Ana Sayfa 900 bin Türkiye Fotoğrafı
Burhanettin Akbaş

8 yıl önce - Pzr 12 Şub 2006, 01:59
Gesi Bağları Türküsü (Tarihi, Kimler Söyledi)




(+)

Gesi Bağları türküsünü kim söyledi?
Aslında 100 ya da 104 bentten meydana geldiği varsayılan, hatta mukayeseli bir çalışma yapıldığında dörtlük sayısı daha da artan bu türkü için “Gesi Bağları türküsünü kim söyledi?” diye sorduğumuz soruya verilebilecek en güzel cevap şudur: Bu türkü sayılamayacak kadar insanın katkılarıyla meydana geldi. Çünkü, türkünün içerisinde bir ana motif etrafında o kadar farklı sesler birbirine karışmış ki... Sanki ortaya çıkan ilk hikayenin etrafında herkes derdini söylüyor.
“Kurulsun masalar rakı konyak içilsin” diye temennide bulunan ses, bu türküye karışmış erkek seslerinden biri gibi geliyor bana. Anlaşılan o ki bu duygulu türkü, uzun zamandan beri erkeklerin oluşturduğu rakı sofralarının efkarlı türkülerinden biri de olmuştur.
Bir gelinin dilinden dökülen ve birkaç dörtlükten oluşan türkü, halkın dilinde öylesine çoğaltılmış ki türkünün mısraları inanılmayacak oranda artmış ve adeta destanlaşmıştır.

Gesi Bağları türküsünün bir hikayesi var mı?
Gesi Bağları türkülerinin hikayeleri arasında inanılmayacak oranda farklılıklar vardır.
Türkünün birinci derlemesinde yer alan “iki asker kaçağı tarafından kaçırılan Molla Fadime’nin başına gelenlerin  kendi ağzından dert dökmesi, yakınması” olarak bu türküyü düşünemiyorum bile. Çünkü, bu türkü, böyle bir hikayeye dayansa, bu hikayeyi destekleyecek kıtaların olması gerekmez miydi? Yok. Belki Kazım Yedekçioğlu’nun ifadesiyle bir veya iki kıta biraz yorumlama yeteneğiyle bu hikayeye bağlanabilir ama açık ve net bir destek sayılamaz bu.
Hal böyle olunca Gesi bağları türküsünün hikayesi olarak ortaya atılan hikayelerden birini esas almak imkansız bir haldedir. Yine en mantıklısı ne kadar kişi tarafından söylenmiş olursa olsun, türkünün uzun metnine sığınmak ve türküden belli bir hikaye çıkarmaya çalışmak daha mantıklı gözükmektedir.

Halk bu türküyü neden bu kadar çok seviyor?
Türküde hem gurbet teması, hem ayrılık konusu işlendiği için halkın yıllarca gözdesi olan bu türkü, içerisinde bir çok insanın hikayesini de taşıdığı için bu günlere kadar sevilmiş ve adeta bu yörenin milli marşı gibi olmuştur. Bu türkünün Ürgüp yöresinden Develi’ye, Gesi’den Bünyan’a, Hacılar’a kadar birçok yörede bu kadar çeşitlenmesi, halkın sahiplenmesinde önemli bir rol üstlenmiş olmalı. Tabii ki türkünün ezgisindeki zarafet de bunda etkilidir.

Gesi Bağları türküsü ne zaman söylendi?
Gesi Bağları türküsünün söyleniş tarihi hakkındaki görüş değerli büyüğümüz Kazım Yedekçioğlu tarafından ortaya atıldı. Kayseri Akın Günlük gazetesinde (7-8-9 Ocak 2002, Kayseri Akın Günlük Gazetesi) konuyla ilgili bir yazı kaleme alan Yedekçioğlu yazısında bu türkünün 1890-92 yılları arasında söylenmiş olabileceğini ifade ediyor ve şu görüşlere yer veriyordu: “Rahmetli Büyanam (Büyükannem) geçmişlerden söz edildiği bir gün : “Gessi bağları türküsü yeni çıkmıştı, benim düğünümde ilk kez söylendiydi” demişti. Gelin olduğunda on beşinde var yokmuş. Tevellütünü bilmezdi rahmetli. Rahmetli Annem, ilk çocuğu imiş. Onun kafa kağıdı çekmecemdeydi, bilirim 1312 idi. Gelin olduktan bir yıl, bilemedin iki yıl sonra annemi doğurmuş olsa, (Büyanam) on yedisinde anne olmuş demektir. 1312’den iki yıl geriye gidilince miladi 1892 senesi çıkar ortaya. Demek ki Gesi Bağları türküsü 1890-92 tevellütlü , yani yüz yılı on fazlasıyla doldurmuş.”

Türküde Kayseri Ağzı’nın özellikleri görülür mü?
Türküde Orta Anadolu Ağızlarının ve Kayseri Ağzının özellikleri kısmen görülür. Çünkü, türkünün ana temasını oluşturan dörtlüklerin büyük bölümünde belli bir yöre ağzının özelliklerini görmek mümkün değildir.
Türkünün ikinci varyantında tespit ettiğimiz bir kısım dil özellikleri vardır. Mesela tokaştım taşa (6.bent), hakarlar başa (6.bent), tokandı (47.bent), feleğinen (41.bent), ölüyom (19.bent), ne diyon bana (37. bent), Ibdı Allah (83.bent) vs. gibi.
Bu sözlerin büyük bir bölümü Orta Anadolu ağızlarında vardır. Tokaşmak,  takılmak anlamındadır. Kakmak eylemi, yöre ağızlarında haharlar/ hakarlar şeklinde söylenir. Tokandı sözü ise yöre ağızlarında kullanılır ve Türkiye Türkçesi’ndeki “dokundu” sözünün karşılığıdır. Yine yörede, ile edatının yerine kullanılan bir “nen” eki vardır ki türküde “feleğinen” örneğinde karşımıza çıkar. Yörede “-yor” ekinin çekiminde “r” sesinin düştüğü örneklere rastlanır. Türküde de “ölüyom”, “diyon” örnekleri görülmektedir. “Ibdı” sözcüğü de Orta Anadolu Ağızlarında görülen ve “önce” anlamına gelen bir zaman zarfıdır.
Bütün bu örneklerde Orta Anadolu ve Kayseri Ağzı’nın örneklerini bulmamıza rağmen, yine de eldeki metnin bir türkü olduğu unutulmamalıdır. Yani bir yörenin dil özelliklerini kesin olarak tespit edebilmek için bir türkü metni yeterli bir malzeme kabul edilemez.

“Beni söylemedik diller mi kaldı?”
Türkünün 14. dörtlüğünde böyle bir mısra vardır. Benim derdimi söylemeyen diller mi kaldı diyor. Hal böyle olunca türküde genel manada Orta Anadolu yöresinin söyleyiş biçiminin bulunduğu söylense de yine de daha ince seslerden kurulu bir sesin varlığını görmemek imkansızdır. Bu da türkünün ilk söyleyicisinin yani Gesi’ye gelin gelen kızın farklı bir yöreden olma ihtimalini ortadan kaldırmaz. Hatta bu sesin sahibinin İstanbul Türkçesini kullandığını düşünmemiz daha doğru olur. Türküde yöresel sesler bulunmasına rağmen İstanbul Türkçesinin ağırlığı bütün metinde hissedilmektedir.

Gesi Bağları’ndaki gelin kim?
Aslında türkünün baş kahramanı kesin olarak bilinmiyor. Türkünün hikayelerinde de açık bir şekilde şu denilmiyor ama biz yine türkü metnini esas alarak bazı şeyler söyleyebiliriz.



(+)

Evleri Gesi’ye giderken yolun sağında imiş.
Türkünün metnine göre kızın evi Gesi’ye giderken yolun sağında imiş, yani kız, bağların içindeki bu eve gelin gelmiş. O sırada yaşı da on üç on dört imiş. Türkünün 70. dörtlüğünde bu konulara değinen bir bölüm bulunmaktadır ve bent şöyledir:
Gesi’ye giderken yolun sağında
Güller açmış nazlı yarin bağında
Yeni değmiş on üç on dört çağında (70.bent)
Yine de bu bentlere karşı da ihtiyatlı davranmak gerektiğini hatırlatmak uygun olur. Kesin yargıda bulunmak yerine sadece metne göre hareket ettiğimiz unutulmamalıdır.

Kızın adı Leyla mı? Leyla nasıl biri?
Türkü metni 59. bentte kızın adını açıklıyor. Bu dörtlüğe göre kızın adı Leyla’dır. Bakın bent şöyle diyor:
Yazmam gül yaprağı karanfil irenk
Aksine vuruyor devran-ı felek
Gesi bağlarında Leyla diyerek
Sadece bir bentte kızın adının Leyla olarak geçmesi ihtiyatla yaklaşılacak bir durumdur. Ancak, yine de  alınmış bir mesafedir bana göre. Yani hiç yoktan iyidir.
Leyla nasıl biridir, sorusunda Leyla’nın görüntüsünü anlatan birkaç mısra aradık durduk ama maalesef yeterli bilgilere ulaşamadık. Türküde birkaç yerde Leyla, saçlarının siyah olduğundan bahsediyor, o kadar...
Siyah zülfümü yüzüne süresim geldi (57. bent)
Siyah saçım sağ yanıma devrildi (7. bent)


(+)

Gesi bağları türküsünde mekan neresidir?
Türküde çok miktarda Gesi ve Gesi Bağları adı geçer. Bunlardan bir kısmı doldurma mısra olarak sadece kafiyeye uysun diye verilirken, bazı mısralarda gerçekten karşımıza bir Gesi görüntüsü gelir. Mesela:
Gesi Bağlarında dikili taşlar
Benden selam söyleyin uçan kuşlar (40. bent)
Bizde bir Gesi manzarası uyandırmakta ve yörede bulunan 600 civarındaki tarihi güvercinliği ve yine yörede bir zamanlar çok miktarda olan ve sürü sürü gezen güvercinleri hatırlatmaktadır.
70. bentte ise Gesi’deki tarihi evlerin türkünün içerisinde bir motif teşkil ettiği ve taş işçiliğinin güzel örneklerini teşkil eden bu evlerde çok miktarda kemer bulunduğunun anlatıldığı göze çarpar:
Gesi’nin evleri kemer kemerdir

Everek ve Kayseri Ovası adları da geçiyor.
Türkünün bir yerinde Everek adı bir yerinde de Kayseri Ovası’nın adı geçiyor.
Evereğin bayırına düzüne (70.bent)
Tel tel olur Kayseri’nin Ovası (76. bent)

Burada geçen Everek kelimesinin Develi ilçesini anlattığı sanılabilir ama bana göre bu uzak bir ihtimaldir. Şöyle ki, eski zamanlarda Gesi bölgesine çok daha yakın olan Everek isimli bir mezranın adı geçmektedir. Malya nahiyesine bağlı olan bu Everek mezrasının bugün yeri tam olarak bilememekle beraber, Osmanlı kayıtlarında adı yeterli miktarda geçmektedir. Malya nahiyesi Kayseri’nin Tomarza ilçesine yakın olan bölümlerini içine almakta idi. Hal böyle olunca Gesi’ye çok daha yakın bir Everek mezraının bulunduğunu göz önüne aldığımızda sandığımız şeyin doğruluğu akla daha yakın gözüküyor.Gesi halkı bugün bu yere “Evlek” adını veriyor.

“Üstüme örttüler gurbet yorganı”
Gesi Bağları türküsü gurbet (ayrılık) ve hasretlik duygusunu öne çıkardığı için çok sevilmektedir. Türküde bu duyguları öne çıkaran sözler vardır. Mesela türkünün kahramanı olan kızın Gesili olmadığını “Üstüme örttüler gurbet yorganı” (39.bent) mısraından ve diğer bazı mısralardan anlayabiliyoruz.
Türkünün metninden anlaşıldığına göre, Gesi’ye gelin gelen kızın eşi, uzaklara çalışmaya gitmiş, muhtemel ki İstanbul’dur, bir daha da geri dönmemiştir.
“Ayrılık dediğin birkaç ay olur” (26.bent) feryadı bu durumun getirdiği bir mısra olarak değerlendirilebilir. Lakin, kızın bu evlilikten bir de çocuğu dünyaya gelmiştir.
“Babasız yuvada evlat mı büyür”
“Evvel bir başımdı, şimdi körpe kuzum var” mısraları bu durumu belgeleyen mısralardır.
Leyla’nın gurbette bulunuşu, annesinden babasından, kardeşinden uzak oluşu, evlendiği delikanlının bir daha geri dönmeyişi, oğlanın ailesi ile yaşadığı değişik sorunlar türkü boyunca dile getirilir.
Anam yok ki diye diye ağlasın
Babam yok ki kuşağımı bağlasın
Kardeş yok ki salacamda baş tutsun
Mısraları genelde anne, baba ve kardeş özlemini dile getirirken, Leyla’nın özellikle annesine düşkünlüğünü gösteren o kadar çok mısra vardır.
Ciğerim anamı göresim geldi
Açıp da mezarına giresim geldi (29. bent)
...
Gesi Bağlarının köpeği olsam
Koklayı koklayı anamı bulsam (35. bent)
...
Anamın ekmeği burnumda tüter (36.bent)
...
Leyla’nın evlendiği gence olan sevgisini dile getiren pek fazla bir mısra yoktur türküde. Şüphesiz ki terk edilmenin getirdiği duygular ağır basmakta, çevredeki insanların bu olay karşısındaki tutumları daha ağırlık kazanmaktadır. Bu orada oğlanın ailesi ile çeşitli sorunlar da yaşanmaktadır. Mesela “Varını elinden alsak diyorlar” (34.mısra) mısraı bu durumun açık bir delilidir. Yine bir başka yerde “Kardeş ekmeğini kakarlar başa” diyor. (6.bent) Oğlanın ailesi ile yaşadığı bu dertlerin yanı sıra çevreden de yeterli desteği gördüğü söylenemez. Bu durum türküde sitem halinde belirtilir:
Kaynattım pekmezi gelirim güzün
Garibe vermezler bir salkım üzüm (56. bent)
Leyla’nın hayatı türküde yöre halkının hayat tarzına uygun bir şekilde açıklanır. O da diğer yöre kadınları gibi halı dokur, güz gelince pekmez kaynatır, yöre halkının olduğu gibi büyük kazanı yani herenisi vardır, o da güz gelince herkes gibi ceviz toplar ve kabuğunu çıkarmak için çıra yakar vs. Yunus Emre Özulu’nun derlediği metinde Leyla’nın halı dokuduğunu belirten mısralar vardır.
Halımı dokuyup bağımı tutayım
Issız gecelerde ben nasıl yatayım
Kendimi ben ırmağa mı atayım
Leyla’nın yöre geleneklerini aynen yansıttığı mısralar da vardır. Mesela: “Yas tutsun ellerim kına yakmayım” diyor. Yörede kına yakmak, büyük sevinçlere işarettir ve kadınlar, kızlar düğünlerde, bayramlarda kına yakarlar. Leyla, eşinin kendisini terk edişinden sonra adeta bir yas hayatı yaşadığını bu mısra ile dile getirmiş oluyor.

Gesi Bağları türküsü,  başka türkülerle karıştı mı, yoksa Gesi Bağları türküsünün içerisinden farklı türküler mi çıktı?
Kadir Özdamarlar, 1978 yılında Erciyes dergisinde (sayı:10) “Gesi Bağları” isimli yazısında Yunus Emre Özulu’nun 1973 yılında yazdığı “Kayserim” kitabındaki metinle kendi derlediği metni karşılaştırdığı kısa incelemesinde Gesi Bağları türküsünün içerisinden çıkan farklı türkülere dikkat çekmiştir. Özdamarlar’ın verdiği Gesi Bağları türküsünün metninde geçen

Ellerin mektubu gelmiş okunur
Benim yüreğime hançer sokulur
Bugün posta günü canım  sıkılır
Atma anam atma beni dağlar ardına
Kimseler yanmasın anam yansın derdime

Mısralarının bulunduğu dörtlüğün bir bent ilavesiyle farklı bir Kayseri türküsü haline geldiğini belirtir. Ahmet Gürlek’in 1975’te Ankara’da yayınladığı “Memleketim Develi” isimli eserde bu türkü şöyle verilmiştir:
Bir of çeksem karşıki dağlar yıkılır
Bugün posta günü canım sıkılır
Ellerin mektubu gelmiş okunur
Benim ciğerime hançer sokulur
Sebebim aman aman

Şu karşıki dağda bir top kar idim
Yağmur yağdı güneş vurdu eridim
Evvel yarin sevgilisi ben idim
Şimdi uzaklarda bakan ben oldum
Sebebim aman aman
Yine aynı yazıda Kadir Özdamarlar, Gesi Bağları türküsünde geçen aşağıdaki bendi vererek:
Bu yıl çiçek çoktur dallar götürmez
Bağlar diken olmuş kervan konmaz
Benim bağrım yaz olmuş sitem götürmez
Gel otur yanıma hallerimi söyleyim
Halimden bilmiyor ben o yari neyleyim
Bu bendin de ayrı bir türkü haline geldiğini ve Develili Yaşar Deniz’den derlenerek TRT repertuarına kazandırıldığını haber veriyor. Cahit Öztelli’nin “Evlerinin Önü” (İstanbul-1972) isimli eserinde yer alan bu türkünün metnini de şu şekilde vermektedir:
Bu yıl meyva çoktur dallar götürmez
Dağlar diken olmuş kervan oturmaz
Buna sevda derler sitem götürmez
Ya sen buraya ya ben varayım
Elmas kadehleri ben doldurayım
Çubuğum yok yol üstüne uzatam
Takatim yok yar yolunu gözetem
Menendin yok seni kime benzetem
Ya sen buraya ya ben varayım
Elmas kadehleri ben doldurayım
Bizim tespit ettiğimiz bir başka karışma da şöyledir. Rahmetli Adnan Türköz’ün Bünyan yöresinden derlediği bir türkü vardı.
Dağdan yuvarlandı kayalarımız
Gam ilen yoğrulmuş mayalarımız
N’ola doğurmaz olaydı analarımız
Mektupların elime de zülüflerin yüzüme
Ne dedim de darıldın hiç bakmıyon yüzüme
...
Üç dörtlükten meydana gelen bu türkünün dörtlüklerinin Gesi Bağları türküsünün içerisinde aynen tekrar edildiğini görmekteyiz.
Enginli yüksekli kayalarımız
Gam ile yoğruldu mayalarımız
Doğurmaz olaydı analarımız (13.bent)

Başına bürümüş el kadar astar
Asker babasını yavrular ister
Benim yarim diye yolunu gözler (43.bent)

Dağdan yuvarlandı kayalarımız
Gam ile yoğruldu mayalarımız
N’ola taş doğuraydı analarımız (95.dörtlük)
Seyrani’nin bir deyişindeki mısra dahi şiire karışmış
Seyrani’nin bir deyişinde geçen şu dörtlüğe Kazım Yedekçioğlu dikkat çekiyor:
Seyrani’nin gözü gamla yaş imiş
Aşk u sevda cümle derde baş imiş
Ben bağrımı toprak sandım taş imiş
Meğer taşa tohum ekilmez imiş
Gesi Bağları türküsünün Yunus Emre Özulu derlemesinin 19. bendinde Serani’nin “Meğer taşa tohum ekilmez imiş” mısraı küçük bir değişikle yer almış. 19. bent şöyledir:
19
Gesi bağlarına bir bağ dikeyim
İçerisine gül ü reyhan dökeyim
Ben bu derdin hangisini çekeyim
Meğer taşa biber ekilmez imiş
Kötülerin kahrı çekilmez imiş
Bu örneklerden çıkacak sonuç, Gesi Bağları türküsünün birçok türküye kaynaklık ettiği şeklinde olmamalıdır. Çünkü, bu türkülerin Gesi Bağları türküsünün ana motifleriyle hiçbir alakası yoktur. Asker türküleri olarak adlandırılabilecek olan bu türküler gurbet ve ayrılık konusunu ağırlıklı işlemektedirler. Hatta Seyrani gibi 19. yüzyılın sevilen bir ozanının mısraları dahi türküde yer bulmuştur. Anlaşılan o ki, Gesi Bağları Türküsü çok beğenildiği için bu türküler zamanla halk tarafından Gesi Bağları türküsüne dahil edilmişlerdir.

BARIŞ MANÇO VE GESİ BAĞLARI
Gesi Bağları türküsünü Türkiye’ye duyuran büyük saz üstadı Ahmet Gazi Ayhan olmuştu. Eşi Yıldız Ayhan da bu türküyü TRT’de en iyi seslendiren sanatçıların başında geliyordu.
Lakin genç kuşaklara bu türküyü modern çalgılarla düzenleyerek seslendiren Barış Manço sevdirmişti. İskender Pala, Barış Manço ile Gesi Bağları türküsünün beraber anılışını bir yazısında şöyle belirliyor:
                                                                                                                                                                                                                                   
İskender Pala 4 Subat 1999, Persembe Zaman Gazetesi
....
Giydiği kaftanlar, parmaklarını dolduran yüzükler hep bir amaç için vardı. Batı enstrümanlarını kullanarak doğunun en gizemli şarkılarını besteledi. "Bir ben var ki benim içimde, benden öte benden ziyade" derken Yunuslayın konuşuyor; "Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi" derken, kılıca olduğu kadar söze de hükmeden Muhteşem Süleyman'ın görkemiyle haykırıyordu. Hele “Gesi Bağları'nda bir top gülüm var" derken tam bir Türkmen kocası idi.
......
Şair Mustafa Dermanlı ise Barış Manço’nun ölümünden duyduğu üzüntüyü dile getirdiği şiirinde Barış Manço’ya “Gesi Bağlarından üç top gül” getireceğini ifade ediyor.

BARIŞ’A
.
Yağmur yağıyordu sessizce
Bugün sessizdim,gülemiyordum
Cama vuruyordu damlalar ince ince
Niye o kötü olay bugün olmuştu
Soruyordum kendime.
.
Şubatın biriydi
Soğukta,ağlıyordu gökyüzü
Ölmüştü o
O çok sevdiğim,sevdiğimiz kişi ölmüştü.
.
Radyoda çalan müzikler
O'nu hatırlatıyordu
Ama inan Çelebi seni hep özleyeceğiz
"işte biz o gün tükeneceğiz."
.
Görüşeceğiz cenette seninle,eğer gelebilirsem
”Gesi Bağları'ndan üç top gül getireceğim" sana
"Dağlar dağlar" diyeceğiz dostlarla sen yokken
Ve;
Sevgilimi ilk gördüğümde O'na "GÜLPEMBEM" diyeceğim seni anmak için...
Mustafa Dermanlı

2 Şubat 1999 tarihinde yitirdiğimiz büyük sanatçı Barış Manço’nun cenazesinde tabutunun üzerine Gesi’den getirilen toprak konmuştu. Bu olay Hürriyet Gazetesi’nin haberlerine de yansıdı. Gazetenin haberi şöyle:
4 Şubat 1999 Hürriyet Gazetesi
“...Binlerce kişi, kadın erkek karışık olarak Manço'nun cenaze namazını sokaklarda kıldı. Kalabalık nedeniyle saf tutulmasının zaman alması yüzünden namaza geç başlandı. Manço'nun tabutunun başına üzerinde  Cumhurbaşkanlığı Forsu'nun yer aldığı çelenk konuldu. Kayseri'nin Gesi Beldesi'nden getirilen toprak da bir torbayla sanatçının tabutunun üzerine  konuldu. Cenaze mezarlığa götürülürken, binlerce kişi tekbir getirdi, Manço'nun şarkılarını söyledi.”
         Bu türküyü Kayseri’den göç eden gayrimüslimler de çok seviyor
2000 yılının Ağustos ayında Ağırnas Kasabasına festival dolayısıyla gelen ve 1925 yılında Ağırnas’tan Yunanistan’a giden Rumlar, Neslihan Parkında enteresan bir jest yaparak “Gesi Bağları” türküsünü söylediler.
Gelen topluluk içerisinde yer alan 93 yaşındaki Stavros Farasapulos, Ağırnas’ta geçen çocukluk yıllarını anlatırken müzik zevklerinin ortak olduğunu belirtiyor ve yörede Müslüman ve gayrimüslimlerin hepsinin bu türküyü bildiklerini ve söylediklerini, ayrıca türkünün 120 dörtlük civarında uzun bir türkü olduğunu ifade ediyordu.
Dernek Başkanı Vasili Mavridis ise, bugün Yunanistan’ın Gümülcine şehrinde oturduklarını ve Kayseri’yi unutmamak için bu türküyü sürekli söylediklerini anlatıyor bizlere. Ağırnas Belediye Başkanı Mehmet Osmanbaşoğlu’nu Gümülcine’nin Arkides köyünde karşılayan Ağırnas Rumları da başkana “Gesi Bağları”nı söyleyerek dostluklarını göstermişler.
Prof.Dr. Orhan Okay da 06.05.2001 tarihinde Zaman Gazetesinde yazdığı “Kırk yıl önceki Paris'te eski vatandaşlarımız” isimli yazıda Paris’te karşılaştığı bir Kayserili gayrimüslimin udundan “Gesi Bağları” türküsünü dinlediğini anlatıyor:

Kırk yıl önceki Paris'te eski vatandaşlarımız

“...........
Başka bir arkadaşımızın, daha sonra Hacettepe’de tarih profesörü olan Abdurrahman Çaycı’nın ev sahibi ise Tabibyan Efendi idi. Galiba tanıdığımız Ermenilerin en yaşlısı idi, o yıllarda yetmişin üzerindeydi. Kayserili olan Tabibyan Efendi Belville bulvarında bir evde oturuyor ve o civardaki dükkânında saat tamirciliği yapıyordu. Ama asıl önemli tarafı ut çalmasıydı. O Türkiye’nin ve doğduğu Kayseri’nin bütün nostaljisini yaşıyordu. Evinde o yaşına rağmen pratik yiyecekler değil, kendi imal ettiği pastırmayı, hatta baklava gibi hazırlanması güç tatlıları, içkiye meraklı olduğu için de Fransız şaraplarını değil, bu tip insanların çoğunda olduğu gibi Türk rakısını ve mezelerini tercih ediyordu. Ut repertuarında son yüzyılın pek çok piyasa şarkıları vardı. Başta “Gesi Bağları" olmak üzere Kayseri türkülerini de artık kısılmış olan sesiyle söylüyor ve çalıyordu. Küçük bir not defterinde kendi el yazısıyla bir yığın şarkı yazılıydı. Tabii hepsi eski harflerle. Türkiye’ye gelip gidenlerden de hep Türkçe plak istiyordu.”

Kaynak : S.Burhanettin AKBAŞ, Gesi Bağları Türküsü, Kayseri, 2001


Burhanettin Akbaş

8 yıl önce - Pzr 12 Şub 2006, 02:02
GESİ BAĞLARI türküsü


Gesi Bölgesi’nin en meşhur türküsüdür. Adeta Kayseri’nin “milli marşı” gibi olan bu türkü ülke çapında bilinmektedir. Diğer tanınmış türküler arasında “Yarim İstanbul’u mesken mi tuttun?” ve “Ceviz Oynamaya Gelmiş Odama” sayılabilir.

1.GESİ BAĞLARI
I
Gesi Bağları’ndan gelsin geçilsin
Kurulsun masalar rakı konyak içilsin
Herkes sevdiğini alsın seçilsin
Gel otur yanıma hallerimi söyleyim
Halimden bilmiyor ben oyari neyleyim
2
Gesi Bağları’nda dolanıyorum
Yitirdim yarimi (anam) aranıyorum
Bir çift selamına güveniyorum
Atma garip anam beni dağlar ardına
Kimseler yanmasın anam yansım derdime
3
Gesi bağlarında bülbüller öter
Ateşim yanmadan (anam) tütünüm tüter
Bana bir hal olmuş ölümden beter
Atma garip anam beni dağlar ardına
Kimseler yanmasın anam yansın derdime
4
Gesi Bağları’nda üç ırgat işler
Sıladan geliyor (anam) şu uçan kuşlar
Anneler doğurur ele bağışlar
Örtün pencereleri (anam) esmesin yeller
Dertli olduğumu (anam) bilmesin eller
5
Gesi Bağları’nın gülleri mavi
Ayrıldım yarimden (anam) gülemem gayri
Yardan ayrılanın böyle olur hali
Yas tutsun ellerim (anam) kına yakmayım
Kör olsun gözlerim (anam) sürme çekmeyim
6
Gesi Bağları’nda tokaştım taşa
Kardeş ekmeğini (anam) hakarlar başa
Girip çalıştığım emeğim boşa
Gel otur yanıma, hallerimi söyleyim
Halimden bilmiyor ben o yari neyleyim
7
Gesi’ye giderken yolum ayrıldı
Bindim arabaya (anam) başım çevrildi
Siyah saçım sağ yanıma devrildi
Atma garip anam beni dağlar ardına
Kimseler yanmasın anam yansın derdime
8
Tıkır tıkır merdivenden  inmedim
Güle  güle anam yar koynuna girmedim
Cahil idim kıymetini bilmedim
Atma anam atma , beni dağlar ardına
Kimseler yanmasın anam yansın derdime.
9
Kuruldu kazanım harenim yoktur
Söküldü sim saçım anam örenim yoktur
Kapıdan içeri girenim yoktur
Örtün pencereler anam esmesin yeller
Dertli olduğumu anam bilmesin eller.
10
Bana gül diyorlar neme güleyim
Ayrılık üzerimdeki, kime neyleyim
Bir mektup gönder gönlüm eyleyim
Neyleyim neyleyim hep alnımın yazısı
Gülmemiş bu dünyada, anamın kuzusu.
11
Bulamadım kır  atımın  gemini
Süremedim  anam gençliğimin demini
Ben sürmedim eller sürsün demini
Neyleyim dünyada anam yar olmayınca
Domurcuk gül iken anam koklamayıca.
12
Çattım ocağıma hürmetim yoktur
Döktüm zülfü saçı anam örenim yoktur
Anamdan babamdan gelenim yoktur
Neyleyim neyleyim hep alnımın yazısı
Gülmemiş bu dünyada anamın kuzusu.
13
Enginli yüksekli kayalarımız
Gam ile yoğrulu anam mayalarımız
Doğurmaz  olsaydı analarımız
Neyleyim neyleyim hep alınım yazısı
Gülmemiş bu dünyada anamın kuzusu.
14
Urganım atmadık dallar mı kaldı
Başıma gelmedik anam haller mi kaldı
Beni söymedik diller mi kaldı
Ne deyip ağlayım, anam alın yazgısı
Kader böyle  imiş anam onmaz bazısı.
15
Şu görünen bahçe m’ola bağ m’ola
Şu dağın ardında yarim var m’ola
Oturup da beni yad eder m’ola
Atma anam atma beni dağlar ardına
Kimseler yanmasın anam yansın derdime.
16
Sac üstünde fısır fısır bazlama
Küçük iken ciğerlerim gözleme
Ben diyorum gelir diye gözleme
Örtün pencereler, anam esmesin yeller
Dertli olduğumu anam bilmesin eller.
17
Gesi  bağlarında şıvga dalım yok
Derdimi söylesem anam dinler yarim yok
Herkes güler oynar sorgu sual yok
Ben gülsem oynasam anam yasak diyorlar
Yarını elinden anam alsak diyorlar.
18
Gesi’ye giderken yolum ayrıldı
Bindim arabaya başım çevrildi
Selvi saçım sol yanıma devrildi
Ölüm olmasın da anam ayrılık olsun
Bize sebep olan anam içten vurulsun
19
Mezarımı geniş açın dar olsun
Etrafı mor sümbüllü bağ olsun
Ben ölüyom ahbaplarım sağ olsun
El kadar alınımda türlü yazım var
Evvel bir başımdı, şimdi körpe kuzum var
20
Ateş alıp ısınmadım korunda
Güle güle anam yar gezmedim kolunda
Methim gezer elalemin dilinde
Atma anam atma, beni dağlar ardına
Kimseler yanmasın anam yansın derdime
21
Bülbül gelmiş gül dalına konuyor
Hangi dala yuva yapsa kuruyor
Herkesin yari yanında duruyor
Atma garip anam beni dağlar ardına
Kimseler yanmasın anam yansın derdime
22
Bülbülüm uçtu da kafesi durur
Ne güzel ellerin (anam) babası durur
Babasız yuvada evlat mı büyür
Örtün pencereleri (anam) esmesin yeller
Dertli olduğumu (anam) bilmesin eller
23
Yazmam gül yaprağı düremem gayri
Yalnızım evlere (anam) giremem gayri
Bana bir hal oldu diyemem gayri
Gel otur yanıma hallerimi söyleyim
Halimden bilmiyor ben o yari neyleyim
24
Gesi bağlarında kılarım namaz
Kılarım kılarım halka yaramaz
Haktan geldi bize bir ulu niyaz
Örtün pencereleri değmesin yeller
Bugün efkarlıyım gelmesin eller
25
Gesi Bağları’nın gülü olayım
Arayı arayı yari bulayım
Gül bülbülden başkasına sorayım
Gel otur yanıma hallerimi söyleyim
Halimden bilmeyen ben o yari neyleyim
26
Gesi Bağları’nda kamber tay olur
Anam andıkça aklım zay olur
Ayrılık dediğin birkaç ay olur
Örtün pencereleri esmesin yeller
Dertli olduğumu bilmesin eller
27
Şu dereden akan bulanık seller
Derdim içimdeki ne bilsin eller
Oturup ağlasam divane derler
Ne deyim ne ağlayım hep alnımın yazısı
Kader böyle imiş onmaz bazısı
28
Sandıktan basmamı giyesim geldi
Ciğerim anamı göresim geldi
Varıp iki elini öpesim geldi
Örtün pencereleri esmesin yeller
Dertli olduğumu bilmesin eller
29
Tandıra et vurdum yiyesim geldi
Ciğerim anamı göresim geldi
Açıp mezarına giresim geldi
Ne deyim ağlayım hep alnımın yazısı
Kader böyle imiş onmaz bazısı
30
Gesi Bağları’nda bir top gülüm var
Hey Allah’tan korkmaz sana bana ölüm var
Ölüm varsa bu dünyada zulüm var
Atma garip anam beni dağlar ardına
Kimseler yanmasın anam yansın derdime
31
Gesi Bağları’nda geçilmez yastan
Dört yanım ıslandı yağmurdan yaştan
Sağ yanım ağrıdı soluma yaslan
Hep yalan mı oldu o geçen günler
Bahçede ötmez oldu bülbüller
32
Gesi Bağları’nda açılmış güller
Derdimi söylesem deli olmuş derler
Seni sevdiğimi bilmesin eller
Gel otur yanıma boyu posu güzelim
Gülemem ağlarım ah çekerim gezerim
33
Gesi bağlarında kaynar karınca
İçim kan ağlar anam yaşıtım görünce
Ben  bu dertten iflah olmam ölünce
Hep yalanmı oldu anam o geçen günler
Bahçedeki ötmez oldu anam bülbüller.
34
Gesi bağlarında yiğitler gezer
Eller ne bilsin anam yüreğimi ezer
Yarim gitti hasreti beni üzer
Ben gülsem oynasam anam yasak diyorlar
Varını elinden anam alsak diyorlar.
35
Gesi bağlarının köpeği olsam
Koklayı koklayı anam anamı bulsam
Bulduğum yerde öpsem koklasam
Atma garip anam yazılara yabanlara
Keşke verseydin köyümüzdeki çobana.
36
Gesi bağlarında bülbüller öter
Anamın ekmeği  burnuma tüter
El kadar verseler o bana yeter
El kadar alnımda türlü türlü yazım var
Evvel bir başımdı, şimdi körpe kuzum var.
37
Gesi Bağları’nda bir oylum kaya
Düşmüşüm sevdana ne diyon bana
Bir yüzük yaptırdım yadigar sana
Takın parmağına dar mı geliyor
Gurbete gitmesi zor mu geliyor
38
Gesi Bağlarında yolun sağında
Güller çiçek mi açar yavru bağrında
Yavrusu koynunda elin yanında
Yas tutsun ellerim kına yakmayım
Kör olsun gözlerim sürme çekmeyim
39
Gesi Bağlarında attım urganı
Üstüme örttüler gurbet yorganı
Benim anam çifte kessin kurbanı
Ne deyip ağlayım hep alnımın yazgısı
Kader böyle imiş onmaz bazısı
40
Gesi Bağlarında dikili taşlar
Benden selam söylen hey uçan kuşlar
Memlekette kaldı yaren yoldaşlar
Örtün pencereleri esmesin yeller
Dertli olduğumu bilmesin eller
41
Her boyadan bir boyalı taşım var
Yaşım küçük ne belalı başım var
Feleğinen döğüşecek işim var
El kadar alnımda türlü türlü yazım var
Evvel bir başımdı, şimdi körpe kuzum var
42
Anam kirmenini alsın eline
Tarasın yününü taksın beline
Gelsin baksın yavrusunun haline
Ben gülsem oynasam yasak diyorlar
Varını elinden alsak diyorlar
43
Başına bürünmüş el kadar astar
Asker babasını yavrular ister
Benim yarim diye yolunu gözler
Neyleyim dünyada yar olmayınca
Domurcuk gül iken koklanmayınca
44
Gesi bağlarında ötüşen kuşlar
Hayıra çıkmadı gördüğüm düşler
Yıldan yıla meyva veren ağaçlar
Devşirdim çiçeği dalda ne kaldı
Gidiyom gurbete burda nem kaldı
45
Gesi bağlarında salkım söğütler
Anam yok ki versin bana öğütler
Gün görüp gidiyor benden kötüler
Neyleyim neyleyim hep alnımın yazısı
Gülmemiş bu dünyada anamın kuzusu
46
Ocağımı çattım herenim yoktur
Söküldü sim saçım örenim yoktur
Kapıdan içeri girenim yoktur
Gel otur yanıma başımın tacı
Ayrılık ekmeği zehirden acı
47
Gesi bağlarında açıldı güller
Sevdiği yanımda sefada eller
hep bize tokandı yaramaz diller
Ben gülsem oynasam yasak diyorlar
Varını elinden alsak diyorlar
48
Arı olsam her çiçeğe konarım
Yar yitirdim yana yana ararım
Var mı benim şu Gesi’ye zararım
Atma anam atma beni dağlar ardına
Kimseler yanmasın anam yansın derdime
49
Gesi dedikleri bir çatal dere
Ahbaplar içinde yüreğim yara
Çok emekler verdim vefasız yere
Örtün pencereler esmesin yeller
Dertli olduğumu bilmesin eller
50
Yine kalaylandı sofanın taşı
Silerim silerim gitmez gözümün yaşı
Benim çektiklerim bir soysuz yası
Meğer taşa biber ekilmez imiş
Kötülerin kahrı çekilmez imiş
51
Anam beni ne hal ile doğurdu
El kapısı hamur etti yoğurdu
Gücüm yeter yetmez işler buyurdu
Gurbet elde neler geldi başıma
Anam yok ki şu derdime katıla
52
Anam mendilimi düremiyorum
Yalnızım evlere giremiyorum
Anasız babasız duramıyorum
Neyleyim neyleyim hep alnımın yazısı
Gülmemiş bu dünyada anamın kuzusu
53
Anam yok ki ağıdımı dinlesin
Babam yok ki şikayetim dinlesin
Şu cahil gönlümü kimler eylesin
El kadar alnımda türlü türlü yazım var
Evvel bir başımdı,şimdi  körpe kuzum var
54
Gesi bağlarında gülüm duruyor
Hangi dala yuva yapsam kuruyor
Bülbül bile kadersizi biliyor
Ne deyip ağlayım hep alnımın yazısı
Onmaz imiş güzellerin bazısı
55
Yazmam gül yaprağı düremiyorum
Yalnızım evlere giremiyorum
Söktüm sim saçımı öremiyorum
Devşirdim çiçeği benim dalda ne kaldı
Gidiyom gurbete benim burda nem kaldı
56
Bellettim bağımı yemedim üzüm
Kaynattım pekmezi gelirim güzün
Garibe vermezler bir salkım üzüm
Neydeyim ağlayım alın yazısı
Kader böyle imiş onmaz bazısı
57
Bu yıl çiçek çoktur dallar götürmez
Dağlar diken olmuş kervan oturmaz
Benim bağrım yaz olmuş sitem götürmez
Eğil dağlar eğil yari göresim geldi
Siyah zülfünü yüzüne süresim geldi
58
Yüceden kaldırın gelin ölüsü
Elmalar donatın söğüt dolusu
Bana derler kadersizin birisi
Dertli diye çağırsınlar adımı
Yazmamınan  bağlasınlar başımı
59
Yazmam gül yaprağı karanfil irenk
Aksine vuruyor devran-ı felek
Gesi bağlarında Leyla diyerek
Ah neyleyim şu alnımın yazısı
Onmaz imiş güzellerin bazısı
60
Bana gül diyorlar neme güleyim
Ayrılık serime düştü neyleyim
Anamdan doğalı ben de böyleyim
Gel otur yanıma boyu posu güzelim
Gülemem ağlarım ah çekerim gezerim
61
Çırpını çırpını yuvadan uçtum
Ağlayı ağlayı bu hale düştüm
Getirin anamı babamdan geçtim
Neyleyim neyleyim hep alnımın yazısı
Gülmemiş dünyada, anamın kuzusu
62
Çıra yanmayınca ceviz mi kavlar
Ciğer yanmayınca gözler mi ağlar
Oturum ağlasam divane derler
Gel otur yanıma hallerimi söyleyim
Halimden bilmiyor ben o yari neyleyim
63
Gesi bağlarının yılanı olsam
Dolanı dolanı yanına varsam
Uyusam uyansam derdime yansam
Hep yalan oldu o geçen günler
Bahçede ötmez oldu bülbüller
64
Gesi bağlarını gördün mü bilmem
Toprağına bağdaş kurdun mu bilmem
Gizli sırlarıma erdin mi bilmem
Gel otur yanıma hallerimi söyleyim
Halimden bilmeyen ben o yari neyleyim
65
Gesi bağlarından geçemiyorum
Az doldur kadehi içemiyorum
Anamdan babamdan geçemiyorum
Ölüm olmasın da ayrılık olsun
Bize sebep olan içten vurulsun
66
Gesi’ye giderken yolun sağında
Güller açmış nazlı yarin bağında
Yeni değmiş on üç on dört çağında
Gel otur yanıma boyu posu güzelim
Dost düşman yanında güler oynar gezerim
67
Gesi’ye giderken yolum ayrıldı
Bindim arabaya başım çevrildi
Siyah saçım sağ yanıma devrildi
Eğil dağlar eğil yari göresim geldi
Siyah zülfünü yüzüme süresim geldi
68
Eşik arasında fenerim yitti
Feleğin ettiği gücüme gitti
Bana ettiğini kimlere etti
Atma garip anam beni dağlar ardına
Kimseler yanmasın anam yansın derdime
69
Ellerin mektubu gelir okunur
Benim yüreğime hançer sokulur
Bugün posta günü canım sıkılır
Atma garip anam yazılara yabana
Keşke verseydin köyümüzdeki çobana
70
Evereğin bayırına düzüne
Döndüm baktım karlar yağmış izime
Uyma dedim uydun eller sözüne
Sağ olanlar bir gün olur kavuşur
Küs olanlar bir gün gelir barışır
71
Gesi’nin etrafı tozlu yol m’ola
Salını salını gelen yar m’ola
Urgan atsam ölsem ölüm zor m’ola
Şimdi ben anladım onmadığımı
Daha çilelerimin dolmadığını
72
Gesi’nin evleri kemer kemerdir
Derdim içimde küme kümedir
Ağlamak dururken gülmek nemedir
Örtün pencereleri esmesin yeller
Dertli olduğumu bilmesin eller
73
Söktüm sim saçımı örenim yoktur
Kapıdan içeri girenim yoktur
Ağlasam sızlasam görenim yoktur
Doğurmaz olsaydın anam başım belalı
Bir murat almadım anamdan doğalı
74
Salkım söğüt gibi dallarım yerde
Gözlerim gözlerim gözlerim yolda
Götürün anama evleri nerde
Gurbet elde neler geldiş başıma
Anam yok ki şu derdime katlana
75
Şu dağlara çıksam yolu arasam
Mendilim elimde döne döne ağlasam
Anam yok ki ben derdimi söylesem
Ne deyim ağlayım alın yazısı
Kader böyle imiş onmaz bazısı
76
Tel tel olur Kayseri’nin ovası
Yüzüne bakmadım karın doyası
Taze olur evlilerin boyası
Ne deyip ağlayım alın yazısı
Gülüp oynamıyor gelinlerin bazısı
77
Yüce dağ başına gelmesin eller
Bu gün efkarlıyım açmasın güller
Diz dize gelip de döktüğüm diller
Ne deyip ağlayım bu böyle olmaz
Kulların başına gelmedik kalmaz
78
Gesi bağlarından indi bir firek
Bu mektubu yazan dertli bir yürek
Gönderin anamı o bana gerek
Yaz yaz mektubu postaya bırak
Varamam yanına yollar pek ırak
79
Gesi’ye gidenin bağrı taş gerek
Atı saltanatlı bir kardeş gerek
Ağlamak dururken gülmek ne gerek
Yas tutsun ellerim kına yakmayım
Kör olsun gözlerim sürme çekmeyim
80
Sofraya oturdum gelin kız gibi
Gözüme bakarlar imkansız gibi
Ortadaki yemek acı tuz gibi
Gel otur yanıma hallerimi söyleyim
Halimden bilmiyor ben o yari neyleyim
81
Güğümlere su doldurdum ılımış
Benim kader ilk akşamdan uyumuş
Ne yapayım dostlar yazım bu imiş
Örtün pencereleri esmesin yeller
Dertli olduğumu bilmesin eller
82
Gesi bağlarını belleyen olsa
Şu cahil gönlümü eğleyen olsa
Beni de anama yollayan olsa
Gel otur yanıma hallerimi söyleyim
Halimden bilmiyor ben o yari neyleyim
83
Gesi bağlarında kaynar kum idim
Ben eller içinde yanan mum idim
Ibdı Allah, sonra senden umudum
Gel otur yanıma hallerimi söyleyim
Halimden bilmiyor ben o yari neyleyim
84
Merdivenden tıkır tıkır inerken
Yazması boynuma dolanır severken
Uyumuşum ak gerdandan emerken
Örtün pencereler değmesin yeller
Bu gün efkarlıyım gelmesin eller
85
Gesi bağlarında has nane biter
Bana bir hal oldu ölümden beter
Sevdiğim ettiğin canıma yeter
Yaz yaz mektubunu postaya bırak
Varamam yanına, yollar çok ırak
86
Gül koymuşlar menekşenin adını
Almadım dünyadan ben muradımı
Ben ölürsem dertli koyun adımı
Atma garip anam yazılara yabana
Keşke verseydin beni köyümüzdeki çobana
87
Bu nasıl tecelli bu nasıl kader
Derdim içimdedir ne bilsin eller
Oturup ağlasam deli mi derler
Neyleyim, neyleyim hep alnımın yazısı
Gülmemiş bu dünyada anamın kuzusu
88
Gesi bağlarında gül ile çayır
Ana ben ölüyom başını çevir
Kaynanam imansız, güveyin gavur
Ne diyeyim ağlayayım alın yazısı
Kader böyle imiş onmaz bazısı
89
Elimi atmadık dallar mı kaldı
Başıma gelmedik haller mi kaldı
Beni söylemedik diller mi kaldı
El kadar alnımda türlü türlü yazım var
Evvel bir başımdı şimdi körpe kuzum var
90
Gesi bağlarında gül ile susam
Tecellisi olmaz yerine küsen
Candan kimsem yok derdimi desem
El kadar alnımda türlü yazım var
Evvel yalnızdım şimdi kuzum var
91
Anam yok ki diye diye ağlasın
Babam yok ki kuşağımı bağlasın
Karseş yok ki salacamda baş tutsun
Atma garip anam yazılara yabana
Keşke verseydin köyümüzdeki çobana
92
Bülbüle su verdim altın tasınan
Yolunu beklerim bir hevesinen
Günlerim geçiyor ah u zarınan
Örtün pencereler esmesin yeller
Dertli olduğumu bilmesin eller
93
Gesi bağlarında gül ile nergis
Sabahlar olmuyor sevdiğim sensiz
cennetin köşkünde duramam sensiz
Ölüm olmasın da ayrılık olsun
Bize sebep olan Allah’tan bulsun
94
Gesi bağlarında bir tarla nohut
Anam ben ölüyom bir yasin okut
Küçük kardeşimi yarime büyüt
Örtün pencereler esmesin yeller
dertli olduğumu bilmesin eller
95
Dağdan yuvarlandı kayalarımız
Gam ile yoğruldu mayalarımız
N’ola taş doğuraydı analarımız
Ne deyim ağlayım hep alın yazısı
Kader böyle imiş onmaz bazısı
96
Kuruldu kanadım kefenim yoktur
Kapıdan içeri girenim yoktur
Gurbette anamın haberi yoktur
Beklerim yolunu gelene kadar
Çekerim derdini ölene kadar
97
Kütür kütür kırdın felek dalımı
Kimselere diyemiyom halimi
Ben sana ne yaptım Allah’ın zalimi
Neyleyim neyleyim hep alnımın yazısı
Gülmemiş bu dünyada anamın kuzusu
98
Gesi bağlarında dolanıyorum
Yitirdim yarimi aranıyorum
Bir çift selamına güveniyorum
Eğil dağlar eğil gülleriniz açtı mı
benim sevdiceğim burdan geçti mi

99
Yağmur yağar ince elek tülbentten
Kurtar Allah beni gayri gurbetten
Ölmeyince kurtuluş yok bu dertten
Yol ver dağlar ben gideyim sılama
Sılam zümrüt yeşili buna nasıl dayana
100
Gesi bağlarında bir top gül idim
Yağmur yağdı güneş vurdu eridim
Evel yarin sevdiceği ben idim
Gel otur yanıma hallerimi söyleyim
Halimden bilmiyor ben o yari neyleyim

Kaynak : S.Burhanettin AKBAŞ, Gesi Bağları Türküsü, Kayseri, 2001


Burhanettin Akbaş

4 yıl önce - Cum 16 Ekm 2009, 00:55

Gesi Bağları Türküsünün ilk derlemesi
Bu nasıl türküdür ki yıllar sonra bile böylesine ayaktadır insan şaşıp kalıyor. Bu türkünün hikayelerini toplayıp kitap haline getirdik ama bitmiyor ki bitsin. Ahmet Şükrü Esen’in derlemelerinden oluşan Prof.Dr.Pertev Naili Boratav ve Yar.Doç.Dr.Fuat Özdemir’in yayına hazırladıkları “Anadolu Türküleri”(Ankara-1986/ İş Bankası Kültür Yayını) kitabında da bu türkünün bir varyantı mevcut.
Pertev Naili Boratav, kitabın önsözünde Gesi Bağları türküsü için şunları yazıyor:
“Bu kitap içinde oldukça zengin çeşitlemeleriyle yer alan ‘Gesi Bağları’ türküsünün bendeki izlenimi, Birinci Dünya Savaşının ilk yıllarına çıkar. Arapsun (şimdiki Gülşehri) da, hanımların meclisine, bilmem hangi sebeple Kayseri’den sürgün edilmiş genç bir Rum kadını da katılırdı ve başka türküler arasında bu türküyü de dertli dertli söyler, dinleyenleri duygulandırırdı. Çok zaman sonra, 1940’lı yıllarda, dostum Niyazi Ağırnaslı, Küçük Esat Bağları yolundaki evinde bir akşam saati, ezgisini de, sözlerine de tam hakkını vererek “Gesi Bağları”nı çağırdığı zaman ben, 7-8 yaşlarımın bu uzak anısını yeniden yaşamışımdır.”
Gesi Bağları türküsünün hikayesine yer vermez kitapta ama 45. sayfada 17 bentten oluşan bir derlemeyi aktarır. Rahmetli Ahmet Şükrü Esen’in Kayseri’de görev yaptığı yıllardaki derlemedir. 1893 doğumlu Ahmet Şükrü Esen, zabıt katipliğinden milletvekilliğine kadar uzanan çizgide Anadolu’nun dört bir tarafını gezmiş ve özellikle ağıtları ve türküleri yazıya geçirmiştir.
Kitapta bulunan 17 bentten oluşan derlemenin önemi şundan ileri geliyor: Biz 104 dörtlükten oluşan bir bent sayısına ulaşmamıza rağmen bu derlemelerin tarihlerinin arasında pek bir zaman farkının olmaması sebebiyle çok eski bir derleme metnine ulaşamamıştık. Ahmet Şükrü Esen’in bu derlemeyi 1930’lu yıllarda yazıya geçirdiği tahmin ediliyor. Yani günümüzden 70 yıla yakın bir süre önce yapılmış bir derleme tabii ki oldukça önemlidir.
Hafızaları tazelemek için söylemekte fayda var. Bir türkünün bu kadar uzamış olması, yani adeta destanlaşması pek nadir görülen bir olaydır. Türküler böyle 17, 32, 45, 105 gibi bent sayısına ulaşmazlar. Onlar üç ila beş bent arası kalırlar. Demek ki, “Gesi Bağları” türküsü çok sevildiği için başka türkülerden de katılarak ve farklı söyleyicileri de bulunması dolayısıyla böyle uzayıp gitmiş olmalıdır.
1930’LU YILLARDA AHMET ŞÜKRÜ ESEN’İN DERLEDİĞİ “GESİ BAĞLARI” TÜRKÜSÜ
1
Gesi bağlarının gülleri lâri
Ben yardan ayrıldım gülemem gayri
Yardan ayrılanın böyl’olur hali
Gel otur yanıma başımın tacı
Ayrılık ekmeği zehirden acı
2
Gesi bağlarında buldum bir nohut
Ana ben ölüyom bana yas okut
Mezarımın üstünde dolan bir vakit
Gel otur yanıma başımın tacı
Ayrılık ekmeği zehirden acı
3
Kampanamı yüce vurun gaziler
Ben cahilim kemiklerim sızılar
Anam bacım ardım sıra bozular
Gel otur yanıma başımın tacı
Ayrılık ekmeği zehirden acı

4
Gesi bağlarında kaynar kum idim
Fenerler içinde yanar mum idim
İbdi Allah sonra sensin umudum
Gel otur yanıma başımın tacı
Ayrılık ekmeği zehirden acı
5
Gesi bağlarında üç ırga daşlar
Ağamdan mı geliyon ey uçan kuşlar
Analar büyütür ile bağışlar
Gel otur yanıma başımın tacı
Ayrılık ekmeği zehirden acı
6
Gesi bağlarına indi bir Firenk
Bu mektubu yazan ne dertli bir yürek
Gönderin ağamı o bana gerek
Gel otur yanıma başımın tacı
Ayrılık ekmeği zehirden acı
7
Ağamın giydiği ketenden gömlek
Yoğumuş dünyada garibe gülmek
Hep mi yalan oldu bu geçen günler
Gel otur yanıma başımın tacı
Ayrılık ekmeği zehirden acı
8
Everek’in bayırına düzüne
İllerin anası gider kızına
Benim anam hiç bakmıyor yüzüme
Gel otur yanıma başımın tacı
Ayrılık ekmeği zehirden acı
9
Salkım söğüt gibi dallarım yerde
Gözlerim gözlerim gözlerim yolda
Gösterin sevdiğimin evleri nerde?
Gel otur yanıma boyu bosu güzelim
Gülemem ağlarım ah çekerim gezerim
10
Varın bakın has bahçenin gülleri de açıyor
Duvarından dallarından taşıyor
Benim yarim bülbül gibi şakıyor
Gel otur boyu bosu belalım
Gülemem ağlarım ah çekerim yanarım
11
Yüce dağ başında kaynar karınca
İçerim kan ağlar yaşıtlarım görünce
Ben bu dertten iflah olmam ölünce
Dertli diye çağırsınlar adımı
12
Uyandım ki bir ay doğmuş koynuma
Sığa kollarını aşır boynuma
Bir canım var koydum senin uğruna
Eğil dağlar eğil bir gül alayım
Asker karısıyım ya ben nerde kalayım
13
Gesi bağlarında dolandım taşa
Kardeş ekmeğini kakarlar başa
Çalıştım çalıştım emeğim boşa
Konma bülbül konma dalım boş değil
Yarimi iller aldı gönlüm hoş değil
14
Urganım atmadık dallar mı kaldı
Başıma gelmedik haller mi kaldı
Bize söylenmedik diller mi kaldı
Ya ver muradımı ya al canımı
15
Gesi bağlarında geçilmez taştan
Dört yanım ıslandı yağmurdan yaştan
Sağ yanın ağrıdı soluna yaslan
Devşirdim çiçeği/ …../…..
16
Gesi bağlarında yolun sağında
Güller çiçek m’açar şu yavrunun bağında
Yavrusu koynunda elin yanında
Topladım çiçeği benim dalda nem kaldı
Gidiyorum gurbete benim burada nem kaldı
17
Gesi bağlarından geçemiyorum
Az doldur şarabı içemiyorum
Ben sana söz verdim geçemiyorum
Atma garip anam/…../…..

BU VARYANT HANGİ BİLGİLERİ DEĞİŞTİRİR
1930’lu yıllara ait bir derleme belki çok uzun değil ama oldukça değerlidir demiştik. Türkü metninde geçen bazı bilgiler daha önce yapılan derlemelerde yer almayan bazı ipuçlarını da bize veriyor. Bunlar nelerdir, diyecek olursanız, bakın şöyle:
Gesi bağlarında yolun sağında
Güller çiçek m’açar şu yavrunun bağında
Yavrusu koynunda elin yanında
Topladım çiçeği benim dalda nem kaldı
Gidiyorum gurbete benim burada nem kaldı
16. bentteki bu ifade kızın hikayesini doğruluyor. Yani Gesi’de bir çocuğu ile yalnız başına kalan bir gelinin hikayesi olduğu kesinleşiyor. Nakarat bölüm eğer başka bir türküden alıntı değilse, türkünün kahramanı olan kızın böyle genç yaşta öldüğü yolundaki kanaati değiştiriyor.
Topladım çiçeği benim dalda nem kaldı
Gidiyorum gurbete benim burada nem kaldı
Bu bölüm, kızın ölmediğini, Gesi’yi terk edip gurbete gittiğini göstermez mi? Demek ki, kızın genç yaşta ölümünü anlatan varyantlara daha da şüphe ile bakmak gerekmektedir.

Yine türkünün 8. bendinde geçen “Everek” adı Develi ilçesi değildir. Bugün Gesi yöresinde halkın “Evlek” dediği bir yer var. Burası şimdi bir mevkinin adıdır. Osmanlı döneminde burası “Everek” adlı bir küçük kariye (köy) olarak gösteriliyor.
10. bende bir bakalım:

Varın bakın has bahçenin gülleri de açıyor
Duvarından dallarından taşıyor
Benim yarim bülbül gibi şakıyor

Burada geçen Hasbahçe aslında herhangi bir bahçeymiş gibi bir havada anlatılmıştır ama haliyle yöreyi bilen birisi olarak bize çok daha farklı şeyler ifade etmektedir. Hasbahçe, Darsiyah’ta (bugün Gesi’nin Kayabağ mahallesi) Yanartaş Rum Manastırının bahçesine verilen isimdir. Bu bahçe zamanında çok meşhurmuş. İçerisinde
değişik meyve ağaçları varmış, ki bir kısmı hala duruyor, türlü türlü çiçeklerle cennetten bir köşe gibiymiş. Bahçenin içerisinde bir de havuz var. Kayseri Doğa Belgeseli’nin çekimlerinde 1999 yılında bölgesi gezmiştim ve bu havuzu görme şansım oldu. Çevresi mermer döşemelerle süslenen bu havuzdan sadece birkaç mermer kalmıştı. Adeta havuz talan edilmişti. Bahçenin 2-3 metre arasında yüksek duvarları vardı. Bu duvarların da taşları başka işlerde kullanılmış ve bir başka talan da orada yaşanmıştı. Şiirde “Duvarından dalları taşıyor” demesi de bu bahçenin yüksek duvarlarının yörede çok iyi bilinmesinden kaynaklanıyor.
Şiirde ilk defa Gesi bağlarındaki gelinin eşine “ağa” diye seslendiğine şahit oluyoruz. Bu söz, yörede genellikle baba için kullanılmakla beraber bu şekilde de kullanılabildiği örnekler vardır. Şiirin ana temasında hep “anne özlemi” dile getiriliyordu. Ben ilk defa bu kadar açık bir şekilde eşine duyduğu özlemi dile getirdiği mısralarla bu çeşitlemede karşılaştım.

Gesi bağlarına indi bir Firenk
Bu mektubu yazan ne dertli bir yürek
Gönderin ağamı o bana gerek
Gel otur yanıma başımın tacı
Ayrılık ekmeği zehirden acı

Yazı: S.Burhanettin AKBAŞ / Kayseri Akın Günlük


murat_

4 yıl önce - Cum 16 Ekm 2009, 01:01

Okuyacak bir şeyler artık aramıyorum. Hocam Saolsun gerek kişisel sayfasında, gerek konu başlıklarında beni yeterince doyuruyor. Saol be hocam. Valla iyi ki varsın

Gesi bağları başlığınıda oku oku bitiremedim ve bu şarkının 100 kıt'a dan oluştuğunu inan bilmiyordum. Harika bir araştırma. Elinize Sağlık Hocam.


Murat UZUN

4 yıl önce - Pzr 14 Mar 2010, 16:41

Gesi bağlarının içanadoluda düğünlerde söylenen hali şarkıcıların söylemiş olduğundan çok farklı burada paylaşırsanız çok sevinirim


M. Ali Özdoğan

4 yıl önce - Pzr 14 Mar 2010, 17:25

Bu türküyü kim söylerse söylesin, bu türkü insanı bir yerlere alıp götürüyor her zaman

atalay42
2 yıl önce - Prş 15 Arl 2011, 01:40
Tuz ocağı


Kayseride eskiden tuz ocakları vardı ,şimdi ne durumda bilgi verebilirmisiniz?

halaoglu
1 yıl önce - Çrş 09 Oca 2013, 22:02
Gesi Bağları


Ben Gesiden HALAOGLU. sayfalarca yazmış olduğunuz gesi bağları türküsü ile alakalı bilgilerin çoğu yanlışa yakındır. Bu çalışmayı yaparken konuya tam anlamıyla vakıf kişilerden bilgi almalı idiniz.Çalışmanızda çelişkide kaldığınız yerler netlik kazanır idi.Hem de bizlerden sonraki kuşağı net ve doğru bilgiler ulaşmış olurdu.Çelişkili ve net olmayan bir çalışma olmuş .Bundan sonraki çalışmalarınızda çelişkisiz, doğru ve netlikler dileklerimle...

Burç

1 yıl önce - Çrş 09 Oca 2013, 22:03

Alıntı:
bilgilerin çoğu yanlışa yakındır.


Doğrusu nedir yazmadığın sürece, bu iddia havada kalır..


halaoglu
1 yıl önce - Çrş 09 Oca 2013, 22:08
Sn. Burç


Elimde noter tastikli net ve doğru bilgiler mevcuttur talep edilmesi durumunda bilgi paylaşımı yapılabilir


cevap yaz
(üye olmadan da mesaj yazabilirsiniz)
Ana Sayfa -> HABERLER ve SOHBET