Ana Sayfa 1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 1
coskunyorulmaz
16 yıl önce - Pzr 26 Mar 2006, 13:26
İstanbul'da 1979 Yılındaki Korkunç 'Independenta' Tanker Kazası ve patlaması


Zannedersem 1979 yilinda ahirkapi aciklarinda iki petrol yuklu tanker carpismisti ve gemilerin enkazi haftalarca yanmisti.tankerlerden birinin adi " independenta" idi galiba. Bu olayla ilgili ekinde fotograf olan var mi? Cocuklugumuzun en carpici anilarindan biriydi.

erinch
16 yıl önce - Pzr 26 Mar 2006, 13:50

Ahırkapı değil Haydarpaşa' nın karşısında olmuştu bu olay.

Hatta Independenta' nın enkazı 80' lerin sonuna kadar bir kısmı suyun üstünde görülür biçimde Kadıköy' deki mendireğin dibinde durdu ve etap etap temizlendi.


tolga_kir

16 yıl önce - Pzr 26 Mar 2006, 13:53

74 doğumluyum ama olayı kısmen hatırlıyorum.O seneler Kadıköy Yeldeğirmenin'de oturuyorduk ve patlamadan dolayı evlerin camlarının bile patladığını hatırlıyorum.Gökyüzü kıpkırmızı olup heryeri duman kaplamıştı...

coskunyorulmaz
16 yıl önce - Pzr 26 Mar 2006, 13:56

gokyuzunun kizilligi belgradkapi dan bile gorulebiliyordu.

Emir Kula
16 yıl önce - Pzr 26 Mar 2006, 23:41

Alıntı:
Independenta Tanker yangını
15 Kasım 1979 günlerden perşembe, koca dev İstanbul derin uykusunda etraf zifir karanlık. Sabaha karşı beş kesik gemi düdüğünü uykumun içinde duydum. Bu tehlike anlamına geliyordu ve çok geçmeden olan olmuştu. Ham petrol yüklü 150 bin gros tonluk Rumen tankeri ile Yunan Evriali kosteri çarpışmıştı. Saatler 05.20'yi gösterirken müthiş bir patlama ile kent uyanmış, cephesi Marmara'ya bakan evlerin, dükkanların, kırılan cam sesleriyle yataklardan ok gibi fırlamıştık...


Yazının devamı ve fotoğraflar için http://www.sihirlitur.com/olaylar/tanker/tanker_yazi.html adresini tıklayın.



Akın Kurtoğlu

16 yıl önce - Sal 28 Mar 2006, 04:05

İSTANBUL'U TEMELİNDEN SARSAN GECE: 15 KASIM 1979...

1979 Sonbaharı’nın bitimine yakın; 15 Kasım gecesi sabaha karşı, derin uykularımızdan adeta evin duvarlarını zangırdatacak kadar şiddetli bir patlamayla uyandık. O yıllarda şimdiki gibi deprem geyikleri ortada dönüp dolaşmadığı için, haliyle akla “Zelzele falan mı oluyor?” sorusu da gelmedi. Türkiye’nin içinde bulunduğu o buhranlı dönemin klâsik ve kanıksanmış patlamalarından biri zannedildi. Hemen hemen haftada bir-iki gece, sabaha karşı biryerler havaya uçardı İstanbul'da. Derinlerden gelen ve tüpgaz patlamasını andıran bir gürültünün ardından da çoğunlukla peşpeşe silâh sesleri duyulurdu. Kimseler pencerelere çıkmaya cesaret edemez ve yataklarda korkuyla daha da bir büzülünürdü.  

Ama o geceki patlama öylesine şiddetliydi ki, yataklarımızdan fırlamamızla birlikte camlara koşmamız bir oldu. Çünkü bu hiç de diğer patlamalara benzemiyordu. Ön odaya koşarken de bir taraftan ev halkı tarafından konuyla alâkalı enteresan yorumlar da yapıldı hemen ayaküstü... Validem; o yıllarda MTA Sismik-I gemisinin Ege’de petrol arama (aslında Kıt’a Sahanlığı'nı teyid ve kabul ettirici) yarı-politik çalışmaları neticesinde patlak veren bir sürtüşmenin devamında, kesinlikle bunun Yunanlılar tarafından başlatılan bir hava saldırısı olduğunu ve uçakların gelip İstanbul’u bombalamaya başladığını, asla ve asla cama çıkmamamız gerektiğini ileri sürdüyse de, rahmetli pederim bir uçaktan atılacak bombanın bu kadar şiddetli olamayacağını ve tek bir patlamayla sınırlı kalmayacağını, dolayısıyla ortada hava akını gibi bir durum olmadığını açıkladı, orta holün kapısını alelacele açarken... Bilindiği üzere o yıllarda “Hora” Araştırma Gemisi Ege’de petrol aramaya çıkıyor ve Türkiye’nin deniz milini zorlar mesafelere kadar açılıp açılıp geri kaçıyor, bu duruma da Yunanlılar illet oluyorlardı... İpler oldukça gerilmişti iki taraf arasında da...

Validem bir taraftan “Eyvah!...Eyvah!...” diye nidâ ederken, diğer taraftan da yemek masasının altındaki terliklerini çıkarıp aceleyle giymeye uğraşıyordu. Öyle ya, maazallah savaş-mavaş çıktıysa evde terliksiz dolaşılmaz! Sonra düşmanlar bizim için; “Ahan da şunlara bakın... Ne kadar da medeniyetsiz insanlar... Ayaklarında bir terlikleri bile yok!...” diyebilirlerdi haklı olarak.  

“Tüüüh... Makarnamız da az kaldıydı evde!...” diye hayıflanmaya devam eden Valide hanımı, ön odaya doğru koşturan pederim sakinleştirdi ve ışığı da açmaması konusunda O’nu uyardı... Artık, rahmetli babam; dışarıda olası bir hava saldırısı varsa ve evin ışıklarını yakarsak, bilinçaltından acaba düşman uçaklarının bizim pencereyi mi hedefleyeceğini mi kurgulamıştı kafasında, ne yapmıştı? Bilinmez...

Sıkışmış ön misafir odasının penceresini açmayla cebelleşirken, kesinlikle Vatan Caddesi üzerindeki Orduevi’ne ya da Öğrenci Yurdu’na bomba atıldığından dem vuruyordu bir taraftan da. Camları açıp dışarı bakmamızla birlikte, hâlâ gözlerimin önüne gelen o eşi bulunmaz görüntüyle karşı karşıya kaldık...

Gök resmen alev alev yanıyordu!!!... Gecenin 5’inde karanlıkların içinde doğu istikameti kıpkırmızı olmuştu ve sanki göğe doğrultulmuş yüzlerce lazer kırmızı ışıklarla havayı tarıyorlardı. Bu oynak, hareketli ve kırmızının çeşitli tonlarını aksettirmekte olan havanın görüntüsü aslında çok korkunçtu. Hayatımda görmediğim (ve bundan sonra bir daha da asla görmek istemediğim) bir aydınlık ve beraberinde havada kesif bir is kokusu... Gök, kuş sürülerinden geçilmiyordu adeta. Patlamanın şiddetiyle havalanan onbinlerce kuş, daha seher vakti gelmeden hareketlenmişlerdi ve oradan oraya boş boş uçup daireler çiziyorlar, hiçbir yere konmuyorlardı. Alfred Hitchcock’un o meşhur “Kuşlar” filmi de birkaç ay evvel ilk kez televizyonda oynamıştı. Senaryo henüz tazeydi hafızalarda.. Sanki filmden alınan kareleri o anda canlı olarak seyretmekteydi bütün İstanbul. Sokağımızdaki ve caddemizdeki bütün evlerin pencereleri ardına kadar açılmış, korkulu gözlerle bakınan yüzlerce kafa dışarıya uzanmıştı...

Babam; herhalde bir yerlerde büyük bir yangın olduğunu ve bu yangının alevlerinin göğe yansımasını gördüğümüzü, is kokusunun da bundan ileri geldiğini söyledi ama, havada -enteresandır- hiç duman yoktu. Çıplak ve keskin bir kırmızılık, yer yer kızıla çalıp çalıp yeniden rengi açılmaktaydı. Sanki havaya doğru hemen iki sokak ötemizden dalga dalga alevler yükseliyordu. Mahallenin meraklı sâkinlerinden birkaçı o meşhur çizgili pijamaları ve omuzlarına eğretiden attıkları paltolarıyla dışarı fırlayıp karşı sokağa doğru koşturdularsa da, az sonra elleri boş olarak geri döndüler. Fatih yakınlarında herhangi bir yangın yoktu. Valide hanım savaş çıkmamış olmasının verdiği rahatlamayla, evdeki erzak stoklarımızın ne durumda olduğu, dolapta hangi unlu mamulün eksik olabileceği hakkındaki yorumlarına son verirken, bizlerden uzakta cereyan etmiş bu olayın -artık her neyse- bize, evimize ve sokağımıza herhangi bir zarara sebebiyet vermediğinden ötürü de derin bir nefes almıştık (E, ama doğru... Bu gibi durumlarda insan psikolojisi, öncelikle kendi canı, cânânı ve malının sağlıklı ve emniyette olmasına bakıyor).

Camlardan dışarıya bakarken, birden ikinci ve ilkini aratmayacak şiddette bir patlama daha oldu. Havada çok çok kuvvetli bir flaş yandı ve söndü sanki!... Evin bütün camları macunlarına kadar zangırdadı!... On saniye öncesine kadar karşılıklı pencerelerden birbirlerine muallâktaki bu ilginç olay hakkında yorumlar yapan mahalle sâkinlerinden hiçbirinin kafası görünmez oldu birden camlarda... Herkes içeriye kaçtı korku ve endişeyle... Yeniden ışıklar söndürüldü...

O gece sabaha kadar uyumadık. Bu iki patlamadan başka bir patlama daha olmamasına rağmen, her an için bir yenisinin gelebileceği endişesiyle olsa gerek, bütün İstanbul geceyi ayakta geçirdi. Radyo istasyonları ileri-geri karıştırıldı ama nafile. İstanbul Radyosu sabah saat altıda yayınına başlıyor ve ilk olarak saat yedide ajansı geçiyordu. Sabah olup gün ağarıp da, yeniden camlarımızdan dışarıya baktığımızda, o gözalıcı kırmızılığın kaybolduğunu ama hâlâ bulutlara akseden kızıl ışıkların oradan oraya hareket ettiğini gördük. Radyonun sabah ajansı ilk haber olarak şunu geçti: “İstanbul Haydarpaşa açıklarında yabancı uyruklu iki yük gemisinin çarpışıp infilâk ettiği, olayla ilgili detaylı bir haber alınamadığı, çok miktarda ölü ve yaralı olabileceğinden endişe edildiği...”

Bu haberin, beraberinde o gün okulların kapanacağı müjdesini getireceğini, şayet bu müjdeyi getirmese bile benim kahvaltıda çamura yatarak, gece yatağımdan korkuyla fırladığım için o gün kesinlikle okula gitmemem gerektiğini gündeme taşımam yönünde kafamda bir ışık yaktıysa da, valide hanım benim okul pantolonumu ütülemeye başlamıştı bile...

O yıllarda özel TV kanalları olmadığı ve TRT’nin televizyon yayınları akşama doğru saat yedide başladığı için, günboyu meydana gelen bütün son dakika haberlerini halka hızlı bir şekilde taşımak, necip Türk basınına kalıyordu. Ve onlar da hakikaten üzerlerine düşen bu görevi lâyıkıyla yerine getiriyorlardı. Nitekim sabah saatlerinde (artık nasıl yapıp ettilerse, ne şekilde ve kaç tane bastılarsa) “2. Baskı” diye bağırarak sokak aralarında koşturup duran gazeteci çocuklar peydah oldular birden... Herkes Hürriyet, Milliyet, Günaydın gibi gazetelerin içinden hangisi “Yıldırım Baskı” yaptıysa, onları satın aldılar hemen...

Haber artık kesinleşmişti: Ham petrol yüklü Romen Independenta tankeri, Haydarpaşa açıklarında Yunan Evriali adlı yük gemisiyle çarpışmış ve Independenta müthiş bir gürültüyle infilâk etmişti. Beraberinde de 30 kadar gemicinin, ilk patlama anında feci bir şekilde ölümüne sebep olmuştu. Patlamanın etkisiyle Kadıköy, Harem ve Salacak kıyısındaki ve hatta içeri taraflarda, tâ Yeldeğirmeni’ne ve Moda’ya kadar olan evlerin çoğunun camları kırılmış, tankerlerin parçalarından bir kısmı Kadıköy Rıhtımı’na savrularak yerlere saçılmış, Haydarpaşa Garı’nın tarihî değerdeki rengârenk vitrayları tuzla buz olmuştu.   Herşeyden önemlisi yangın hâlâ devam ediyordu ve akordiona dönmüş halde olan tankerden ham petrol, denizin yüzeyine kalın bir tabaka halinde sızıyordu.  

Tanker bütün gün yandı... Bu yangın gece de devam etti, ertesi günü ve gecesinde de, daha ertesinde de... Tam 29 gün boyunca sürdü. Geceleri göğe kıpkırmızı yansımaları vurmaya devam etti. Ama, ilk günlerin şoku atlatıldıktan sonra, olay kanıksandı. Öyle ki, vapurla karşıya geçilirken hep sağ tarafa oturuldu, yangını uzaktan da olsun seyredebilmek, millete anlatabilmek için... Kavuniçi boyalı Söndüren motorları Independenta’nın etrafında halka olurlar, sürekli olarak denizden aldıkları tuzlu suyu kuvvetli pompalarla, uzaktan yangına püskürtürlerdi. Kadıköy-Haydarpaşa Köprüsü arasındaki rıhtım boyunca da bir sürü itfaiye aracı, teyakkuzda nöbet beklerdi.

Neticede 3 hafta kadar sonra kuvvetli bir lodos, yangını bir kalemde söndürüverdi. İşte o zaman görüldü ki, İstanbul’un silûetiyle yıllarboyu bütünleşecek olan, ortasından ikiye ayrılmış, yarıbatık haldeki Independenta’nın leşi, Haydarpaşa açıklarında kapkara durmakta...

Bu olaydan sonra; denizimiz kirlendi, havamız kirlendi, görüntümüz kirlendi... Independenta çok uzun yıllar orada yatmaya devam etti. Neden sonra birgün baktık ki, leş artık yerinde durmuyor. Parça parça kesilerek kaldırılmış. İstanbul da silûetine saplanan bu itici görüntüden kurtulmuş neyse ki...

O günlerde ben, çocuk hafızama; o ilk geceki yataktan fırlatan feci patlamayı, havadaki o korkunç kızıllığı ve kuş sürülerinin havada ciyak ciyak daireler çizdiği görüntüleri nakşettim. Daha henüz dün olmuş gibi taze bir geridönüşle bugüne taşıdım... O günkü aklımla, bir süre boyunca çok güzel bir anıya sahip olduğum düşüncesini taşıdıysam da, neden sonra akıl bâliğ olduğunda olayın vehametini kavradım!... Boğaziçi’nin bu çılgın deniz trafiğinden ilk defa korku duydum. Allah bir daha İstanbullular’a bu türden felâketler göstermesin... Petrollerini nereden geçireceklerse geçirsinler, ama Boğaziçi’mize, Marmara’mıza, İstanbul’umuza felâket getirmesinler, bizlerden ırak olsunlar... (Bunların içi boş temenniler olduğunun farkındayım ama... Yine de insan... )

İbrahim Akın KURTOĞLU


coskunyorulmaz
16 yıl önce - Sal 28 Mar 2006, 14:18

mukemmel bir yazi akin bey. Sagolun

Petrol gecisini bogazlardan almak icin Karadeniz- izmit korfezi arasinda bir kanal acilmasi ile ilgili bir yazi okumustum. Bu projeyle ilgili bilginiz var mi? Ilginc gelmisti duydugum zaman.


emirb
16 yıl önce - Çrş 29 Mar 2006, 23:40

Bu konu benim ilgimi çok çekti Akın abinin yazısından sonra. Bir araştırmayla şu fotoğraflara ulaştım, işin ciddiyetini gözler önüne seriyor.


 


 


 


Tarık Aydemir

16 yıl önce - Çrş 29 Mar 2006, 23:50

Bu kazadaki patlamayla Haydar Paşa garının dış cephesi ve çatısı zarar görmüş.Gar tarihçesinde yazıyor

Akın Kurtoğlu

16 yıl önce - Çrş 29 Mar 2006, 23:56

Dile kolay... Independenta'da tam; 95 bin 530 ton ham petrol yüklü ve kendisi de 150 bin groston... Tam anlamıyla yüzen bir canavardı o!...   Haydarpaşa açıklarında, sahile yaklaşık 2-3 yüz metre uzakta olmasına rağmen, yine de kıyıya ve içerileri çok fazla zarar vermişti. Bir de mâzallah Boğaziçi'nden geçerken, Bebek'te, Çubuklu'da veya Beylerbeyi'nde köprünün ayaklarının dibinde yaşansaydı bu kaza?...   Sonunu düşünmek bile istemiyorum!... Ne köprümüz kalırdı geriye, ne de sahildeki evler, tarihi eserler, korular, yollar... İşte o zaman İstanbul halkından da çok fazla ölen olurdu.

Akın KURTOĞLU



sayfa 1
123 ... 101112   sonraki »
ANA SAYFA -> ULAŞIM