep dolu gidip geldiği için biletçinin işi hayli zordu. Bu yoğunluk 1967 kışında öyle bir hale geldi ki, sabahları Bostancı'dan kalkan otobüs Şaşkınbakkal'dan sonra artık yolcu alamaz oldu. İnen de pek olmadığı için biletçinin şöföre "tamamız" işaretinden sonra adeta ekpress hat gibi hiç durmadan, ya da tek tük ineceği durak harici indirerek Kadıköy'e kadar gidildiği seferler çok oldu.

Bunun üzerine sabahları bazı 4 numaralar aradan sefere başlatıldı. Bu uygulama Şaşkınbakkal öncesi yolcuya yaramadıysa da daha az insanın yolda kalmasını sağladı. Bunlardan ilki sadece göğüs tabelası ile sefer yapan G Kadıköy-Göztepe hattı idi. O zamanlar  Çiftehavuzlar yönünden gelip, Göztepe Istasyon caddesine dönecek araçlar Bağdat caddesi üstünde beklemez, şimdi geniş bir yaya kaldırımı olan alandaki yan cebe girip beklerler, öyle dönüş yaparlardı.  "G" bu cepten kalkış yapar, cadde üzerindeki Göztepe durağında durmadan Çiftehavuzlara devam ederdi. Durakta 4 bekleyip te "G" nin karşı tarafa geldiğini farketmeyenler genelde  bozuk çalarlar ama ellerinde de bir şey gelmezdi.

Gene aynı dönemde "Selamiçeşme-Kadıköy" ve " Kızıltoprak-Kadıköy" numarasız hatları sabahları birer arabayla çalışmaya başladı. Bu arabaları 4, 6 ve 13'ten kestikleri için durumda pek bir rahatlama olamamış sadece denge kurulmuştu.

Son olarak, sabah garajdan çıkan bir 4 numara ilk seferi için doğrudan Bostancı'ya gitmez, satt 07:10'da üst tarafından Ethemefendi caddesine girer, demiryolunu geçince sağa ilk sokağa sapar, sonra da Tanzimat sokaktan Bağdat caddesine (Yeniyol ile Göztepe durakları arası) çıkardı. Kadıköy'den 15:30'da kalkan bir 4 numara da Erenköy'e gelince sola Ethemefendi'ye döner sabahki yoldan Kadıköy'e geri dönerdi. Bu iki seferin de tabelasında "E" yazardı. Bu hattın oralarda oturan bir ileri gelenin okula giden çocuğu için konduğu söylentisi dolaşırdı ağızdan ağıza.

Leyland'lar geldiği sıralarda Bağdat caddesinin Suadiye-Bostancı bölümü elden geçiyordu, bu nedenle 4 numara Suadiye'den Ayşe Çavuş sokağına sapar Emin Ali Paşa caddesini izleyerek Turşucu deresini geçer Bostancı istasyonuna ulaşırdı. Bu güzergah öylesine rağbet gördü ki, inşaat bittikten sonra 2 arabalı 4A doğdu.

Selamiçeşme hattına 4B, Göztepe hattına 4G numarası verildi. "E" ise 4E olarak değiştirildi ve Kadıköy-Kızıltoprak-Bağdat Caddesi-Erenköy-Ethem Efendi Caddesi- İkinci Orta Sokak- Tanzimat Sokak-Bağdat Caddesi-Kadıköy güzergahını izleyen bir ring oldu. Bu hatırlayabildiğim kadar 21/21A Suadiye ringlerinden sonra Anadolu yakasının 3. ringiydi.

Yeterli otobüs olunca 4B'yi bekleyen kimse kalmadı, hat kapatıldı. 4G Cemil Topuzlu (şimdiki Bostancı'ya gidiş yönü) caddesinden gelip, Tütüncü Mehmet Efendi caddesinden Bağdat Caddesi (Göztepe'ye) çıkıp oradan Kadıköy'e döndü, ama ring değildi, cadde üzerinden kalkış yapardı.

1972 gibi hatırladığım bugünlerde 4 numarada 12, 4A'da 2, 4E VE 4G' de birer araba çalışırdı. 4'e gidiş dönüş 45-50 dakika sefer süresi verildiği için ilk kez tren tarifesi gibi otobüs tarifesini  o zaman görmüştüm 07:02, 07:06, 07:11, 07:15 gibi giderdi. Hoş tam dakikasında kalkış nasıl sağlanırdı o da ayrı mesele.

1974 ya da 75'de 4G. 4G1 ve 4G2 Göztepe; 4E, 4E1 ve 4E2 Erenköy ringleri oldular. Daha sonnraki "numaraları anlamlı hale getirme" operasyonu sonunda da GZ1/GZ2; ER1/ER2'ye dönüştüler. Tek numaralar Bağdat caddesinden gider, Ziverbey'den döner, çiftler tersini yaparlardı. Eski 4E'ye de 4C numarası verildi ve 1992'ye kadar çalışırken gördüm. (Anlaşılan bizim amca hala orada oturuyordu )) Bu ringlerde ikişer'den toplam 8 araba çalışırdı. Kapatılan 21/21A nın arabaları bu hatta verilirken 4,13 ve 18'den araba eksiltilmişti.

Gelecek program 13: Caddebostan - Kadıköy ya da mahallenin özel otobüsü.

Görüşmek üzere
Kemal Çevik


En son Kemal Çevik tarafından Sal 08 Mar 2005, 18:02 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi


Akın Kurtoğlu

17 yıl önce - Sal 08 Mar 2005, 17:23

Merhaba Kemal Çevik,

Hakikaten, sizin de hatırlattığınız gibi, annemle teyzem de Eminönü'ne gidecekleri zaman; "Biz aşağıya iniyoruz..." derler... (Anne tarafından 134 yıllık İstanbul Fatih'liyiz... Ben 4., kızım ise 5. kuşak Fatihli...)

Eski İstanbul ağzında Fatih ve civarı topoğrafya olarak daha yüksek olduğundan mıdır nedir, Eminönü ve Sirkeci kelimeleri hâlâ kullanılmaz bizim evde... "Aşağıya inilme" lâfı geçince, alt kata ya da sokağın başına değil, Eminönü, Mısır Çarşısı, Sirkeci veya civarına gidileceği anlaşılır...

Ayrıca Vapura binileceği zaman da, "Köprü'den Vapura bindik, Kadıköy'e (Üsküdar'a) gittik..." şeklinde cümleler kurarlar... Köprü dedikleri de (Eski Galata Köprüsü'nü kastediyorlar), Eminönü vapur iskeleleri (veyahut Karaköy iskelesi)...

Akın KURTOĞLU


Kemal Çevik
17 yıl önce - Çrş 09 Mar 2005, 20:32
Köprü


Akın bey merhaba,

Bildiğiniz gibi eskiden tüm vapurların Galata Köprüsü'ne yanaşmasından kalma bir alışkanlık sanıyorum "Köprü'den vapura binmek". Anadolu yakalılar da Köprü'ye gitmek için vapura biner.

1967 Şehir Hatları yaz taifesinde, artık Köprü'deki iskeleler kullanılmamasına rağmen Boğaz Hattı'nın kalkış iskelesi hala "Köprü" idi. En son 1998'de Anadolu Kavağı iskelesinde "Köprü'den Geliş ve Köprü'ye Gidiş" saatleri asılıydı.

Kemal Çevik


Kemal Çevik
17 yıl önce - Cmt 12 Mar 2005, 03:56
13 Kadıköy Caddebostan: Mahallenin özel otobüsü


13 numarayı ben 1968-69 kışında keşfettim. O zamanlar Erenköy camiine yakın otururduk, Kadıköy’e (okula) gidiş ve gelişler için de doğal olarak 4 numarayı kullanırdım. Ancak o kış otobüs sayıları o kadar yetersiz kalmıştı ki Erenköy durağından artık sabahları otobüse binemez olmuştum. Sabahları artık 4’e önce Bostancı yönüne binip son durağa (ya da birkaç durak) gidip oradan tekrar Kadıköy yönüne binmek gibi çözümler bulmuştum. Birgün muhtara işim düştüğümde aklım başıma geldi 13 oradan kalkıyordu. Kısa zamanda abonesi oldum, az ötede Bağdat caddesinde 4 numaraya binemezken, 13’de yaşını başını almış yolculara ayıp olmasa oturacak yer bile buluyordum. Daha sonra Leyland’lar geldi, birçok hat gibi 4’de rahatladı ama ben 13 numaramdan vazgeçemedim.

Isterseniz biraz geri dönelim. Tıpkı vükela vapurları gibi Kadıköy’de vükela hatları var. Bunlardan biri 13. Ilk olarak 2. dünya savaşından hemen (1944 tahmin ediyorum) sonra bölgeye genellikle Şişli tarafından gelen yazlıkçıların, tren çok uzak, tramvay çok kalabalık sızlanmaları karşısında dönemin “toplu taşım aracı” işletme yetkisine sahip Üsküdar ve Kadıköy Havalisi Tramvayları şirketinin verdiği izinle bir özel otobüs çalışmaya başlamış. Önceleri yalnızca yazın çalışan bu hat şirketin öylesine ilgisini çekmiş ki iki sene sonra bu hatta kendisi otobüs çalıştırmaya başlamış. Ama bu çok uzun ömürlü olmamış, şirketin araçları Ankara’ya yananların yerine gönderilmiş ve çıkarsayabildiğime göre 1947 yazında Caddebostan’da otobüs hiç gözükmemiş. Bir yıl sonra gene bir halk otobüsü konmuş . Birkaç yıl sonra (1950 ya da 51 olmalı) tramvay şirketi gene bu hatta sahip çıkmış ve kendisi işletmeye başlamış. Ancak kışın yolcu az olduğu için doğru dürüst çalışmazmış.

1956 gibi IETT seferlere başlamış, gene yazın çok sık kışın da daha seyrek olmak üzere düzenli sefer yapılmış. Ben tesadüfen 13 yıl sonra bu hat ile tanıştığımda da gene öyleydi, ancak 1980’lerde yaz kış tarifesi eşitlendi.

Bütün bu bilgiler rahmetli muhtarımız Rasim Uçuran, ya da bizim “Rasim amca”mızın yıllar boyu aynı zamanda bakkal dükkanı da olan muhtarlıkta, kendisinden ve ihtiyar heyetini oluşturan çevre esnafından duyduklarımdan derlendi. Onlar genellikle 1946 filan demezler “bizim oğlanın doğduğu yaz” derlerdi (sarı ineğin buzağılaması anlaşılan şehirde böyle oluyor). Bugün Migrosûn olduğu yer Maksim gazinosuydu bildiğiniz gibi, Rasim Amca’nın dükkanı da şimdiki Migros’un karşısında yer alan, altında cafe-bar olan yüksek binanın yerindeki mütevazi bir binanın altındaydı. Genelde mahalleli sabah 13’e binmeden uğrar ya gazetesini alır, ya öğlen nevalesini ayarlar, biz öğrenciler silgi kalem gibi ihtiyaçlarımızı giderir, ya da “Rasim Amca, babama iki tane ikametgah lazımmış, hazırlarsan dönüşte alırız” derdik. Rahmetli de Allah için hiçbir gün “sen kimin çocuğusun” diye sormazdı.

Özellikle kışın soğuk günlerde burası 13 numaralı hattın bekleme, sürücü ve biletçilerin dinlenme salonuydu. Bazen sohbet öyle tatlı olurdu ki, bazı yolcular “ziyanı yok bir sonraki seferle giderim” diyerek bir türlü ayrılamazlar, ya da biletçi arabadan iner gelir sürücüyü “hadi yahu gene gecikiyoruz” diye yaka paça alır giderdi.

Sefer aralıkları kışın 15-20, yazın 10-15 dakikaydı. Yaz kış seferler 6:35’de karşılıklı başlar, kışın IETT saati ile Kadıköy’den 24:10 da, yazın 01:10 da, Caddebostan’dan 24:30 ve 01:30’da biterdi.

1968 kışında 13 ve 13A olmak üzere iki hat vardı. Maksim’in öünden kalkan araba, bugün sahile inmek için kullandığımız Plaj Yolu Sokak’ın köşesinde Plaj Yolu, bir sonraki sokağın köşesinde Gelengül, Tütüncü Mehmet Efendi caddesinin köşesinde Göztepe duraklarını yapar, onadan sonra Büyük Klubün karşısında Çiftehavuzlar, 18 Mart sokağının köşesinde 18 Mart (doğal olarak) diye durur, bugün İŞ Bankası bloklarının (Han Kebap’ın olduğu yer) olduğu noktaya gelirdi. O zamanlar bu arazi boştu, Pazar günleri eski futbolcuları izlemeye gittiğimiz Dalyan sahası idi. Bugünkü Kalamış – Ayanoğlu (Ahmet Mithat Efendi caddesi daha açılmamıştı) Dalyan diye durak yaptıktan sonra 13A sağa döner Selamiçeşme’den Bağdat caddesine çıkar ve 4 gibi Kadıköy’e devam ederdi. 13 ise sola Kuru Kahveci Hacı Mehmet efendi sokağına döner, Yoğurtçubaşı (çıkmaz sokağın adı) durağından sonra, futbol sahasının güney kalesinin arkasındaki Fuat Paşa sokağına girer , demiryolunu geçmeden de Hat Boyu diye dururdu. Evet demiryolunu, o sıralar Feneryolu istasyonundan Fenerbahçe TCDD kampına giden demiryolu hala vardı ve de arasıra kampa malzeme taşıyan bir iki vagonlu bir tren geçerdi.. Sonra raylar sökülüp yerine Ayanoğlu caddesi yapıldı. Bugün caddenin gidiş yönüne göre solda kalan geniş kaldırım ve park yerleri ise eski yoldu. Daha sonra Fuat Paşa caddesinde Fuat Paşa durağını yapar, Kalamış Fener caddesine ulaşır, sağa döner Kalamış diye durur, Nahiye ve Depo duraklarından sonra Kızıltoprak’a gelir, 13A ile birleşir, aşağı yukarı şimdiki yerinde olan Kızıltoprak durağını geçtikten sonra, caminin önünden Tahta Köprü caddesine girer, stada (şimdiki) gelmeden Dere Yolu, Kurbağalı dereyi geçtikten sonra Yoğurtçu Park, pazarın girişinde Çukurbostan, Altıyol’a çıkmadan Altıyol, şimdiki durağın karşısında Çarşı diye durur, iskelede biterdi. Dönüşü de aynı yoldan yapardı.

Yazın 2 adet 13, 2 adet 13A , kışın 1 araba 13 2 araba 13A çalışırdı. Hatların ayrı ayrı sefer cetveli yoktu aynı cetvelde işaretleme yapmak suretiyle 13, 13A ayrımı gösterilirdi. Gene o yıllarda Caddebostan Dalyan arası yol, dar bir köy yolunu andırırdı. 1969’da Kalamış Ayanoğlu arasındaki Ahmet Vefik Paşa caddesi açıldı, Cemil Topuzlu caddesi Ayanoğlu’na kadar uzatıldı, demiryolu sökülerek Ayanoğlu Caddesi yapıldı. Bu durumda 13A kaldırıldı, 13’ün yolu değişti Dalyan durağından sonra yeni yoldan Ayanoğlu ve Ahmet Mithat Efendi’de durarak Nahiye durağına gitti. 1973-74 kışında da Cemil Topuzlu caddesi Göztepe’ye kadar elden geçti, kenarında park yerleri olan, o zamana kadar şehirde pek görülmemişti, modern bir yapıya kavuştu. Göztepe Caddebostan arası ise sahil yolu yapılana kadar eski dar haliyle kaldı Bugün Bostancıya doğru giderken Göztepe’den hemen sonra soldaki tek şerit eskiden evlerin bahçesiydi, ağaçlar da yol kenarındaydı, sağ tarafta ise yolun karşısındaki evlerin bahçelari vardı. Gelengül ışıklarından sonra sağdaki ağaçlar yolun kenarında idi, solda ise geniş bahçeler vardı. Yol Caddebostan plajının kapısından geçerek Maksim’e ulaşır, sola dönülerek İskele Caddesinden Bağfdat caddesine ulaşılırdı. Sola dönmeyip de düz giderseniz Caddebostan iskeledi önünde küçük bir meydancıktan sonra bugün McDonalds’ın arkasında kalan çıkmazla yol biterdi. Bugünkü hale sahil yolu yapılırken 1983-4 de geldi.

Her nedense 13 iskele meydancığından dönmez, önce burnunu İskele Caddesine verir, yolcusunu indirir, sonra geri geri sağa dönerek durağa yanaşırdı. Bu arada dayanamayıp, ya da otobüsün geri geleceğini bilmeyip arkasına giren bir sürü araç da nasibini almadı değil.

Özellikle yaz akşamları Maksim’den de kaynaklanan kalabalık yüzünden son durağa kadar gelemediğinde, başarabilirse Plaj Yolu’dan manevra yapıp geri döndüğü, başaramazsa Plaj Yolu’dan Bağdat caddesine çıkıp,Göztepe’den aşağıya indiği çok olurdu. Bazen de başduraktan kalkıp ilerleyemez, o zaman da İskele Caddesinden Bağdat caddesine çıkar, Göztepe’den gene yoluna dönerdi. O saatte genellikle ara duraklarda Kadıköy yolcusu olmadığından bir sorun çıkmaz, tek tük yolcu varsa da yolun durumundan vaziyeti anlar, uygun duraklara yürürlerdi.

13, benim bindiğim zamanlarda bile henüz “mahallenin özel otobüsü” olma çözelliğini kaybetmemişti. Her seferin yolcusu, hatta her seferin yolcusunun yeri belliydi. Yalnız Leyland’lar geldiği zaman Skoda’nın sağ ön koltuğunun Leyland’da nereye karşı geldiği tartışma konusu olmuş, sonunda en ön sağdaki ikili sıranın koridor tarafı olduğuna karar verilmişti, ancak kalabalık artıp koridor dolunca yol görünmez olmuş, bunun üzerine cam tarafı bu onura layık görülmüştü. O zaman biletçi ve sürücüler yanlış hatırlamıyorsam bir hatta belirli süre çalışır sonra başka hatta geçerlerdi, o yüzden aynı biletçi veya sürücü ile birkaç zaman beraber olurduk. Hatta bazen biletçi veya sürücü, yarından itibaren 5’de çalışacağını söyler, tekrar buluşana kadar iyi dileklerini sunardı.

Duraklar genellikle sokakların ucunda olduklarından, eğer o duraktan binmesi alışkanlık haline gelmiş bir yolcu gelmemişse, sanki randevuya geciken arkadaş gibi, sokağın içine bakılarak gelip gelmeyeceği anlaşılmaya çalışılınır, bazen biirmiz, bazen bizzat biletçi inip bakar yolcunun gelmediğinden emin olmadan hareket edilmezdi. Aynı yolcu birkaç gün üst üste gelmezse durumdan Ramiz Amca haberdar edilir bize haber vermeden seyahate mi çıktığı ya da hasta mı olduğu ertesi gün anlaşılırdı. Gene caddeye yakın evlerden annelerin/eşlerin sanki okul servisiymiş gibi devam edin ya da bir dakika işaretleri olağan şeylerdi.

Benim 7:10 seferinin belli başlı kişileri ilk duraktan binip, Karaköy’e Merkez Bankasına giden Şinasi bey, Skoda’da sağ ön koltuğun yolcusuydu, Kadıköy Ticaret Lisesi öğretmeni Mustafa bey, araba ne olursa olsun biletçiyle konuşabilecek bir yere otururdu. 18 Marttan hemen her sabah bir İstiklal savaşı gazisi biner, takım elbisesi, kravatıyla muhtemelen Kadıköy’e iskelenin üst katındaki Gaziler lokaline giderdi. Adını o zaman bile bilmez “Gazi Dede” derdik. Göğsündeki İstiklal Madalyası, başındaki kalpağa rağmen, ücretsiz pasosunu sürücüye uzatır, “tamam efendim” denmeden de geri çekmezdi. Sürücü de asla adamcağız yerine oturmadan (Skoda ‘da kapının karşısı, Leyland’da en ön sağ yan) hareket etmezdi. Aradan epey zaman geçti, ama İTÜ öğrencisi flört eden bir çift, ben dahil 10 kadar öğrenci, sular idaresi şefi, bir deniz subayı aklımda kalan önde gelen yolcular. Herkes biribirini selamlar hal hatır sorardı, sanki bir IETT otobüsü değil de, iş yeri servisi gibiydi.

Emekliliğine az kalmış bir sürücümüz vardı, Mustafa Dayı derdik, otobüsü kendi arabası gibi görüdüğünden elinden bir sarı bez hiç eksik olmaz hareket saatini beklerken toz alırdı. Gene Eren adlı, burnu sanki yumruk yemiş te kırılmış gibi olan, genç bir sürücümüz vardı. Bütün seramoniye rağmen en külüstür Skoda bile altında canavar kesilir her zaman vapurumuzu yakalardık. Gene aklımda kalan biletçi Bülent, koyu bir Beşiktaşlıydı, kazara Pazar günü Beşiktaş teklemiş, Pazartesi de Bülent gelmişse, mutlaka Bülent’e sataşılır, güle oynaya (tabii Beşiktaşlılar için pek geçerli değildi ama) yeni bir haftaya başlanırdı.

Biletçi Resul, ulusal duyguları çok kabarık, dedesinin Kurtuluş savaşı anılarını her fırsatta bizlere anlatan biriydi. Bir 28 Ekim sabahı gene bu anıları anlatırken 18 Mart’tan Gazi Dede binmişti, Resul önce “Gazi Dede, bugün ben burada oturuyorsam bunu sana borçluyum, hepimiz sana borçluyuz..” diye başlayan bir nutuk attırmış, sonra hızını alamamış Harbiye Marşı’na başlayıvermişti, çok geçmeden yolcular da ona katılmıştık. 13, geziye giden askeri lise öğrencilerinin otobüsü havasında Kızıltoprak’a geldiğinde ancak Gazi Dede’nin yerinde olmadığını farketmiştik, sürücü “adamcağız Kalamış’ta attı kendini aşağıya “ diye açıklamıştı durumu. Artık adamcağızı çok mu duygulandırmıştık, ya da bizim densizliğimize mi takmıştı orasını asla bilemeyeceğim.

Caddebostan’daki bekleme odası ise ayrı bir dünya idi. Leyland’lardan ve yolun yapılmasından sonra sefer süreleri kısalmış ama tarife değişmemişti. Bu yüzden peşpeşe giden 2 hatta bazen kışın gündüz 3 arabayı birden Caddesbostan’da bekliyor görmek olasıydı. Bunun bir nedeni de sürücü ve biletçilerin Rasim Amca’da sıcak sıcak oturup çay, sahlep içerken sohbete kendilerini kaptırmalarıydı. Bir sonraki Caddebostan kalkışına yetişecek kadar geç kalkmayı göze bile alan olurdu.

O günlerden bir anı daha. Sanıyorum 1972 kışında Cemil Topuzlu caddesinde bir kazı vardı, çok dar olan Göztepe Caddebostan arası çalışmalar sırasında geçit vermez olmuştu, bu yüzden 13, Göztepe’den Tütüncü Mehmet Efendi caddesine sapar, Cemil Topuzlu’ya paralel Mehtap Sokaktan Plaj Yoluna iner son durağa öyle ulaşırdı. Araya IETT biri Gelengül’ün yerine iki seyyar durak koymuştu. Fakat her ne hikmetse bu durakları her sabah başka yerde bulur olmuştuk, öyle fazla değil ama birkaç metre yer değiştiriyordu her gece duraklar. Önce gece geç vakit parkeden araçların sürücülerinden şüphelenildi ama çok geçmeden işin aslı anlaşıldı. Sokaktaki apartman sakinleri sabah otobüs kendi kapılarında dursun diye durakların yerini değiştiriyorlardı, hatta bu konuda kapıcılar arasında bir savaş çıkmak üzereydi. Operasyon sabah saat beşlerde yapıldığı için, sürücüler bir önceki akşam bıraktıkları yerde bulamıyorlardı durakları.

1975-76 gibi artık mahalle iyice kalabalık olmuştu, öğrenciler mezun, Şinasi beyle Mustafa Dayı emekli olmuş, Rasim Amca’nın küçük binası yerine bugünkü apartman yapılmaya başlanmış, muhtarlığın yeri değişmiş, Gazi Dede artık tek başına sokağa çıkamaz olmuştu. Sözün kısası 13, artık “mahallenin özel otobüsü” gibi gelmiyordu bana.

Sahil yolu yapımına başlanmış, Cemil Topuzlu caddesi genişletilmiş, Bağdat caddesi ile peyderpey tek yönlü hale getirilmeye başlanmıştı. Önce Kızıltoprak Selamiçeşme arası tek yön oldu, 13 eskisi gibi Caddebostan’a gelip, Kadıköy’e 13A gibi dönmeye başladı. Tek yönlü trafik Göztepe’ye kadar ulaştığında gene aynı yoldan geliş yapıp, dönüşte Göztepe Tütüncü Mehmet Efendi caddesini izleyerek Bağdat Caddesine çıktı. En son olarak Cemil Topuzlu caddesinin Göztepe Caddebostan arası yapılırken eski “G” hattı gibi ring yapmaya başladı.Sahil yolu açıldığında bir süre 13 numara ile İskele caddesinden Bağdat Caddesine çıkarak ringe devam etti. Hatların “daha anlaşılır numaraları” olması operasyonu çerçevesinde 13 Caddebostan CB1 oldu, 13 numara da Ümraniye’ye uzatılmış eski 1 numaraya verildi.

Önceleri iki araba çalışan CB1 deki araba sayısı önce bire indirildi, sonra hafta içinde yalnız sabah akşam çalıştı ve de yanılmıyorsam 2003 yılında sessiz sedasız kapatıldı.

Başı sancılı, sonu hüzünlü ama arası hoş bir hikaye, tıpkı insan ömrü gibi değil mi?

Görüşmek üzere
Kemal Çevik- Caddebostan


Akın Kurtoğlu

17 yıl önce - Pts 14 Mar 2005, 17:59

Kemal Çevik, selâmlar,

Ben doğma büyüme Fatih'liyim ancak, Kadıköy yakası ancak bu kadar güzel anlatılabilir. Sanki bütün çocukluğum sizin oralarda geçmiş gibi o günleri yaşadım yazınızı okurken...
Ellerinize ve klâvyenize sağlık...

Bağlantı sorunlarım nedeniyle 2 gün kısıtlı internete bağlanabildim... Bu arada ben de birşeyler araştırdım, akşama detaylı veriler yolluyorum...

Selâmlar...

Akın KURTOĞLU



Kemal Çevik
17 yıl önce - Pzr 20 Mar 2005, 02:38
6 Kadıköy Fenerbahçesi


Kadıköy yakasının başka bir vükela hattı da 6 Fenerbahçe ya da orijinal adı ile Fenerbahçesi. (Bugün FB1, FB2). Fenerbahçe’ye ilk tramvay benim Kızıltoprak’lı aile büyüklerinden derleyebildiğim bilgilere göre 1932 yılında çalışmış olmalı. (Şu anda elimde ulaşabileceğim başka kaynak yok). Yıllar boyu Fenerbahçe’nin tek toplu ulaşım aracı önce 6 numaralı tramvay, sonra otobüs olmuş, Kalamış’a yanaşan şehir hattı vapurlarını saymazsak. İkinci dünya savaşının son yılı ya da hemen sonrası önce bu hatta bir halk otobüsü çalışmış, ancak gene aileden derleyebildiğim bilgiler arasında “Fenerbahçesi’ ne denize giderken otobüsü tercih etmezdik, hem dolaşır hem de sıcak olurdu..” ifadesi olduğuna göre, bu otobüs Fener Kalamış caddesinden değil de Bağdat Caddesi, Hat boyu (bugün Ayanoğlu caddesi) yolu ile gidiyordu diye düşünüyorum, yazın 6 numaralı tramvayda yanları açık arabaların çalıştığını göz önüne alırsanız neden sıcak olduğu da hemen anlaşılıyor. Bu hat ta Istanbul’un Ankara’ya desteğinden(!) nasibini almış 1946’larda uzun süre buraya otobüs çalışmamış, bir ara 13 yazları Dalyan’a kadar inmiş ancak otobüsler IETT tarafından çalıştırılmaya başlayınca düzene girmiş. 1960’larda 6A numaralı otobüs Kadıköy –Altıyol – Kızıltoprak – Feneryolu - Hat Boyu – Dalyan yolu ile Fenerbahçe seferini yaparmış, ama son durağının neresi olduğuna dair elimdeki (ya da kulağımdaki) bilgiler çakışıyor. Bir kısım görgü tanığının tanığına göre bugünkü Kazım Lakay sokağının denize ulaştığı yere yakın bir yer, başka bir kısma göre ise Fenerbahçe Meydanı. Tramvaylar kaldırılınca da (1965 ?) Kızıltoprak Fener Kalamış caddesi yolu güzergahında bu kez otobüs 6 numara ile çalışmaya başlamış. 1967-68 kışında ben 6 ve 6A nın bahsettiğim güzergahlarda çalıştığını, 6A’nın Dalyan’dan sonra Gülizar Sokak’tan Fener Kalamış caddesine inip Fenerbahçe’ye ulaştığını hatırlıyorum. Ayanoğlu ve Ahmet Mithat Efendi caddeleri açılınca 6 ile 6A hemen hemen aynı yolu kullanır oldular. Kalamış’tan sonra 6A bu kez Ahmet Mithat Efendi caddesi yolu ile Ayanoğlu’na gelir, sağa dönüp Orduevine kadar iner, Gülizar sokağı izleyerek Fenerbahçe’ye giderdi. 6, 6A da ikişerden dört araba çalışırdı ki, yolun kısalığı, ve o günlerin trafik yoğunluğunun çok düşük olması nedeniyle Kadıköy’de ya da genellikle Fenerbehçe’de her zaman hareket saatini bekleyen bir araba görmek mümkün olurdu. Bölgenin tek ulaşım aracı olmasından mı, yolcusunun emekli bürokratlar, askerler; hatırlı kişiler olmasından mı kaynaklanıyordu bilemiyorum ama en sıkışık zamanlarda bile eksik araba ile çalışmadığını, iskelede dakikalarca 4 numarayı beklerken 6’ların peşpeşe hareket ettiğini dün gibi hatırlıyorum.

1981 ya da 82 gibi 6 ve 6A ring oldu. (Akın bey sizdeki rehberlerden doğrulayabilir miyiz?) 6 Kalamış’tan gidip, şimdiki Fenerbahçe’den dönüş yolundan, orduevi ile askeri lojmanların arasından Ayanoğlu Caddesine çıkmaya ve 6A’nın Kadıköy’e gidiş yolunu izleyerek Kadıköy’e dönmeye, 6A’da tersini gitmeye başladı.

Bağdat Caddesi Selamiçeşme-Kızıltoprak arası tek yön olunca kısa bir süre 6 eskisi gibi gidip, dönüşte Ayanoğlu Caddesinden Feneryolu’na çıkıp Bağdat Caddesi yolu ile Kadıköy’e döndü, 6A ise Kalamış- Ayanoğlu- Orduevi- Fenerbahçe-Kalamış-Ayanoğlu-Feneryolu-Bağdat Caddesi ringini yaptı ama o kadar anlamsız bir hattı ki, Ayanoğlu ve Fener Kalamış Caddesinin son kısmı da tek yöne dönünce zaten gidecek yolu da kalmadı. Tam bu sırada hatlar yeniden numaralandırıldı 6, FB2 oldu, ringini Bağdat Caddesine Selamiçeşme’ye Lalezar Sokaktan ulaşarak çıkıp yapmaya başladı, 6A ise, (ya da 6A’nın yerine) FB1 numarasıyla FB2 ile Selamiçeşme’ye kadar aynı yolu izleyip, ama dönüşü Mustafa Mazhar Bey sokaktan SSK Hastanesinin karşısından, Kayışdağı Caddesine çıkıp, Ziverbey’den Kadıköy’e dönerek çalışmaya başladı. Eğer geçen yazdan bu yana bir değişiklk olmadıysa da hala bu şekilde çalışıyor.

1968-75 yılları arasında bu hattın (daha doğrusu mahallenin sakinlerinin) yolcu profili ilginçti. Her daim yolcu olan öğrenciler dışında, yüksek düzeyden emekli olmuş bürokrat ve askerler, öğretim üyeleri, serbest meslek sahipleri, ev hanımları, buruna kaçamak yapmaya giden ürkek çiftler. Kısaca eğitim ve/veya gelir düzeyi yüksek bir yolcuydu. İnerken binerken hiç itiş kakış olmaz, yolcular birbirlerini aynı 13’teki gibi tanır “efendim, zat-ı aliniz, mahdumunuz, kerimeniz ya da zevciniz” sözleri çok sık duyulur, arabanın içi iş saatlerinde Vakko’nun erkek, öğlen saatlerinde hanım reyonunu andırırdı. 13’ten tanıdığım biletçi Bülent’in bile bazen “..Pazartesi 6’ya geçiyorum hanıma söyleyim de elbisemi ütülesin, yeni gömleğimi hazırlasın...” diye söylendiğini hatırlıyorum.

Nevşehir’linin ( yoksa Kırşehir miydi?), Kadıköy’ü gördükten sonra “..hay bizim Nevşehir’e şehir, buraya da köy diyenin....” diye başladığı rivayet edilir ama 1975’lere kadar gerçekten en azından yaşam tarzı açısından öyleydi galiba...

Görüşmek üzere
Kemal Çevik


Akın Kurtoğlu

17 yıl önce - Cmt 26 Mar 2005, 02:44

1980’LERDE BOĞAZİÇİ’NE İETT İLE SEYAHAT NASILDI?

1980’li yıllarda Rumeli yakasında Boğaziçi’ne karayoluyla ulaşım, İETT otobüsleri sayesinde oldukça kolaydı... Beşiktaş Meydanı’ndan itibaren başlayarak, sahile paralel kıvrılarak  devam eden karayolu, Sarıyer ve biraz daha ötesindeki Rumelikavağı’nda son bulmaktaydı.

Beşiktaş Meydanı’ndan sonra Çırağan ve Yıldız Parkı’nın alt giriş kapısının önünden geçerek, Ortaköy Kavşağı’na gelindiğinde yol burada ikiye ayrılır, Ortaköy Hamamı’nın önünden sola dönen yol, Köyiçi’ne doğru devam ederek Dereboyu’nda son bulurdu. Buraya Fatih’ten kalkan 30A numaralı otobüsler girerdi. Tümü Leyland marka araçlarla servis verilen bu hatta 4 adet otobüs çalışırdı.

Kavşaktan sapmayıp devam edildiğinde, Boğaz Köprüsü’nün Rumeli ayaklarına varılırdı. Burada ise Gaziosmanpaşa İlkokulu’nun karşısında, karakolun yanında İETT’nin Ortaköy otobüs ve troleybüslerinin baş durak yaptığı cebe ulaşılırdı. Bu cep, yolun dönüş istikametinde, plantonluğu olan demir konstrüksiyon yarı kapalı bir duraktan ibaretti. Aksaray-Yenikapı’dan kalkan 30 numaralı İETT araçları burada son durak yaparlardı. Bayazıd, Eminönü, Karaköy yolunu kullanan bu hata ağırlıklı olarak troleybüsler tahsis edilir, ender olarak da Leyland marka otobüsler çalışırdı. Toplam 8 adet araç bu hatta servis verirdi. Aynı şekilde Ortaköy’den kalkış yapan iki hat daha vardı ki, bunlar da; 23 ve 23A numaralı ring hatlardı. Birbirlerinin güzergâhlarını tersten takip ederek, Beşiktaş, Zincirlikuyu, Mecidiyeköy, Şişli, Taksim, Gümüşsuyu yolunu takip ederek, herhangi bir son durak yapmaksızın Beşiktaş’a varırlar, buradan da Ortaköy’e geri gelirlerdi. Bunların hat tabelâları, ring hat olduklarını belirtmek için kırmızı bir kutu zemin üzerine beyaz rakam ve harflerle yazılırdı. Ringlere hergün 2’şer adet troleybüs tahsis edilirdi (Adı geçen hatlar, 1985 yılında kaldırıldılar)..

Boğaziçi Köprüsü’nün altından geçerek yola devam edildiğinde, Kuruçeşme, Arnavutköy ve Çamlıbahçe’den geçilerek Boğaziçi’nin yol üzerindeki İETT baş duraklarından biri olan Bebek’e ulaşılırdı. Bu durak da Ortaköy durağı gibi yolun dönüş istikametinde olmakla beraber, onun gibi herhangi bir toplayıcı cebe sahip olmayıp, yolun hemen kıyısında bir plantonluk ve yarıaçık duraktan oluşmaktaydı. Üç adet İETT hattına başdurak yapan Bebek’ten kalkan hatlardan biri 22C numara idi. Sapmadan tamamıyla sahil yolunu izleyerek Eminönü’ne kadar giden bu hat da, bir troleybüs hattı olup, hergün 7 adet araç tahsis edilirdi (Hat 2000 yılında iptal edildi). Diğer iki hat ise Ortaköy’den kalkan ring hatlarla aynı numaraları paylaşan, hatta aynı güzergâhı izleyen 23 ve 23A numaralardı. Bunların diğer ringlerden tek farkı, Ortaköy’de yolcularını indirmeyerek Bebek’e kadar devam etmeleriydi. Tur mesafesi biraz daha uzadığından bunlara 3’er adet troleybüs verilirdi. Bu iki hattın numarası 1985 yılında değiştirilerek Bebek semtinin ilk harfi olan B-1 ve B-2 numarası verildi (Bu iki hat da sırasıyla 2001 ve 2002 yıllarında kaldırıldı). Bebek, troleybüslerin Boğaziçi’nde sahilde ulaştıkları son noktaydı. Troleybüs telleri burada sonlanır, refüjün ortasından U dönüşü yaparak geri dönerlerdi.

Bebek geçildikten sonra, yol boyunca Küçük Bebek, Necipbey Bağı, Aşiyan, Rumelihisarı ve Çınaraltı semtleri üzerinden Emirgân’a varılırdı.  Diğerleri gibi Emirgân başdurağı da dönüş istikametinde olmakla beraber, geniş bir U dönüşü yapılabilmesine müsait orta göbeğe ve cebe sahipti. Burada da bir plantonluk ve çeyrek daire formunda monte edilmiş yarıaçık duraklar bulunmaktaydı. Emirgân’dan 2 adet İETT hattı kalkardı. 22 numaralı olanı 6 otobüslük bir hat olup, Eminönü’ne kadar giderdi. Genelde bu hatta işleyen otobüslerin yarısı körüklü İkarus, diğer yarısı ise solo İkarus ve Leyland marka araçlar olurdu. Kalkan diğer hat 40A numaraya sahipti ve Taksim’e giderdi. Güzergâhı Beşiktaş üzerinden olup, burada Akaretler Yokuşu’ndan yukarı dönerek Maçka’ya çıkar, arka yoldan Nişantaşı, Osmanbey ve Harbiye’ye ulaşarak tercihli hatta girer ve Elmadağ yoluyla Taksim’e ulaşırdı. Emirgân baş durağı, aynı zamanda aynı adı taşıyan Emirgân Korusu’nun giriş kapısının hemen önünde bulunmaktaydı. Orta göbek geniş olduğundan, burada büyükçe bir de büfe ve sarı renkli telefon kulübeleri mevcuttu.

Emirgân’dan sonra sahil yolu içeri doğru geniş bir kavis yaparak, İstinye Koyu’nu dolaşırdı. O yıllarda koy, olduğu gibi Denizcilik Bankası’nın İstinye Tersanesi’nin emrine verilmiş olduğundan, doklar, yüzer tersaneler ve tamir-bakım gören şehirhatları vapurlarıyla dolu, keşmekeşi andıran bir görünüm sergilerdi. Bu nokta, aynı zamanda Maslak sırtlarından inen karayolunun sahile ulaştığı üçyol ağzıydı. Boğaziçi’ne arka yoldan gelen araçların ve otobüslerin kullandığı bu yol, sahile nazaran nispeten kestirme ve daha kısa yoldan şehrin merkezlerine ulaşımı sağlardı. Eminönü’nden kalkarak sahil yoluyla buraya dek gelen 22B numaralı hat, İstinye Bayırı’nı çıkarak Reşitpaşa semtinde son durak yapardı. 6 otobüslük bu hatta, İkarus ve Leyland otobüsler çalışırdı. İstinye Koyu’nun bitiminde ahşap İstinye Vapur İskelesi vardı. Bunun yanından, ancak bu kez gidiş istikametinde mevcut olan İstinye-İskele başdurağına gelinirdi. Buradan da yine Eminönü’ne 22D numaralı hat kalkardı. Diğerleri gibi çok aktif olmayan, daha çok İstinye’nin yerlilerinin tercih ettiği bu hatta sadece tek bir İETT otobüsü servis verirdi. Dolayısıyla burada plantonluk da kurulu değildi. Sözü edilen hat, bazı seferlerini az ötedeki Kalender Orduevi’nin kapısına dek devam ettirir, binanın yanındaki boş alanda bir süre bekledikten sonra tekrar İstinye’ye geri dönerdi. Bu hat oldukça verimsiz görüldüğünden, 1986’li yılların ortalarında tamamen iptal edildi.

Kaldığımız yerden yola devam edildiğinde önce Yeniköy’e ulaşılırdı. Yeniköy’den de 22A numaralı hat kalkar ve Eminönü’ne kadar giderdi. 3 adet otobüsün servise verildiği hattın başdurağı gidiş istikametinde sahil yoluna dik çıkan sokaklardan birinin girişi olup, kalkış saatini bekleyen araçlar yüzleri anayola dik gelecek şekilde burada park ederler, vakit gelince de buradan ayrılıp yolun dönüş istikametindeki Yeniköy aradurağına yanaşır, yolcularını aldıktan sonra bekleme yapmaksızın yola devam ederlerdi. Çünkü burası sahil yolunun iyiden iyiye daraldığı, cep yapımına müsait olmayan noktalardan biri olduğundan dolayı, bu hattın otobüsleri transit  durak tarzında çalışmak zorundaydılar. Durak yarıkapalı bir duraktı ancak plantonluğu yoktu. Hat 1991 yılında kaldırıldı.

Bu durak da geçildikten sonra, oteli, tavernaları ve koyuyla meşhur Tarabya’ya, oradan da Kireçburnu’na gelinirdi. Bu semtten 40B numarası altında Taksim’e 4 adet otobüs kalkardı. Araçlar, sahil yolunu boydan boya katettikten sonra, Dolmabahçe’den Gümüşsuyu yoluyla Taksim’e varırlardı. Kireçburnu’nda da plantonluk yoktu. Otobüsler, yolun sahil tarafındaki dar ve boş bir girintide, yüzleri yola bakacak şekilde bekleme yaparlar, saatleri gelince de buradan geri dönüş yoluna girerler, transit Kireçburnu durağından ilk yolcularını alarak servislerine başlarlardı.

Kireçburnu’ndan sonra Kefeliköy-Çayırbaşı'na ulaşılırdı. Burası arka/üst yol olarak tabir edilen Levend-Maslak üzerinden gelen Büyükdere Caddesi-Hacıosman Bayırı’nın sahile kavuştuğu kavşak noktasıydı. Taksim’den kalkan ve Şişli, Levend, Maslak, Derbent yoluyla servislerini sürdüren 41 numaralı Taksim-Sarıyer otobüsleri, Çayırbaşı'nda sahil yoluna girerler, sahil yolunu kullanan diğer otobüslerle aynı güzergâhı izleyerek, Büyükdere ve Piyasa üzerinden Sarıyer’e ulaşırlardı. Yine Taksim’den kalkarak, bir süre yukarıda belirtilen yolu izleyen, Maslak’tan itibaren ise İstinye Bayırı’ndan sahile inerek, kıyı boyunca Kefeliköy'e çıkan ve bu yerleşmeyi geçtikten bir süre sonra sola dönerek, ağaçlı bir yoldan Orman Fakültesi’ne dek giden 42 numaralı hat ise, Fakülte’nin giriş kapısında seferini tamamlardı. Bu hatta 5 adet solo İkarus işlerdi. Bazı seferleri depar servis olup, Bahçeköy’e dek devam ederdi.

Az evvel belirtilen Piyasa isimli semt, Sarıyer’e girmeden önceki son semttir. Burası Osmanlılar zamanında yerli halkın akşamları gezintiye çıkmasından ötürü bu adı almıştır. Sarıyer İskelesi’nin geçilmesiyle birlikte sahil yolu burada sona ererek, dik bir dirsekle sola dönerdi. Sola dönülünce Sarıyer Sular Caddesi’ne girilmiş olunur ve Sarıyer son duraklı otobüsler, az ötedeki göbekten dönerek, devasa çınar ağaçlarının altında uzunca bir yer işgal eden kalkış durağında seferlerini sona erdirirlerdi. Sarıyer’den tamamıyla sahil yolunu izleyerek Eminönü’ne 25 numaralı, Taksim’e ise yine sahil yoluyla 40 numaralı hatlar kalkış yaparlardı. Bu hatların her birinde 10’ar adet otobüs çalışmakta idi ve araçlar genelde körüklü İkarus’lardan oluşmaktaydı. Gece seferlerinde ve hafta sonlarında bu mevcut hatlardaki otobüsler,  solo ve körüklü İkarus kombinasyonundan oluşurdu. Sarıyer’den Taksim’e kalkan 2 adet hat daha vardı ki, bunlar 41 ve 41A hat numaralarıyla sefer yaparlardı. Adı geçen hatlarda sırasıyla 10 ve 9 adet otobüs servis verirdi. Bunlar da körüklü İkarus ağırlıklı hatlar olup, üst yoldan Levend’e gelirler, Mecidiyeköy-Şişli-Harbiye tercihli yolunu kullanarak Taksim’e varırlardı. 41 numaralı hat Kefeliköy-Hacıosman Bayırı-Maslak yolunu izlerken, 41A olanı ise, bir süre daha sahilde ilerledikten sonra, İstinye Bayırı yoluyla Maslak’a çıkardı. Adı geçen ikinci hat, günün belirli saatlerinde depar servis adı verilen uygulama paralelinde, birkaç kez Maden Mahallesi’ne dek çıkarak, son durağını buradan yapardı. Depar servis yapan otobüslerin sağ ön camlarına konulan bir levhada Maden ibaresi yer alırdı.

Sarıyer, Boğaziçi sahil yolunun uç terminali olma özelliğinden dolayı 4 İETT hattının son durağı iken, istisnai bir hat, Sarıyer’den sonra devam ederek İstanbul’un kuzeybatısındaki mücavir alan sınırının sonu kabul edilen Rumelikavağı’na kadar hizmet verirdi ki, bu hat Eminönü’nden kalkış yapar, Beşiktaş Barbaros Bulvarı yoluyla arka yolu izleyerek Maslak’tan Hacıosman kavşağı başından Tarabya’ya iner ve tekrar sahili izleyerek kavağa ulaşırdı. 25A hat numaralı bu serviste 4 adet solo İkarus çalışırdı. Mevcut hat, aynı zamanda İETT’nin en uzun hatlarından biri olup, 2 saat 50 dakikada bir tam turunu tamamlardı. Araçlar, Sarıyer Camii’nin yanından Yenimahalle yoluna saparlar, denizden oldukça yüksek seyreden, yine de sahile paralel giden toprak bir yola Tellibaba üzerinden Rumelikavağı Meydanı’na gelirler, lokantaların ve vapur iskelesinin yanındaki alandan seferlerine başlarlardı. Meydanda plantonluk noktası olmayıp, yarıaçık bir durak bulunmaktaydı. Mevcut köyden sonra daha ileriye karayoluyla gidilemezdi. Zira, askerî alan başlardı. Kezâ, Şehirhatları vapurları da aynı şekilde daha kuzeye gitmezler, yolcu indi-bindisini tamamladıktan sonra, karşı kıyıya, yani Anadolukavağı’na dönerler ve burada seferlerini nihayetlendirirlerdi.

O yıllarda 25 ve 40 numaralı hatlar, diğer hatlar gibi geceyarısına doğru servislerini sonlandırmazlar, sabaha dek süren, ancak kalkış periyotları genişletilmiş özel gece tarifesine geçerlerdi. Genelde solo otobüslerle, saatlik periyotlarda yapılan kalkışlarla, İstanbul’un iki önemli merkezinden 24 saat boyunca sahil yoluna sıralanmış bu mutena  semtlere kamu taşımacılığı hizmeti kesintisiz verilirdi.

1982 yılında İstanbul genelindeki 11 adet pilot hatta uygulamaya konulan “Ekspres hat” hizmeti, 25 numaralı hatta da verilmeye başlandı. Her durakta durmayarak, sadece merkezî duraklarda yolcu indirip bindiren Ekspres otobüslerde, diğer hatlardan farklı olarak 2 adet biletle seyahat edilirdi. Eminönü’nden kalkış yapan otobüsler, sadece Karaköy, Kabataş, Beşiktaş, Ortaköy, Bebek, Emirgan, İstinye, Yeniköy ve Tarabya’daki duraklara uğrar, aralardaki diğer durakları transit geçerlerdi. Piyasa’dan itibaren ise her durakta durarak, yolculuk süresini yaklaşık %50 azaltmış olarak Sarıyer’e ulaşırlardı. Bu uygulama üç yıl devam ettikten sonra 1985’de sona erdirildi.

1984’de troleybüslerin kaldırılması üzerine, 22C, 23, 23A ve 30 numaralı boğaz hatlarında sadece otobüs çalıştırılmaya başlandı.

1970-1983 yılları arasında Boğaziçi’ne Özel Halk Otobüsleri servisleri ise yok denecek kadar azdı. Eminönü’nde Yenicami’nin önünden kalkan oldukça eski model ve açık maviye boyanmış Mercedes ve Magirus marka halk otobüsleri, sahil yolunu izleyerek Emirgan ve Reşitpaşa’ya hizmet götürürlerdi. Bu araçların herhangi bir hat ve kapı numaraları olmayıp, ön camlarında ilk ve son kalkış yerlerinin adları yazılı tabelaları olurdu. Bilet geçmezdi. Para ile seyahat edilirdi. 1983’den sonra İstanbul genelinde halk otobüslerini iyileştirme çalışmaları kapsamında bazı hatlarda özel teşebbüse de yer verildi. Mavi renkli ve modelleri nispeten yenilenmiş halk otobüsleri devreye sokularak, İETT otobüsleri ile paylaştığı hattın numarasının önüne 3 ve 5 rakamları getirilerek, bir standart oturtulmaya başlandı. Örneğin; 22B numaralı Reşitpaşa hattını paylaşan halk otobüslerine mavi renkli hat tabelaları asılarak, 322B numarası tahsis edildi. Araçların yanlarına da çalıştıkları mevcut hat numarası ve o hatta çalışan halk otobüsü adedinin sıra numarası verildi. Bu şekilde, Kireçburnu hattında da 340B numaralı halk otobüsleri devreye sokuldu. 2003 yılında adı geçen hattın numarası 40B olarak değiştirildi.

Akın KURTOĞLU


Mustafa Noyan

17 yıl önce - Pzr 27 Mar 2005, 23:43
40B


40B yalnız ÖHO çalışan ve PTT Evleri'nden dönen bir hat iken; geçen yıl son duragı Bahçeköy'e uzatılarak ve belediye otobüsleri de eklenerek 42T BAHÇEKÖY-TAKSİM hattına dönüştürüldü.

Boğazın Rumeli yakasında çalışan 22A hattı 22D kaldırıldıktan sonra Kalender Orduevi son durak yaptı gibi hatırlıyorum, bir de 80'lerde pik saatlerde Beşiktaş? kalkışlı 22F Ferahevler ile 22T Tarabyaüstü hatları Boğaziçi kıyısını takip ediyordu.

70 lerde Eminönü Reşitpaşa gibi Halk otobüsü çalışan bir diğer hat Üsküdar - Beykoz Ortaçeşme hattı idi, bu hatta çalışan İETT otobüslerinin tabela numarası o zamanlar 15B idi.

Tabelaların uzunluğu, zor okunması ve çok semt adı yer alması gerçekten gereksiz, benim tavsiyem ön cam sağ alta küçük bir tabela ile istikameti gösteren bir yazı asılması ve yan tabelaların sadeleştirilmesidir.
Küçük istikamet tabelası ile son duraklar belirtilebileceği için, son durak uzadığında veya farklı mahallelere gidildiğinde ana tabelayı değiştirmek gerekmez; misal olarak KADIKÖY_127_TOPKAPI ana tabela yerinde durur, ön camda küçük tabela ile 127_CEVİZLİBAĞ veya 127_DAVUTPAŞA Y.Ü.KAMPÜSÜ yazısı otobüsün son durağını gösterir, bu tabelanın arkasında 127_KADIKÖY yazısı yer alır, yan tabelanın da bir tarafında 127_ÇEVRE YOLU ASTSUBAY OKULU ALTUNİZADE KADIKÖY arkasında 127_ÇEVRE YOLU HALICIOĞLU EDİRNEKAPI TOPKAPI C.BAĞ yazar şoför son durakta tabelaları ters çevirerek yolculara yardımcı olabilir.
Farklı bir hatta da BEŞİKTAŞ_28_EDİRNEKAPI, 28_BEŞİKTAŞ, 28_EDİRNEKAPI İETT GARAJI, 28_UNKAPANI KARAKÖY KABATAŞ BEŞİKTAŞ, 28_UNKAPANI FATİH KARAGÜMRÜK EDİRNEKAPI gibi basit yazılı tabelalar kullanılarak yolcular bilgilendirilebilir.

Numaralandırma sisteminde değişiklik yapmayan ve ısrarla üç rakama geçmeyen İETT'nin Mercedes otobüslerde dijital tabelalar için kullandığı kodları bilen var mı ?..


Kemal Çevik
17 yıl önce - Pts 28 Mar 2005, 19:24
Ekpres Hatlar


Akın bey,

Ben sanki Ekspress 25'i Beşiktaş - Barbaros Bulvarı - Büyükdere Caddesi (25A) gibi gittiğini hatırlıyorum ama yanılıyor da olabilirim.

Kemal Çevik


Akın Kurtoğlu

17 yıl önce - Pts 28 Mar 2005, 20:00

Kemal Bey,

Belki bir ara Barbaros Bulvarı olarak da alternatifi açılmış olabilir ama, ben Ekspres 25'in ilk açıldığı günlerde özellikle binerek Sarıyer'e kadar gitmiştim ve sahildeki her ekspres durağı listeme kaydetmiştim. Oradan hatırlıyorum...



sayfa 1
123 ... 171819   sonraki »
ANA SAYFA -> ULAŞIM