1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 5  |
 |
alperdemirkaya
17 yıl önce - Cmt 18 Mar 2006, 00:34
Sabahattin kardeşim bu fotoğraf beni çok etkiledi ve duygulandırdı, bu askerlerimizin çoğu 1 yıl içinde şehid olmuştur muhakkak. Mekanları cennet olsun.
|
 |
Kemal Çevik
17 yıl önce - Cmt 18 Mar 2006, 01:07
Arkadaşlar,
Biliyorsunuz demokrasi, tek görüşle olmaz. Aranıza biraz farklı bir sesle katılacağım.
Başardığımız işi asla ve asla küçümseyemez kimse, cesaret bile edemez. Ama bence işi abartmaya da pek ihtiyacımız yok. Bu alay sancağı meselesi geçen sene de tartışıldı ve sonunda 2 Mayıs 2005 tarihli Hürriyet gazetesindeki duruma gelmiştik, hatırlatırım.
http://www.hurriyetim.com.tr/haber/0,,sid~1@w~1@n ...269,00.asp
Bu zaferi bizim askerimiz kazandı, evet yüreği Allah inancı doluydu, ama elden geldiğince eğitilmiş, yıllardır savaş alanlarında deneyim kazanmış dirayetli komutanların emri altındaydı ve en önemlisi bu savaşı kaybedersek elimizde hiçbir şey kalmayacağını tüm ulus olarak çok iyi anlamıştık. Uzun lafın kısası yalnızca Allah'a iman yeterli olmuyor, herşeyi buna bağlamak çok doğru bir yaklaşım değil bence.
Öte yandan Çanakkale Osmanlının « cihat »ı ile karıştırılmaya, biz Türkler orada Osmanlı’ya karşı da zafer kazandık. Bunu ben uydurmuyorum, lütfen tarihi biraz araştırın ve Nutuk’u okuyun. Unutmayın Osmanlı yöneten, Türk yönetilen idi o tarihe kadar. Nasıl Avusturalya, Yeni Zelanda Britanya İmparatorluğu karşısında ulusal benliklerini buldularsa biz de bir ulus olduğumuzun bilincine Çanakkale’de vardık. Geçilmezliğini, askeri zaferlerini hiç unutmayız da nedense işin bu yönü hep geri planda kalır.
Askeri eğitim alanlarındaki şu slogan, hemen her alana uygulanabilirliği yüzünden olsa gerek, çok hoşuma gider : » Bin damla ter, bir damla kanı önler ».
Şu İngiliz ataşesi konusunu da bir hayli didikliyorum ama bir sonuç alamadım şimdilik. Bana ters gelen bir iki nokta var. Öncelikle İngiliz’ler de askeri gelenek ve göreneklerine çok bağlı bir ulusdur. Bir İngiliz askeri de, diğer tüm askerler gibi keyif için savaşa gidilmeyeceğini, hükümeti istediği için savaşa gittiğini çok iyi bilir, alınmış olan siyasi karara katılmasa da kendine verilen emre uyar, mesleki ve kişisel sonuçlarına da katlanır. Bunun canlı örneklerini zaten cephede gördük.
Sonra bir davete protokolden katılmış bir diplomat ve askerin bu kadar hassas bir ortamda kişisel kaygılarını öne çıkarabileceği ihtimali bana biraz ters gelmekte, hele bu kişi geleneklerine ve göreneklerine muhafazakar olarak nitelenebilecek derecede bağlı, nerede ne yapılacağını önceden en ince ayrıntısna kadar belirleyen bir millete mensup ise.
Şu namaz resmine gelince, o resimden hiç kimsenin Çanakkale’de şehit olması mümkün değil, çünkü Alp’in de daha önce belirttiği gibi resim 1921’de çekilmiş. Orijinali ise silik soluk siyah beyaz ilk bakışta ne olduğunu bile zor anlaşılan bir fotoğraf,
Unutmayalım, kutlayalım, yaşatalım, gelecek kuşaklara aktaralım ama gerçekleri abartmadan ve çarpıtmadan.
Bu vatanda hür olarak yaşayabilmemizi sağlamak için şehit olan, savaşan herkese sonsuz sevgi, saygı ve minnetimle.
Kemal ÇEVİK
|
 |
sabahattin kayış
17 yıl önce - Cmt 18 Mar 2006, 02:36
Sevgili Kemal, ve Alp
| Alıntı: |
Şu namaz resmine gelince, o resimden hiç kimsenin Çanakkale'de şehit olması mümkün değil, çünkü Alp'in de daha önce belirttiği gibi resim 1921?de çekilmiş. Orijinali ise silik soluk siyah beyaz ilk bakışta ne olduğunu bile zor anlaşılan bir fotoğraf,
|
Ben bu fotoğrafı Çanakkale Şehitleri Derneği'nin tanıtım kataloğundan görüp almıştım ve üzerindeki yazı "Çanakkale'de Bayram Namazı" diye geçiyordu, Tabii ki kimsenin bayram yapmaya mecali yoktu fakat bayram namazı kılınmalıydı,.. Bu resmin tarihi 1915 midir, 1920 midir, 1945 midir, Resmin çekildiği yer, Çanakkale midir, Sakarya mıdır, Gaziantep midir, Şanlıurfa mıdır, bilemiyorum ama ortada görünen bir şey var ki kesinlikle kimsenin şüphesi ve itirazının olacağını asla tahmin edemiyorum "Türk insanının vatan sevgisi ve ruhu..."
O da çok net görünüyor...
|
 |
burakbecan
17 yıl önce - Cmt 18 Mar 2006, 03:12
çanakkale zaferimize itaafen;
DUR YOLCU!BİLMEDEN GELİP BASTIĞIN BU TOPRAKLAR BİR DEVRİN BATTIĞI YERDİR!EĞİLDE KULAK VER,BU SESSİZ YIĞIN;BİR VATAN KALBİNİN ATTIĞI YERDİR!!
bence bu tarihin en büyük zaferi ve destanı!türklüğümüzle nekadar övünsek genede azdır!o savaşta bizlere bu zaferi kazandıran şehit atalırımızın ruhları şad olsun
|
 |
Kemal Çevik
17 yıl önce - Cmt 18 Mar 2006, 05:03
Arkadaşlar,
Sevgili Sabahattin,
Bakın anlayamadığım nokta şu. Namaz bir ibadettir, inananlar tarafından yerine getirilir, ve ibadeti insan kendisi için yapar, vatanı ya da başkası için değil. Bayram ya da başka bir namaz kılmak ile vatan sevgisi arasındaki bağı anlayamıyorum. Keza bunu genelleştirip kilise ayinine ya da Şabat'a, ya da bilmem ne tanrısına tapınmaya gitmek olarak da düşünebiliriz. Seven, dininin etkisi olmadan vatanını sever, vatanı olduğu için sever. Bir insanın, bir askerin vatan sevgisini yaptığı ibadetten değil, düşman makineli tüfeğinin üzerine koşmasından anlarsınız. Öte yandan vatan sevgisi yalnız bize özgü bir olgu değildir, herkes vatanını sever, uğrunda ölümü göze alır.
Şimdi gelelim resime, buna yapabileceğim yorum, "helal olsun çocuklara bunca karmaşa içinde ibadet etmeye de fırsat bulmuşlar, Allah kabul etsin" olacaktır, yoksa "bu ne vatan sevgisi" değil.
Elbette dinin ne olursa olsun inancın bir savaşta karşılaşılan zorlukların üstesinden gelmene yardımcı olur, ama yalnızca ibadet edilerek de savaş kazanıldığını ben daha duymadım.
Umarım katılmasanız da ne demek istediğimi anlatabildim
Kemal ÇEVİK
|
 |
sabahattin kayış
|
 |
sabahattin kayış
17 yıl önce - Cmt 18 Mar 2006, 05:30
Değerli kardeşim Kemal'e aşağıdaki sözlerinize katılmakla beraber,
| Alıntı: |
Bakın anlayamadığım nokta şu. Namaz bir ibadettir, inananlar tarafından yerine getirilir, ve ibadeti insan kendisi için yapar, vatanı ya da başkası için değil. Bayram ya da başka bir namaz kılmak ile vatan sevgisi arasındaki bağı anlayamıyorum. Keza bunu genelleştirip kilise ayinine ya da Şabat'a, ya da bilmem ne tanrısına tapınmaya gitmek olarak da düşünebiliriz. Seven, dininin etkisi olmadan vatanını sever, vatanı olduğu için sever. Bir insanın, bir askerin vatan sevgisini yaptığı ibadetten değil, düşman makineli tüfeğinin üzerine koşmasından anlarsınız. Öte yandan vatan sevgisi yalnız bize özgü bir olgu değildir, herkes vatanını sever, uğrunda ölümü göze alır.
|
Vatan sevgisinin yanında, fotoğraftaki namaz; inanan insanların ilahi güçlerin de yanlarında olduğunu bilmeleri esasıyla büyük bir sinerji oluşturmak amacıyla gerçekleştirilmiş olduğunu anlatıyor,...
|
 |
Haluk Erkurun
17 yıl önce - Cmt 18 Mar 2006, 09:13
Namaz kılan askerlerin başlarındaki şapkalardan bu fotoğrafın kesinlikle Kurtuluş Savaşından önce çekilmiş olduğu anlaşılıyor.Askerlerimizin 1.Dünya Harbinde dövüşmüş olduğu çok sayıdaki cephelerden birinde çekilmiş olabilir.
|
 |
serkan
17 yıl önce - Cmt 18 Mar 2006, 09:19
Çanakkale’de ne oldu?
Modern tarihçiliğin önde gelen iki ismi, ondokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında yaşamış olan Leopold von Ranke ile, Ranke’nin bir ara öğrencisi de olan, Lord Acton’ın tarihçinin tarihî olaylara bakışıyla ilgili olarak anlaşamadıkları temel nokta şudur: Acaba tarihçi incelediği olaylar ve kişiler hakkında herhangi bir hüküm ittihaz edecek midir, yoksa sadece olanı nakletmekle mi yetinecektir?
Örneğin; ‘holokost’u inceleyen bir tarihçi holokostun “barbarlık” olduğunu ve Hitler’in de bir “barbar” olduğunu nitelemek durumunda mıdır? Ranke’nin bu soruya cevabı “hayır” iken, Acton “evet” cevabını verir. Ranke de ‘tarihçinin tek görevi, “gerçekte ne olduysa onu nakletmektir.” der.
Acton ise; tarihçinin ne olduysa onu nakletme görevine ilaveten niçin, nasıl olduğuna ilişkin sorular da sorması gerektiğini ve bunun sonucunda bazı yargılarda bulunabileceğini belirtir. Ranke ve Acton’ın anlaşmazlığını andıran türden argümanları yakın tarihimizle ilgili olarak sık sık hem tarihçiler arasında hem de medyada duyuyoruz.
Örneğin Çanakkle Savaşları. En yaygın argümanlardan biri Çanakkale Savaşı’nın Bolşevik Devrimi’ne yol açtığı tezi. Bazen bu “Çanakkale geçilseydi Sovyet Devrimi olmazdı ve Sovyet Devrimi olmasaydı da Türkiye Cumhuriyeti olmazdı” şeklinde ifade edilmekte.
İma edilen; eğer Çanakkale geçilseydi Müttefiklerin Çarlık rejiminin savaş yüzünden girdiği sıkıntılara yardımı sonunda Lenin ve arkadaşlarının başarılı olamayacağı ve ardından, Sovyetlerde yeni rejim olmayınca, Sovyet desteğinden yoksun kalacak olan Türk Kurtuluş Savaşı’nın da başarısız kalacağı. Ranke ve Acton’ın öğrencisi olan bir tarihçi ya da bunları okumuş veya herhangi bir sosyal bilim metodolojisi dersi almış olan biri, kurgusal roman yazımı dışındaki bir aktivitesinde, böyle bir tez ileri sürmezdi. Şüphesiz Ranke gibi sadece Çanakkale’de ne olduğunu aktarmakla yetinmeyecektir çoğu tarihçi. Çanakkale’nin Milli Mücadele’nin başlangıcı olduğunu, Çanakkale’nin Türk ulus bilincinin gelişiminde bir köşe taşı olduğunu, Birinci Dünya Savaşı’nın uzamasına yolaçtığını, vs. söyleyecektir. Tarihçi bu tür ifadelerde bulunabilir. Lakin bunu yaparken, öncelikle hem Ranke’nin hem de Acton’ın dediği gibi birincil kaynaklara dayanarak ne olduğunu tespit etmeli ve yukarıdaki türden hüküm ittihazlarını akabinde, belli bir ihtimal kaydı ile ve mantıksal tutarlılıkla yapmalı.
Eğer denseydi ki Çanakkale Savaşı, Rus Devrimi’ne, Sovyet yardımı da Türk Kurtuluş Savaşı’na katkıda bulunmuştur, bu anlamlı olurdu. Lakin, Çanakkale geçilseydi Rus Devrimi olmazdı, o olmasaydı da Türkiye Cumhuriyeti olmazdı türü bir iddia indirgemecilikten başka bir şey değildir. Rus Devrimi’ne giden gelişmeleri sadece 1914 Ağustos’undan 1915 Mart’ına uzanan dönemde Rus hükümetinin sıkışıklığına indirgemek ve Lenin başta olmak üzere 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Rusya’da ortaya çıkmış devrimci liderlerin ve örgütlerin çabalarını küçümsemek demektir. 1905 Devrimi’ni ve akabindeki gelişmeleri yok saymaktır.
Keza Milli Mücadele’de Türk toplumunun başarısını Sovyet yardımına indirgemek de sanırım hakşinaslık olmayacaktır. Örneğin; Fransızlara karşı Güney’de kazanılan zaferlerde Sovyet yardımı mı vardı? Ranke’nin dediği gibi ne olduğunu zamanın kaynaklarına bakarak bilmemiz gerekir, tamam, ama toplumsal olguların bir faktöre indirgenemeyeceğini unutmadan.
Çanakkale olmasaydı, ne olurdu?
Dahası, böyle bir tez Müttefiklerin Çanakkale Harekâtı’nın amacının kendi söyledikleri gibi Flanders’da tıkanan savaşı açmak ve Ruslara yardım etmek olduğunu veri almaktır. Halbuki tarihçi, Collingwood’un deyimiyle bir dedektif gibi olmalıdır. Kişilerin kendi beyanı ve itirafları olguları ortaya koymak için gerekli delil olabilir; ama kesinlikle yeterli delil değildir.
Nitekim 18 Mart Üniversitesi’nde Profesör Mete Tuncoku’nun denetiminde Gürol Baba tarafından yakınlarda tamamlanan tez; Çanakkale Harekâtı’nın bu şekilde açıklanamayacağını, bilakis 150 yıllık Şark Meselesi’nin nihai sonucu olarak değerlendirilebileceğini ortaya koyuyor. Çanakkale Harekâtı’nın amacı Ruslara yardım olsaydı Rusların buna müsbet bakmasını ve Müttefiklerin de Rusların harekata katılmasını istemelerini mantıksal olarak bekleriz.
Lakin yine Profesör Mete Tuncoku’nun, 2002 yılında Türk Tarih Kurumu tarafından yayınlanan, Çanakkale 1915: Buzdağı’nın Altı başlıklı kitabından öğrendiğimize göre ne Ruslar bu harekatın yapılmasına müsbet bakmışlar ne de İngilizler Rusların harekata katılmasına müsaade etmişlerdir. Acıdır ki Çanakkale Savaşı’nın Ranke ve Acton türü kapsamlı bir tarihi henüz Türkçe’de yok. Arşiv malzemelerine (sadece yabancı arşivlere) ve diğer birinci el kaynaklara dayanma yöntemiyle ve ilgili bütün faktörlere ve aktörlere yer verme, indirgemecilikten kaçınma ilkeleri ile yazılan Tuncoku’nun kitabı da Çanakkale Savaşları’nın diplomatik ve siyasî yönleri üzerine yoğunlaşmış.
Mamafih, kitapta ilginç ve çarpıcı bilgiler var. Bir yandan İngiltere’nin Rusların Çanakkale Harekâtı’na katılmasına ve, en azından başlangıçta, Yunanlıların müdahil olmasına soğukken, Japonları harekata katılmaya ikna etmek için ne kadar uğraştığını; diğer yandan da Rusların aslında Çanakkale Harekâtı’nı ve bunun sonunda da Boğazlar ve İstanbul’un kontrolünü müttefiklerin ele geçirmesini hiç istemediğini, buna karşın müttefiklerin kendilerine Kafkasya’da yardım etmelerini tercih ettiklerini görüyoruz.
Çanakkale Savaşları’na Yahudilerin İngilizlerle birlikte bizzat katıldıklarına, hatta Yahudilerin Filistin’de de İngilizlerle birlikte hareket etme planlarının bulunduğu hususunda belki de Türkçe okuru ilk kez bu kitapla bilgileniyor.
Yahudilerin sadece Çanakkale cephesinde değil, Filistin cephesinde de Türklere karşı savaştığını Birinci Dünya Savaşı’nın en kapsamlı tarihini yazan Martin Gilbert zaten bize söylemişti.
Tabii Tuncoku bu bilgileri belgelerle verirken, tarihçiliğin dışına çıkarak burdan bir “Arap ihaneti” söylemine benzer bir “Yahudi ihaneti” kavramı ortaya atmıyor. Rankevari bir şekilde ne olduysa onu anlatıyor bize ve Çanakkale’de Türk ordusu içinde savaşan Musevi vatandaşlarımızın bulunduğunu da hatırlatıyor.
İlginç bir bilgi de Çanakkale Savaşları’nın Türkler, Anzaklar, Hintliler ve Yunanlılar gibi İrlandalılar için de ulus kimliğinin oluşmasında önemli bir tarihsel tecrübe öğesi olduğu. Sonuçta, Çanakkale Savaşı’nın sadece diplomatik ve siyasi yönleri üzerine değil, bütün yönlerine ve sadece yabancı arşivlere değil Türk arşiv belgelerine de dayanarak kapsamlı bir tarihi yazıldığı zaman Çanakkale’de ne olduğunu anlayacağız.
DOÇ. DR. A. NURİ YURDUSEV (ORTADOĞU TEKNİK ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ)
|
 |
serkan
17 yıl önce - Cmt 18 Mar 2006, 09:19
Çanakkale ve İstiklal Savaşı'na katılan çok sayıda çocuk, vatan savunmasında destan niteliğinde kahramanlık örnekleri sergileyerek, "meçhul çocuk askerler" olarak Türk tarihinde yerini aldı. Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi Tarih Eğitimi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nuri Köstüklü, Türk milletinin vatan savunması verdiği dönemlerde erkek ve kadınlar kadar çocukların da çok önemli görevler üstlendiğini söyledi. Türk çocuklarının milli bir sorumluluk şuuru içinde gösterdikleri fedakarlıklar, çektiği çileler ve eziyetlerin tam olarak bilinmediğini vurgulayan Köstüklü, Anadolu'nun hemen her köşesinde, özellikle işgal gören yörelerde, çocukların da bir destan niteliğinde kahramanlık örnekleri sergilediğini anlattı. Çocuk askerler üzerine bir araştırma yaptığını ve elde ettiği bilgileri bazı seminerlerde sunduğunu dile getiren Köstüklü, bunlardan bazılarını şöyle sıraladı: "Antep savunmasında Kebapçı Said Ağa'nın oğlu küçük Mehmet, Şahin Bey'in oğlu Hayri, şehit Yolağası'nın oğlu Mehmed Ali gibi 11-12 yaşlarındaki çocukların özverisi göz yaşartıcı boyuttadır. Bu çocuklar Arslan Bey'in başında bulunduğu milis kuvvetlerinin içinde diğer Kuvayi Milliyeciler gibi silahlı olup yeri geldiğinde çatışmalara katıldılar ve çoğu zaman da istihbarat hizmetinde bulundular.
KAHRAMANLIĞI TÜRKÜ OLDU
Adanalı çocukların da İstiklal Savaşı'nda milli heyecan içinde hareket ettiğini dile getiren Köstüklü şöyle dedi: "Urfa'da 14 yaşındaki Bozan, Fransızlar kaçarken Kuvayi Milliye önünde harbe katıldı. Bu yavrunun kahramanlığını gören halk, Bozan için türkü bile yazdı. Sebeke dağından indim dereye/Atılıyor bombalar, bilmem nereye/Türk çeteleri dönmez geriye/Be yürü! yürü Bozan Yavrum yürü!/Vursun kırsın Fransızları, aslanım yürü!..." Köstüklü, Maraş savunması sırasında kendisine verilen köprü uçurma görevini yerine getiren Sarıca Köyü'nden 14 yaşındaki Ali ile milis kuvvetler arasında bir çok yeri dolaşmak suretiyle bilgi alışverişini sağlayan 10 yaşındaki Osmaniyeli Niyazi Aykan'ın da tarihe adını altın harflerle yazdırdığını ifade etti.
YÜZLERCE GAZİ ÇOCUK
Köstüklü, Çanakkale Savaşı'na katılan Galata-saray, Konya ve İzmir Liseleri gibi birçok okulun öğrencisinin şehit düştüğünü belirterek, savaşın olduğu dönemde bu üç lisenin mezun bile veremediğini söyledi. Türk milletinin kadını erkeği ve çocuğuyla tek vücut olarak düşmana karşı koyduğunu ve yabancı unsurları Türk topraklarından attığını belirten Köstüklü, "Türk çocuğu yeri geldiğinde omzunda silahla cephede savaştı, yeri geldi istihbarat için haber taşıdı, yeri geldi Türk askerine mermi götürdü" dedi.
12 YAŞINDAKİ NEZAHAT ONBAŞI
Tabur Komutanı Binbaşı Halit Bey'in kızı 12 yaşındaki Nezahat onbaşının da, elinde silahı asker kıyafetiyle çeşitli muharebelere katıldığını anlatan Köstüklü, "Ata binmesini ve silah kullanmasını çok iyi bilen bu kız çocuğu Milli Mücadele boyunca 70. Piyade Alayı'nın bir mensubu olarak tam bir asker gibi, cepheden cepheye koştu. Hatta bu Alaya, o bölgede 'Kızlı Alay' denmişti" diye konuştu.
FAKÜLTE SİYAHA BOYANDI
Çanakkale destanında bugünkü İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi eski adıyla Darul Fünun öğrencilerinin ise ayrı bir yeri var. 1915'te Darül Fünun 1. sınıfta öğrenim gören 2 bin 500 tıbbiyeli, okullarını bırakarak Çanakkele'ye koştu. İki tümen hâlinde Gelibolu'ya gelen gençler, bir Anzak baskını sonucu şehit oldular. Bu nedenle sonraki yıl açılışta siyaha boyanan Darul Fünun, 1921 yılında hiç mezun veremedi.
TEK BACAĞIYLA SAVAŞTI
Çocuk askerlerden Mehmet ve İsmail, şehrin durumu ile ilgili orduya dilenci kılığında bilgi götürürken düşman askerlerine yakalandılar ve hiçbir konuda düşman kuvvetlerine bilgi vermediler. Serbest bırakıldıktan sonra ateş açılması nedeniyle küçük Mehmet 4, İsmail ise 9 yerinden yaralandı. Mehmet'in hastanede ayağı kesilerek kurtarıldı. Ancak İsmail hastanede şehit oldu. Bir ayağı kesilen Gazi Mehmet, geri döndükten sonra tek ayağıyla Milli Mücadelede yine görev aldı.
İngiliz askerlerini bulut aldı götürdü
Kahramanlıkların tarih kitaplarına yazıldığı, ardında binlerce dramatik hikayelerin anlatıldığı Çanakkale Savaşları, 91 yıl sonra bile bazı bilinmeyenleriyle anılıyor. Çanakkale Boğazı'nı geçip, İstanbul'a ulaşmak isteyen İtilaf Devletleri, binlerce askerle Gelibolu Yarımadası'na ayak atmış, vatan topraklarını işgal etmişti. Her karış toprağında kanlı savaşların yaşandığı, anaların oğullarının başına kına yakarak savaşa gönderdiği bölgede, İngiltere'den gelen 4. Norfolk Taburu'nun Anzak Koyu'nda, bir bulut kütlesinin içinde kaybolduğu söylentileri, 91 yıldır hala konuşuluyor. Gelibolu Yarımadası'ndaki savaşa katılan İngiliz Kraliyet Ordusu'na ait 4. Norfolk Taburu'nun, 12 Ağustos 1915 tarihinde Anzak Koyu mevkiindeki 60. Tepede büyük bir bulut kütlesinin içinde kaybolduğu iddia edilmiş, bu olay savaştan sonra çeşitli tarih kitaplarında yerini almıştı. Yeni Zelanda Kıtası'nın 1. Sahra Birliği'ne bağlı 3. Bölükte savaşa katılan F. Reichardt, R.Nevnes ve J.L. Newman adlı üç asker, bu olaydan 50 yıl sonra olayın görgü tanığı olduklarını iddia etmiş, güneyden esen 70 kilometre hızındaki rüzgara rağmen, yaklaşık 250 metre uzunluğunda, 65 metre yüksekliğinde ve 60 metre genişliğindeki bulut kültesinin yer değiştirmeden 60. Tepe üzerinde durduğunu ve İngiliz askerlerinin bu kütlenin içinde kaybolduğunu anlatmışlardı. Bu olay, kimilerine göre gerçek, kimilerine göre rivayetten başka bir şey değildi. Ancak, bu tür olaylar, tek bir gerçeği değiştirememişti; o da, "Türk'ün vatan ve millet sevgisi uğruna verdiği binlerce candı..."
Şehit torunları onur belgesi istiyor
Dedesi Çanakkale'de şehit düşen işadamı Arif Sarıgül, Çanakkale Savaşı'nda şehit olan Mehmetçikler için "Onur Belgesi" verilmesi yönünde yasa çıkartılması talebiyle TBMM Başkanlığı, Başbakanlık ve Milli Savunma Bakanlığı'na başvuruda bulundu. Sarıgül, kendi adını taşıyan dedesinin Çanakkale Savaşı sırasında Alçıtepe yakınlarında şehit düştüğünü söyledi. Babası Süleyman Sarıgül'ün de İstiklal Savaşı'na katılarak çeşitli cephelerde savaştığını ve 'gazi' olarak İstiklal Madalyası aldığını anlatan Sarıgül, ancak Çanakkale Savaşı'nda şehit düşen dedesi için günün koşullarında herhangi bir belge verilmediğini söyledi. "Dedem için Şehitlik Beratı verilip verilemeyeceğini araştırdığımda, askeri makamlar, (Çanakkale Savaşı'nın Osmanlı Devleti döneminde olması nedeniyle, Türkiye Cumhuriyeti tarafından böyle bir belge verilmesinin mümkün olmadığını, bunun için TBMM'den yasa çıkması gerektiğini) söylediler " diyen Sarıgül, bunun üzerine konuyla ilgili yasanın çıkartılması için TBMM Başkanı Bülent Arınç, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül'e dilekçe gönderdiğini belirtti. Sarıgül "Çorum'daki 3240 Çanakkale şehidinin torunları, parlamenterlerimizden bu tarihi görevi yerine getirmelerini bekliyor" dedi.
Şehitler dualarla yad ediliyor
#
18 Mart Çanakkale Zaferi'ni anma törenleri ve Şehitler Günü dolayısıyla Türkiye'nin dört bir yanından birçok kişi Çanakkale'ye akın etti. Çanakkale'deki şehitlikleri ziyaret edenler bu vatan için kendilerini feda eden atalarımızı dualarla yad ediyor. Bu arada İstanbul'da Edirnekapı ve Sakızağacı Şehitliklikleri'nde de çok sayıda Çanakkale şehidi yatıyor. Sadece Çanakkale değil, 16 Mart, Balkan, 1. Dünya Savaşı ve Sarıkamış savaşlarında yaralanıp, tedavi için İstanbul'daki hastanelere getirilip hayata veda eden şehitler ile son yıllarda Güneydoğu'da terör örgütü ile çarpışmalarda şehit düşen Mehmetçikler Edirnekapı ve Sakızağacı 'nda yan yana yatıyor.
|
 |
sayfa 5  |
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
|