Ana Sayfa 892 bin Türkiye Fotoğrafı
Tunc

8 yıl önce - Pzr 05 Mar 2006, 14:05
Begendigimiz Kısa ve Guzel Hikayeler.....


Günlerden bir gün, köylerden birinde, adamın
birinin esegi, kuyunun birine düsmüş. Niye düser, nasıl düşer
sormayin.
Esek bu. Düşmüş işte. Belki kör bir kuyuydu, agzı tahtayla
kapatılmıştı
belki, üzerine de toprak dökülmüştü. Zamanla tahta cürüdü,
zayıfladı, toprakta biten otları yemek isteyen eseğin ağırlığını cekemedi ve güm.
Hayvancık saatlerce acı içinde kıvrandı,

Bağırdı kendi dilinde.

Sesini duyan sahibi gelip baktı ki vaziyet kötü. Zavallı eseği
kuyunun dibinde melul mahzun bakınıyor.

Üstelik yaralanmış.
Karsılaştığı bu durumda kendini eseği kadar zavallı hisseden adamcağız
köylüleri yardıma cağırdı.

Ne yapsak, ne etsek, nasıl cıkarsak soruları havada kaldı.

Sonunda karar verildi ki kurtarmak icin calışmaya değmez.
Tek care, kuyuyu toprakla örtmek.

Ellerine aldıkları küreklerle etraftan
kuyunun icine toprak attılar.
Zavallı hayvan, üzerine gelen toprakları, her seferinde
silkinerek dibe döktü.

Ayaklarının altına aldığı toprak sayesinde her an biraz
daha yükseldi ve sonunda yukarıya kadar cıkmış oldu.

Köylüler ağzı açık bakakaldı.
Hayat, bazen bizim de üzerimize abanır. Ne bazeni, coğu zaman.

Toz toprakla örtmeye calışanlar çok olur.

Bunlarla bas etmenin tek yolu,
yakınıp sızlanmak değil, düşünüp silkinmek ve kurtulmak, aydınlığa adım atmaktır.
Kör kuyuda olsak bile...

yaşanmış veya yazılmış...

yazarı bilinmiyor ...


göçmen
8 yıl önce - Pzr 05 Mar 2006, 14:31

Herkes ünlü sihirbaz Harry Houdini'nin adını duymustur.

     Yanına hiçbir gerec almadan, yalnızca giysileriyle girdiği herhangi bir hapishaneden bir
saatten önce kurtulacağını iddia eder ve bununla övünürdü.
     İngiliz Adalar'ındaki küçük bir kasaba Houdini'yi davet etti. Houdini kasabanın yeni hapishanesine geldiğinde, hapishanedeki bir hücreye yerlestirildi. Heyecan doruktaydı. Kapılar kapandığında hiç kimse onun o hücreden çıkabileceğine inanmıyordu.

     Houdini'nin kemerinde yirmibeş santimlik bir çelik parçası vardı ve bütün
kilitleri onunla açardı. Otuzuncu dakikanın sonunda, yüzündeki kendine
güven ifadesi yok olmuştu. Bir saat dolduğunda artık ter  dökmeye başlamıştı.

     Ikinci saatin sonunda kapının uzerine yığıldı ve kapı o anda kendiliğinden açıldı. Kapıyı kilitlememişlerdi. Kapı yalnızca Houdini'nin kafasında kilitliydi. Biraz itse açılacaktı kapı, ama kapının kilitli olduğunu düşündüğü için bunu denemedi bile.

     Şans kapıları da aynen boyledir. Kilitli olduklarını düşünüp, açmayı denemeyiz bile. Fakat bazen yapmanız gereken tek şey, şöyle hafifçe dokunuvermektir kapıya.


Tunc

8 yıl önce - Prş 09 Mar 2006, 17:03

Zamanın iyi ve üretken olarak kullanımı konusunda zaman zaman kurslar düzenleniyor. İşte bu kurslardan birinde zaman kullanma uzmanı öğretmen, çoğu hızlı mesleklerde çalışan öğrencilerine, "Hadi, küçük bir sınav yapalım" demiş.

Masanın üzerine kocaman bir kavanoz koymuş. Sonra bir torbadan irice kaya parçaları çıkarmış dikkatle üst üste koyarak kavanozun içine yerleştirmiş. Kavanozda taş parçaları için yer kalmayınca sormuş: "Kavanoz doldu mu?" Sınıftaki herkes, "Evet, doldu" yanıtını vermiş. "Demek doldu ha" demiş hoca.

Hemen eğilip bir kova küçük çakıl taşı çıkartmış, kavanozun tepesine dökmüş, kavanozu eline alıp sallamış, küçük parçalar büyük taşların sağına soluna yerleşmişler Yeniden sormuş öğrencilerine: "Kavanoz doldu mu?" işin sanıldığı kadar basit olmadığını sezmis olan öğrenciler, "Hayır, tam da dolmuş sayılmaz" demişler. "Aferin" demiş Zaman Kullanım Hocası.

Masanın altından bu kez de bir kova dolusu kum çıkartmış. Kumu kaya parçaları ve küçük taşların arasındaki bölgeler tümüyle doluncaya kadar dökmüş. Ve sormuş yeniden: "Kavanoz doldu m" Hayır dolmadı!" diye bağırmış öğrenciler. Yine "Aferin" demiş hoca.

Bir surahi su çıkarıp kavanozun içine dökmeye başlamış. Sormuş: "Bu gördüklerinizden nasıl bir ders çıkarttınız?" Atılgan bir öğrenci hemen fırlamış: "Su dersi çıkarttık. Günlük iş programınız ne kadar dolu olursa olsun, her zaman yeni işler için zaman bulabilirsiniz." "Hayır” demiş Hocaları ve cevaplamış "Çıkartılması gereken asil ders su:

Eğer büyük taş parçalarını baştan kavanoza koymazsanız daha sonra asla koyamazsınız." Ve tabii, herkesin kendi kendisine sorması gereken soruyu sormuş: "Hayatınızdaki büyük taş parçaları hangileri? Onları ilk iş olarak kavanoza koyuyormusunuz? Yoksa kavanozu kumlarla ve suyla doldurup büyük parçaları dışarda mı bırakıyorsunuz?”


Tunc

8 yıl önce - Cmt 11 Mar 2006, 22:03

Bir kervan Bağdat yönüne doğru ilerlerken yolda Veba'ya rastlar.  Kervan başı Veba'ya, "Sen niye Bağdat'a gidiyorsun?" diye sorar.  Veba, "5 bin kişinin canını almak için" diye yanıt verir. Aradan zaman geçer, Bağdat'tan dönen kervan dönüş yolunda yine Veba'ya rastlar.

Kervan reisi Veba'ya, "Bana yalan söyledin. 5 bin kişinin canını alacağım  dedin. Ama sen 50 bin cana kıydın" diye bağırır.

Veba, bunun üzerine şu yanıtı verir:

"Ben 5 bin kişiyi öldürdüm. Geri kalanı korkudan öldü." Korkunun ecele faydası yok, derler. Bunu bildiğimiz halde korkarak  yaşamamızın nedeni ne? Bir Hint masalına göre, kedi korkusundan

devamlı endişe içinde yaşayan bir fare vardır. Büyücünün biri

fareye acır ve onu bir kediye dönüştürür.  Fare, kedi olmaktan son derece mutlu olacağı yerde bu  kez de köpekten korkmaya başlar. Büyücü bu kez onu bir kaplana  dönüştürür. Kaplan olan fare, sevineceği yerde avcıdan korkmaya başlar. Büyücü bakar ki, ne yaparsa yapsın farenin korkusunu yenmeye imkan yok. Onu eski haline döndürür. Ve der ki, "Sen cesaretsiz ve korkak birisin. Sende sadece bir farenin yüreği var. O yüzden ben sana yardım edemem."



Ünlü yazar Shakespeare, bu konuda şöyle diyor: "İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için sevmekten korkuyor... Düşünmekten korkuyor,sorumluluk getireceği için. Konuşmaktan korkuyor,eleştirilmekten korktuğu için. Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğin kıymetini bilmediği için.Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi bir şey vermediği için. Ve ölmekten korkuyor, aslında yaşamayı bilmediği için."

O kadar çok korkuyoruz ki, korkularımızdan yaşamaya zaman kalmıyor.

Oysa mutluluk, eyer vurulacak bir at değil. Garantisi yok, süresi yok.Onun için mutluluk yakalandığında, korkmakla vakit kaybetmek yerine, onu değerlendirmek gerek. Ama bunu kaçımız başarıyor? Kaçımız, "Bugün mutluyum. Tadına varayım" diyebiliyor? Lord Byron'ın dediği gibi, "Mutluluğu tatmanın tek yolu onu paylaşmaktır, çünkü mutluluk ikiz olarak doğar."


Gözde

8 yıl önce - Pts 13 Mar 2006, 22:45
erkekçe yemek tarifleri :)


Domatesli Biberli Yumurta
Büyükçe bir tavaya yağ domates ve biber koyup bir sigara yakıyoruz.
Sigaranın kulu yere düşmek üzereyse yumurtaları eklemenin zamanı gelmiş demektir.yumurtaları kırıp sigaramızı bitiriyoruz. Pişmiştir herhalde ocağın altını kapatıyoruz.
Makarna
Bir tencere dolusu sıcak suya makarna poşetini boşaltıp maç
izlemeye başlıyoruz. İlk yarinin ortalarına doğru kalkıp altını kapatıyoruz.Tencerenin içinden seçtiğimiz makarnayı fayansa fırlatıyoruz. Yapışırsa pismiş demektir. Devre arasında hala içinde su kaldıysa tencerenin kapağını kapatıp lavabodaki en kirli tabağın üzerine doğru
dokuyoruz.(o zaman hem tabak temizleniyor hem de makarnalar çatalla
yenebiliyor) üzerine ketcap döküp yiyoruz.

Not: Fayansa fırlattığınız makarnayı biç ara oradan alin. Sayıca fazlalaştıklarında bazen hangisini fırlattığınız karisi yo.

Tuzlu Makarna
Yapılısı ayni makarnaya benziyor. Tek farkı bu kez makarnaları suya atmadan
önce tuz koymayı akil ediyoruz ...Öyle daha güzel oluyor.

Patates KızartmasıEn kolay islerden biri. Patatesleri soyup parmak gibi kesiyorsunuz  ve kızgın yağa atıyorsunuz.
Tek yapmanız gereken altını zamanında kapatmanız. Yoksa tencere
alev alabiliyor. Bu yüzden sadece tvde pembe dizi varken yapın. Bir de diğer yemeklerin aksine bunu tencerede yiyemiyoruz. Mutlaka tabağa koymak gerekiyor. Onun dışında çok
kolay.

PÜF NOKTALAR
1-) Yemekleri daima tencerenin içinden yiyin. Böylelikle tabak kirletmemiş olursunuz.

2- ) Mutlaka soğanlı bir yemek yapacaksanız asla soğana dokunmayın. Özellikle rendelediğinizde elleriniz çok kotu kokuyor. Bunun yerine soğana ekmek tahtasıyla
beş altı kez vurmayı deneyin, ayni işi görür.
3-) Patates kızartacaksanız soyduğunuz patatesleri asla yıkamayın.kızgın yağa attığınızda çok kötü patlıyorlar.
4-) Yemekler asla kendi baslarına hareket etmezler. Şayet gecen ay yaptığınız tavuk kendi
kendine kımıldamaya başladıysa kurtlanmış demektir. Sakın yemeyin.
5-) Karpuz tabağa koyulmaması gereken bir meyvedir. İkiye ayırıp ortasından
kaşıkla yiyebilirsiniz.
6-) Spagetti paketini açmak için paketi ortasından sıkıca kavrayın  ve altını tüm gücünüzle
fayansa vurun. Paketin üst tarafı yırtılacaktır. Belki bu işlem sırasında makarna un ufak olabilir.ama risk almaya değer. Özellikle misafirlerin yanında yaparsanız tavsiye ediyorum. Öyle daha güzel, bu size çok maço bir hava verir.
7-) Sağda solda kulağıma çalınıyordu. Mutfak robotu denen bisey varmış.Birden içimi bir
heyecan kapladı.Ulan madem bu isin robotu var ben niye koşturuyorum yıllardır diye
sinirlendim. Hemen gidip aldım bir tane. Eve gelip kutusundan çıkardığımda itiraf etmeliyim ki hayal kırıklığına uğradım biraz. Ben açıkçası UFO gibi bisey bekliyorum, bu bildiğimiz tencerenin plastiği. İçindede vantilatör gibi bisey var. Bununla birlikte bir ton plastik
zımbırtı daha çıktı içinden ama bir ise yarayacaklarını sanmıyorum. Neyse fişini taktım denemek için bir tane soğan attım içine.Bakalım ne yapacak diye bekledim. Kabuklarını bile soyamadı essogluesek.Paramparça etti bıraktı.
Sinirlendim attım bir kenara yazdan beri duruyor orda. Bir ara yıkayıp vantilatör gibi olan
şeyi bilgisayarıma takmayı düşünüyorum. Belki fan olarak is görür.
Onun dışında tamamen para tuzağı


KerimTekin

8 yıl önce - Sal 14 Mar 2006, 00:51
BIR KARAFATMA'NIN GüNLüĞÜ=)


DÜn gece yine ölümle burun buruna geldim. Kendime bir zarar geleceginden degil ama karim Cemile ne yapar sonra.Biz aksam yemegimizi genelde saat 11-12 gibi yerdik, ama ev
sahiplerimizin misafiri geldiginden geç vakitler kadar oturup yatmadilar.Neyse ki konuklarin gitmesiyle birlikte uykuya daldilar.Bir süre ortaligin sakinleşmesini bekleyip, yiyecek toplamaya basladim. Bugün misafirler geldigi için menü çok zengindi.
Pasta ve börek kirintilarina bayiliriz. Her neyse ben nevaleyi toplarken birden mutfagin isigi yandi ve "Aaaaaa!Karafatma" diye bir ses duydum.
Salak adam, ben bir erkegim Fatma da nereden çikti.
Benim adim Ismail. Böyle seyler delikanliyi bozar.
Hadi beni karimla karistirdin diyelim. Sen ne kadar korkak bir adamsin.
Benim kaç katim büyüklügünde olmana ragmen bu bagiris da ne böyle?
O korkunç sesin kesilmesiyle birlikte, sanki ben ona bir şey yapmisim gibi beni kovalamaya basladi.Inanin o kadar da dikkat ediyorum,tabak,çanak bardak üzerinde dolasmamaya çünkü bu dingilin karisi çok titiz.
Bazen diyorum ki bu giciklarin misafiri geldiginde git ortalarda dolas böylelikle utanilacak duruma düssünler. Ama yapamiyorum iste.
Ne olursa olsun, ekmek yedigin tekneye kötü gözle bakmamak gerekir. Ben eve geldigim ilk yillari hatirliyorum da ne güzeldi o günler. Rahmetli kayinbabam ve kayinvalidem beni evlerine kabul etmislerdi.O zamanlar rahattik, çünkü ev sahibimiz Riza amca kördü.
Bu sebeple evin her yerinde serbeste dolaşabiliyorduk.Hatta Riza amcayla ayni sofrada yemek yedigimiz günlerde oldu.
Gözleri bizleri görebilseydi nasil davranirdi bilmem ama o hep yüregimizde yasayacak.
Riza amcanin durumu pek iyi sayilmazdi, memur emeklisiydi.
evde rahmetli karisininmis, bu yüzden yiyecek konusunda bu kadar fazla seçenegimiz yoktu.
Ama daha mutlu ve huzurluyduk. Riza amca birgün görünmez kazaya kurban gitti. onun için bütün kazalar görünmezdi.
Riza amcanin topraga verildigi gün biz de oradaydik.
Karsi komsusu Osman Zeki bey bize geldiginde ceketini asmisti. Biz de bunu firsat bilip ceketin cebine girdik. Ardindan Osman Zeki beyle birlikte mezarliga dogru yola koyulduk. Riza amcanin 1 tane oglu vardi ama bugüne kadar  sadece nüfusta gözüküyorlardi. Hayirsizlar daha ilk günden evi satisa çikardilar.Evi su anda oturan adam ve karisi satin aldi.
Eve ayak basmalariyla kayinbabam ve kayinvalidemi öldürmeleri bir
oldu. Adam sonra igrenerek cansiz bedenleri kagida sararak çöpe atti.
Sanki kendisi çok temizmis gibi. Halbuki tuvaletten çiktiktan sonra ellerini yikamadigina defalarca sahit oldum.
Simdilerde kendine üzerinde rahmetli kayinvalidemin resmi olan bir ilaç
almis,durmadan üzerimize sıkip duruyor. Kayinvalidem Sultan hanim gençliginde fotomodel oldugu için bu tür ilaçlarin üzerinde resmi bulunuyor.
Hatta bir iki reklam filminde de oynamisti. Ama evlenince mecburen
birakti.Çünkü kayinbabam tam bir Osmanli erkegiydi.
Bugüne kadar rahmetli Riza amcanin anisina bu evde oturduk,artikdaha fazla dayanacak halimiz kalmadi. Ese dosta haber saldik.Kendimize göre bir ev bulur bulmaz tasinacagiz buradan. Belki de sizin evinize yerleşiriz hayat bu belli mi olur?


ozlemh
8 yıl önce - Sal 14 Mar 2006, 11:16

Yaşama çocukken baktığımız gibi bakmayı unutuyoruz, biraz olsun hatırlayabilelim diye bu küçük öyküyü sizlerle paylaşmak istedim, yazarı kimdir bilmiyorum:

Babası İspanya'nın en ağır siyasi cezalarının verildiği bir hapishanede mahkûmdu küçük kızın. Fırsat bulduğu her hafta sonu babasını ziyaret için annesiyle birlikte hapishaneye giderdi. Yine bir ziyarete giderken babası için çizdiği resmi yanında yanında götürdü ancak hapishane kurallarına göre özgürlüğü çağrıştıran her türlü şeyin mahkumlara verilmesi yasaktı. Bu sebeple kağıda çizdiği kuş resmini kabul etmemişler ve oracıkta yırtmışlardı... Çok üzülmüştü küçük kız... Babasına söyledi bunu, o da:

"Üzülme kızım, yine çizersin; bu sefer çizdiklerine dikkat edersin olur mu?"dedi.

Küçük kız diğer ziyaretinde babasına yeni bir resim çizip götürdü. Bu sefer kuş yerine bir ağaç ve üzerine siyah minik benekler çizmişti. Babası keyifle resme baktı ve sordu:

"Hmmm! Ne güzel bir ağaç bu! Üzerindeki benekler ne? Portakal mı?

Küçük kız babasına eğilerek, sessizce:

"Hşşşşt! O benekler ağacın içinde saklanan kuşların gözleri!..."


Tunc

8 yıl önce - Prş 16 Mar 2006, 00:27

Sevgi Zinciri
Bir akşam üstü Billy arabasıyla kasaba yolundan evine doğru gidiyordu. İçinde bulunduğu taşra ortamındaki iş hayatı onun artık çok yıpratmıştı ama, Billy genede
iş aramaktan vazgeçmemişti. Fabrika kapandığından beri işsizdi...

Kasaba yolu boş bir yol sayılırdı. Billy'in bir çok arkadaşıda kasabayı terketmişti nede olsa geçindirmeleri gereken aileleri ve gerçekleştirmeleri gereken hayalleri vardı Billy ise gitmemişti. Burada doğmuştu ve kasabayı iyi biliyordu. Buradan ayrılmaya yüreği razı gelmiyordu. Bu yolda gözü kapalı gidebilir ve yolun her iki tarafında neler olduğunu tek tek sayabilirdi..

Hava kararmaya yüz tutmuştu. Az ötede yol kenarında kalmış kadını tam seçemedi yanından geçiverdi. Sonra arabasını geri sürdü ve akşamın loş ışığında bile yardıma muhtaç olduğu kolaylıkla anlaşılan yaşlı bir kadın gördü.
Arabasını, kadının arabasının önüne çekti ve aşağı indi. Billy'in yüzündeki gülümsemeye rağmen kadın durumdan endişelenmişti yaklaşık bir saattir kimse yardım için durmamıştı. Billy, yaşlı kadının korkmuş olduğunu görebiliyordu kadının yüzündeki ürperti ancak korkunun vereceği bir ürpertiydi. Rahatlatmak için "Size yardım etmek için burdayım bayan. Neden benim arabama geçip orada beklemiyorsunuz? Bu arada adım Billy" diye seslendi

Kadının tüm sorunu patlak lastikti ama yaşlı kadın için oldukça büyük bir sorundu bu. Billy önce ellerini ovuşturdu sonra krikoyu yerleştirecek bir yer bulmak için arabanın altına doğru eğildi 15 dakika içinde lastiği değiştirmeyi başarmıştı. Billy bijonları sıkarken korkusu iyice azalmış olan yaşlı kadın camı açarak konuşmaya başladı St. Louisli olduğunu bugün yolunun buradan geçtiğini ve zor bir gün olduğunu söyledi.
Billy gülümsedi. Krikoyu bagaja yerleştirdiği sırada yaşlı kadın "borcum ne" diye sordu.
Billy paragöz biri değildi para işlerinden pek anlamazdı. Onun için yardım sever olabilmek önemli bir meziyetti ve kendisi de elinden geldiğince zor durumdaki insanlara yardım etmeyi severdi. Kendisi de bir çok kez, zor duruma düştüğünde başka insanların yardımını görmüştü . Billy bunları düşünürken, yaşlı kadın bir kez daha sordu "Size borcum ne?" Billy ,"Gerçekten bana birşeyler vermek istiyorsanız, yardıma muhtaç birini gördüğünüzde ona yardım etmenizi diliyorum. " V ekledi "Böyle bir durumla karşılaştığınızda beni hatırlayın lütfen!" Kadın arabasını çalıştırıp uzaklaşana kadar Billiy orada bekledi. Kendisi için kötü bir gündü. İş bulamamış halde evine dönüyordu. Üstelik üstü başıda kirlenmişti ama yinede kendini iyi hissediyordu.

Yaşlı kadın ise yolun bir kaç kilometre aşağısında bir cafe görmüş bir şeyler yemek
için orada durmuştu. Salaş görünüşlü bir restorantdı burası. Yanına gelen garson kız ıslak saçlarını silmesi için temiz bir havlu uzattı yaşlı kadına...
Yaşlı kadın bu garson kızın neredeyse 8 aylık hamile olduğunu fark etti fakat genç kadın hamilelikle gelen ağrı ve sızıların, yüzündeki ifadeyi değiştirmesine izin vermiyordu. Yaşlı kadın, bu kadar zor şartlarda çalışıyor olmasına rağmen, bu genç kadının kendisine gösterdiği ilgiye şaşırıp kalmıştı. Derken aklına Billy geldi... Yaşlı kadın yemeğini bitirdi ve garson kıza verdiği 500 doların üstünü beklemeden sessizce gitti. Garson kız geri geldiğinde, yaşlı kadının masasında peçeteye yazılmış bir not buldu. "Bana hiç birşey borçlu değilsin. Ben de bu haldeydim. Şimdi benim sana yardım ettiğim gibi, 1 saat öncede biri bana yardım etti. Eğer sende bunun karşılığını ödemek istersen işte yapacağın şey: Sevginin sende bitmesine izin verme."

Garson kız o gece yorgun argın eve giderken yaşlı kadının bıraktığı parayı ve yazdığı notu düşünüyordu. Kocasının ve kendisinin bu paraya ne kadar ihtiyaçları vardı. Bu para ilaç gibi gelelmişti. Eve geldiğinde kocasını yatağa uzanıp uyuyakalmış halde buldu. Onun tam da bebek beklerken yaşadıkları maddi zorluklar yüzünden ne kadar üzüldüğünü biliyordu. Yaşadığı bu olay ise onları gören gözeten biri olduğunu birkez daha fark ettirmişti kendisine...

Bu düşünceler içinde kocasının yanağına küçük bir öpücük kondurup kulağına şunları fısıldadı "Her şey çok güzel olacak Seni Seviyorum Billy..."



Simone Jourdie


SABRİ BİLGİN
8 yıl önce - Prş 16 Mar 2006, 14:29
AŞK BUDUR İŞTE...


Yaşlı bir adam, sabah erken evinden çıkmış, yolda ilerlerken, bir bisikletlinin kendisine çarpması ile yere yuvarlanmış.

Sokaktan geçenler, yarası hafif olmasına rağmen yaşlı adamı, hemen en yakın sağlık birimine ulaştırmışlar.

Adamcağızın yarasına pansuman yapan hemşire, biraz beklemesini ve röntgen çekilerek, vücudunda her hangi bir kırık veya çatlak olup olmadığını inceleyeceklerini söylemiş.

Yaşlı adam huzursuzlanmış, acelesi olduğunu belirtip röntgen filmi istememiş. Hemşireler meraklanıp, böyle acele etmesinin sebebini sormuşlar.

"Karım huzurevinde kalıyor, her sabah onunla kahvaltı etmeye giderim, geç kalmak istemiyorum" demiş, yaşlı adam.

Bunun üzerine, "Karınızın, siz gecikince merak edeceğini düşünüyorsunuz herhalde... İsterseniz arayıp haber verelim" önerisinde bulunmuşlar.

Adam üzgün bir ifade ile teşekkür etmiş:

"Ne yazık ki karım Alzheimer hastası ve benim kim olduğumu bilmiyor!"

Hemşireler hayretle biraz da şaşırarak sormuşlar:

"Madem sizin kim olduğunuzu bilmiyor, neden hergün onunla kahvaltı yapmak için koşuşturuyorsunuz?"

Yaşlı adam, gözleri dolu ve buruk bir sesle yanıtlamış:

"Ama ben onun kim olduğunu biliyorum, o yetmez mi?"


csanan
8 yıl önce - Cum 17 Mar 2006, 00:43

BİR BARDAK SU

Dünyanın neresindeler kimbilir. Adamın biri karısından bir bardak su istiyor. Kadın, öylesine akan suya " seni sevdiğime vereceğim " diye bakıyor, bir mideye inecek aldırışsız suya bakar gibi değil. Adam suyu kana kana içiyor, bir ruhu giyer gibi. Oh çekiyor, karısına teşekkür ediyor. Kim bilir dünyanın neresinde, kim bilir kaç bardak mutfakta süzgülerinde duruyor.

DOĞAN YARICI
Gece Kelebekleri


Ana Sayfa -> HABERLER ve SOHBET